Suudi Arabistan ve Çad arasında savunma alanında işbirliğine ilişkin mutabakat zaptı imzalandıhttps://turkish.aawsat.com/home/article/4115851/suudi-arabistan-ve-%C3%A7ad-aras%C4%B1nda-savunma-alan%C4%B1nda-i%C5%9Fbirli%C4%9Fine-ili%C5%9Fkin-mutabakat
Suudi Arabistan ve Çad arasında savunma alanında işbirliğine ilişkin mutabakat zaptı imzalandı
İki ülke arasındaki mutabakat zaptı dün Riyad'da imzalandı (SPA)
Suudi Arabistan ve Çad hükümeti, uluslararası barış ve istikrarı artırmaya yönelik Riyad'da savunma işbirliğine ilişkin bir mutabakat zaptı imzaladı.
Suudi Arabistan, Savunma Bakanlığı İcra İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Dr. Halid el-Bayari tarafından temsil edilirken, Çad hükümeti, Dışişleri Bakanı Muhammed Salih en-Nazif tarafından temsil edildi.
Mutabakat, özellikle askeri tatbikatlar, lojistik destek, Askeri Sağlık Hizmetleri, kültürel-sosyal faaliyetler ve terörle mücadelede farkındalık yaratma alanlarında işbirliğinin geliştirilmesini kapsıyor.
Suudi devletinin kurumsal inşası üzerine: Temel Nizamname’nin üzerinden 100 yıl geçtihttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5321837-suudi-devletinin-kurumsal-in%C5%9Fas%C4%B1-%C3%BCzerine-temel-nizamname%E2%80%99nin
Suudi devletinin kurumsal inşası üzerine: Temel Nizamname’nin üzerinden 100 yıl geçti
Kral Abdülaziz'in Mekke-i Mükerreme'de Mescid-i Haram'dan çıktıktan sonraki ilk nadir tarihî fotoğraflarından biri (Kral Abdülaziz Vakfı)
Suudi devletinin ayırt edici özelliklerinden biri, başka bir devletin yıkıntıları üzerinde kurulmamış veya kendisine altyapı ve kurumsal yapılar miras bırakan bir sömürge yönetiminin ardından ortaya çıkmamış olmasıdır. Bu durum, üç asır önce kurulan Suudi devletinin Arap Yarımadası tarihindeki benzersiz ve emsalsiz bir başarı yakalamasını sağladı.
Kurucu Kral Abdülaziz, ülkenin tamamına yayılmış birleşik ve bütünlüklü bir devlet aygıtı devralmamıştı. Ancak farklı bölgelerdeki birbirinden farklı koşullar ve idari düzenlemelerle başa çıkmayı, mevcut yapılardan yararlanmayı ve bunları giderek genişleyen kurumsal bir proje kapsamında yeniden bütünleştirip geliştirmeyi başardı. Hicaz'ın 1925'te tamamen ilhak edilmesinin ardından devlet kurumlarının ve idari yapının inşası için yeni kurallar koydu. Bu da bölgelerin entegrasyonunu hızlandırırken ülkenin birliğini derinleştirdi.
Bu günlerde Suudi Arabistan'ın 96. Milli Günü'nün yıl dönümünü kutlarken aynı zamanda 31 Ağustos 1926'da yayımlanan Temel Nizamname’nin üzerinden de 100 yıl geçiyor. Söz konusu belge, Dr. Abdurrahman eş-Şubeyli'nin ifadesiyle “modern Suudi devletinin tarihindeki ilk yazılı anayasal belge” olarak kabul ediliyor.
Kurucu Kral Abdülaziz bin Abdurrahman
Bu yıl dönümünü üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir dönüm noktası haline getiren bir başka unsur da 2016'da ilan edilen Suudi Arabistan 2030 Vizyonu'nun üzerinden tam 10 yıl geçmiş olmasıdır. Geride kalan bu on yıl, daha önce benzeri görülmemiş birçok başarıya sahne oldu. Geçen yüzyılın 1920'li yıllarından bu yüzyılın 2020'li yıllarına uzanan devlet yönetimindeki bu kurumsal bilinç, hak ettiği ölçüde incelenmedi ve araştırılmadı. Bu yazıda bu konuya ışık tutmaya çalışacağız.
İlk kurucu belgenin üzerinden 100 yıl
Temel Nizamname’nin, Kral Abdülaziz'in Ocak 1926'da Hicaz kralı olarak biat edilmesinin ardından yayımlandı. Belge, 1932'de Suudi Arabistan Krallığı'nın birleşmesine uzanan sürecin başlangıcını haber veren ilk anayasa niteliğindeydi.
79 maddeden oluşan belge, yönetim sisteminin hukuki temelini, Hicaz'daki kral yardımcısının yetkilerini, idari yapıları, Şura Meclisi'ni ve altı daireyi düzenliyordu. Bunlar; Şer'i İşler, İçişleri, Dışişleri, Maliye, Maarif ve Ordu daireleriydi. Bu altı daire, ilerleyen yıllarda bugün 20'den fazla bakanlık ile 300'den fazla kurum, heyet ve idari birimi kapsayan bütünleşik devlet yapısının temelini oluşturdu.
Belgenin yayımlandığı dönemde ne anlama geldiğini kavrayabilmek için Kral Abdülaziz'in farklı uzmanlık alanlarından ulusal isimlerin yer aldığı seçilmiş bir komisyon oluşturduğunu belirtmek gerekir. Komisyonda Abdülkadir eş-Şeybi, Muhammed Şeref Adnan, Muhammed el-Merzuki Ebu Hüseyin, Salih Şata, Muhammed Hüseyin Nasif, Süleyman Kabil, Mahmud Şalhub, Hüseyin Bâselâme, Ali Kutbi, Muhammed Said Ebu'l-Hayr, Muhammed Macid el-Kürdi, Abdullah Zeynel, Hüseyin Adnan ve Abdullah Dehlevi gibi isimler yer aldı.
Bu isimlerin tamamı kurumlar devletinin inşasını amaçlayan bir belgenin hazırlanmasına katkıda bulundu. Bu fikir, bölgenin kurumsal yapılanmadan ziyade işgal ve hakimiyet mücadelelerinin ritmine göre şekillendiği bir dönemde erken bir siyasi olgunluğu yansıtıyordu.
Ancak mevcut kaynaklarda daha az yer verilen bir husus da Temel Nizamname’nin Hicaz Krallığı'na özgü olmasıdır. Belgenin oluşturduğu kurumların etkisi diğer bölgelere de uzanmış olsa da devlet henüz Kral Abdülaziz'in yönetimi altında iki krallıktan, Necid ve Hicaz'dan oluşuyordu. Fuad Hamza, bu nizamnamenin uygulanması sırasında bazı bölümlerde dönemin koşulları ve değişen şartların gerektirdiği değişikliklerin yapıldığına dikkat çekmişti.
Haremeyn-i Şerifeyn Kralı Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Riyad'daki büyük projelerin tanıtımı sırasında (SPA)
Temel Nizamname’nin, iki krallığın birleştiğinin ilanına kadar anayasa işlevini sürdürdü. Tarih, bunun aslında bilinçli biçimde hazırlanmış geçici bir kurucu belge olduğunu gösterdi. Belge, kalıcı bir sistemden ziyade dönüşüm sürecindeki bir dönem için tasarlanmıştı.
Bu durum, kurucu Kral Abdülaziz'in yönetim anlayışındaki temel bir boyutu ortaya koyuyor: Kral, daha büyük ve kapsamlı bir yapıya dönüşeceğini bildiği halde kurumların ve idari yapıların temellerini atmıştı.
İki belge arasında geçen dönemler ve aşamalar
Temel Nizamname’nin, Kral Abdülaziz'in etkin liderliği ve titiz takibi altında 1926-1932 yılları arasında devlet kurumlarının çalışmalarını düzenledi ve birleşik bir devlete geçiş sürecinin temelini oluşturdu.
Benzer şekilde “2030 Vizyonu” da bir aşamadan diğerine geçişin yol haritasını çizdi. Buradaki dönüşüm başlıkları oldukça fazla. Bunlar arasında rant ekonomisinden çeşitlendirilmiş ekonomiye, tüketici devletten üretici devlete geçiş gibi hedefler yer alıyor.
Ancak iki belge arasındaki karşılaştırma yalnızca biçimsel düzeyde kalmıyor, içerik bakımından da kendini gösteriyor. Temel Nizamname’nin 100 yıl önce ordu, eğitim, yargı, vergiler ve hac gibi alanları tek bir belgede düzenlemesine benzer şekilde 2030 Vizyonu da enerji, teknoloji, kültür, turizm, sanayi ve eğitim gibi sektörleri tek bir ulusal dönüşüm çerçevesinde bir araya getiriyor.
Aradaki fark ise şu: 1926 tarihli belge, varlığını sürdürmek için zorlu bir bölgesel ortamda mücadele eden bir krallığın kurumlarını yönetirken 2016 tarihli belge, ekonomisi bölgenin en büyüğü haline gelen, dünyanın en büyük 20 ekonomisini bir araya getiren G20'nin üyesi ve Arap ve İslam dünyasının lider ülkelerinden biri olan bir devletin hedeflerini yönetiyor.
İç kurumsal yapılanmadan uluslararası etkinliğe
Suudi Arabistan, son 100 yılda büyük dönüşümler geçirdi ve her alanda kalkınma hamlelerine ve kapsamlı bir gelişim sürecine tanıklık etti. İstikrarın korunması, kalkınmanın ve devlet inşasının sürdürülmesi, bölgesel ve küresel ölçekte çalkantılı ve son derece karmaşık koşullar altında her zaman önceliklerden biri oldu.
Egemenliğin ve devletin birliğinin korunması, Suudi devletinin tarihinde hiçbir tavizin kabul edilmediği temel bir kırmızı çizgi oluşturdu. Ancak bu konudaki kararlılık hiçbir zaman mutlak olmadı. Her zaman karşı karşıya gelmenin maliyeti ve muhtemel sonuçları dikkatle hesaplandı.
Bu kararlılığa, çatışmaların yönetiminde belirgin bir itidal eşlik etti. Açık çatışma yerine diplomasi ve arabuluculuğa öncelik verilmesi, mümkün olduğu ölçüde eşitsiz savaşlara girmekten kaçınılması Suudi politikasının öne çıkan özellikleri arasında yer aldı. Bu yaklaşım, gerçekçi bir değerlendirmeyi yansıtıyor.
Suudi politikasında değişmeyen unsurlarla değişen unsurlar arasındaki ayrım, bölgesel ve uluslararası güç dengelerinin defalarca değişmesine rağmen devletin üç asır boyunca kurumsal devamlılığını koruyabilmesini açıklayan unsurlardan biri olarak görülüyor.
Suudi dış politikasındaki sürekliliği inceleyen araştırmalar, bu ilkelerin Kral Abdülaziz döneminden bu yana köklü olduğunu ve farklı tarihsel dönemlerde alınan büyük kararlar arasındaki belirgin benzerliği açıklayan bir bağ oluşturduğunu ortaya koyuyor.
Temel Nizamname’nin resmi Ümmü’l-Kura gazetesindeki yayımlanmış hali
Son yıllardaki süreçte dikkat çeken nokta ise Suudi devletinin uluslararası rolünün anlaşılmasında uzun süredir hakim olan geleneksel denklemde değişim yaratması oldu. Bölgesel dosyaların yönetim tarzında kademeli olarak, medya ve akademik çevrelerde “krizleri sıfırlama” veya “sıfır sorun” politikası olarak nitelendirilen bir yaklaşım öne çıktı.
Bu yaklaşım, ekonomik çeşitlendirme ve yatırım çekme hedeflerini bölgesel istikrar gereklilikleriyle ilişkilendiren 2030 Vizyonu gündemiyle eş zamanlı ilerledi. Bunun yanı sıra uluslararası dosyalara daha fazla dahil olunması ve uluslararası düzeyde ittifakların ve stratejik ortaklıkların daha sistematik biçimde kurulması da dikkat çekti.
Bu dönüşümün temel özelliği, kullanılan araçları ve yöntemi değiştirmesi, ancak temel ilkeleri değiştirmemesi oldu. Temel dayanaklardan taviz vermeden uyum sağlayabilme kapasitesi, bu politikanın sürekliliğinin en belirgin özelliği olmaya devam ediyor.
Suudi siyasi söylemi, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesini ve iç işlerine müdahale edilmemesini vurguluyor. Bunlar aynı zamanda Kral Abdülaziz'in 1922'deki Ukeyr görüşmelerinden 1927 tarihli Cidde Antlaşması'na kadar İngilizlere karşı mücadelesinde yerleştirmeye çalıştığı ilkelerdi.
Burada sorulması gereken soru şu: Bu ilkeler ve dönüşümler, gerçek ağırlıklarını yansıtacak ölçüde neden kurumsal ve akademik ilgi görmüyor?
Model ihraç eden devlet
Kral Abdülaziz 1926'da, yeterli kaynağa sahip olmayan ve modern yaşamın gerektirdiği imkanların henüz kayda değer ölçüde bulunmadığı bir devlet için ilk anayasal belgeyi hazırlamayı başardı.
2026'da ise Suudi Arabistan, StartupBlink'in 2025 raporuna göre inovasyon ve girişimcilik ekosisteminin büyümesinde dünyada ilk sırada yer alıyor. Yüz yıl önce sınırlı kaynaklarla ilk anayasal belgesini hazırlamak için mücadele eden devlet, bugün ekonomilerin dönüştürülmesi ve siyasi dosyaların yönetilmesine ilişkin modelleri incelenen bir ülke haline geldi.
Buradaki en büyük paradoks, yeterince dikkat çekmemesi: Aralık 1922'de Kral Abdülaziz, devletinin sınırları konusunda İngilizlerle müzakere etmek üzere Ukeyr Konferansı'na katıldı. Yaklaşık bir asır sonra ise Suudi Arabistan, Expo 2030'a ev sahipliği yapma hakkını etkinlik tarihindeki en yüksek oy oranıyla kazandı ve 2034 Dünya Kupası'na da rakipsiz ev sahipliği yapma hakkını elde etti.
Böylece bir zamanlar büyük güçlerle sınırlarını belirlemek için müzakere eden devlet, dünya ülkeleri tarafından küresel ölçekteki en önemli iki organizasyona ev sahipliği yapma hakkına layık görülen ülkeye dönüştü.
Daha önce de belirttiğimiz gibi Temel Nizamname’nin bilinçli biçimde geçici bir belge olarak hazırlanmış ve aşılması hedeflenmişti. 2030 Vizyonu da niteliği ve işlevi farklı olmakla birlikte bilinçli biçimde geçici bir belge olarak tasarlandı. Bu vizyon da bir noktada durmak için değil, daha ileri bir aşamaya geçmek üzere oluşturulmuş bir geçiş süreci niteliğinde.
Suudi devletinin 100 yıllık tarihindeki sürekliliğin özü de burada yatıyor: Her belge veya vizyon kendi başına bir hedef değil, kendisinden sonrasının çerçevesini oluşturan geçici bir adımdı. Aynı zamanda sonraki aşamanın çıtasını daha da yükseltti. Çünkü hedef büyütmek, Suudi Arabistan'ın liderliği ve halkıyla özdeşleşmiş bir özellik. Bu özellik, üç asır önce dağınık yapıları bir araya getirme hedefiyle başladı ve bugün art arda gelen başarılar ve hedeflerin aşılmasıyla devam ediyor.
Burada önemli bir noktayı da açıklamak gerekiyor: 1926 tarihli nizamname belgesi kurumsal bir geçişi yönetirken “2030 Vizyonu” kurumsal bir dönüşümü yönetiyor. Temel Nizamname’nin yönetim ve idareye ilişkin hukuki ve düzenleyici bir belgeydi. 2030 Vizyonu ise ulusal bir stratejik çerçeve niteliğinde.
Dolayısıyla iki belge arasındaki karşılaştırma, bunların hukuki niteliğinin aynı olduğu varsayımına dayanmıyor. Her birinin kendine özgü bağlamı ve işlevi bulunuyor. Karşılaştırma, kurumsal geçişin yönetilmesi ve dönüşüm için kapsayıcı bir çerçeve oluşturulması fikri üzerinden yapılıyor.
Sonuç olarak Suudi Arabistan tarihinin yeniden okunmasında ortaya çıkan ve art arda gelen ulusal başarılarla kendisini gösteren bu yeni sayfalar, yalnızca araştırmacıların ve tarihçilerin değil, kamu politikası merkezlerinin, üniversitelerin ve kurumların da üzerinde durmasını gerektiren bir alan.
Bu kurumların halen güncel gelişmeleri yalnızca olmuş bitmiş süreçler olarak görmek yerine, bunları araştırılması ve belgelenmesi gereken önemli bir çalışma alanı olarak ele alması gerekiyor.
Kral Selman: Suudi Arabistan inanç esaslarını koruma ve adaleti tesis etme temelleri üzerine kurulduhttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5321828-kral-selman-suudi-arabistan-inan%C3%A7-esaslar%C4%B1n%C4%B1-koruma-ve-adaleti-tesis
Kral Selman: Suudi Arabistan inanç esaslarını koruma ve adaleti tesis etme temelleri üzerine kuruldu
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz (SPA)
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, Ulusal Gün’ün, kurucu Kral Abdülaziz bin Abdurrahman’ın Allah’ın lütfu, kararlılığı ve liderliği ile ülkenin sadık evlatlarının gayretleri sayesinde Suudi devletinin üzerine kurulduğu sağlam temelleri hatırlama vesilesi olduğunu belirtti. Kral Selman, bu temellerin inanç esaslarını koruma ve adaleti tesis etme amacına dayandığını vurguladı.
Kral Selman, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda Allah’tan Suudi Arabistan’a güvenlik, istikrar ve refahını daim kılmasını diledi.
نستذكر في اليوم الوطني، ما قامت عليه هذه الدولة المباركة بفضل من الله ثم بعزم وقيادة الملك المؤسس عبدالعزيز بن عبدالرحمن - طيب الله ثراه - وسواعد أبناء الوطن المخلصين من أُسس راسخة لحفظ العقيدة وإقامة العدل، ونسأل الله أن يديم على بلادنا أمنها واستقرارها وازدهارها.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağıhttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5321692-suudi-arabistan-d%C4%B1%C5%9Fi%C5%9Fleri-bakan%C4%B1-%C2%A0faysal-bin-ferhan-filistin
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağı
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması ve insani yardımların hiçbir engelle karşılaşmadan bölgeye ulaştırılması çağrısında bulundu. Bakan Ferhan, bağımsız bir Filistin devletinin hayata geçirilmesi ve işgalin sona erdirilmesinin bölgenin güvenliği ve istikrarının iki temel dayanağını oluşturduğunu vurguladı. Bakan ayrıca Suudi Arabistan’ın ortak tehditlerle mücadele etmek ve bölgesel istikrarı desteklemek amacıyla Suriye ve Türkiye ile koordinasyon ve iş birliğini güçlendirdiğini belirtti.
Suudi Bakan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. döneminin üst düzey haftası kapsamında salı günü düzenlenen ve Fransa, İngiltere ve Kanada ile birlikte eş başkanlığını yaptığı “İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya katıldı.
Prens Faysal bin Ferhan, toplantıda Fransa, İngiltere, Kanada ve giderek artan sayıdaki ülkenin Filistin devletini tanıma yönünde attığı adımları ve yasa dışı yerleşim faaliyetleri konusunda hesap verebilirliği güçlendirmeye yönelik girişimlerini memnuniyetle karşıladı. Henüz Filistin devletini tanımayan ülkelere de bu yönde adım atmaları çağrısında bulundu.
Bakan Ferhan, yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci şiddeti ve ilhak politikalarıyla mücadele edilmesi gerektiğini vurgularken Kudüs’teki tarihî ve hukuki statükonun korunması çağrısı yaptı. Bakan ayrıca tüm tarafların şiddeti, nefreti ve kışkırtmayı reddetmesi ve barış ile uzlaşmayı destekleyecek bir ortamın oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Gazze konusunda ise Dışişleri Bakanı, barış planının eksiksiz ve derhal uygulanmasının yanı sıra insani yardımların herhangi bir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasının önemini vurguladı. Bunun, Gazze Şeridi ile Batı Şeria’nın Filistin Ulusal Yönetimi çatısı altında birleştirilmesi hedefine ulaşılması açısından gerekli olduğunu belirtti.
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya eş başkanlık ederken (Suudi Dışişleri Bakanlığı)
Bakan Ferhan, güvenliğin bir tarafın diğer taraf pahasına sağlanmasına değil, karşılıklı çıkarlar ve birbirine bağlı güvenlik anlayışına dayanması gerektiğini söyledi. Suudi Arabistan’ın kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın sağlanması amacıyla ortaklarıyla çalışmayı sürdüreceğini belirten Bakan Ferhan, bu çabaların Arap Barış Girişimi, ilgili Birleşmiş Milletler kararları ve New York Bildirisi doğrultusunda yürütüldüğünü kaydetti.
Bakan, bu yaklaşımın çatışmayı sona erdirmeyi, herkesin haklarını ve güvenliğini güvence altına almayı ve bölgenin istikrar, iş birliği ve refah için yeni ufuklara açılmasını sağlamayı amaçladığını ifade etti.
Suudi Arabistan, Türkiye ve Suriye arasında koordinasyon
Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, başka bir diplomatik girişim kapsamında New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi.
Görüşmede üç ülke arasındaki ortak iş birliği alanları ele alınırken ortak çıkarlara hizmet edecek ve halkların büyüme ile refahına katkı sağlayacak ekonomik ve ticari iş birliğinin geliştirilmesi için mevcut fırsatlar değerlendirildi.
Suudi Dışişleri Bakanı, New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile birlikte (Suudi Dışişleri Bakanlığı)
Toplantıda ayrıca ortak tehditlerle mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi ve koordinasyon ile iş birliğinin daha üst seviyeye taşınmasının yolları ele alındı. Taraflar, istişare ve koordinasyonun sürdürülmesinin ve bölgede güvenlik ile istikrarın sağlanmasına yönelik çabaların devam ettirilmesinin önemini vurguladı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة