Türkiye'de ilk ölümlü vakanın Ankara'da gerçekleştiği Streptekok A bakterisinin merak edilenleri: Hastalık daha fazla yayılır mı? Nasıl önlem alınır?

Dünyada yayılan, Türkiye'de ilk ölümlü vakanın Ankara'da gerçekleştiği hastalığı Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol ve Prof. Dr. Tutku Taşkınoğlu'yla konuştuk

Üç yıla yakın süredir devam eden Kovid-19 pandemisine ek olarak bu yıl aynı anda influenza, adenovirüs gibi pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Son olarak Strep A bakterisi kaynaklı bir ölümün gerçekleşmesi, toplumda tedirginliğe yol açtı / Fotoğraf: Pixabay
Üç yıla yakın süredir devam eden Kovid-19 pandemisine ek olarak bu yıl aynı anda influenza, adenovirüs gibi pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Son olarak Strep A bakterisi kaynaklı bir ölümün gerçekleşmesi, toplumda tedirginliğe yol açtı / Fotoğraf: Pixabay
TT

Türkiye'de ilk ölümlü vakanın Ankara'da gerçekleştiği Streptekok A bakterisinin merak edilenleri: Hastalık daha fazla yayılır mı? Nasıl önlem alınır?

Üç yıla yakın süredir devam eden Kovid-19 pandemisine ek olarak bu yıl aynı anda influenza, adenovirüs gibi pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Son olarak Strep A bakterisi kaynaklı bir ölümün gerçekleşmesi, toplumda tedirginliğe yol açtı / Fotoğraf: Pixabay
Üç yıla yakın süredir devam eden Kovid-19 pandemisine ek olarak bu yıl aynı anda influenza, adenovirüs gibi pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Son olarak Strep A bakterisi kaynaklı bir ölümün gerçekleşmesi, toplumda tedirginliğe yol açtı / Fotoğraf: Pixabay

Dünyadaki en ölümcül patojenler arasında yer alan 'Streptekok' (Strep A) bakterisi; Fransa, İrlanda, Hollanda, İsveç ve Birleşik Krallık gibi ülkelerin ardından Türkiye'de tespit edildi. 
Özellikle Birleşik Krallık'ta 21'i çocuk 94 kişinin ölümüne neden olan Streptekok (Strep A) bakterisi Türkiye'de de yayılıyor.
Strep A'ya bağlı boğaz ve kızıl hastalığı salgınları, genellikle kış ve ilkbahar aylarında, daha çok çocuklarda görülüyor.
Ankara'da 3 yaşındaki Aras Sönmez'in Strep A bakterisi nedeniyle yaşamını yitirmesi sonrası aileler alarm durumuna geçti. 

Independent Türkçe'nin özel haberine göre, Strep A bakterilerinin ne kadar yaygın hale gelebileceğini ve alınabilecek önlemleri, Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Tutku Taşkınoğlu değerlendirdi.
Hastalığa sebep olan bakterinin hapşırma, öksürük veya yakın temas yoluyla yayılabildiğini belirten Şenol ve Taşkınoğlu, hastalığın görülme oranının önceki yıllara göre artabileceği uyarısını yapsa da çocuklarda ölümcül seyrin nadiren görüldüğünü aktardı.
Uzmanlar, ebeveynlere çocuklarının boğazında ağrıdan şüphelendiklerinde vakit kaybetmeden doktora gidip muayene yaptırılması tavsiyesinde bulundu.

"Ölümcül seyir nadiren görülüyor"
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol; bu yıl grip, Kovid-19 gibi birden fazla salgının yaşandığını, iki yıl boyunca dışarı çıkılmaması sonrası sosyalleşmelerin artmasıyla bu vakaların katlandığını söyledi.
Strep A seyrinin ise nadiren ölümle sonuçlandığını aktaran Şenol, bu hastalığın genellikle grip, influenza ya da suçiçeği salgınlarına eşlik ettiğini, yani bir viral enfeksiyonun üzerine ikincil olarak eklendiğinde saldırgan bir seyir izleyebildiğini belirtti.
"10 yaş altında su çiçeği, grip gibi süreçlere eşlik eder, şimdi Kovid'i de tetiklediği görülüyor" diyen Şenol, virüslerin bulunduğu ortamı değiştirerek bakterilerin saldırgan özelliklerini ortaya çıkardığını ifade etti. Şenol, "Strep A bakterisi, viral enfeksiyonun üzerine eklendiğinde, fazla protein senteziyle daha etkili oluyor ve saldırganlığı artıyor" dedi.

"Boğaz ağrısı olan çocuklara test yapılmalı"
Velilerin bu konuda tetikte olmasını isteyen Prof. Dr. Şenol, boğaz ağrısı olan çocuklara zaman kaybetmeden test yaptırılması gerektiğini uyarısında bulundu.
Streptekok bakterisinin erken teşhis ve etkin bir antibiyotik kullanımıyla tedavisinin mümkün olabildiğini vurgulayan Şenol, bugünlerde dünya genelinde çok hasta bulunduğu için antibiyotik erişiminde de güçlük çekildiği uyarısını da yaptı.
Grip ve Kovid aşısının Strep A için önleyici olacağını belirten Şenol; maske kullanımı, kapalı alanların özellikle de sınıfların havalandırılması ve hijyenin önemini vurgularken, hasta çocukların okula gönderilmemesi ve şüpheli durumlarda yakın temastan kaçınılması gerektiğini kaydetti.

"Ölüme neden olabildiği için halkı panik etmeden doğru bilgi paylaşımı gerekli" 
Bu hastalık yaygın şekilde görülmese de ölüme neden olabildiği için halkı panik etmeden Sağlık Bakanlığı tarafından doğru bilgilerin paylaşılması gerektiğini de dile getiren Şenol, "Sağlık yükünün kaliteli bakıma izin verecek hale getirilmesi lazım. Alt grup çalışmalarının yapılması lazım, sistematik olarak süreci bakanlığın, birinci basamak hekimler ve akademiyle ele alması lazım ama böyle bir yaklaşım görmüyoruz" diye konuştu.

"Hafif boğaz ağrısı şeklinde başlıyor"
Dr. Tutku Taşkınoğlu da grup A streptokok bakterileri konusunda uyarılarda bulundu.
Bu bakterilerin hafif bir boğaz ağrısından zatürreye veya hayatı tehdit eden kan ve organ enfeksiyonlarına kadar bir dizi hastalığa neden olabildiği uyarısı yapan Taşkınoğlu, genellikle insanların derisinde veya boğaz florasında zararsız bir şekilde yaşayan bu mikroroganizmaların kimi zaman boğaz iltihabı gibi hafif enfeksiyonlara veya impetigo ve selülit dahil cilt ve yumuşak doku enfeksiyonlarına neden olabileceğini aktardı. 

"Yılda yaklaşık 300 bin kişinin hayatını kaybettiği romatizmal kalp hastalığına yol açıyor"
Özellikle çocuklarda ve gençlerde boğaz enfeksiyonun yaygın bir nedeni olan Strep A'nın gelir düzeyi yüksek ülkelerde antibiyotiklerle tedavi edilebildiğini ancak tıbbi bakıma erişimin sınırlı olduğu yerlerde önü alınamayıp tekrarlandığına işaret eden Taşkınoğlu, "Bakteriye karşı aşırı bağışıklık cevabı ile kalp kapakçıklarında iltihaplanmayı ve akut romatizmal ateş adı verilen bir durumu tetikleyebiliyor. Her yıl yaklaşık 300 bin kişinin hayatını kaybettiği romatizmal kalp hastalığına yol açıyor" ifadelerini kullandı.
Bu bakterilerin nadiren toksin üreterek deri döküntüsüne neden olabileceğine değinen Dr. Tutku Taşkınoğlu; küçük, kabarık tümsekler gibi görünen, zımpara kağıdı gibi pürüzlü, bu döküntülü hâle "kızıl hastalığı" denildiğini söyledi.
Döküntünün genellikle göğüs ve karında başlayıp yayıldığını aktaran Taşkınoğlu, enfekte kişilerin dillerinin ise kırmızı, şiş ve beyaz olabildiğini belirtti.

"Antibiyotiklerle tedavi edilebiliyor"
1940'lara kadar çocukluk çağında yaygın bir ölüm nedeni olan bu hastalığın günümüzde antibiyotiklerle tedavi edilebildiğini dile getiren Taşkınoğlu, Strep A bakterilerinin kimi zaman kan dolaşımına veya beyin omurilik sıvısına girerek nekrotizan fasiit (et yiyen hastalık) ya da bakteriyel toksinlerin kontrolsüz ve aşırı bir bağışıklık reaksiyonu tetiklendiği streptokok toksik şok sendromu gibi hayatı tehdit eden enfeksiyonları tetikleyebileceği uyarısını da yaptı.

"Vaka artışları 2022'nin ikinci yarısında belirginleşti"
"2022 boyunca iGAS ve kızıl hastalığı vakalarında bir artış bildirdi, ancak bu özellikle yılın ikinci yarısında belirginleşti" diyen Taşkınoğlu, genellikle bahardan yaza doğru A grubu Streptokok enfeksiyonlarında düşüş görülse de bu yıl farklı bir tablonun görülebileceği uyarısını yaptı.
Bir teoriye göre Kovid-19 salgınının en yoğun olduğu dönemdeki sokağa çıkma yasaklarında A grubu Streptokok'a (strep A) maruz kalınmadığından, çocukların bakterilere karşı bağışıklığı azaldı. Bu görüşe katılmayan Dr. Taşkınoğlu, pandemiden önce de Streptekok enfeksiyonlarında dalgalanmaların söyledi.
Ancak 2022'de sosyalleşmenin artmasıyla kızıl hastalığının daha fazla görüldüğünü belirten Tutku Taşkınoğlu, yazın vakaların beklendiği gibi düşmediğini, hatta okulların tatil nedeniyle kapalı olduğu kısa süreli dönemlerde de yükselişin sürdüğünü aktardı.
"Düzenli el yıkamak, maske takmak, tek kullanımlık mendiller kullanmak şart"
Strep A bakterisine karşı alınabilecek tedbirleri de sorduğumuz Taşkınoğlu, "Enfekte bir kişinin öksürmesi, hapşırması veya bir yara yoluyla yayılan hastalığa karşı düzenli olarak el yıkamak, tek kullanımlık mendiller kullanmak, maske takmak ve kendinizi iyi hissetmiyorsanız başkalarından uzak durmak şart" dedi.

"Erken tespit edildiğinde tedavi edilebiliyor"
İyi bir iç mekan havalandırmasının bugünlerde dolaşımda olan sayısız solunum yolu virüsü bir yana, Strep A'nın bulaşmasını azaltmaya da yardımcı olabileceğini kaydeden Taşkınoğlu, bu (Strep A) enfeksiyonların büyük çoğunluğunun hafif geçtiğini ve çoğu kişinin bakterileri herhangi bir soruna neden olmaksızın zararsız bir şekilde taşıdığını kaydetti. 
Bu vakaların yeterince erken tespit edilirse tedavi edilebileceği için ebeveynlerden de tetikte olmalarını isteyen Dr. Tutku Taşkınoğlu, şüpheli bir durumda doktora başvurmaları gerektiğini sözlerine ekledi. 
 
Independent Türkçe



Kreatin ve depresyon: Sporcuların kullandığı takviye ruh sağlığına da fayda sağlayabilir mi?

Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beyinlerindeki kreatin seviyesinin düşük olabileceğini ortaya koyuyor. (Unsplash)
Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beyinlerindeki kreatin seviyesinin düşük olabileceğini ortaya koyuyor. (Unsplash)
TT

Kreatin ve depresyon: Sporcuların kullandığı takviye ruh sağlığına da fayda sağlayabilir mi?

Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beyinlerindeki kreatin seviyesinin düşük olabileceğini ortaya koyuyor. (Unsplash)
Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beyinlerindeki kreatin seviyesinin düşük olabileceğini ortaya koyuyor. (Unsplash)

Brain Medicine dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma incelemesi, günümüzde dünya genelinde en yaygın kullanılan besin takviyelerinden biri olan kreatinin depresyon tedavisinde fayda sağlayabileceğini ortaya koydu. Kreatinin kas gücünü ve sportif performansı artırdığı bilimsel kanıtlarla desteklenirken, ruh sağlığını destekleme potansiyeli nedeniyle de giderek daha fazla gündeme geldiği belirtiliyor.

İngiltere'deki Londra Queen Mary Üniversitesinden Profesör Dr. Zudin Puthucheary, söz konusu araştırma incelemesinin sonuçlarını değerlendirdiği ve cuma günü The Conversation internet sitesinde yayımlanan makalesinde, kreatinin kullanımındaki değişime dikkat çekti.

Puthucheary, bir dönem yalnızca fitness meraklılarının kullandığı bir besin takviyesi olarak görülen kreatinin bugün dünya genelinde en yaygın kullanılan takviyelerden biri haline geldiğini belirterek, beynimiz ve ruh sağlığımız açısından faydalı olabileceğini düşündüren çok sayıda neden bulunduğunu ifade etti.

Kreatinin vücut tarafından doğal olarak üretilen bir bileşik olduğunu belirten Puthucheary, bu maddenin beyaz ve kırmızı etin yanı sıra somon, ton balığı ve ringa balığı gibi bazı balık türlerinde de bulunduğunu kaydetti.

Kreatin, enerji kaynağı olarak görev yapıyor ve özellikle fiziksel aktivite sırasında kaslara enerji sağlanmasına yardımcı oluyor. Vücuttaki kreatinin büyük bölümü kaslarda depolanırken, daha küçük miktarlarda beyin dokusunda bulunuyor.

Vücut ağırlığının yalnızca yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen toplam vücut enerjisinin yüzde 20'sini tüketen beyin, en fazla enerji harcayan organlardan biri olarak öne çıkıyor.

Puthucheary, beyindeki enerji seviyesinin düşmesinin ruh halini düzenleyen biyokimyasal maddeleri etkileyebileceğini belirtti. Beyin enerjisindeki düşüşün depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni dahil olmak üzere çeşitli ruh sağlığı sorunlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceği düşünülüyor.

Araştırmalar, depresyon yaşayan kişilerin beynin ruh halinin düzenlenmesinde önemli rol oynayan ön bölgesinde kreatin seviyelerinin düşük olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle kreatinin, depresyon da dahil olmak üzere bazı psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde fayda sağlayabileceği fikri gündeme geldi.

Depresyon ve kreatin arasındaki ilişki

Şarku’l Avsat’ın The Conversation’ten yayınlanan makaleden aktardığı bilgilere göre bilim insanları yaklaşık 40 yıl önce intihar düşünceleri ile vücuttaki düşük kreatin seviyeleri arasında bir ilişki bulunduğunu keşfetti. O tarihten bu yana kreatin seviyeleri ile ruh sağlığı arasındaki bağlantıyı inceleyen çok sayıda araştırma gerçekleştirildi.

Geniş kapsamlı araştırmalar, daha fazla kreatin tüketen kişilerin depresyona yakalanma oranlarının daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Puthucheary'nin aktardığı araştırmalarda, tedaviye yanıt vermeyen depresyon yaşayan ergenlerin, mevcut ilaç tedavilerine ek olarak kreatin takviyesi kullanmaları sonucunda ruh hallerinde iyileşme görüldüğü de belirtildi.

Kreatinin ruh sağlığı üzerindeki olası faydalarını daha net ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilen sistematik incelemede, toplam 238 hastanın katıldığı beş klinik çalışma değerlendirildi.

Makaleye göre bu çalışmaların ikisinde kreatinin fayda sağladığı görülürken, diğer üçünde herhangi bir olumlu sonuç elde edilemedi.

Puthucheary, kreatinin zihinsel ve bilişsel sağlık üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmaların tamamının küçük ölçekli olduğuna dikkat çekerek, bu nedenle henüz kesin bir bilimsel kanıt bulunmadığını vurguladı.

Kreatinin hangi dozda ve ne kadar süreyle kullanılması gerektiğinin de henüz bilinmediğini belirten Puthucheary, beyne yeterli miktarda kreatin ulaşmasının kolay olmadığını ifade etti.

Bu nedenle kişinin, yalnızca sportif amaçlarla kreatin kullandığı durumlara kıyasla beyin üzerindeki olası etkilerinden yararlanabilmesi için daha yüksek dozda ve daha uzun süre takviye alması gerekebileceği değerlendiriliyor.

Ancak beyin için uygun dozun belirlenmesi ve bu dozun güvenli olduğunun doğrulanması gerekiyor.

Puthucheary, mevcut aşamada en uygun yaklaşımın dengeli bir beslenme düzeni aracılığıyla vücudun yeterli miktarda kreatin almasını sağlamak olduğunu vurguladı.


Orta yaşta sağlık durumunu ölçmek için kişisel göstergeler geliştirildi

Düzenli fiziksel aktivite, sağlık risklerini azaltırken biyolojik göstergelerin iyileşmesine katkı sağlıyor (Unsplash)
Düzenli fiziksel aktivite, sağlık risklerini azaltırken biyolojik göstergelerin iyileşmesine katkı sağlıyor (Unsplash)
TT

Orta yaşta sağlık durumunu ölçmek için kişisel göstergeler geliştirildi

Düzenli fiziksel aktivite, sağlık risklerini azaltırken biyolojik göstergelerin iyileşmesine katkı sağlıyor (Unsplash)
Düzenli fiziksel aktivite, sağlık risklerini azaltırken biyolojik göstergelerin iyileşmesine katkı sağlıyor (Unsplash)

Avrupalı araştırmacılar, vücudun işlevlerini yerine getirmek için ürettiği kimyasal maddeleri analiz ederek bireylerin metabolik süreçlerine ilişkin ayrıntılı bir tablo sunan kişisel bir sağlık göstergesi geliştirdi. Yeni gösterge, özellikle orta yaştan itibaren sağlık durumunun değerlendirilmesini amaçlıyor.

Hollanda'daki Leiden Üniversitesi Tıp Merkezi'nden Joris Deelen, söz konusu göstergeyi 27-29 Ekim tarihleri arasında Hollanda'da düzenlenen FAPESP Haftası kapsamında tanıttı.

Orta yaş sağlığının genel bir göstergesi olarak tasarlanan yeni yöntem, sağlıklı yaşlanma sürecinde ilerleyen kişilerle ilerleyen yaşlarda işlevsel gerileme riski daha yüksek olan bireylerin erken dönemde belirlenmesine imkân sağlıyor.

Deelen, 65 yaşından sonra sağlıklı geçirilen yıl sayısının ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterdiğine dikkat çekerek bu durumun başta sosyoekonomik koşullar, eğitim düzeyi, yaşam tarzı ve genetik faktörler olmak üzere çeşitli etkenlerle bağlantılı olduğunu belirtti.

Farklı ülkelerde gerçekleştirilen araştırmalar, 65 yaşın üzerindeki kişilerin yaklaşık yüzde 60'ının hâlihazırda iki veya daha fazla kronik hastalıkla yaşadığını ortaya koyuyor.

Biyolojik yaşlanmanın ölçülmesi

Biyolojik yaşlanmanın doğrudan ölçülememesi nedeniyle Almanya'nın Köln kentindeki Max Planck Yaşlanma Biyolojisi Enstitüsü'nden bilim insanlarının da yer aldığı araştırma ekibi, yanıtları 44 bin gönüllünün kan örneklerinde aradı.

Avrupa genelinde gerçekleştirilen 12 araştırma kapsamında gönüllüler birkaç yıl boyunca takip edildi. Ayrıntılı kan testleri aracılığıyla yağ ve şeker seviyeleri ile iltihaplanma göstergeleri de dahil olmak üzere 200'den fazla biyokimyasal madde ölçüldü.

Araştırma süresince gönüllüler arasında 5 bin 500 ölüm vakası kaydedildi. Bilim insanları, hayatını kaybeden kişilerin kan örneklerini analiz ederek ölüm riskindeki artışa işaret eden biyolojik göstergeleri belirledi. Ekip ayrıca geliştirdikleri göstergenin sonuçlarını iyileştirmek amacıyla Brezilyalı araştırmacılarla doğrudan iş birliği yaptı.

Araştırmacılara göre araç, üç aşamada güncellendi ve son aşamada hekimlerin rutin olarak değerlendirdiği yalnızca 10 göstergeye odaklanan bir yapıya dönüştürüldü.

Yeni versiyonun diyabet, kalp krizi ve felç gibi kalp-damar ve metabolizma hastalıklarını öngörmede daha etkili olduğu belirtildi.

Metabolik göstergenin vücudun genel işlevsel durumunu yansıtması nedeniyle bilişsel işlevler, akciğer kapasitesi ve genel kas fonksiyonlarını gösteren el kavrama gücü gibi sağlıklı yaşlanmayla bağlantılı farklı ölçütlerle de ilişkili olduğu kaydedildi.

Bilim insanları, bu göstergenin uygulanabilir müdahalelerle değiştirilip değiştirilemeyeceğini sınamak amacıyla gönüllü gruplarını yaşam tarzı değişikliklerine ve kas güçlendirme programlarına tabi tuttu.

Sonuçlar, söz konusu müdahalelerin özellikle sağlık durumu daha kötü olan kişilerde belirgin iyileşmeler sağladığını gösterdi.

Risk grubunda yer alan bu kişilerde davranış değişiklikleri ve egzersiz programları sayesinde açlık kan şekeriyle ilişkili insülin seviyeleri ve kandaki trigliserit miktarı önemli ölçüde azaldı. Ayrıca vücut kompozisyonunda da iyileşme görüldü.

Deelen, araştırma sonuçlarını değerlendirirken şu ifadeleri kullandı:

“Grubun sonuçlarındaki değişimi toplu olarak analiz ettiğimizde belirgin bir farklılık göremedik. Ancak katılımcıları başlangıçtaki sonuçlarına göre gruplandırdığımızda, yaşam tarzına yönelik müdahalelerin başlangıçta sıfırın altında sonuç alan, yani sağlık durumu daha kötü olan kişilerde özellikle etkili olduğunu gördük.”

Araştırma ekibinin analizleri, metabolik göstergenin yüzde 40 oranında genetik faktörler, yüzde 60 oranında ise yaşam tarzı ve çevresel etkenler tarafından belirlendiğini ortaya koydu.

İncelenen davranışlar arasında sigara kullanımı, metabolik göstergeyi olumsuz etkileyen önemli bir faktör olarak öne çıktı. Buna karşılık düzenli fiziksel aktivitenin artırılması, sağlık risklerini azaltırken metabolik göstergenin iyileşmesine katkı sağladı.


Sindirim sorunlarından gıda zehirlenmesine: Kabak çekirdeği hangi durumlarda tehlike oluşturuyor?

Kabak çekirdeği, besin lifleri bakımından zengin bir kaynak olarak öne çıkıyor (Pexels)
Kabak çekirdeği, besin lifleri bakımından zengin bir kaynak olarak öne çıkıyor (Pexels)
TT

Sindirim sorunlarından gıda zehirlenmesine: Kabak çekirdeği hangi durumlarda tehlike oluşturuyor?

Kabak çekirdeği, besin lifleri bakımından zengin bir kaynak olarak öne çıkıyor (Pexels)
Kabak çekirdeği, besin lifleri bakımından zengin bir kaynak olarak öne çıkıyor (Pexels)

Kabak çekirdeği, yüksek besin değeri sayesinde çiğ, filizlendirilmiş veya pişirilmiş olarak tüketilebilen sağlıklı bir atıştırmalık olarak biliniyor. Tüketimiyle bağlantılı riskler oldukça sınırlı olsa da bazı durumlarda sağlık üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor.

Peki, kabak çekirdeği sağlığa faydalı mı? Kısa yanıt: Evet.

ABD Tarım Bakanlığına göre kabak çekirdeği, vücudun işlevlerini sağlıklı biçimde yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu çeşitli temel besin maddelerini içeriyor.Şarku’l Avsat’ın  Everyday Health’ten aktardığı bilgilere göre kabak çekirdeği, kabuklu veya kabuksuz, çiğ ya da kavrulmuş olarak lezzetli bir atıştırmalık şeklinde tüketilebiliyor.

Cleveland Clinic'e göre filizlendirilmiş kabak çekirdeği de vitaminler, mineraller, lif ve antioksidanlar bakımından zengin bir kaynak oluşturuyor.

Olası sindirim sorunları ve diğer istenmeyen yan etkilerden kaçınmak için Amerikan Kalp Derneğinin önerdiği porsiyon miktarına uyulması tavsiye ediliyor. Bu miktar yaklaşık çeyrek su bardağına, yani 2 ons (yaklaşık 57 gram) kabak çekirdeğine karşılık geliyor.

Kabak çekirdeği tüketiminin olası yan etkileri neler?

Normal koşullarda kabak çekirdeği tüketimiyle bağlantılı belirgin bir sağlık riski bulunmuyor. Ancak çekirdeğe karşı alerjisi olan kişilerde veya kontamine olmuş ürünlerin tüketilmesi durumunda bazı olumsuz tepkiler ortaya çıkabiliyor.

Bu durumlar dışında kabak çekirdeği tüketiminin bilinen olumsuz etkileri oldukça sınırlı.

Öne çıkan olası yan etkiler şöyle:

1. Sindirim sorunları

Kabak çekirdeği, besin lifleri bakımından zengin bir kaynak. Lifler dengeli beslenmenin temel unsurlarından biri olsa da özellikle vücudun alışık olmadığı durumlarda yüksek miktarda ve aniden tüketilmeleri çeşitli sindirim sorunlarına yol açabiliyor.

Bunlar arasında şunlar yer alıyor:

- Gaz.

- Şişkinlik.

- Kabızlık.

- İshal.

- Mide krampları.

Mevcut beslenme düzeninde az miktarda lif tüketiliyorsa lif bakımından zengin gıdaların birkaç haftaya yayılan bir süreçte kademeli olarak beslenmeye eklenmesi öneriliyor. Bu tavsiye Mayo Clinic tarafından da dile getiriliyor.

Bazen dışkıda sindirilmemiş kabak çekirdeği parçalarına rastlanabiliyor. Bu durum mısır, bazı tohumlar ve kuruyemişler gibi diğer gıdaların tüketilmesinden sonra da görülebiliyor.

Mayo Clinic, bunun nedenini lif bakımından zengin bazı gıdaların sindirim sisteminde tamamen parçalanamaması ve emilememesiyle açıklıyor.

Fazla miktarda kabak çekirdeği tükettikten sonra sindirim sorunları yaşanması durumunda gaz giderici tabletler veya reçetesiz satılan antasitler kullanılabiliyor.

İshal görülmesi halinde ise bol sıvı tüketilmesi, gerektiğinde ishal önleyici ilaçlardan yararlanılması öneriliyor. Dışkıda kabak çekirdeği parçaları fark edilirse çekirdeklerin yutulmadan önce iyice çiğnenmesine dikkat edilmesi gerekiyor.

2. Gıda zehirlenmesi

Kabak çekirdeği doğası gereği zehirli değil. Ancak bozulması veya kontamine olması halinde gıda zehirlenmesine neden olabiliyor.

Cleveland Clinic'e göre filizlendirilmiş kabak çekirdeği de diğer filizlendirilmiş tohumlar gibi gıda kaynaklı hastalıklara yakalanma riski taşıyor.

Bu çekirdekler kendi başlarına zehirli olmasa da filizlendirme işlemi sıcak ve nemli ortamlarda gerçekleştiriliyor. Bu koşullar, Salmonella ve Escherichia coli (E. coli) gibi hastalığa neden olan bakterilerin çoğalması için uygun bir ortam oluşturuyor.

Mayo Clinic'e göre gıda zehirlenmesinin belirtileri, kontamine gıdanın tüketilmesinden birkaç saat veya birkaç gün sonra ortaya çıkabiliyor.

Başlıca belirtiler şunlar:

- Mide bulantısı.

- Kusma.

- İshal.

- Karın ağrısı.

- Ateş.

Kabak çekirdeğinin bozulduğu nasıl anlaşılır?

Ne yazık ki kabak çekirdeğinin bozulduğunu yalnızca dış görünüşüne bakarak anlamak her zaman mümkün olmuyor.

Bu nedenle kontamine olmuş filizlendirilmiş çekirdeklerden kaynaklanan gıda zehirlenmesi riskini azaltmanın en iyi yollarından biri, çekirdekleri iyice pişirmek. Cleveland Clinic'e göre ısı, sağlık açısından tehlike oluşturabilecek bakterilerin yok edilmesine yardımcı oluyor.

Gıda zehirlenmesinden iyileşme ise öncelikle vücuda toparlanması için zaman tanınmasına ve kaybedilen sıvının yerine konulmasına bağlı.

Bu nedenle kusma veya ishal nedeniyle kaybedilen sıvıyı telafi etmek için su ve elektrolit içeren içeceklerin bol miktarda tüketilmesi tavsiye ediliyor.

Yemek yiyebilecek durumda olan kişilerin ise kızarmış ekmek veya muz gibi mideyi yormayan, hafif gıdaları küçük porsiyonlarla tüketmeye başlaması öneriliyor.

Kusma ve ishal bir günden uzun sürerse tıbbi müdahale gerekip gerekmediğinin belirlenmesi için doktora başvurulması gerekiyor.

3. Alerjik reaksiyonlar

Kabak çekirdeğine karşı alerji son derece nadir görülse de tıp literatüründe bu tür vakalar kayıt altına alınmış durumda.

Bu nedenle kabak çekirdeğine karşı bilinen alerjisi bulunan kişilerin bu ürünü tüketmekten kaçınması gerekiyor.

Alerjik belirtiler çekirdeğin tüketilmesinden birkaç dakika veya birkaç saat sonra ortaya çıkabiliyor. Belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişiyor.

Mayo Clinic'e göre gıda alerjisinin başlıca belirtileri şöyle:

- Ağızda karıncalanma veya kaşıntı hissi.

- Kurdeşen veya egzama gibi deri döküntüleri.

- Ağız, dudak, dil veya boğazda şişlik.

- Burun tıkanıklığı.

- Solunum sırasında hırıltı veya nefes almada güçlük.

- Karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi sindirim sorunları.

- Baş dönmesi.

Kabak çekirdeği tükettikten sonra ağızda kaşıntı veya bazı cilt sorunları gibi hafif alerjik belirtiler ortaya çıkarsa antihistaminik ilaçlar bu belirtilerin hafifletilmesine yardımcı olabiliyor.

Ancak şiddetli bir alerjik reaksiyon gelişmesi halinde derhal acil sağlık hizmetlerine başvurulması veya en yakın acil servise gidilmesi gerekiyor.