Donald Trump'a meydan okuyan muhafazakar Nikki Haley

Sih dininden Hıristiyanlığa, Cumhuriyetçi başkana saldırmaktan destek vermeye; eski büyükelçinin hayatındaki duraklar

Eski BM Büyükelçisi Nikki Haley, bu ayın ortasında başkanlık kampanyasını ilan etmeye hazırlanıyor / Fotoğraf: AFP
Eski BM Büyükelçisi Nikki Haley, bu ayın ortasında başkanlık kampanyasını ilan etmeye hazırlanıyor / Fotoğraf: AFP
TT

Donald Trump'a meydan okuyan muhafazakar Nikki Haley

Eski BM Büyükelçisi Nikki Haley, bu ayın ortasında başkanlık kampanyasını ilan etmeye hazırlanıyor / Fotoğraf: AFP
Eski BM Büyükelçisi Nikki Haley, bu ayın ortasında başkanlık kampanyasını ilan etmeye hazırlanıyor / Fotoğraf: AFP

İsa Nehari
ABD'nin eski BM Büyükelçisi Nikki Haley, 2021 yılında Donald Trump'a karşı başkanlığa aday olmayacağını söylemişti, ancak bu açıklama mazide kalmış gibi duruyor.
Zira The New York Times gazetesinin haberine göre, eski Güney Carolina Valisi bu ayın ortasında, 2024 yılındaki başkanlık yarışına katılacağını duyurmaya hazırlanıyor.  
Haberlerin doğrulanması halinde Haley, Trump'ın yanı sıra parti için yarışan ikinci Cumhuriyetçi üye olacak.
Bununla birlikte bu adım, Hint bir anne-babadan dünyaya gelen bu Amerikalının başını, seçmen tabanını seferber etmek ve aşağılayıcı lakaplar takmak suretiyle rakiplerini hedef almaktan çekinmeyen eski başkanı ile derde sokacak. 

Kimdir bu Haley?
Haley, 1972 yılında Güney Karolina eyaletinde Hint iki göçmenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve siyasi yükselişinden önce kişisel düzeyde pek çok dönüşüm geçirdi.
İş hayatına bir muhasebeci olarak başlamasına ek olarak, Hint adı olan Nimrata Randhawa'yı değiştirmesi ve 24 yaşında Sih dinini terk ederek Hıristiyanlığı benimsemesi bu dönüşümlerin başında geliyor.
Kökleri, onun şahsi ve siyasi kimliğinin oluşumunda önemli bir role sahip. Göçmen bir ailenin mensubu olarak o, Amerikan değerlerini muhafaza etmekle birlikte kişinin, kültürel mirası ve arka planına sarılmasının önemini vurguluyor. 
Haley, muhafazakar görüşleri ve kamu hizmetine olan bağlılığıyla tanınıyor. Onun kamu hizmetine olan bu bağlılığı, 2018 yılına kadar ülkesinin BM büyükelçiliğine tayin edilmesinden önce 2011 ila 2017 yıllarında arasında Güney Karolina valiliği yaptığı sırada somutlaştı.
Kamu hizmetinde bulunduğu sırada yüzleştiği en büyük zorluklardan biri, Güney Karolina eyaletinin en büyük ikinci şehrinde yer alan Charleston Kilisesi'ne yönelik silahlı saldırıydı.
Haley, 2015 yılında 9 kişinin ölümüne yol açan bu saldırıdan sonra durumu idare etmesi ve eyaleti bir arada tutma çabalarından ötürü övgüye layık görülmüştü. 
Ülkesinin BM Büyükelçisi olarak da kendisini uluslararası topluma sağlam ve içten diplomat imajıyla takdim etti.
İsrail'e olan desteği ve BM'nin Kuzey Kore ve İran gibi ülkelerdeki insan hakları davalarına karşı tutumuna yönelik eleştirileri ile tanındı. 
Haley, konfederasyon bayrağına da en eleştirel yaklaşanlardan biriydi; ırkçı çağrışımları nedeniyle 2015 yılında Güney Karolina'daki Capitol Binasından kaldırılmasında etkin bir rol oynadı.
Haley ayrıca, vergi reformu, eğitim ve ekonomik gelişmenin de güçlü bir savunucusu kabul ediliyor. 

Değişik görüşler
Eski Vali, son birkaç senede hızla tersine çevirdiği tavırlar aldı. Sözgelimi Başkan Trump'ı önce destekledi, daha sonra Hillary Clinton'a karşı başkanlık kampanyası sırasında onu şiddetli bir biçimde eleştirdi.
Nitekim 2015 yılında, "Herhangi biri onu her eleştirdiğinde [Trump] gidip bir karşı saldırı başlatıyor" diyerek, Cumhuriyetçilerin bu tavrı benimsemediğine işaret etti. 
Trump'ın sınır duvarı inşa etme planına ve göç meselesindeki birkaç tutumuna karşı da saldırdı ve Cumhuriyetçileri, "Amerika'nın dokusunun bu meşru göçmenlerden oluştuğunu" hatırlamaya davet ederek düşüncelerini, "Yasa dışı göç meselesinin çözümü hakkında konuşmak istiyorsan, gel konuşalım. Ancak benim anne-babam gibi yasal bir şekilde buraya gelen milyonlarca insana saldırmaya lüzum yok" ifadeleriyle dile getirdi. 
Kendi eyaletindeki ön seçimlerden önce Trump'ın "herhangi bir valinin başkanda istemeyeceği her şeyi" temsil ettiğini söyleyerek Trump'ı desteklemeyeceğinin altını çizdi ve Florida Senatörü Marco Rubio'yu, o çekilince de Teksas Senatörü Ted Cruz'u destekledi. 
Düşmanlığını ilan etmesinin ardından Haley, başkanlık seçimlerinden önce her ne kadar "hayranı olmasa da" Trump'a oy verme niyetinde olduğunu söyledi.
Birkaç hafta sonra da Cumhuriyetçi yönetimin kendisini BM elçisi olarak atama teklifini kabul etti. 
Bununla birlikte eski büyükelçi, kendisinin seçimlerdeki, Cumhuriyetçi Başkanın suçlamayı reddettiği Rus müdahalesi konusundaki sert tutumu da dahil olmak üzere pek çok dosyada kendisini Trump'tan ayrı tuttu ve "Bir devlet, başka bir ülkenin seçimlerine müdahale ediyorsa bu bir savaştır" diyerek tavrını ortaya koydu. 
Trump, NATO'nun "miadının dolduğunu" söylediğinde Haley buna itiraz ederek, "NATO, bizim için önemli bir ittifaktır ve bizim şu an her zamankinden daha fazla müttefike ihtiyacımız var" karşılığını verdi. Ve Trump daha sonra bu tavrından geri adım attı. 
Haley, İyi Günde Kötü Günde Amerika'yı Savunmak adlı kitabında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i övme stratejisinin iletişim kanallarını açık tutmayı hedefleyen bir manevra olduğunu açıklayarak Trump'ı övdü.
Kitabının tanıtım turlarında ise onunla çalışmaktan zevk aldığını söyleyerek Trump hakkında olumlu konuştu ve Trump'ın "dürüstlüğünü ve laf dinlemesini" takdir etti. 
Eski büyükelçi başka zaman da Trump'ı, 6 Ocak 2021'de Capitol Binasına saldırmakla suçladı ve Cumhuriyetçi Parti'ye onsuz devam etmeyi önerdi.
Saldırının ikinci haftasında Politico dergisine yaptığı açıklamada Trump'ın siyasi kabulü kaybettiğine işaret ederek,, şunları ifade etti:
"Bence kendini gitgide daha yalnız bulacak ve federal makam için bir kez daha aday olmayacak. Bizi hayal kırıklığına uğrattığını itiraf etmemiz gerek… O, girmemesi ve bizim de onu takip etmememiz gereken bir yolda yürüdü. Onu dinlememeliydik, bunun bir kez daha yaşanmasına izin veremeyiz."
Ancak Ekim 2021'de Haley, belki de Trump'a yönelik söylemini yumuşatmak maksadıyla fikrini değiştirmiş gibi görünüyordu.
Nitekim Wall Street Journal gazetesine verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:
"Eski Başkan güçlü kişileri seçip topu hareket ettirebiliyor ve umarım bunu yapmaya devam eder. Onu Cumhuriyetçi Parti'de istiyoruz, Trump'tan önceki günlere dönelim istemiyorum."
2020 yılında başkanlık yarışının sonuçlarını sorguladıkları için Cumhuriyetçileri eleştirse de son ara seçimlerde, Trump'ın seçim hilesi konusundaki iddialarını destekleyen birkaç adayı destekledi. 
Ve nihayet, görünüşe göre Eski Büyükelçi, Trump'a rakip olmama konusundaki tutumunu tersine çevirmeye bir adım uzaklıkta. Zira Amerikan basınına göre Haley, başkanlık kampanyasını yakın zamanda duyurmaya hazırlanıyor.
Trump, Haley'in kampanyasını ilan etmeden önce kendisinden onay istediğini, kendisinin de ona, "Aday olmak istiyorsan kalbini dinle" dediğini açıkladı.
Eski Başkan, Haley'in kendisine karşı aday olmayacağını taahhüt ettiği video kesitleri yayınlayarak alaycı bir dille, "Şerefinin değil, kalbinin peşinden gitmeye mecbur kaldı" yorumunu yaptı.

Cumhuriyetçilerin tereddüdü
The New York Times'a göre parti ayrışmayı derinleştiren tartışmalı tutumları ve görüşleri sebebiyle bazıları tarafından bir yük olarak görülen Trump'ın dışında yeni birini seçmek istese bile Cumhuriyetçilerin aşırı tereddüdü, partinin bu çabalarına engel olabilir.
Gazete, Trump'ın rakiplerinin, Trump'a ve onun "yıkıcı lakaplarına" hedef olmaktan korktukları için adaylık açıklamasını şimdiye kadar ertelediklerini, bazılarınınsa Georgia veya New York'taki iddia makamının, kendileri adına en zor işi yapıp Trump'ı 2020 seçimlerine müdahil olmakla ya da gasp davasından ötürü suçlayıp suçlamayacağını beklediğini söylüyor. 
Gazete, partinin ön seçimlerinde Trump'a meydan okuma konusunda adayların Trump'a ne zaman, nerede ve nasıl saldıracakları konusunda şimdiye kadar kararsız kaldığına işaret ediyor.
Adaylar kampanyalarını açıklama konusunda da tereddüt gösterirken onu görevden almaya çalışan Cumhuriyetçiler, Trump'ın rakiplerinin bu tereddüdünün onun konumunu güçlendirebileceğinden korkuyor. 
Bununla birlikte Cumhuriyetçi adayların akını, oyları bölme konusunda Trump'a yardımcı olabilir. Nitekim bazı Cumhuriyetçiler, 2016 yılındaki ön seçim senaryosunun tekrarlanmasından endişe duyuyor; o zamanda çok sayıda aday, Trump'ın yaklaşık yüzde 25 oranında kazanmasına izin vermişti.
Trump'ın danışmanları şiddetli bir rekabetle karşı karşıya kalması halinde bunun gerçekleşmesini umuyor. 
Endişelerini dile getirenler arasında, Trump'ı "kaybeden" olarak niteleyen eski Meclis Başkanı Cumhuriyetçi Paul Ryan da bulunuyor.
Ryan, bağışçıların ve Cumhuriyetçilerin, oyları Trump lehine bölecek bir aday çokluğu olmamasını sağlayacak yollar bulmaları gerektiğini ifade ediyor. 

Trump'ın gücü, Haley'nin sırrı
The New York Times'a göre Trump, zaaf ve dayanıklılık alametleri gösteriyor. Şöyle ki;
Trump'ın kampanyasının ilk haftalarında toplanan bağışlar nispeten zayıf kaldı ve uzun bir süre Trump yanlısı duyguların yuvası olan Cumhuriyetçi Parti Ulusal Komite üyeleri, Trump'ın üçüncü kampanyasını desteklemeye istekli olmadı.
Aynı şekilde Trump'a muhalif bir muhafazakar ve Cumhuriyetçi analist Wyatt Ayers'in internet sitesi The Bulwark'ın yürüttüğü bir kamuoyu yoklaması, Cumhuriyetçi Parti seçmenlerinin 2024 yarışında aday olarak muhtemelen Trump'tan başka bir kişiyi isteyeceğini ortaya koydu. 
Bununla beraber başka anketler, Trump'ın hâlâ ilk sıradaki Cumhuriyetçi aday olduğuna işaret ediyor. Aynı muhafazakâr site tarafından yapılan bir ankete göre Cumhuriyetçi Parti seçmenlerinin yüzde 28'i, bağımsız bir bahiste Trump'ı desteklemeye hazır. 
Yaklaşan seçimlerde eski başkana karşı adaylığını duyuran ilk Cumhuriyetçi olarak Haley'nin bu ay yapacağı açıklamanın, Trump ile rekabeti başlatması bekleniyor. Haley, başkanlık yarışında büyük bir rol oynayan Güney Karolina eyaletinde halk desteğine sahip. 
Cumhuriyetçi Parti'nin Güney Karolina şubesinin eski başkanı Katon Dawson, eyaletin eski valisine olan desteğini dile getirdi ve onun, çok önemli bir değişimi temsil edebileceğini ifade etti. 
Haley yarışa, Trump ve Florida Valisi Ron DeSantis gibi diğerlerine nazaran daha az şanslı biri olarak katılmakla birlikte, Reuters'a göre o, arkadan koşmaya alıştı ve siyasi çevrelerde itibar edinerek kazanması zor yarışlarda öne çıktı. 
Rakiplerine karşı partiyi zafere taşırsa Haley, tarih boyunca Cumhuriyetçi Parti'nin başkanlık listesinde başa geçen ilk kadın ve partinin beyaz olmayan ilk adayı olacak. 
 
Independent Türkçe



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.