Prof. Dr. Üşümezsoy: Deprem açısından en risksiz yer, İstanbul'un da içinde bulunduğu Kuzey Marmara

Jeoloji mühendisleri Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ve Aysun Aykan'la deprem gerçeğini ele aldık. Uzmanlar, Türkiye'nin en riskli noktalarını ve tedbirlerin durumunu değerlendirdi

AA
AA
TT

Prof. Dr. Üşümezsoy: Deprem açısından en risksiz yer, İstanbul'un da içinde bulunduğu Kuzey Marmara

AA
AA

Deprem gerçeği kendisini unutturmuyor. Türkiye'nin farklı noktaları sarsılmaya devam ediyor.
Son bir haftada önce Marmara Denizi'ndeki 3,0'lık deprem, ardından da İran'daki 5,8'lik depremle Van ve Hakkari'de hissedilen sarsıntı, bir kez daha korku perdesini araladı.  
Coğrafi konumu nedeniyle deprem kuşağında yer alan Türkiye'deki herhangi bir sarsıntıda ise gözler direkt Marmara'ya çevriliyor.
En merak edilen yerlerin başında da 20 milyon nüfuslu İstanbul geliyor.
Jeoloji mühendisleri Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ve Aysun Aykan ile Türkiye'nin deprem bakımından en tehlikeli bölgelerini ve alınması gereken tedbirleri konuştuk.
Aykan, 24 kent ve 80 ilçenin riskli olduğu görüşünde. Üşümezsoy ise 3 yere dikkati çekti.
Her iki isim de tedbirlerin yetersizliği konusunda hemfikir.

"En risksiz yer, İstanbul'un da içinde bulunduğu Kuzey Marmara"
Independent Türkçe'nin özel haberine göre, Prof. Üşümezsoy, asıl tehlikenin İstanbul'da değil, ülkenin farklı noktalarında olduğunu ifade etti.
Yakın geleceğe ilişkin öngörülerini ifade eden Üşümezsoy, Marmara'nın kuzeyini deprem bakımından riskli bulmadığını söyledi. 
"En risksiz yer, İstanbul'un da içinde bulunduğu Kuzey Marmara" diyen Üşümezsoy, gerekçelerini dile getirdi:
"Kumburgaz'da risk küçük, heyelan riski olabilir. 35 kilometrelik bir fay, 6,5 büyüklüğünde deprem riski var. Güney Marmara'da Bandırma üzerinden Yenice Gönen'den Ayvacık'a kadar uzanan hatlar var. 1953'te Yenice Gönen kırıldığı için onun kuzeyindeki Sarıköy fay hattında risk taşıyan bölge söz konusu. Kuzey kenar fayı ölü bir fay, Kuzey Anadolu Fayı'nın batı kolu Silivri'de başlar, Ereğli sırtını keser, Tekirdağ'dan geçerek, Yunanistan'a kadar giden bir hat. 2014'te Gökçeada'dan Halkidiki'ye giden hat kırıldı. Bu anlamda Kuzey Marmara ve devamında risk taşıyan küçük bir bölge. Marmara Bölgesi en risksiz yer. Özellikle de İstanbul ve Tekirdağ'ın içinde bulunduğu Kuzey Marmara. Belki de yakın gelecekte Türkiye'nin en risksiz yerlerinden biri İstanbul olacak."

"Marmara boydan boya kırılacak, 8,1'lik deprem olacak tezi çürüdü"
"Deprem uzmanı" olarak da anılan Üşümezsoy, geçerliliğini yitiren çalışma ve makaleler üzerinden "felaket tellallığı" yaptıkları gerekçesiyle bazı meslektaşlarına da tepkili.
'8,1'lik deprem olacak, Marmara boydan boya kırılacak' şeklindeki tezin çürütüldüğü ancak Türkiye'deki bazı isimlerin bunun farkında olmadığı savunan Üşümezsoy, "1999 depreminden sonra Marmara Denizi'nin haritasını alıp, 'burası boydan boya kırılacak' diyerek makale yayımlayıp ya da yayımlananları kullanıp yaygara kopardılar ama çöp oldu" dedi.
Bu görüşte olanların Marmara'nın en kuzeyini 180 kilometrelik fay olarak gördüklerini hatırlatan Üşümezsoy, "1999 depreminden sonra '7'nin üzerinde 3, 7,4'lük ise 2 deprem olacak' denildi. Nature'da da böyle bir makale çıktı. Bizzat makaleyi yayınlayanlar arasında olan bilim insanı Ronald Armijo hatalı olduklarını kabul ederek, 'Bizler o zaman ne fayın yerini ne de depremleri biliyorduk' dedi. Ama bizimkiler hatalarından dönmedi. Ne yazık ki '25 yıl geçti, büyük depreme 5 yıl kaldı, risk büyük' söylemlerini hala kullananlar var" şeklinde konuştu.
Şener Üşümezsoy'a göre burada 50 kilometrelik bir fay bulunuyor ve bu da en fazla 7 büyüklüğünde depreme neden olabilir. Bu fay iki parçadan oluştuğu ve İstanbul'a yakın parçasında fay bulunmadığından, bahsedilen büyüklükte yıkıcı bir deprem söz konusu değil. 
Üşümezsoy, "Marmara'da Kumburgaz'da fay var, en fazla 6,5'luk deprem yapar ama söylendiği gibi büyük İstanbul depremine neden olmaz. Erzincan'ın doğusundan Yedisu'ya giden fay riskliydi, geçenlerde kırıldı. Sivrice yani Hazar Gölü'nün 2 yanında fay var. Doğu Anadolu fay sisteminin parçası demiştim, kırıldı" ifadelerini kullandı.
Bilim insanlarının çoğunun jeolog olarak arazide çalışan kişilerden değil, salt kağıt üzerinden yorum yapan kişilerden oluştuğundan bu nedenle de çokça yanıldıkları öne süren Üşümezsoy, "bilimsel makale" denilen pek çok işi ise "çöp yığını" olarak niteledi.

Türkiye'nin deprem bakımından en riskli yerleri neresi?
Peki Marmara'da -özellikle de kuzeyinde- düşünüldüğü derecede bir risk yoksa nerede var?
Türkiye'nin deprem bakımından en riskli yerleri neresi?
Ardahan'da yaşanan depreme değinen Üşümezsoy, bu fay hattının Maden Tetkik Arama (MTA) haritasında bile yer almazken 2005'te yayımladığı kitabında buna yer verdiğini savundu.
Prof. Üşümezsoy deprem konusunda riskli şu üç noktaya dikkati çekti:
1- Doğu Anadolu fayının batı kesimi. Malatya ve Adıyaman'a giden bölüm riskli.
2- Ardahan'a doğru giden yerde risk var.
3- Erzincan ile Karlıova arasındaki Yedisu fayında risk bulunuyor.

"İzmirli jeologların Tuzla fayında büyük risk olduğu söylemlerine katılmıyorum"
Ege'deki olası durum da merak konusu. Dönem dönem sallanan, 2 yıl önce Bayraklı'da yıkıcı sonuçlar doğuran İzmir ve çevre kentlere ilişkin olarak ise Üşümezsoy, şunları söyledi:
"Ege'de parmağın açılarak aralarında çukurların oluşturduğu sistem var. Batıya doğru genişliyor. En kuzeydeki Middilli fayı, Foça çukurunda 6,2'lik depremle kırıldı. Sakı kırıldı. 6,9'luk depremle Bodrum kırıldı. Kırılmayan İzmir'in kuzeyinde körfezdeki fay hattı. İzmir'deki bu fay hattı, Narlıdere sırtlarında oluşan bir fay ve İzmir körfezine açılıyor. Kırılma periyodunu bilemediğimizden ne zaman kırılacağını kestiremiyoruz. Ege'deki tüm faylar kırıldı, Bodrum, Sisam, Midilli..." 
İzmirli jeologların Tuzla fayında büyük risk olduğu söylemlerine katılmadığını vurgulayan Üşümezsoy, "Doğanbeyli'deki deprem bunun başlangıcı olarak nitelense de 1688'de kırıldığından, İzmir'de kuzeydoğu girişli Tuzla fayında risk beklenmiyor" yorumunu yaptı.

"Daha fayların ne zaman ve kaç yılda bir kırıldıkları bile doğru dürüst bilinmiyor"
Türkiye'nin depreme hazırlık konusunda yeterli tedbirleri almadığı da sıkça tartışılan bir konu.
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy da bu görüşte. Hatalı yerleşime dikkati çeken Üşümezsoy'a göre en büyük sorun Türkiye'nin deprem hafızasının zayıflığı.
Verilen kayıpların ve çekilen acıların üstünün örtüldüğüne işaret eden Üşümezsoy, maddi manevi zayiatların bu nedenle katlandığını ifade etti.
Prof. Üşümezsoy, daha fayların özelliklerinin bile doğru dürüst bilinmediği gerekçesiyle tepkili.
Fayların ne zaman ve kaç yılda bir kırıldıkları, şiddetin burada nasıl bir dağılım gösterdiği gibi kritik faktörlerden emin olunup, binaların o etkiye dayanacak şekilde yapılması gerektiğini vurgulayan Şener Üşümezsoy, 2 yıl önce ağır kayıplar veren İzmir'in Bayraklı ilçesini örnek verdi.

"Bayraklı gibi yerlerde hasar gören evlerin yeniden yapılarak yaşanılması hatalı"
Buranın deltadan gelme bir yer olduğu gerekçesiyle çok kötü bir zemininin bulunduğunu ifade eden Üşümezsoy, imar izninin en baştan verilmemesi gerekirken, 2 yıl önceki depremde hasar gören evlerin bile yeniden yapılıp burada yaşanılmasına tepki gösterdi.
Bayraklı gibi yerlerin zarar görmesi için depremin illa burada gerçekleşmesine gerek bile olmadığını kaydeden Üşümezsoy, "2 yıl önce olduğu gibi, Çeşme ya da Sisam'daki depremler en çok Bayraklı'da hissediliyor. Fayda mesafe önemlidir ama Bayraklı gibi yerler çok uzakta olsa da kötü zeminden dolayı çok hissedilir. Bu tip yerler imara açılmamalıdır. Sadece Bayraklı değil, Körfez'deki depremde yıkılan yerler de aynı şekilde" diye konuştu. 

"Bataklığa kurulan şehirler mezar oluyor"
Yerleşimlerin hem zeminlere göre hem de etkiden uzak olacak şekilde yapılması gerekirken bu durumun hiçe sayıldığını altını çizen Üşümezsoy, "Bataklığa kurulan şehirler mezar oluyor. Doğal park olması gereken yerlere şehir kuruyoruz. Uzun bir tarihsel süreçte öğrenip köylerimizi yukarı çıkarıyoruz, Gölcük'teki gibi" ifadelerini kullandı.

"En üst yasa tabiat yasasıdır"
Tabiat yasasını da "en üst yasa" olarak niteleyen Üşümezsoy, sözlerini, insanoğlu ders almama konusunda inatçı davransa da doğanın 250 yılda bir sarsıcı şekilde etkisini gösterdiğini hatırlatarak noktaladı.

"24 kent ve 80 ilçe deprem tehlikesi altında"
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Jeoloji Mühendisleri Odası Balıkesir İl Temsilcisi Aysun Aykan ise Türkiye'nin önemli bir bölümünün deprem tehlikesi altında olduğu görüşünde.
Türkiye'nin, dünyanın en aktif tektonik kuşaklarından Alp-Himalaya tektonik kuşağı içinde yer aldığını belirterek jeolojik yapı nedeniyle daima yıkıcı deprem riskinin bulunduğu uyarısı yapan Aykan, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:
"Türkiye'de çok sayıda deprem üretecek fay hatları vardır ve yerleşim birimlerinin çoğunluğu, bu fay hatlarının üzerinde, yakınında veya etki alanında kurulmuş bulunmaktadır. Bu yüzden ülkemizin önemli bir bölümü deprem tehlikesi ve riski altındadır."

"5,5 ve üzeri büyüklükte deprem üretme potansiyeline sahip yaklaşık 500 diri fay bulunuyor"
Türkiye topraklarının üzerinde 7 büyüklüğünde deprem oluşturabilecek çok fazla fay hattı bulunduğunu aktaran Aykan, ülkenin "Diri Fay" haritasına bakıldığında 5,5 ve üzeri büyüklükte deprem üretme potansiyeline sahip yaklaşık 500 fay bulunduğunu ifade etti.
Son yapılan çalışmalara göre şehir merkezinden fay geçen 24 kent bulunduğunu belirten Aykan, bu yerleri şöyle sıraladı:
"Bolu, Bursa, Balıkesir, Sakarya, Kocaeli, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli, Burdur, Kütahya, Eskişehir, Konya, Aksaray, Tokat, Kayseri, Osmaniye, Hatay, Maraş, Erzurum, Hakkari, Erzincan ve Bingöl gibi 24 kentimiz, 80'i aşkın ilçemiz ve 502 mahallemiz doğrudan fay hatları üzerindedir!"

"Marmara'da 7,6 büyüklüğünde deprem olabilir"
Prof. Üşümezsoy'un aksine Aykan'a göre Marmara'da risk büyük.
Yapılan bilimsel çalışmalara ve tarihsel dönemde meydana gelen depremler göz önünde bulundurulduğunda 7'nin üzerinde, en fazla ise 7,6 büyüklüğünde deprem ihtimali olduğunu ileri süren Aykan; ayrıca Bingöl, Balıkesir ve Kahramanmaraş'a dikkati çekti:
"Bu depremden 28 milyon kişi etkilenecek" diyen Aykan, şunları kaydetti: 
"Olası depremin Marmara denizine kıyısı olan bütün illeri; İstanbul, Balıkesir, Bursa, Yalova, Çanakkale, Kocaeli, Tekirdağ'ı etkileyecek."
Kuzey Anadolu fayının başı olan Bingöl ve Balıkesir, Kahramanmaraş taraflarındaki fay segmentleri de sismik boşluk sınıfında tanımlandığından buralarda yakın gelecekte deprem olacağını gösteriyor; bu yüzden buralara dikkat edilmesi, hazırlık yapılması gerekiyor.
 
"Yalnızca ruhsatsız ve kaçaklar değil, ruhsatlı yapılarda da risk var!"
Kentsel ve kırsal yerleşim alanlarından geçen diri fayların unutulduğu vurgulayan Aykan, güvenli yapılaşmanın ilk adımı olan zemin ve temel etüt raporlarını denetleyen bir yapı kontrol sisteminin kurulmamasından şikayetçi.
Mevcut mevzuatın uygulanmasını belediyelerin istemediğini ileri süren Aykan, deprem zararlarının etkilerinin azaltılması konusunda birçok ülkede uygulanan "Fay Yasası"nın da olmamasını eleştirdi.
Kayıplardan ders alınmadığını anımsatan Aykan, yapı denetimi yapılan çok sayıdaki ruhsatlı yapının yıkılması, ağır hasar görmesiyle deprem riskinin sadece ruhsatsız ve kaçak yapılarda olmadığının da görüldüğüne işaret etti.

"Türkiye Afet Risk Azaltma Planı'nı (TARAP) uygulamak şart"
Depremlerin bir doğa olayı olduğu gerekçesiyle gerçekleşmesini doğal karşılayan Aykan'a göre anormal olan gerekli önlemlerin alınmayışı.
Denetim eksikliğine vurgu yapan Aysu Aykan, 2022'de yürürlüğe giren "Türkiye Afet Risk Azaltma Planı'nın (TARAP)" uygulanmasıyla afetlere daha hazır ve dirençli hale gelmenin mümkün olabileceğini sözlerine ekledi. 



Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.


Suudi Arabistan ve Türkiye’den bölgesel ve küresel gelişmeler üzerine görüşme

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye’den bölgesel ve küresel gelişmeler üzerine görüşme

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün (Salı) Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda bir araya geldi. Görüşmede bölgesel ve küresel gelişmeler ile bu konularda yürütülen çalışmalar ele alındı. Ayrıca liderler, iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin durumu ve iş birliği fırsatlarını değerlendirdi.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, görüşmenin başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karşılarken, Erdoğan da ziyaretten ve Suudi yetkililerle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti ifade etti. Erdoğan, Riyad’a gelişinde El-Yemame Sarayı’nda resmi törenle karşılandı.

fedvfedv
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı (SPA)

Görüşmeye Suudi tarafında Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd, Riyad Bölge Valisi Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Spor Bakanı Prens Abdülaziz bin Turki bin Faysal, Ulusal Muhafızlar Bakanı Prens Abdullah bin Bandar, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, Kültür Bakanı Prens Badr bin Abdullah bin Farhan, Devlet Bakanı ve Güvenlik Danışmanı Dr. Musaad el-‘Aiban, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasbi, Maliye Bakanı Muhammed el-Ced’an, Yatırım Bakanı Müh. Halid el-Falih, Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Müh. Saleh el-Casser ile Türkiye Büyükelçisi Fahd Ebü’n-Nasr katıldı.

bgtbhgt
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın huzurunda tokalaştı. (SPA)

Türk tarafında ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Adalet ve Kalkınma Partisi Başkan Yardımcısı Efkan Ala, milletvekili İsmet Büyükataman, Türkiye’nin Riyad  Büyükelçisi Emrullah İşler, Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı Ofisi Müdürü Hasan Doğan ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç hazır bulundu.

dcdc
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’a ulaştığında bölge valisi yardımcısı tarafından karşılandı. (SPA)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad’a resmi ziyaret kapsamında bugün (Salı) geldi. Havalimanında kendisini Riyad Bölge Valisi Prens Muhammed bin Abdulrahman, Riyad Belediye Başkanı Prens Faysal bin Abdulaziz bin Ayaf, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasbi, Türkiye Büyükelçisi Emrullah İşler  ve Suudi yetkililer karşıladı.


Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri bölgesel barış ve istikrar için stratejik öneme sahip

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri bölgesel barış ve istikrar için stratejik öneme sahip

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)

Suudi Arabistan’a resmi ziyaret gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin bölgesel barış, istikrar ve refah açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. Erdoğan, İran ve ABD arasında arabuluculuk yapmaya hazır olduklarını belirterek, gerilimi artıracak adımlardan kaçınılması gerektiğini ifade etti.

Bölgesel güvenlik mekanizmaları önerisi

Erdoğan, krizlerin önlenmesine yönelik bölgesel güvenlik mekanizmalarının kurulması çağrısında bulundu. Ziyaretinin gündeminde, başta Gazze’deki ateşkes ve Suriye’deki durum olmak üzere bölgesel meselelerin görüşülmesi, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi ve somut adımlar atılması hedeflerinin bulunduğunu aktardı.

Türkiye-Suudi Arabistan İşbirliği

Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye ve Suudi Arabistan’ın tarihi ve köklü ilişkilere sahip iki dost ülke olduğunu belirterek, savunma sanayii işbirliğinin güven tesis etmeyi, kapasiteyi artırmayı ve teknolojiyi geliştirmeyi amaçladığını söyledi. Erdoğan, “Bu ilişkiyi yalnızca ikili gündemle sınırlı görmedik; bu değerli dostluk, bölgemizde barış, istikrar ve refah için stratejik öneme sahiptir” dedi.

fergb
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2022’de Ankara’daki görüşmeleri sırasında (SPA)

Erdoğan, ekonomik ilişkilerin ötesinde, koordinasyon ve ortak akılla istikrar sağlayacak bir yaklaşımın benimsendiğini ifade ederek, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile önceki görüşmelerde bölgesel ve uluslararası meselelerin ele alındığını ve ortak çalışmanın artırılmasına yönelik kararlılığın teyit edildiğini söyledi.

İkili ve bölgesel gündem

Cumhurbaşkanı, ziyaretin temel amacının bölgesel konularla ilgili istişareleri derinleştirmek ve ikili ilişkileri ileriye taşımak olduğunu belirtti. Ziyaret kapsamında iş dünyasıyla toplantıların da yapılacağı, ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesinin hedeflendiği vurgulandı.

Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanması, sivillerin korunması, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve zorunlu göçlerin sona erdirilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, ikinci aşama barış planının başarısının ateşkesin güçlendirilmesine ve yeniden imar çalışmalarına bağlı olduğunu söyledi. Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak bu süreçte aktif rol oynayacağını belirtti.

efgthju
Erdoğan, geçen ekim ayında Gazze’de barış için Şarm El-Şeyh Anlaşması’na katılmıştı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, İsrail’in Gazze’deki saldırıları ve yerinden edilmeleri sona erdirmeden herhangi bir çözümün mümkün olamayacağını vurguladı. Ateşkesin güçlendirilmesi, insani yardımların ulaştırılması ve yeniden imarın acilen başlatılması gerektiğini söyledi. BM Güvenlik Konseyi kararına uygun olarak İsrail’in Gazze’den kademeli şekilde çekilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin bu süreçte aktif rol oynayacağını ifade etti.

Güvenlik ve insanî önlemler

Erdoğan, barış gücü veya uluslararası misyon tartışmalarına ilişkin olarak, bu tür mekanizmaların yalnızca sivilleri koruma, insani yardımları ulaştırma ve kalıcı barışı sağlama amacıyla anlamlı olacağını ifade etti. Türkiye’nin gerekli koşullar sağlandığında, Gazze’de barışı sağlamak için askerî katkı da dahil olmak üzere her türlü desteğe hazır olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı, çözümün tek bir ülkenin veya tarafın varlığıyla sınırlandırılamayacağını belirterek, barış planının doğru koşullar, doğru otorite ve doğru hedefler üzerine kurulması gerektiğini vurguladı. Erdoğan, çözümün meşruiyet kaynağının yalnızca Filistin halkının iradesi olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin rolünün, kalıcı ateşkes, adil barış, insani yardımlara erişim ve yeniden imar ile siyasi çözümü desteklemek olduğunu söyledi.

Suriye’de barış ve birlik

Erdoğan, Suriye’de hükümet ile “Suriye Demokratik Güçleri” arasındaki uzlaşma çabalarına değinerek, ülkenin savaş ve bölünme yıllarının ağır bedellerini ödediğini belirtti. Türkiye’nin önceliğinin Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak, ulusal birliği güçlendirmek ve devlet otoritesini tüm ülkeye yaymak olduğunu vurguladı.

evfedrv
Erdoğan, 24 Mayıs 2025’te Dolmabahçe Sarayı’nda Şara’yi kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı, çatışma bölgelerinin daraltılması ve sağlanan anlaşmaların ilerleme kaydettiğini, ancak saha gelişmelerinin tek başına kalıcı kazanımlar için yeterli olmadığını ifade etti. Toplumsal uzlaşının sağlanması ve merkezi hükümete destek verilmesinin önemine işaret eden Erdoğan, bunun kuzeydoğu Suriye’den güneyine, sahil bölgelerinden tüm ülkeye uygulanması gerektiğini söyledi.

Erdoğan, Suriye’nin komşularına tehdit oluşturmayan, terör örgütlerine alan açmayan ve tüm toplumsal bileşenlerini eşit vatandaşlık temelinde kucaklayan bir ülke olmasının bölgesel istikrar açısından kritik önemde olduğunu vurguladı. Türkiye’nin bu sürece Suudi Arabistan ve diğer dost ülkelerle birlikte aktif destek sağlayacağını belirtti.

Sudan’da barış çabaları

Sudan’daki savaşın bininci gününe yaklaşılırken Erdoğan, Türkiye’nin diplomatik çabalarla barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin Sudan’da güvenilir bir dış aktör olarak mevcut çabaları güçlendirdiğini belirten Erdoğan, TİKA ofisinin ve Türk Ziraat Bankası şubesinin açılması, THY seferleri ile bölgesel bağlantının artırıldığını ifade etti.

Türkiye’nin insani yardımlar kapsamında Sudan’a 12 bin 600 ton malzeme ve 30 bin çadır gönderdiğini hatırlatan Erdoğan, tarım, madencilik ve enerji alanlarındaki iş birliğinin sürdüğünü ve yeniden imar çalışmalarının değerlendirildiğini söyledi. Erdoğan, Türkiye’nin Suudi Arabistan, ABD ve Mısır ile iş birliğine de önem verdiğini belirtti.

Somali ve İsrail’in tanıma kararı

Erdoğan, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararının meşruiyetinin olmadığını ve Türkiye’nin Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmaya devam edeceğini vurguladı. Erdoğan, Netanyahu hükümetinin eylemlerinin Afrika Boynuzu’nda istikrarı tehdit ettiğini ve bu adımların tüm Afrika kıtasına risk oluşturduğunu belirtti. Erdoğan, bölgesel aktörlerin ve uluslararası kuruluşların bu karara karşı tavır almasını desteklediklerini ifade etti.

İran ve bölgesel arabuluculuk

Erdoğan, ABD-İran geriliminin önlenmesine yönelik olarak Türkiye’nin, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi bölge ülkeleriyle yürüttüğü istişare ve koordinasyon girişimlerine değindi. Türkiye’nin herhangi bir savaşın çıkmasına izin vermeyeceğini, diplomasi ve ortak akılla çözüm üretme ilkesini benimsediğini vurguladı. Erdoğan, Türkiye’nin İran’daki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve istikrarın sağlanmasına önem verdiğini belirtti.