Depremin vurduğu Suriye’nin kuzeyine ilk yardım konvoyu ulaştı

Yardım konvoyları Suriye’ye Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan giriş yaptı. (Reuters)
Yardım konvoyları Suriye’ye Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan giriş yaptı. (Reuters)
TT

Depremin vurduğu Suriye’nin kuzeyine ilk yardım konvoyu ulaştı

Yardım konvoyları Suriye’ye Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan giriş yaptı. (Reuters)
Yardım konvoyları Suriye’ye Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan giriş yaptı. (Reuters)

Türkiye ve Suriye’de meydana gelen depremin ardından dün Suriye’nin kuzeyinde bulunan Şam rejiminin kontrolü dışındaki bölgelere ilk yardım konvoyu ulaştı.
Türkiye ile Suriye arasındaki Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndaki medya yetkilisi Mazen Alluş yaptığı açıklamada “Birleşmiş Milletler’in (BM) ilk yardım konvoyu depremden dört gün sonra giriş yaptı” dedi. Bu yardımın aslında afetten önce ulaşmasının beklendiğine ikkat çeken Alluş sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, Birleşmiş Milletlerin ilk yardımı olarak kabul edilebilir. Allah’ın izniyle, bize verildikleri söze göre, zor durumdaki insanlarımıza yardım etmek için daha büyük konvoylar gelecek.”
AFP’nin muhabiri, sınır kapısında çoğunluğu çadır malzemeleri ve temizlik araçları ile dolu olmak üzere altı kamyondan oluşan bir konvoyun Suriye’ye giriş yaptığını bildirdi.
Kuzeybatı Suriye’ye yönelik insani yardımlar genellikle Türkiye üzerinden, sınır ötesi yardıma ilişkin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla güvence altına alınan tek geçiş noktası olan Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan naklediliyor.
Ancak sınır kapısında giden yollar depremde hasar gördü ve bu durum BM’nin bu yolu kullanmasını geçici olarak etkiledi. BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, yardımın bir kısmının dün Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye giriş yapacağı hakkında bir açıklama yapmıştı.
Pedersen, Cenevre’da yaptığı açıklamada “İlk insani yardımı ulaştırabileceğimize yönelik güvenceler aldık” diyerek yardımın ‘siyasallaştırılmaması’ çağrısında bulundu. Zira yaklaşık üç haftadır Suriye’nin kuzeyinde Şam rejiminin kontrolü dışındaki bölgelere yardım gönderilemiyordu.
BM’den bir yetkili çarşamba günü, bölgedeki BM yardım stokunun 100 bin kişiyi bir hafta boyunca gıda sağlamaya yeterli olduğunu bildirdi.
Türkiye merkezli deprem beş Suriye şehrini etkiledi. Yardım ekipleri pazartesi gününden bu yana yetersiz koşullarda, enkaz altında kalanları aramak için çalışıyor.
BM Suriye Mukim Koordinatörü El Mustafa Bin el-Melih çarşamba günü şu açıklamayı yaptı:
“Halep, Humus, Lazkiye’de, diğer bölgelerde ve kırsal kesimlerindeki yıkım çok büyük. Bununla birlikte ülkenin kuzeybatısındaki hasarın da büyük olduğunu biliyoruz. Durumu değerlendirmek için bölgeye ulaşmamız gerekiyor.”
Suriye hükümeti tarafından kontrol edilen bölgelerde depremden etkilenenler için yardım yüklü uçaklar iki gündür ardı ardına Şam, Halep ve Lazkiye havaalanlarına iniş yapıyor.



Beyaz Saray: Trump, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine karşı çıkıyor

TT

Beyaz Saray: Trump, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine karşı çıkıyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Reuters, Beyaz Saray’dan bir yetkilinin dün, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine karşı olduğuna dair bir yenilenen bir açıklamasını aktardı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre yetkili, Batı Şeria'daki istikrarın İsrail'in güvenliğini koruduğunu ve ABD yönetiminin bölgede barış sağlanması hedefiyle uyumlu olduğunu söyledi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres dün, İsrail Güvenlik Kabinesi'nin işgal altındaki Batı Şeria'nın ‘A’ ve ‘B’ bölgelerinde bazı idari ve yürütme tedbirleri alınmasına izin verme kararından duyduğu ciddi endişeyi dile getirerek, bu kararın iki devletli çözümün geleceğini tehlikeye attığı uyarısında bulundu.

Guterres yaptığı açıklamada, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında varlığını sürdürmesi de dahil olmak üzere bu tür önlemlerin, Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) da belirttiği üzere, istikrarı bozmakla kalmayıp aynı zamanda yasa dışı olduğunu söyledi.

İsrail'den bu tedbirleri geri çekmesini isteyen BM Genel Sekreteri, tüm tarafları, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları ve uluslararası hukuka uygun olarak iki devletli çözüm olan kalıcı barışa giden tek yolu korumaya çağırdı.

İsrail haber sitesi Ynet pazar günü, İsrail kabinesinin Batı Şeria'daki tapu ve mülkiyet prosedürlerinde yapılan temel değişiklikleri onayladığını ve Filistinlilere ait evlerin yıkılmasına izin verdiğini bildirdi.

Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'nın A bölgesinde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını aktardı.

İsrail’in bu son hamleleri Arap ve İslam ülkeleri tarafından tepkiyle karşılandı. Bu ülkelerin dışişleri bakanları, İsrail'in Batı Şeria'da yeni bir hukuki ve idari gerçeklik dayatmayı ve böylece burayı ilhak etme girişimlerini hızlandırmayı amaçlayan son kararlarını ve tedbirlerini kınadılar.

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, Suudi Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan ortak bir açıklamada, İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde egemenliği olmadığını teyit ederek İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da genişlemeci politikalarını ve yasadışı önlemlerini sürdürmemesi konusunda uyardılar.

Ürdün'ün başkenti Amman’da, Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, ‘Yahudi yerleşim yerlerini sağlamlaştırmayı ve İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenliğini dayatmayı amaçlayan’ yasadışı önlemleri reddettiklerini ve kınadıklarını teyit ettiler.

Ramallah'taki Filistin Devlet Başkanlığı, İsrail hükümetinin Batı Şeria ile ilgili kararlarını ‘tehlikeli ve Filistinlilerin varlığını hedef alan’ olarak nitelendirdi.

Filistin Haber Ajansı WAFA, Filistin Devlet Başkanlığı’nın bu kararları ‘Filistin halkına karşı topyekûn savaş ve ilhak ve yerinden etme planlarının uygulanması’ bağlamında bir adım olarak nitelendirdiğini aktardı.


DMUK, Suriye'nin katılımını memnuniyetle karşılarken Suriye ile yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti

Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
TT

DMUK, Suriye'nin katılımını memnuniyetle karşılarken Suriye ile yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti

Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)

DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) dün, Suriye hükümetini koalisyonun 90’ıncı üyesi olarak kabul etti. DMUK, pazartesi günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'da Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid el-Hureyci ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın başkanlığında düzenlenen siyasi direktörler toplantısında yayınlanan ortak bildiride, hükümetle yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti.

Katılımcılar, toplantıya ev sahipliği yapan Suudi Arabistan'a ve terörle mücadele ve istikrarın sağlanması için bölgesel ve uluslararası çabaları destekleme konusunda sürdürdüğü rolüne teşekkürlerini ifade ederek, üye devletleri Suriye ve Irak'ın çabalarına doğrudan destek sağlamaya teşvik ettiler.

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında, kalıcı ateşkes ve Suriye'nin kuzeydoğusunda sivil ve askeri entegrasyon için düzenlemeler de dahil olmak üzere kapsamlı bir anlaşma yapılmasını memnuniyetle karşıladılar.

dfrgth
Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi, Riyad'da düzenlenen toplantıya başkanlık etti (SPA)

Suriye hükümetinin DAEŞ ile mücadelede ülke çapında liderliği alma niyetini kaydettiler ve DAEŞ ile mücadelede SDG’nin yaptığı fedakarlıklara ve DAEŞ'i yenme operasyonunda Irak hükümetinin sürdürdüğü liderliğe olan takdirlerini ifade ettiler.

Katılımcılar, tutuklu DAEŞ’lıların hızlı ve güvenli bir şekilde nakli, üçüncü ülke vatandaşlarının ülkelerine geri gönderilmesi, el-Hol ve Roj mülteci kamplarındaki ailelerinin geldikleri ülkelere onurlu bir şekilde yeniden entegrasyonu ve bu ülkelerde örgütü yenilgiye uğratma operasyonunun geleceği konusunda Suriye ve Irak ile koordinasyonun sürdürülmesi gibi önceliklerini yeniden teyit ettiler.

DMUK savunma yetkilileri, diplomatik ve askeri kanallar arasındaki yakın koordinasyonu vurguladılar. Katılımcılar ise devam eden tutuklu nakilleri de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenilgiye uğratma operasyonundaki son durum hakkında brifing aldılar.

vfbghyj6u
DMUK üyeleri, ülkeleri Suriye ve Irak'ın çabalarına doğrudan destek sağlamaya teşvik etti (SPA)

DEAŞ üyelerini güvenli bir şekilde gözaltına alma konusunda Irak'ın çabalarını öven yetkililer, Suriye'nin DEAŞ’lıları ve ailelerini barındıran gözaltı tesisleri ve mülteci kamplarının sorumluluğunu üstlenmesini memnuniyetle karşıladılar. Ayrıca, ülkelerin Irak ve Suriye'den vatandaşlarını geri göndermekle yükümlü olduklarını yinelediler.

Irak'ın liderliğine teşekkürlerini ifade ettiler ve tutukluların Irak hükümetinin gözetimine devredilmesinin bölgesel güvenlik için hayati önem taşıdığını kabul eden katılımcılar, Irak ve Suriye’de DEAŞ’ı yenilgiye uğratma konusundaki ortak taahhütlerini yinelediler ve hükümetlerini örgütün tutuklularını güvence altına alma konusunda desteklemeye devam edeceklerine söz verdiler.


SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.