Suriye-Türkiye normalleşme treni Halep-Lazkiye yolunda

Süreçten uzaklaştırılan Tahran huzursuz. SDG, endişeleri nedeniyle Şam'a gitmek zorunda kaldı.

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib'de yerinden edilenlerin kaldığı bir kamp, 14 Ocak (EPA)
Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib'de yerinden edilenlerin kaldığı bir kamp, 14 Ocak (EPA)
TT

Suriye-Türkiye normalleşme treni Halep-Lazkiye yolunda

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib'de yerinden edilenlerin kaldığı bir kamp, 14 Ocak (EPA)
Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib'de yerinden edilenlerin kaldığı bir kamp, 14 Ocak (EPA)

Suriye’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Halep yolunu açması amacıyla Lazkiye kırsalında yapılan Türkiye-Suriye güvenlik toplantıları ve Kamışlı'dan Şam’a Suriye-Türkiye normalleşmesinin sınırlarını anlamak amacıyla bir Kürt heyetinin yaptığı ziyaret de dahil olmak üzere Şam'la yeni bir normalleşme olasılığını test eden gizli ve açık güvenlik ve siyasi görüşmelerin kapsamı genişledi. Tüm bunlara Türkiye’nin Fırat'ın doğusuna olası bir askeri harekat başlatmasını önlemek amacıyla ABD tarafından Ankara ile Kürt taraflar arasında başlatılan arabuluculuk çabaları ve Rusya tarafından Şam ile Ankara arasında başlatılan arabuluculuğa İran'ın girme çabası eşlik ediyor.

Rusya’nın arabuluculuğu
Rusya’nın hem eski hem de yeni sayılabilecek çabaları söz konusu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, önümüzdeki Mayıs ayında Türkiye'de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in bir araya gelmesine zemin hazırlamakta kararlı.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, Suriye Ulusal Güvenlik Büro Başkanı Tümgeneral Ali Memlük ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan arasında gerçekleştirilen güvenlik konulu görüşmeler ve ardından Suriye, Türkiye ve Rusya’nın savunma bakanları arasında Moskova’da yapılan üçlü toplantı sonrası üç ülkenin dışişleri bakanları arasında bir toplantı yapılması planlandı.
Moskova, dışişleri bakanları toplantısı için 11 Ocak tarihine işaret etmişti, ancak ABD'nin, söz konusu toplantının Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun 18 Ocak’ta Washington'a yaptığı ziyaret öncesinde yapılmaması yönündeki tavsiyesiyle Ankara bu toplantıya hazır değildi. Aynı durum Şam için de geçerliydi. Şam, bunun yerine ‘bir program planlanması ve bu programdan net sonuçları alınmasını’ istiyordu.
Bu zincirleme gelişmeler ek bağlantılar doğurdu. Rusya Devlet Başkanı Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev Şam'ı ziyaret ederek Esed ile görüştü. Rusya, Esed ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında bir görüşme yapılması arzusunu bir kez daha dile getirdi. Buna karşın Esed, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmek için Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinden çekilmesini yahut bu geri çekilme için bir takvim belirlenmesini şart koştu. Şam'ın, Esed-Erdoğan görüşmesi öncesi  ‘sembolik bir başarı’ elde etmek istediği apaçık ortada.
Ankara ise muhataplarına, geri çekilmesi için 2011 yılından sonra Suriye'ye giren tüm yabancı güçlerin çıkışını ve siyasi çözümü şart koşan önceki tutumunun aksine ABD güçleri Suriye’den çekilse bile ordusunun hiçbir koşulda Suriye'den çekilmeyeceğini söyledi. Ankara burada başka bir noktadaki bir atılıma, 'M4' adıyla bilinen Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun açılmasına odaklanıyor. Çünkü bu yol, Moskova ve Ankara arasında imzalanan, Rus ve Türk güçlerinin M4 üzerinde devriye düzenlemeleri ve yolun her iki tarafında güvenli bir bölge oluşturulması da dahil olmak üzere İdlib’te gerginliği azaltmayı amaçlayan anlaşmaların kapsamına giriyor.
Moskova, 2020 yılının Mart ayında imzalanan anlaşmanın ardından devriyeleri dururken yolu açma çabaları üç yıl süreyle askıya alındı. Moskova, Ukrayna'daki savaş da dahil olmak üzere birçok dosyada muhtaç olduğu Ankara'ya artık baskı yapamıyor.
Türkiye ile Suriye arasında PKK’ya karşı iş birliğinin yeniden başlaması, Adana Anlaşması'nın değiştirilmiş halinin yeniden canlandırılması ve Suriyeli sığınmacıların ülkelerine gönüllü olarak geri dönüşleri tartışmasına şimdi M4’ün açılması için yapılan ciddi görüşmelerin yeniden başlaması eklendi. Bir yanda Türkiye, bölgedeki kontrolüyle birlikte yolun kontrolünü de devralma konusundaki esneklik gösterirken diğer yanda Suriye, egemenliğine ve kontrolüne bağlılığını korurken M4’ün açılması için Lazkiye kırsalındaki Burc el Kasab Tepesi’nde Suriye ve Türkiye arasında güvenlik konulu görüşmeler yapıldı.

SDG’nin endişesi
Suriye-Türkiye normalleşme sürecinin etkisiyle Şam ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında iletişim kanalları yeniden açıldı. Normalleşme rüzgârlarının ardından her iki taraf da diğerinin nabzını tutmak istiyor. Öyle ki birkaç gün önce bir SDG heyeti başkent Şam’ı ziyaret etti.
Daha önce de Rusya’nın arabuluculuğunda müzakere turları yapılmış, komiteler oluşturulmuş, toplantılar gerçekleşmişti. Ancak bir süre sonra bu süreç donduruldu. Şam artık ‘ABD’nin müttefiklerinin’ son haftalardaki ruh halini öğrenmek isterken SDG, Ankara ile normalleşmenin sınırlarını anmak istiyorlar.


Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib'de yerinden edilenlerin kaldığı bir kamp, 14 Ocak (EPA)

Görüşmeler, ABD'nin 2019 yılı sonlarında eski Başkan Donald Trump tarafından onaylanan ve Suriye düzenli güçlerinin Fırat'ın doğusuna konuşlandırılmasını öngören sürpriz bir şekilde geri çekilmesinin ardından her iki taraf arasında imzalanan mutabakat zaptının yeniden uygulanması amacıyla yapılıyor. SDG, Türkiye’nin olası bir askeri operasyon tehdidini savuşturma umuduyla görüşmeler konusunda daha istekli davranırken Şam, zayıf konumuna rağmen SDG başa çıkmaya daha istekli görünüyor.

ABD’nin arabuluculuğu
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk ile Ankara arasındaki ilişkinin çok kötü olduğu biliniyor. Ancak McGurk ile Fidan arasında Körfez ülkelerinden birinde durumu yatıştırmak amacıyla gizli bir görüşme yapılması yeni bir gelişme. Amerikalılar, “Türkiye’nin Fırat'ın doğusunda olası bir askeri harekatını önlemek için ne yapılabilir? Türkiye’nin taleplerinin bir kısmının karşılanması için neler yapılabilir? Uluslararası Koalisyon ortağı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) DEAŞ ile mücadele çabalarında olası bir felaketi önlemek için neler yapılabilir?” şeklinde mesajları vardı. McGurk-Fidan görüşmesinin ardından ABD'li yetkili Nicholas Grainger, Ankara ile Kamışlı arasında gizli bir görüşme turu gerçekleştirdi. SDG iç güvenlik güçlerinin (Asayiş) Türkiye’nin güney sınırlarından Suriye’nin 30 kilo metre derinliğe çekilmesinin ve silahlarını geri çekmesinin yanı sıra yerel meclislerin yeniden kurulması ve Suriyeli mültecilerin bu bölgelere geri dönüşü, Grainger’in çabalarının başlıca gündem maddesini oluşturuyordu.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, ABD’li mevkidaşı Antony Blinken ile görüşmek üzere Washington'a gitmeden önce, Suriye'de siyasi bir çözümle ilgilendiklerini göstermek amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile görüşmeyi istese de herhangi bir açıklamada bulunulmadı. Türkiye defalarca kez ‘yeter artık’ diyerek tek taraflı tedbirler alacağını söylerken ABD, teröre karşı mücadeleyi etkileyecek ve SDG'yi ortadan kaldıracak herhangi bir adımın atılması konusunda uyarıyor.

İran’ın huzursuzluğu
İran, Rusya'nın Şam ile Ankara arasındaki arabuluculuğundan rahatsız ve bunun birkaç nedeni var. Bunlardan birincisi, söz konusu arabuluculuğun onun arkasından yapılması. Öyle ki İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan birkaç gün önce Şam'dan yaptığı açıklamada, Suriye-Türkiye görüşmelerini basından öğrenmelerinden ötürü şikayet etti. İkinci neden, bu arabuluculukta herhangi bir ilerleme kaydedilmesinin, İran'ın Suriye'deki askeri ve askeri olmayan rolünü baltalayacağı düşüncesi. Üçü neden ise arabuluculuk çabalarına girme konusunda Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) sıraya girmiş olması. BAE, yakında yapılması planlanan bir üçlü zirve de dahil olmak üzere Suriye-Türkiye-Rusya toplantılarına ev sahipliği yapmayı yahut bu toplantılara katılmayı teklif etti. Buna İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin geçtiğimiz yılın sonlarında yapılması planlanan Şam ziyaretinin ertelenmesine neden olan engeller eklendi. Şam bir yandan müttefikleri; Moskova ve Tahran arasındaki rekabet kartlarını oynamak isterken diğer yandan Şam Uluslararası Havalimanı'na silah sevkiyatının devam etmesinden ve İsrail’in durmaksızın bombardımanlarını sürdürmesinden oldukça rahatsız. Bunun yanında İran'dan ayrılan üç petrol tankerinin gelişinin gecikmesiyle birlikte ekonomik konularda ‘egemenliğinden tavizler vermesini’ ve Suriye'deki İranlılara Suriyeliler gibi davranılmasını öngören anlaşma taslakları da Şam’ı huzursuz ediyor.
Bu konular, İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ın ziyareti sırasında gündeme taşındı. Ziyaret, bazı atılımlarla sonuçlandı. Abdullahiyan, Tahran’ın petrol tankerlerini göndereceğine söz verdi. Şam, Ankara ile normalleşme konusunda Tahran ile koordinasyon sözü verdi. Şam’a büyük bir ziyaret için hazırlıklar yeniden başladı. Ayrıca İran yanlısı gruplar, Fırat'ın doğusundaki ‘ABD’nin müttefikleri’ bölgesini bombaladı.
Açıktan ve gizliden yapılan tüm bu görüşmelerin bazılarının sonuçları, M4 uluslararası kara yolunda, Suriye'nin kuzeyinde ve doğusundaki çatışma bölgelerinde ve hava saldırılarının kapsama alanında, evlerinde ve çadırlarında bekleyen Suriyelilerin, insani ve ekonomik durumlarının iyileşmesine yansımasıyla ortaya çıkacak.



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.