Iştiyye: İsrail hükümeti kendi krizini Filistinlilere yüklüyor

Pazarı pazartesiye bağlayan gece Nablus bölgesine bağlı Calud köyü halkına saldıran yerleşimciler geniş çaplı tahribata neden oldu. (AFP)
Pazarı pazartesiye bağlayan gece Nablus bölgesine bağlı Calud köyü halkına saldıran yerleşimciler geniş çaplı tahribata neden oldu. (AFP)
TT

Iştiyye: İsrail hükümeti kendi krizini Filistinlilere yüklüyor

Pazarı pazartesiye bağlayan gece Nablus bölgesine bağlı Calud köyü halkına saldıran yerleşimciler geniş çaplı tahribata neden oldu. (AFP)
Pazarı pazartesiye bağlayan gece Nablus bölgesine bağlı Calud köyü halkına saldıran yerleşimciler geniş çaplı tahribata neden oldu. (AFP)

Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye dün düzenlenen Filistin hükümet oturumunun başlangıcında yaptığı açıklamada İsrail’in uygulamalarını hedef aldı. Iştiyye konuya dair şunları söyledi:
“İsrail hükümeti derin bir kriz içerisinde. Bu krizi Filistinlilere karşı daha fazla suç işleyerek, daha fazla cinayet, baskı, toplu cezalar, ev yıkımları politikası ve terörist yerleşimcilerin serbest bırakılması şeklinde Filistinlilere yüklemeye, ihraç etmeye çalışıyor.”
İsrail güvenlik ve siyasi mini konseyinin (kabine) saldırıları gerçekleştirenlerin evlerinin yıkılması, ailelerinin ikamet ve ayrıcalıklarının iptali, İsraillilerin hızla silahlandırılması yönünde aldığı kararları değerlendiren Başbakan Iştiyye sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cenin Kampı’nda, işgal altındaki Kudüs şehrinde, tüm şehirler, kasabalar, köyler ve kamplarda Filistinlilere karşı saldırganlığının, ihlallerinin ve günlük suçlarının artmasından tamamıyla ve doğrudan işgal hükümeti sorumlu. Bu kararların yansımaları olacak. Tüm ülkeleri Filistinlilere karşı suç işlemeyi amaçlayan bu adımları kınamaya, bunu insanlığa ve tüm medeni değerlere bir saldırı olarak ele almaya çağırıyorum. İsrail, gerilimi yükselterek Filistin Otoritesi’ni yok etmeyi amaçlıyor. İsrail ulusal projeyi hedefliyor. Bazı İsrailli yetkililerin Filistin Otoritesi’ni baltalamaya yönelik tehditleri, bu otoritenin temsil ettiği meydan okumanın büyüklüğünün yalnızca bir yansımasıdır. Otorite, İsrail saldırısına teslim olmaya niyetli değil. Zira devletin temel direğini, egemenliğin ve ulusal bağımsızlığı temsil ediyor. Ulusal başarımızı korumak için elimizden geleni yapacağız. 140'tan fazla dünya ülkesi tarafından tanınan, başkenti Kudüs olan egemen, ortak ve hayatta kalacak devletimizi somutlaştırıp işgale son vererek kurtuluş projemizi tamamlayacağız. İsrail, irademizi kırma çabaları ile halkımızın kahramanlıkları ve fedakarlıkları karşısında aslında kendi kendini tüketiyor.”
Filistinlilere, araçlarına, evlerine, arazilerine ve tarlalarına yönelik olanlar da dahil olmak üzere Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerin saldırılarında artış kaydediliyor. Son günlerde Filistinlilere ait ev ve araçlara zarar verildiği Filistin köylerinin duvarlarında “Araplara ölüm” ve “Uyanın ey Yahudiler” gibi sloganlarda artış gözlemleniyor.
Aşırılık yanlısı Yahudilerle bağlantılı ‘Bedel Ödetme’ örgütleri, her zamanki gibi Filistinlilere saldırmaya, Filistin evleri, mülkleri ve ibadet yerlerini ateşe vererek suç işlemeye devam ediyor.
Filistin Dışişleri Bakanlığı, uluslararası arenayı aşırılık yanlısı yerleşimci örgütleri terör listelerine almaya çağırdı. Filistin vatandaşlarına karşı büyük suçlar veya katliamlar işleyen yerleşimcilerin akıbetleri konusunda uyarıda bulunan bakanlık, İsrail'in yükselttiği gerilimin, özellikle yerleşimci saldırıları ve terörün durdurulması için uluslararası düzeyde sağlam ve gerçekçi bir duruş sergilenmesi çağrısında bulundu.
Bakanlık açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“İşgalci gücün kararlarını ve eylemlerini, yerleşimcilerin terörünü hem New York'ta hem de Cenevre'de uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler (BM) bileşenleriyle takip ediyoruz. Bunlar kapsamlı ve ırkçı, toplu cezalardır. İsrail hükümeti üzerinde en kapsamlı uluslararası baskıyı seferber etmek, sahadaki gerilimin artırışını durdurmak amacıyla tüm ülkelerle birlikte takipteyiz. Halkımız için uluslararası koruma talep ediyor, radikal yerleşimci oluşumları terör örgütü olarak görerek mücadele ediyoruz.”
Silahlı yerleşimci milislerin Filistinlilere, topraklarına, evlerine, mülklerine ve kutsal değerlerine karşı gittikçe artan terörizmini kınayan bakanlık, en son Nablus’un güneyinde bir gecede 120'den fazla saldırının gerçekleştirildiğine, bir ev ile araçların ateşe verildiğine ve Turmus Aya’da ırkçı sloganların atıldığına dikkat çekti. Ürdün Vadisi'ndeki el-Avca köyüne baskın yapıldığını, bir evi ateşe verme girişiminin kaydedildiğini, Nablus'un güneyindeki Calud köyünde yerleşimci terör çeteleri tarafından iki gencin yaralandığını, iki aracın ateşe verildiğini hatırlatan bakanlık, ayrıca Kudüs'teki Eski Şehri'nde yerleşimcilerin gerçekleştirdiği provokatif yürüyüşlere ve mübarek Mescid-i Aksa'ya yönelik aralıksız devam eden baskınlara dikkat çekti.
Yerleşimcilerin Doğu Kudüs'teki Ermeni Patrikhanesi’ne saldırmasını ve Ermenistan bayrağını indirmesini şiddetle kınayan Filistin Dışişleri Bakanlığı, “İşgalci devletin siyasi kademesinin yerleşimcilere ve çetelerine sağladığı koruma, İsrail hükümetinin yerleşim yerlerine sağladığı destek ve yardım, Yahudi terör unsurlarını daha fazla ihlal ve suça teşvik ediyor” vurgusunda bulundu.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.