‘Ulusal birlik’ çağrısında bulunan Hamaney ‘bölünmelere’ karşı uyardı

‘Rejimi ortadan kaldırma girişimlerini’ İran'ın bölgesel rolüne bağladı

Hamaney, Tahran'daki ordu komutanlarına yıllık konuşmasını yaparken (Hamaney'in web sitesi)
Hamaney, Tahran'daki ordu komutanlarına yıllık konuşmasını yaparken (Hamaney'in web sitesi)
TT

‘Ulusal birlik’ çağrısında bulunan Hamaney ‘bölünmelere’ karşı uyardı

Hamaney, Tahran'daki ordu komutanlarına yıllık konuşmasını yaparken (Hamaney'in web sitesi)
Hamaney, Tahran'daki ordu komutanlarına yıllık konuşmasını yaparken (Hamaney'in web sitesi)

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, ‘düşmanları’ İranlı yetkililer arasında nifak ve şüphe tohumları ekmeye çalışmakla suçlayarak ulusal birlik çağrısında bulundu. Kadın sorunları ve kuşak farklılıklarını gündeme getirmeye çalışanları eleştiren Hameney, ‘yapay ihtilafların’ ‘bölünmelere’ dönüşmesine karşı uyarıda bulundu.
Hamaney, Hava Kuvvetleri Komutanları’na yaptığı yıllık konuşmasında, “Düşmanın asıl amacı, İslam Cumhuriyeti'ne diz çöktürmek, nifak ve şüphe tohumları atarak onu yok etmektir (...) Bu kirli plan karşısında yapılması gereken en önemli şey, birlik stratejisini korumaktır” ifadelerini kullandı.
Önümüzdeki cumartesi gününe denk gelen 1979 devriminin yıldönümü münasebetiyle devlet kurumlarının düzenlemek için harekete geçtiği yıllık kutlamalara üstü kapalı bir göndermede bulunan Hamaney “Halkın düşmanlara verdiği mesaj, şüphe uyandırma ve ulusal birliği bozma çabalarının boşa çıktığıdır” ifadelerini kullandı.
Devrimin, ‘yaşamının ve canlılığının’ devamlılığını sağlamanın temel koşulunun ‘ihtiyaçlara (artmasına) ihtimam gösterilmesi olduğunu belirten Hamaney, bu bağlamda ülkenin ‘temel ve önemli ihtiyacı’ olarak ‘ulusal birlik’ üzerinde durulması ve vurgulanması çağrısında bulundu. Resmi web sitesine göre Hamaney, ‘ulusal birliğin, devrimin zaferinde ve ilerlemesinde önemli rol oynadığını ve düşmanların önünde bir set ve duvar oluşturduğunu’ ifade ederek, ‘devrimin bugün mümkün olduğu kadar ve kat be kat yükseltilmesi gerektiğini’ vurguladı.
Ülkedeki son sözün sahibi, “Siyasi anlaşmazlıkların, bakış açılarında farklılıkların ve normal anlaşmazlıkların olmasında bir sıkıntı yok, ancak iş suçlama ve iftira boyutuna varmamalı” dedi. Bununla birlikte konuşmasının bir kısmında Hamaney “Siyasi gruplar arasında olumsuz bir algı oluşturmak, insanların birbirine ve hükümete karşı güvensizlik duymasını sağlamak ve kurumlar hakkında şüphe uyandırmak, İran’a kötü niyet besleyenlerin hedeflerine ulaşma stratejilerinden sadece bir tanesidir” ifadelerini kullanarak ‘düşmanın rejime karşı planı ve hedefinin devrime diz çöktürmek olduğunu’ vurguladı. 15 yıl önce ABD Başkanı'ndan (Barack Obama) bir mektup aldığını belirten Hamaney, “ABD Başkanı bana, rejiminizi değiştirmeye niyetimiz yok diye mektup yazmıştı. Ancak İslam Cumhuriyeti'ni bitirmeyi planladıklarına dair haberler aldık” dedi.
Hamaney, ‘rejimi ortadan kaldırma girişimlerini’ İran'ın bölgesel rolüne bağlayarak, “İslam Cumhuriyeti bu önemli, stratejik ve yararlı bölgeyi ellerinden almıştır” ifadelerini kullandı.
Hamaney'in ‘ulusal birlik’ çağrısı, Nisan 2016'da yaptığı eleştirilerden geri adım attığını gösteriyor. Zira o dönem Eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 2016 yılında ülkenin nükleer programına ilişkin büyük ülkeler ve İran arasında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP/nükleer anlaşma) uygulanmasının ilk aylarında şiddetle bir iç diyalog çağrısında bulunmuştu. Hamaney ise iç diyalog çağrısını yapanları ve nükleer müzakereler doğrultusunda bir iç diyaloğun başlatılmasını ‘Amerikan retoriğinin pompalanmasına’ benzetmişti.
Hamaney’in bu konuşmasından üç gün önce İran Yargı Erki, geçtiğimiz eylül ayında Mahsa Amini adlı genç kızın Ahlak Polisi tarafından gözaltına alındığı sırada hayatını kaybetmesinin ardından ülkeyi sarsan ‘Kadın, Özgürlük ve Yaşam’ protestoları sırasında tutuklanan bazı kişiler de dahil olmak üzere on binlerce mahkûm için af çıkarılmasına ilişkin teklifi Hamaney’in kabul ettiğini duyurmuştu. İran Yargı Erki, karara dahil olabilecekler için bazı, şartlar açıklamış ve idam cezası ile sonuçlanabilecek suçlamalar isnad edilmiş kişilerin dahil edilmeyeceğini belirtmişti. Aynı zamanda gözaltına alınanların ‘pişman’ olduklarına dair yazılı bir ifade vermeleri de istenmişti.
160'tan fazla şehir, protestocuların rejimi devirme taleplerinin yükseldiği gösterilere sahne oldu. Protestoların temposu düşse de Tahran'daki bazı mahallelerde hala geceleri 'Hamaney'e ölüm' ve 'Diktatöre ölüm' gibi sloganlar atılıyor.
Hamaney, ‘Fransa ve Sovyetler Birliği devrimleri gibi büyük küresel devrimlerde diktatörlüklerin geri dönüşünün’ ‘temel ihtiyaçların ve risklerin ihmal edilmesinden ve şahsi meseleler ve kavgalarla meşgul olunmasından’ kaynaklandığını belirterek, İran'daki devrimin ‘kendini bu belalardan koruduğunu’ vurguladı.
Hamaney, özellikle askeri birimlerin saflarında bölünmeler olduğu ve gösteriler sırasında bazı askerlerin tutuklandığı yönünde haberlerin çıkmasının ardından halkın, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kendilerini koruması için İran ordusuna protestolara müdahale etmesi yönünde yaptıkları çağrılara değindi. Hamaney, ordunun ‘(devrimin) ilk günlerinden itibaren daha devrimci, inançlı ve sadık hale geldiğini’ söyledi.

Zorlama ihtilaflar
Hamaney konuşmasında ‘zorlama’ olarak nitelendirdiği iç ihtilaflara işaret etmekle birlikte, üstü kapalı olarak bu tarafları eleştirdi. Hamaney “Bunların çatlaklara dönüşmemesi gerekiyor. Zaman zaman kadın meselesini, bazen Şii-Sünni meselesini, bazen de nesil farkını gündeme getiriyorlar” dedi.
Hamaney'in konuşmasından üç gün önce, reformist Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, yöneticilerle halk -özellikle de protestocu gençler- arasında büyüyen bir uçurum olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu. Hatemi 1997-2005 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yaptığı döneme atıfta bulunarak, "Halk bizim neslimizi, devrim sırasında ve reformlar döneminin nesillerini aşıyor" dedi.
Hatemi, önceki önerileri hakkında karamsar görünse de devrimin yıldönümü münasebetiyle yaptığı açıklamada 15 öneri sundu. Hameney, “Denenen yol ve yaklaşımda reform talep etmek, imkânsız olduğu söylenemezse de bir kayaya çarptı ve çıkmaza girdi.” ifadelerini kullandı.
Öneriler arasında şu teklifler yer alıyor: tüm yönelim, eğilimler ve milliyetlerin katılımıyla ulusal dayanışma çağrısı, serbest ve rekabetçi seçimlerin yapılması, toplumdaki tüm çatışmaların sona erdirilip kamuoyunun yatıştırılması, reformist liderler Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin ev hapsine son verilmesi, din adamları, akademisyenler, işçiler, sanatçılar, medya mensupları ve sendika üyeleri aleyhindeki tüm davaların düşürülmesi ve siyasi tutuklular ile ‘isyan’ ve ‘ayaklanma’ eylemlerine katıldıklarına dair güvenilir kanıt bulunmayan kişilerin serbest bırakılması konusunda genel bir af çıkarılması.
Hatemi'nin önerileri arasında, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) ve Anayasa Koruma Konseyi (AKK) gibi parlamento ve hükümet üzerinde denetim hakkı olan organlarda reform yapılması da yer aldı.
Hatemi açıklamasında iki şeyden dolayı üzgün olduğunu ifade etti; birincisi, iktidardaki müesses nizamdan reform ve hatalardan kaçınma konusunda herhangi bir sinyal gelmemesi. İkincisi ise ‘halkın mevcut siyasi sistemden duyduğu umutsuzluk.’ Hatemi, “Ülkedeki yönetimin en büyük hatası, toplumda daha iyi bir geleceğe dair ümidini kesmiş olan çoğunluğun kızgınlığını artırmak pahasına, kendisine sadık gördüğü küçük bir toplum kesimini memnun etmesidir” değerlendirmesinde bulundu.
Hatemi'nin açıklaması, reformist müttefiki Mir Hüseyin Musevi'nin yakın bir zamanda yaptığı açıklamasıyla zıtlık gösteriyor. Nitekim Musevi, iktidarın İslam Cumhuriyeti'ne alternatif olacak bir yapıya devredilmesi için yeni bir anayasa hazırlanması ve ‘bağımsız ve adil’ seçimler yoluyla bunun referanduma sunulması çağrısında bulunmuştu. Hatemi ise ‘rejimin devrilmesinin mümkün olmadığını’ söyleyerek mevcut anayasanın ruhuna dönülüp reform yapılabileceğini vurguladı. Ayrıca rejimin devrilmesi yönündeki çağrıların daha fazla ‘kısıtlama ve baskıya’ yol açacağı konusunda da uyarıda bulundu.
Musevi yaptığı açıklamada, İran'da son aylar ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir” demişti.

Kayhan gazetesi Hatemi’yi hedef alıyor
Rejimin geleceği konusunda Musevi ile Hatemi arasında açıkça görülen görüş ayrılığına rağmen, DMO’ya bağlı Civan gazetesi Hatemi ve Musevi'yi ‘havuç ve sopa politikası’ izlemekle suçladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Hatemi’yi ‘havucun’ sahibi olarak tanımlayan Civan müttefiki Musevi’yi ‘İslam Cumhuriyeti’ni parçalamak için ‘sopayı’ elinde tutmakla suçladı.
Dini Lider’in Ofisi’ne bağlı Kayhan gazetesi çarşamba günkü sayısında Musevi ve Hatemi'nin açıklamalarını hedef aldı. Kayhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari, Hatemi'den ‘kendisine dikte edilen ifadeyi tekrar okumasını’ isteyerek, “Rejimdeki cumhuriyetçi unsurdan endişe ettiğiniz için utanmıyor musunuz?” sorusunu yöneltti ve onu İran’a ‘düşman’ olan yetkililerin söylediklerini tekrarlamakla suçladı. Şeriatmedari, “Açıklamadan adınızı silip Netanyahu'nun adını koysak bir şey fark eder mi?” ifadelerini kullanarak “Siz (Hatemi) ve Musevi sanki devrim size borçluymuş gibi konuşuyorsunuz. Söyleyin bana: Sicilinizdeki devrimci arka plan nedir?” diye sordu.
Öte yandan Reform Cephesi Sözcüsü Ali Şekuri Rad, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Hatemi'nin mesajı ile Musevi'nin açıklaması arasındaki ortak nokta, ülkedeki yetersiz durumun ve mevcut siyasi çıkmazın dile getirilmesidir” dedi. Rad, “Mevcut yönetim, herhangi bir reform veya değişimi kabul etmese de; Musevi bir ufuk çizerken Hatemi de bir yol çizdi. Her ikisi de halkın egemenliğini kurmaya ve umudu güçlendirmeye çalışıyor" ifadelerini kullandı.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.