Rusya, Doğu Ukrayna’da sivilleri hedef aldığını inkar ediyor

Moskova, ‘Batı'nın tanklarını’ tehdit ederek Solidar'daki bir saldırının engellendiğini ve Kırım'da bazı SİHA’ların düşürüldüğünü açıkladı

Ukrayna'nın doğusundaki Dnipro'da bombardıman sonrası bir apartmanın molozları arasında çalışan kurtarma ekipleri (AFP)
Ukrayna'nın doğusundaki Dnipro'da bombardıman sonrası bir apartmanın molozları arasında çalışan kurtarma ekipleri (AFP)
TT

Rusya, Doğu Ukrayna’da sivilleri hedef aldığını inkar ediyor

Ukrayna'nın doğusundaki Dnipro'da bombardıman sonrası bir apartmanın molozları arasında çalışan kurtarma ekipleri (AFP)
Ukrayna'nın doğusundaki Dnipro'da bombardıman sonrası bir apartmanın molozları arasında çalışan kurtarma ekipleri (AFP)

Kremlin, Rus işgal güçlerinin Ukrayna’nın doğusundaki Dnipro’da cumartesi günü düzenlenen bombardımanda en az 36 kişinin öldüğü apartmanı hedef aldığını inkar etti. Kremlin yaptığı açıklamada Moskova'nın yalnızca askeri hedefleri bombaladığını öne sürdü.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, düzenlediği basın toplantısında, “Rusya ordusu konutları ve sivil tesisleri bombalamıyor, askeri hedefleri bombalıyor” ifadelerini kullandı. Peskov, Ukrayna hava savunma sisteminden ateşlenen bir füzenin apartmana düşmüş olabileceğini de iddia etti.
Buna karşın Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı İsveç’ten yapılan açıklamada, Rusya’nın hafta sonu Dnipro'da sivil bir apartmanı hedef alan bombardımanının ‘savaş suçu’ teşkil ettiğinden bahsedildi. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, düzenlediği basın toplantısında, “İsveç hükümeti, cumartesi günü Dnipro’daki bir konut binasına düzenlenen füze saldırısı da dahil olmak üzere, Rusların sivillere yönelik devam eden sistematik saldırısını en güçlü şekilde kınıyor. Sivillere yönelik kasıtlı saldırılar savaş suçudur” açıklamasında bulundu.
Öte yandan Kremlin, başta Birleşik Krallık ve Polonya olmak üzere Batı ülkelerinin Ukrayna'ya teslim etmeyi planladığı tankları ‘yakma’ sözü verdi. Kremlin Sözcüsü Peskov, dün basınla yaptığı günlük görüşmesinde, “Bu tanklar yanıyor ve diğerleri gibi yanacak” dedi. Almanya da Ukrayna'ya ağır tanklardan göndermeyi planladığını açıkladı. Londra ise Kiev’e ‘önümüzdeki haftalarda’ 14 Challenger 2 tankından oluşan bir filo göndereceği taahhüdünde bulundu.
Peskov, Kremlin'in, Rus paramiliter grup Wagner ile Rusya ordusu arasında büyük anlaşmazlıklar olduğuna ilişkin bilgiler hakkındaki ilk yorumunda, “Rusya Savunma Bakanlığı ile Wagner Grubu arasında anlaşmazlık olduğu iddiaları, Rusya'nın düşmanlarının bilgi manipülasyonunun ürünüdür” dedi.
Rusya Savunma Bakanlığı ile Wagner Grubu arasındaki anlaşmazlığın esasen yalnızca medyada öne sürülen bir iddiadan ibaret olduğunun altını çizen Peskov, “Halkımız kahramanlarının kim olduğunu bilmeli. Ordumuzda görev yapan ve bu kahramanlıkları gösterenleri tanımalı. Wagner Grubu’nun kahramanlarını bilmeli ki, onları sonsuza dek hatırlayacağız” şeklinde konuştu. Anlaşmazlık iddialarını yayanların Rusya karşıtları olduğunu söyleyen Peskov, Rusya ordusu ve Wagner Grubu'nun ortak görevler yürüttüğünü ve herkesin vatanı için savaştığını vurguladı.
Bunun yanında Moskova dün, Kırım’ın Sivastopol kentine büyük bir silahlı insansız hava aracı (SİHA) filosuyla düzenlenen saldırıyı püskürttüğünü açıkladı. Moskova, saldırı sırasında Rusya'nın kentteki Karadeniz’e bakan en büyük deniz üssünün hedef alındığını belirtti. Rusya yönetimindeki Kırım'ın Sivastopol kentinin valisi Mihail Razvozayev, Sivastopol üssünün ve Karadeniz Filosu’nun hava savunma sistemlerinin deniz üzerinde 7 adet SİHA’yı düşürmeyi başardığını duyurdu. Razvozayev, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, ‘kentte ve kıyı bölgesinde hiçbir tesisin zarar görmediğini ve tüm SİHA’ların deniz üzerindeyken düşürüldüğünü’ yazdı. Valiye göre Kiev, ‘bu başarısız saldırıyı’ başka bir başarı olarak sunmaya çalıştı.
Kiev tarafının Sivastopol’da patlamalar olduğunu yazıp teyit edilmesini istediklerini söyleyen Razvozayev, “Kimsenin size bir şey göndermeyeceğini garanti ediyoruz, kentin tüm köşeleri sessiz” ifadelerini kullandı. Hava sahasının kontrolünün devam ettiğini belirten Razvozayev, “Tüm operasyonel hizmetler hazır. Yalnızca resmi bilgilere güvenin” dedi. Ukrayna ordusu, geçtiğimiz aylarda SİHA’larla Kırım’a birkaç saldırı düzenlemişti.
Moskova, Ukrayna ordusunun Donetsk’i güçlü bir füze saldırısıyla hedef aldığını duyurdu. Moskova’dan yapılan açıklamada, Ukrayna füzelerinin yerleşim yerlerine zarar verdiği bildirildi. Donetsk’in yerel yetkililerine göre Ukrayna ordusu, dün sabah Donetsk’in Kalininsky bölgesini toplam 57 füze ile hedef aldı. Yetkililer, Donetsk'in yanı sıra Makeyevka, Horlivka, Yasinovataya ve Cherokaya Balka kentlerinin de bombardımana maruz kaldığını eklediler.
Diğer taraftan Rusya'nın ilhak ettiği Zaporijya bölgesine atadığı yetkili Evgeniy Balitskiy, Zaporijya bölgesinde geriye kalan toprakların özgürleştirilmesi sürecinin önümüzdeki baharda başlayacağını öne sürdü.
Crimea 24 televizyonuna konuşan Balitskiy, “Zaporijya bölgesinin tamamen özgürleştirilmesine önümüzdeki baharda başlayabileceğimizden eminiz. Ancak bahardan önce başlanabileceğini sanmıyorum. Hangi güçlerle karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Tamamı Batı ülkelerinden oluşuyor” dedi. Zaporijya ‘nın ele geçirilmesinin kolay olmayacağına inandığını belirten Balitskiy, “Pek çok çalışmanın yapılması ve güvenli sokaklar için verilen mücadelede çok sayıda mayının temizlenmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
Moskova geçtiğimiz sonbaharda Ukrayna’nın Zaporijya dahil dört bölgesini ilhak etse de Rus güçleri Zaporijya’nın yaklaşık yüzde 65'ini fiilen kontrol ediyor.
Moskova’nın, son günlerde neredeyse tüm Ukrayna topraklarını hedef alan geniş çaplı bombardımanlarının bir parçası olarak bölgeye yönelik füze saldırılarını artırması dikkati çekti. Askeri verilere göre Rusya ordusu, cumartesi gününden bu yana Zaporijya'ya 8 kez füzeli saldırı düzenledi. Rusya ordusu, füze saldırılarının Ukrayna’ya ait askeri mühimmat depolarını ve Ukrayna ordusu tarafından saldırı için kullanılan altyapı tesislerini hedef aldığını açıkladı.
Öte yandan dün basında yer alan haberlere göre Solidar ve Bahmut şehirleri civarındaki Ukrayna ordusunun bazı birlikleri mühimmat yetersizliği nedeniyle bölgeyi terk etmeye başladı. Moskova, iki gün önce, Solidar’ın kontrolünü ele geçirdiğini ve Bahmut’a doğru ilerlediği duyurdu.
Ukrayna tarafından teyit edilmeyen verilere göre Ukrayna ordusunun iki birliği, ‘mühimmat yetersizliği’ nedeniyle Bahmut ve Solidar’daki cephe hattını terk etti. Ukrayna'dan bağımsızlığını tek taraflı ilan eden sözde Luhansk Halk Cumhuriyeti'nde (LHC) askeri analist olarak görev yapan Albay Vitaly Kiselyov, pazartesi günü Rusya ordusunun İngiltere’de eğitim almış seçkin Ukrayna güçlerinin Solidar’a onlarca araçla sızma girişimini engellediğini duyurdu.
Şarku’l Avsat’ın Rusya resmi haber ajansı TASS’tan aktardığı habere göre ajansa konuşan Albay Kiselyov, Ukrayna güçlerinin yaklaşık 300 ila 400 üyesinin Solidar’a saldırmaya ve Rusya ordusuna karşı savaşmaya devam etmeye çalıştığını söyledi. Albay Kiselyov, saldıran birliklerin, Ukrayna ordusunun seçkinlerinden 46. ve 77. çıkarma tugaylarından olduklarını belirtirken üyelerinin İngiltere'de eğitim aldıklarına dikkati çekti.
Öte yandan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Dönem Başkanı ve Kuzey Makedonya Dışişleri Bakanı Bujar Osmani, 9 saatlik tren yolculuğuyla geldiği Kiev'de Ukraynalı liderlerle ç çok sayıda görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor. Osmani Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “9 saatlik uzun bir tren yolculuğunun ardından Kiev'e ulaştık. Ukraynalı liderlerle bölgede güvenlik ve istikrarı artırmanın ve insanlara yardım etmenin yollarını tartışmak için verimli toplantılar yapmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” yazdı. Osmani'nin Kiev ziyareti, AGİT başkanı olarak yaptığı ilk resmi ziyaret oldu.
Ziyarette Rusya'nın AGİT üyeliği konusunun gündeme gelmesi bekleniyor. AGİT Genel Sekreteri Helga Schmid, Rusya'nın AGİT üyeliğinden çıkarılması çağrısında bulunan Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba’nın talebine cevaben ‘Rusya'nın AGİT dışında tutulamayacağı’ açıklamasında bulunmuştu. Kuleba, Moskova'nın AGİT üyesi olarak kalmasının AGİT’i sona erdireceğini ve baltalanacağını da sözlerine ekledi.
Buna karşın Schmid, Rusya’nın AGİT üyesi olarak kalması gerektiğini, çünkü aynı masada oturmanın karşılıklı diplomatik nezaket anlamına gelmediğini ve bir gün Moskova ile yeniden müzakere kanallarının kurulması gerekeceğini vurguladı. Schmid, AGİT’in, Avrupa’nın güvenliği için önemli tüm ülkeleri aynı çatı altında buluşturan tek güvenlik teşkilatı olduğuna dikkati çekti.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.