Leyla Halid: Hariri, Haddad’ın silahlarını Avrupa’ya taşıdı

‘İki uçak kaçıran’ Halid, Şarku'l Avsat’a Mossa füzelerinin hikayesini, Celal Talabani’nin keşif gezisini ve Maruf Saad’ın hizmetlerini anlattı

Leyla Halid ve Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil (Şarku'l Avsat)
Leyla Halid ve Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil (Şarku'l Avsat)
TT

Leyla Halid: Hariri, Haddad’ın silahlarını Avrupa’ya taşıdı

Leyla Halid ve Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil (Şarku'l Avsat)
Leyla Halid ve Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil (Şarku'l Avsat)

(Birinci Bölüm)
Gazeteciler bazen hayatı güçlüklerle dolu, etkileyici, sert ya da belli bir aşamada önemli rolü olan bir kişinin hikayesinin içine çekilme tuzağına düşerler. Bu kişinin adı Vladimir Putin, Saddam Hüseyin veya Muammer Kaddafi olabilir. Ben de çok fazla zorluk ve sırlarla sarılıp sarmalanmış hikayelerin ağına düştüm. Yıllarımı, böyle hikayeler ve detayların peşine düşerek geçirdim. Adı uçak kaçırmakla ve ‘düşmanı her yerden kovalamakla’ anılan bir Filistinli lider olan Dr. Vedi (Wadie) Haddad’ın hikayesi de beni ağına çekti.
1970’li yıllarda Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nde ‘dış operasyonlardan’ sorumlu olan Haddad, bölgeyi ve dünyayı sarsmıştı. Başlattığı operasyonlar siyaset, güvenlik ve medya çevrelerini iki yıldızla meşgul etti. Bunlardan ilki, OPEC bakanlarının Viyana'da kaçırılmasının ardından yıldızı parlayan Venezuelalı Carlos'tu (Çakal Carlos). İkincisi ise 1969 ve 1970 yıllarında iki uçak kaçırma operasyonuna katılan Filistinli genç Leyla Halid idi.
2001 yılının yazında Haddad hakkında, Carlos'un halen ikamet ettiği Fransız hapishanesinde kendisine gönderdiğim sorulara verdiği yanıtları da içeren uzun bir araştırma yazısı yayınlamıştım. Ancak şartlar, Halid’in dosyaya müdahil olmasını engellemişti. Merhum Lübnan Başbakanı Refik Hariri o zamanlar bana Haddad'ın hikayesiyle neden ilgilendiğimi sormuştu. Konu ilgi çekici olduğu için gazetecilik merakım nedeniyle araştırdığımı söylemiştim. Bunun üzerine lafı değiştirmişti. Ancak meşgul bir Başbakan’ın bu tür bir araştırmayı okuyacak kadar vakit ayırmasına şaşırmıştım.
Daha sonra bir tanıdığımdan, Haddad'ın Beyrut'taki evine yaptığı ziyarette 1970 yazında İsrail top mermileri tarafından hedef alınmasının ertesi günü, Lübnanlı genç bir adamın cam kırıklarını temizleme işine katılmasının dikkatini çektiğini işittim. Merakıma yenildim ve yaptığım mükerrer araştırmalar sonucunda bu genç adamın Refik Hariri olduğunu öğrendim. Aklımda birçok soru işaret oluştu. Çünkü o sırada Hariri, Suudi Arabistan’da çalışıyordu. Ancak bunu öğrendiğim kişi, Hariri’yi şahsen tanıdığı için sözlerinden emin görünüyordu.

‘Labneli sandviçler’
Yıllar önce şair ve gazeteci Zahi Vehbe, Hariri'nin sahibi olduğu Al-Mustaqbal TV'de Leyla Halid ile röportaj gerçekleştiriyordu. Röportaj sırasında Hariri’nin ikamet ettiği Koraytem Sarayı’ndan bir telefon geldi ve Vehbi’nin reklam arasını uzatması talep edildi. Öyle de yaptı. Bu sırada Hariri telefon ederek Leyla’yı telefona istedi ve ona, “Ben Lübnan Başbakanı Refik Hariri” dedi. Halid, ona, “Ben Lübnan Başbakanı’nı tanımam. Ben eski Refik’i bilirim” şeklinde yanıt verdi. Bunun üzerine Hariri, Halid’den onu evinde ziyaret etmesini istedi.

Celal Talabani (Getty)- Vedi Haddad- Refik el-Hariri (Getty)
Halid, Vehbe ile davete icabet etti. Onları, Hariri bizzat karşıladı. Görüşmede, Lübnan’daki Filistin mülteci kamplarındaki zor koşullar ele alındı. Leyla Halid, kamp sakinlerinin yaşamlarını prangalayan kısıtlamaların hafifletilmesi gerektiğini vurguladı. Görüşmede eski hatıralardan da bahsedildi. Hariri, Halid’e ‘labneli sandviçleri’ hatırlayıp hatırlamadığını sordu. Leyla, hatırladığını söyledi. Vehbe, sandviçler hakkında sorular sormaya çalıştı ama Hariri bir el hareketiyle bunun önüne geçip konuyu değiştirdi. ‘Labneli sandviçler’ dosyası Hariri’nin en gizli dosyasıydı. Bu nedenle Hariri hakkında yazılanların hiçbirinde bu konudan bahsedilmiyor. Hariri, bu sırrı en yakınındakilerden bile sakladı. Ancak Şarku'l Avsat okuyucuları, 50 yılın ardından bu sırra vakıf olabilecekler.
Dürüst olmak gerekirse Halid’in Amman’daki evine ona Hariri’yi sormak için gitmedim. Özellikle de 1970’li yıllarda ekranları işgal eden, inançlarından vazgeçmeden ve yaptıklarından pişmanlık duymayan 80’lerine merdiven dayamış bu hanımdan hikayeler toplamak üzere gittim.
Halid, 1970 yılında Mossad tarafından hedef alınan dairesinde bulunması nedeniyle Haddad’ın ölümden kurtarılmasına istemeden katkıda bulundu. Halid, hazırlanmakta olan bir operasyonla ilgili Haddad’dan talimatları alıyordu. Bu durum, oğlu ve eşinin yaralandığı ve yatak odasının hedef alındığı saldırıda Haddad’ın başka bir yerde olmasını sağladı. Bunu bana anlattığında, ertesi gün cam kırıklarını topladığı söylenen genç adamı hatırladım. Halid’e ertesi gün onu görüp görmediğini sordum. Haddad’ın ailesi ile birlikte Beyrut Amerikan Üniversitesi Hastanesi’nde olduğunu ve söz konusu daireye kimin gelip gelmediğini bilmediğini söyledi.
 O yıllarda Hariri'yi tanıyıp tanımadığını sorduğumda ise “Evet. Beyrut Arap Üniversitesi’nde eğitim aldığı sırada kardeşim Halid ile birlikte yaşadığı için onu tanıyordum. Mezun olmasına bir yıl kala Beyrut Mazraa'daki kız kardeşimin evine geldi ve Suudi Arabistan'da çalışmaya karar verdiğini söyledi. Eğitimini tamamlaması için onu ikna etmeye çalıştık, ancak başaramadık. Yanlış hatırlamıyorsam 1965 yılı ya da hemen sonrasıydı. Daha sonra Lübnan'da bizi ziyaret etti. Vedi ile görüştü ve Vedi onu silahları Avrupa'ya taşımakla görevlendirdi” şeklinde yanıt verdi.
Şaşırmamış gibi davrandım. Silahların ne zaman ve nereye taşındığını sordum. “Avrupa'ya ve bunu 1970 ile 1971 arasında birçok kere yaptı. O sırada Suudi Arabistan’da çalışıyordu. Vedi’nin Hariri’den Lübnan’a gelmesini nasıl istediğini bilmiyorum. Hariri, silahları tek başına taşıyordu. 1972'den sonra onu artık görmez olduk” şeklinde cevap verdi. Hariri’nin- o zamanki mütevazı imkanlarına rağmen- grubun herhangi bir finansmanına katkıda bulunup bulunmadığını sorduğumda ise “Emin değilim, ben yalnızca silah transferinde görevlendirilmesine tanık oldum. Dış operasyonda temel kural, kimsenin üzerine düşeni yapmak için ihtiyaç duyduklarından başka bir şey bilmemesiydi” dedi. Hariri, Suudi Arabistan’da çalışırken, ona neden böyle bir görev verildiğini sordum. Halid, “Size daha önce de söyledim, bilmiyorum. Belki de pasaportu şüphe uyandırmadığı içindir” şeklinde yanıt verdi. Halid, Hariri'nin silahı üç Avrupa ülkesinin (Fransa, İspanya ve Almanya) havaalanlarına nasıl teslim ettiği hakkında konuşmayı reddetti.
Kayıt cihazı açıktı ve anlatılanlar bir film şeridi gibi zihnimde dönüyordu. Haddad tarafından Avrupa'ya silah taşımakla görevlendirilen genç adam, daha sonra Arap ve uluslararası düzeyde kabul edilebilir bir oyuncu olarak görünecekti. Beyaz Saray’a girecek, Kremlin’de memnuniyetle karşılanacak, Downing Sokağı 10 Numara’yı ziyaret edecek, Elysee'nin Efendisi, Paris'teki evinde yemek tertip etmek için protokolü çiğneyecekti.

Hariri ve yayınların Suriye'ye kaçırılması
O an aklıma 20 yıl önce Vedi ile çalışan Zeki Hillo’dan bana Hariri’yi tanıdığını söylediğinde duyduklarım geldi. Zeki bana bundan fazlasını söylememişti. Sırlar aleminde yaşama konusunda tecrübeliydi. Carlos'u nişancılık ve küçük patlayıcılar konusunda eğiten oydu.
Lübnan'ın güneyindeki memleketi Sayda'da gençliğinde Hariri'ye eşlik edenlerden bazılarına sordum. Hariri, ‘Arap Milliyetçileri Hareketi’ne aktivist olarak katılan hevesli bir gençti. Orada iki isim; George Habaş ve Vedi Haddad biliniyordu. Daha sonra her ikisiyle de tanıştı. Mütevazı bir role sahipti. Hareketin bazı üyelerine kiralık ev vb hizmetler bulmak gibi kolaylıklar sağlamakla ilgilenen Vedi başkanlığındaki bir komiteye katıldı. Hariri ayrıca hareketin yayınlarını Suriye'deki üyelerine gizlice ulaştırmakla da görevlendirilmişti. Bu belgeleri Sayda'dan Suriye şehirlerine giden sebze kamyonlarına saklamayı seçti. O günler, Arap Milliyetçileri Hareketi’nin rahminden Habaş liderliğindeki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin doğumundan önce, Hariri'yi hareketin bazı sembollerine bağlayan ip niteliğindeydi.

Celal Talabani keşif görevinde
Leyla Halid, Haddad'ın bazı dostluklarını, özellikle de şüphe çekmeyen insanlarla olanları, işine yarayacak rollerde kullanmakta usta olduğuna dikkat çekti. Bu bağlamda, bir keresinde genç bir Kürt solcuyu Avrupa'da keşif görevleri yürütmesi için görevlendirdi. Yıllar önce bu Kürt gencinin daha sonra yüksek bir mevkiye geldiğini duymuştum. Bu nedenle şüphelerim, merhum Eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani üzerinde yoğunlaştı. Kendisiyle Şam ziyareti sırasında görüşme fırsatı bulup ona bunu sordum, o da hikâyeyi doğruladı. Ancak, ‘ABD’li dostlarımızın, Irak Cumhurbaşkanı’nın eski bir terörist olduğunu söylememesi’ ve belki de gezisinin Şimon Peres'e suikast planının bir parçası olduğunun söylenmemesi için buna çok fazla odaklanmamayı nazikçe diledi. Doğrusu Talabani'nin yetiştirilme tarzı, eğilimleri ve bağlantıları nedeniyle böyle bir rol oynamasına şaşırmadım. Ancak Hariri'nin silah taşıması ve bu rolün elli yıl boyunca sır olarak kalması garip.
Haddad, dostluklarını amacına hizmet etmek için kullandı. Leyla Halid, “Seyahat masraflarını ve görevleri karşılamak için onlardan para almam için bazı şahsiyetlere ve birkaç doktor da dahil olmak üzere dostlarının yanına gitmemi isterdi. Onlara seyahat bileti almak istediğimizi bildirmemi söylerdi. Bir keresinde Dr. Necib Ebu Haydar'a (eski Lübnan bakanı) gittim ve bana Vedi'nin nereye seyahat etmek istediğini sordu. Tabi ki bilmediğimi söyledim. ‘Bize parayı verin, biletleri biz alırız’ dedim. Dostlukları oldukça güçlüydü. Aslında bu konularda birden fazla güvenilir doktor vardı. Büyük bir şirketin başındakiler de dahil olmak üzere bazı akrabalarına güvenirdi. Onlara, ‘Para ödemek istiyorsunuz. Burası Filistin, hepimizin. Siz arkamızda olduğunuz sürece biz ölmeyiz’ derdi. Ona ve davanın adaletine duydukları güven, onları çağrısına yanıt vermeye sevk ederdi” dedi.
Haddad’ın ona hizmet sunmaktan çekinmeyen başka bir dostu daha vardı. Lübnan Parlamentosu’nun Sayda şehri temsilcisi Maruf Saad. Bir gün Saad’dan kaçırılan bir uçağın inmesi için uygun yer önermesi istendi. Saad, Haddad'ın onay vereceği bir yer aradı, ancak Leyla Halid, yerin İsrail savaş uçaklarının ulaşabileceği bir yer olmasından korktuğu için konuyu reddetti. Arama Lübnan dışına taşınacak ve Leyla, üye toplamak ve onları uçak kaçırmak için eğitmekle görevlendirilecekti ki böyle de oldu.

Mossad füzeleri, balayını erteletti
Leyla Halid'den Mossad'ın Haddad'a düzenlediği suikast girişiminin hikayesini anlatmasını istedim, çünkü saldırı sırasında Haddad’la birlikteydi. Halid bu olayı şöyle anlattı: “Vedi sıkı güvenlik önlemlerine olukça önem verirdi. Tüm hareketleri tam bir gizlilik içinde gerçekleştiriliyordu. Ancak gece saat 2’de Beyrut’un ez-Zarif mevkiindeki dairesini, yatak odalarını hedef alan altı füzeyle vurmayı başardılar. Neyse ki o an yemek odasında oturuyordum. O da her zaman olduğu gibi odada ve koridorda bir aşağı bir yukarı yürüyordu. Sabah bir yolculuğa çıkacaktım ama beni Tel Aviv'e götürmesi gereken operasyonun detaylarını yazmam gerekiyordu. Patlama sesleri geldiğinde liderliğe göndermek için detayları yazıyordum.
Patlamalar beni sarstı. Vedi’nin oğlu Hani’nin çığlıklarını işittik. Vedi yaralanmadı fakat oğlunun birçok yerine şarapnel parçaları isabet etti. Dairenin camları kırıldı. Boğuluyormuş gibi hissettik. Giysi dolabı yanıyordu ve yatağında yatan Hani’yi kontrol etmeye gittiğimde neredeyse üzerine yıkılmak üzereydi. Vedi atıldı. Ellerinin yandığını gördüm. Buna rağmen Hani’yi kucaklayıp bana verebildi. Çocuğun kanaması vardı. Onu kucakladım, kapıyı nasıl açacağımı bilemedim. Bu sırada Vedi geldi, yanık elleriyle kilidi açtı. Roketler evin alt ve üst katlarına isabet etti. O zor koşullarda Haddad’ın söylediği cümleleri hatırlıyorum: ‘Başaramadılar’ dedi. Operasyonla ilgili meseleleri yazdığım kağıtları toplayıp cebine koyduktan sonra eşi Samiye Haddad’ı almak için diğer odaya yöneldi. Eşinin yanına giderek kalkmasını istedi. Oğlunun yanında olmadığını anlayınca bağırmaya başladı. Beyrut Amerikan Üniversitesi Hastanesine koştum. Hastane, kollarımda kanaması olan bir çocuk olduğu halde giriş ücreti olarak 5 bin lira istediğinde bağırmaya başladım. Para isteyen adamı itip hastaneye girdim. Vedi de eşiyle arkamdan geldi.”

Batı Şeria'daki Beytüllahim'de İsrail ile ayrım duvarına çizilen Leyla Halid resmi (Getty)
Saldırı nedeniyle iptal edilen plan, Halid'in sahte pasaportla Tel Aviv'e giderek ‘balayını geçirmesi ve ardından operasyonu oradan gerçekleştirmesini’ kapsıyordu. Halid, “Hastanede ne yanıt vereceğimizi düşünüyorduk. İsrail uçaklarının Tel Aviv'e gidiş gelişleri hakkında bir kitapçık getirdim. Üç uçağın neredeyse aynı anda avlanabileceğini fark ettim. Fikri Vedi’ye sundum, o da beğendi” dedi. İşte, kaçırılan uçakların Ürdün'e indiği ‘Devrim Havalimanı’ fikri Beyrut'taki Amerikan Üniversite Hastanesi'nde böyle doğdu.

Vedi Haddad zehirlenerek mi öldü?
Vedi Haddad, son nefesini 28 Mart 1978'de, Doğu Berlin'deki polis hastanesinde verdi. Sırlar adamı gitti ve ardında onlarca yılın açıklığa kavuşturmayı başaramadığı olağan üstü bir sır bıraktı. Zehirlenerek mi öldü? Kimsenin kesin bir cevabı yok. Irak'ta, ardından Cezayir'de ve daha sonra Berlin'de başına gelen acı verici belirtiler, onun ayrıntılı bir zehirlenme sürecine maruz kaldığı kanaati oluşturdu. Ancak, tıbbi raporlar bu konuda kesin bir bilgiye yer vermedi. Yoldaşları, vefatından sonra faaliyetlerini sürdürmeye çalıştı. Bununla birlikte, Vedi Haddad'ın yokluğunda varlığını ve faaliyetini düzenleyen ipi kaybeden ‘dış operasyon’ sayfasını kapatmak için birkaç yıl yeterli oldu. Haddad, Bağdat’ta defnedildi. Gidişiyle bir tecrübe ve bir dönem sona erdi. Leyla, bazı Mossad ajanlarının, Haddad’ın ona gönderilen zehirli çikolataların kurbanı olduğu iddialarıyla alay ediyor. Vedi’nin dikkatli olduğunu ve çikolata sevmediğini vurguluyor.
Haddad’ın yoldaşları örgütün sırlarını kasaya kilitledi ve anahtarı güvenli bir yere sakladı. Gazetecileri ağırlamak, haber sızdırmak, sırları satmak gibi huyları yok. Leyla Halid biraz farklı, çünkü bir yıldız ve sembol haline geldi. Daha sonra Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nde liderlik pozisyonları üstlendi. Filistinli kadınların rolünü geliştirmek için birbiri ardına sayısız faaliyetlere katıldı. Leyla, 1944'te Hayfa'da doğdu ve Nekbe'den sonra ailesiyle birlikte Lübnan'a sığındı. İlerleyen zamanda Kuveyt'e gitmeden önce Sur, Sayda ve Beyrut'ta ikamet etti.

İKİNCİ BÖLÜM: Leyla Halid, Şarku’l Avsat’a konuştu: Sovyetler Birliği bize havaalanından geçirilebilecek bomba yapımı için gerekli parçaları sağladı



Mazlum Abdi Yeni Suriye'de savaşta ustalaştığı gibi siyaset dilinde de ustalaşabilecek mi?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Mazlum Abdi Yeni Suriye'de savaşta ustalaştığı gibi siyaset dilinde de ustalaşabilecek mi?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Subhi Franjieh

26 Ağustos 2026 Salı günü, Suriye’nin başkenti Şam'dan onlarca yıllık askeri kariyerinin sonunu ilan ederek, hep arzu ettiği gibi siyasetin kapılarından içeri adım atan Mazlum Abdi’nin hayatındaki en büyük dönüm noktasıydı. Artık çatışmaya, askeri üniformaya, kod adlarına ve saklanmaya gerek yoktu. Beşşar Esed'in Suriye'sinden ölümden kaçarak ayrılmıştı. Şimdi ise Yeni Suriye'de, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Cumhurbaşkanlığı Danışmanı unvanını taşıyarak güven içinde duruyordu. 10 Ekim 2015'teki kuruluşundan bu yana Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) komuta eden general, ‘Mustafa Halil Abdi’ veya ‘Ferhad Abdi Şahin’ adlarının yanı sıra diğer pek çok adıyla ve en bilineniyle ‘Mazlum Abdi’ idi.

Abdi, 1967 yılında küçük yaşta ayrılıp yetişkin biri olarak döneceği Ayn el-Arap (Kobani) kentinin Gassaniye köyünde doğdu. İlköğrenimini burada tamamladı. ABD tarafından 2014 yılında ilk kez burada test edildi. Ayn el-Arap'tan (Kobani), üniversiteye kadar olan eğitimini tamamlayacağı Halep’e gitti. Ancak mühendislik bölümündeki üniversite yılları yarıda kaldı. Kürt meselesindeki siyasi faaliyetleri ve PKK kurucusu Abdullah Öcalan ile kurduğu güçlü ilişki nedeniyle kendisini defalarca kez tutuklayan Baba Esed rejiminden kaçarak Halep'i terk etti.

Abdi, üniversite çağında Suriye'den kaçarak PKK saflarında aktif ve etkin bir isim haline geldi. Avrupa'da parti saflarında çeşitli aşamalardan geçtikten sonra, yeni 2000 başlarında partinin askeri kalesi olan Kandil Dağları'na ulaştı.

Suriye'ye dönüş ve Kürt gücünün inşası

Kandil Dağları, Abdi için yalnızca bir eğitim ve askeri kademelerde yükselme alanı değil, aynı zamanda ölümün kalbinde ölümden kaçılacak güvenli bir sığınaktı. Zira PKK, siyaset koridorlarında terör listelerinde yer alan, devletlerin peşine düştüğü ve orduların savaştığı bir yapılanmaydı.

Abdi, uzun yıllar boyunca PKK ile birlikte savaştı. Dağlar ve cepheler arasında mekik dokuyarak askeri deneyim kazandı. 2011 yılında Suriye Devrimi'nin başlamasının ardından, ‘Suriye Kürdistanı’nın çekirdeğini oluşturması umuduyla kendisini Suriye'ye gönderen parti liderlerinin takdirini kazandı.

Suriye'ye dönerek memleketi Kobani'ye yerleşen Abdi için burada yeni bir askeri süreç başladı. İleride DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) şemsiyesi altında 89 ülke tarafından desteklenecek olan bir Kürt-Arap askeri gücünün çekirdeğini oluşturacak Halk Koruma Birlikleri (YPG) adıyla bilinen Kürt askeri grubunun yapılanması da burada doğdu.

cfgrthyj
Mazlum Abdi, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke yakınlarında bir basın toplantısı düzenlerken, 24 Ekim 2019 (AFP)

Abdi, 2012-2014 yılları arasında Kobani'deki YPG’yi güçlendirmeyi başardı. Kürt bir heyetle birlikte Beşşar Esed ile bir görüşme gerçekleştirdi ve geçen yılların ile Suriye Devrimi'nin, Esed yönetiminin otoriter zihniyetini değiştirmediğini idrak etmiş bir şekilde bu görüşmeden ayrıldı.

Abdi, Suriye'deki Kürt gençlerini saflarına katmaya odaklandı ve 2014 yılında ‘İslam Devleti’ bahanesiyle Suriyelilerin kanını döken DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkmasıyla bu çabaları daha da büyük bir başarıya ulaştı. Suriye'de yarattığı dehşet ortamıyla DEAŞ terör örgütü, birçok gücün hedeflerini ve ittifaklarını yeniden şekillendirdi. Öyle ki, Esed rejimiyle savaşmak (muhalif gruplar) ve ‘Suriye Kürdistanı’ hayalini gerçekleştirmek (YPG) için silahlananların birçoğu, yayılmasını engellemek amacıyla namlularını DEAŞ’a da çevirdi. Sanki herkes, özünde Esed tiranlığına benzeyen ve Suriye topraklarını bir harabeye dönmüş olsa bile yönetmek uğruna herkesi öldürmeye hazır olan ikinci bir tiranla savaşıyordu.

DEAŞ denklemi değiştirdi ve Washington'ın kapılarını araladı

Hedeflerdeki değişimler, DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkmasıyla birlikte sadece Suriyeli güçlerle sınırlı kalmadı. Tüm dünyadaki siyaset koridorlarını ve askeri kışlaları da kapsadı. Suriye ve Irak'ta hızla yayılmaya başlayan DEAŞ, dünyayı tehdit etti, dünyanın dört bir yanından aşırılık yanlılarını saflarına kattı ve pek çok ülkede askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Böylece Ortadoğu, uluslararası müdahalelerin kıblesi haline geldi. Bunun sonucunda, tehdidi Ortadoğu sınırlarını aşan DEAŞ terör örgütüyle mücadele etmek amacıyla 2014 yılının eylül ayında DMUK kuruldu.

DMUK’a öncülük eden ABD, Suriye topraklarında ortaklar aramaya başladı. Gözler ve görüşmeler, birçok cephede Suriye rejim güçleriyle savaşan Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) çevrilmişti. DMUK’un kurulduğu ilk aylarda ÖSO komutanları ile ABD arasında birçok görüşme gerçekleşti. Washington uluslararası koalisyonun silahlarını DEAŞ terör örgütüne yöneltmek isterken ÖSO, bu silahları iki düşmana, yani hem DEAŞ’a hem de Esed'e çevirmek istiyordu.

“Abdi ve arkadaşlarının beklentileri, Washington'ın hedefleriyle kesişti. Washington, Kürt gücünü desteklemeyi DEAŞ’a karşı askeri bir kazanım, Suriye sınırında bir Kürt gücünün yükselişini ulusal güvenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gören Türklere baskı kurmak için ise siyasi bir kazanım olarak görüyordu.

Kobani'de, ABD’nin Suriyeli muhaliflerle yürüttüğü görüşmelerle eş zamanlı olarak, Abdi ve arkadaşları ABD’nin bir sınavından geçiyordu. YPG, DEAŞ’a karşı küçük çaplı çatışmalara girmesi için desteklendi ve testi başarıyla geçti. Zira Washington'ın taleplerine bağlı kaldı ve silahını DEAŞ dışında başka bir cepheye çevirmeyerek DMUK’un bir ortağı olmayı kabul etti. Abdi ve arkadaşlarının beklentileri, Kürt gücünü desteklemeyi DEAŞ’a karşı askeri bir kazanım, Suriye sınırında bir Kürt gücünün yükselişini ulusal güvenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gören Türklere baskı kurmak için ise siyasi bir kazanım olarak gören Washington'ın hedefleriyle kesişti. Çünkü Türkiye, onlarca yıldır PKK’ya karşı açık bir savaş yürütüyordu.

Türklerin endişesini hafifletmek amacıyla Washington, Suriye'de DEAŞ’la mücadele için yeni bir güç dizayn etmeye başladı. Ana gövdesini Suriyeli Araplar, Kürtler ve Süryanilerin oluşturduğu, çekirdeğinde YPG’nin yer aldığı bu güce, PKK’nın Suriye topraklarındaki hedefini gerçekleştirmek üzere Kandil Dağları'ndan gelen Mazlum Abdi komuta ediyordu. Mazlum Abdi, uluslararası koalisyona yönelmesinin, hedeflerinin gidişatında büyük bir dönüm noktası olacağını bilmiyordu.

vfghyju
SDG’nin, Rakka ilinin DEAŞ’tan kurtarılmasının birinci yıldönümü kutlamalarından bir kare, Suriye, Rakka, 27 Ekim 2018 (Reuters)

10 Ekim 2015 tarihinde SDG’nin kurulduğu ilan edildi ve Mazlum Abdi, ABD tarafından 45 bin üyesi olduğunu tahmin ettiği bir güce komuta etmeye başladı. Bu güç, karar alma yetkisi YPG ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) elinde olan ve daha önce ‘Fırat Kalkanı Operasyon Odası’ olarak bilinen yapıya bağlı grupların yanı sıra Süryani Askeri Konseyi, Şammar aşiretinden savaşçıları barındıran Sanadid Güçleri, Rakka Devrimcileri Tugayı ve benzeri Arap ve Süryani grupları da bünyesinde barındırıyordu.

“Washington, SDG’nin politikasından kaynaklanan Arap öfkesini hafifletmek ve Fırat'ın doğusundaki dengelerin çökmesini önlemek amacıyla defalarca müdahalede bulundu. Washington, General Abdi ve arkadaşlarına, verdikleri desteğin Suriye'de bir Kürt gücünü desteklemeye değil, DEAŞ ile mücadele etme şartına bağlı olduğunu da birçok kez hatırlattı.

Abdi ve arkadaşları, DMUK’un desteğiyle DEAŞ’a karşı yürüttükleri savaşla eş zamanlı olarak DEAŞ ile savaşın sona ermesinin ardından yeniden asıl hedeflerine yönelmek umuduyla SDG içindeki karar alma mekanizmasında Arap ağırlığını etkisiz hale getirmeye çalıştılar. Bu doğrultuda, kontrol altına aldıkları bölgelerde siyasi yapılar kurdular ve Fırat'ın doğusunda merkezi olmayan bir yönetimin çekirdeğini, yani Suriye Demokratik Konseyi’ni (SDK) oluşturdular. Büyük güçleri kontrol edilmesi daha kolay gruplara ayırma prensibini benimseyerek Deyrizor, Rakka, Münbiç ve Tabka konseyleri gibi çeşitli askeri meclisler kurdular ve Arap güçlerini bu konseylere dağıttılar. Daha sonra SDG, 2018 yılında Rakka Devrimcileri Tugayı’nı dağıttı ve bu politikayı yine 2018 yılında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSDÖY) kuruluşunu ilan ederek taçlandırdılar.

Ancak tüm bu çabalar fiiliyatta pek başarılı olamadı. Çünkü Abdi, DEAŞ’ın gücünün zayıflamasıyla Fırat'ın doğusunda genişlemeye başlayan SDG’nin, sayı ve halk desteği bakımından kendilerinden üstün olan Arapların rızasına ihtiyaç duyduğunu biliyordu. Bunun yanı sıra Washington, SDG’nin politikalarından kaynaklanan Arapların öfkesini hafifletmek ve Fırat'ın doğusundaki dengelerin çökmesini önlemek amacıyla defalarca müdahalede bulundu. Washington, General Abdi ve arkadaşlarına, verdikleri desteğin Suriye'de bir Kürt gücünü desteklemeye değil, DEAŞ ile mücadele etme şartına bağlı olduğunu da birçok kez hatırlattı.

fvhg
SDG Komutanı Mazlum Abdi, 19 Aralık'ta bir gazeteciyle yaptığı röportaj sırasında (Reuters)

2019 yılıyla birlikte DEAŞ, son demlerine gelmiş ve SDG, karmaşık bir yol ayrımıyla karşı karşıya kalmıştı. Çünkü DEAŞ’ın son bulması, bu güce yönelik uluslararası ilginin azalması anlamına geliyordu. Ayrıca Suriye'de SDG’ye karşı birden fazla askeri operasyon düzenleyen Türkiye, Kürtlerin bir özerk yönetim kurmaya yönelik hareketlilikleri karşısında sessiz kalmayacaktı. Bu yüzden Abdi, yıllarca elde ettiklerini yok etmeye yaklaşan tufana karşı kendisi ve arkadaşları için bir koruma bağı bırakmak amacıyla ilk celladı olan Esed rejimiyle el sıkışmaya karar verdi ve giderek artan Türk endişesini hafifletmek umuduyla Rusya’nın Fırat'ın doğusundaki bölgelere girmesini sağladı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın 22 Mart 2019'da DEAŞ’ın ‘yüzde 100 oranında’ yenilgiye uğratıldığını duyurmasının ardından askerlerini Suriye'den çekme eğilimine girmesiyle Abdi'nin korkuları sınırsız bir hal aldı. Abdi, aynı yıl Başkan Trump'tan aldığı bir telefonda, Washington'ın Suriye'den çekileceğini ve Fırat'ın doğusunda meseleyi Rusya'ya bırakacağını söyleyen şok edici bir mesaj işitmişti. Abdi, Rusya ve Esed rejimi subaylarıyla görüşmelerini yoğunlaştırdı, ancak hiçbir sonuç alamadı. Çünkü Esed rejimi Suriye'deki Kürtlere ne dil ne statü ne özgürlük ne de vatandaşlık gibi hiçbir imtiyaz vermeyi kabul etmeyecekti.

Esed rejiminin düşmesi Şam ile yeni bir kanal açtı

2024 yılının kasım ayı, Suriye topraklarında büyük bir deprem etkisi yarattı. Aynı ayın sonlarında İdlib'den Suriye rejim güçlerine karşı Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğünde Saldırganlığı Caydırma Operasyonu başlatıldı. Rejim güçlerinin hızla çöküşü sürerken güçler, rekor bir sürede Halep'in kontrolünü sağlamayı başardı. Bu çöküş, Suriye'nin kuzeyinde, güneyinde ve doğusunda bulunan Suriyeli muhalif güçlere ilham verdi. Saldırganlığı Caydırma Operasyon Odası’na katılmaya başlayan güçler, Esed'in onlarca yıl süren yönetimini sayılı günler içinde sona erdirdi. Büyük operasyonlar, Beşşar Esed'in 8 Aralık 2024'te Rusya'ya kaçmasıyla son buldu.

Mazlum Abdi komutasındaki SDG çatışmalara katılmadı, ancak ilk günlerinden itibaren Saldırganlığı Caydırma Operasyon Odası Komutanlığı ile iletişim hatlarını açtı. Mazlum Abdi ile o dönem ‘Zeyd el-Attar’ adıyla bilinen ve daha sonra yeni Suriye'nin dışişleri bakanı olan Esad eş-Şeybani arasında doğrudan bir temas gerçekleşti. İki taraf çatışmamak ve SDG’nin rejimi korumak üzere müdahale etmemesi konusunda anlaştı.

“Esed rejiminin düşmesiyle birlikte Abdi, Suriye'deki değişim treninin tarihi bir dönemece girdiğini hissetti. Bir Amerikan uçağıyla Şam kırsalına giderek orada daha sonra Yeni Suriye'nin cumhurbaşkanı olacak olan Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçlerinin komutanı Ahmed eş-Şara ile görüştü. İki lider gayri resmi bir anlaşma taslağı hazırladı ve eşi benzeri görülmemiş bir müzakere sürecini başlattılar.

Esed rejiminin düşmesiyle birlikte Abdi, Suriye'deki değişim treninin tarihi bir dönemece girdiğini hissetti. Bir Amerikan uçağıyla Şam kırsalına giderek orada daha sonra Yeni Suriye'nin cumhurbaşkanı olacak olan Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçlerinin komutanı Ahmed eş-Şara ile görüştü. İki lider gayri resmi bir anlaşma taslağı hazırlayarak gündemi ve doğası itibarıyla eşi benzeri görülmemiş bir müzakere sürecini başlattılar. Abdi, yeni Şam'dan daha önce hiç işitmediği mesajlar işitti. Kürtlerin hakları korunacak, dilleri güvence altında olacaktı ve Suriye vatandaşlığı onların en tabii hakkıydı. Zira yeni Suriye, Esed'in Suriye'si değildi.

cvfghyj
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Şam’daki Halk Sarayı’nda SDG Komutanı Mazlum Abdi ile bir araya geldi, 25 Ağustos 2026 (AFP)

Abdi, tarihi bir dönemeçte durduğunu ve kariyerinin tehlikede olduğunu anladı. Önünde iki seçenek vardı. Bunlardan biri Kürtlerin tam ve güvence altına alınmış haklara sahip vatandaşlar olacağı yeni Suriye'yi kabul etmek ya da diğer ‘Suriye Kürdistanı’ kurmayı arzulayan PKK anlatılarının enkazı üzerinde kalmaya devam etmek. İkinci seçenek ise Abdi için siyasi ve askeri bir intihar niteliğindeydi. Zira uluslararası atmosfer böyle bir yönelimi desteklemeyecekti. Yeni Şam, Türkiye ve Washington'ın müttefikiydi. Rusya zayıftı ve kendi güçlerinin içinde bulunduğu gerçeklik artık sarsıntılı ve endişe verici bir hal almıştı. Abdi'nin belki de en belirgin korkusu ise içeride yaşanabilecek bir patlamaydı. Çünkü kendi kontrolündeki bölgelerde bulunan Arap unsurlar ile siyasi ve sivil Kürt güçleri, Esed rejimine dair büyük korkularının dağılmasının ardından gözlerini yeni Şam'a çevirmişlerdi.

Abdi, aynı anda hem Şam'la hem de kendi güçleriyle müzakere ediyordu. Belki de Abdi, PKK’nın silah bırakma ve Ankara ile müzakerelere başlama kararı alarak kendi sürecinde yaşadığı bu tarihi yönelimden faydalanmıştı.

Generalden danışmanlığa

Abdi ile Yeni Şam arasındaki müzakereler, ilki geçtiğimiz yılın mart ayında, ikincisi geçtiğimiz ocak ayında olmak üzere iki temel anlaşmayı barındırarak aylarca sürdü. Bu aylar, Şam'ın öncülük ettiği ve SDG’ye askeri ile coğrafi gücünü kaybettiren askeri operasyonlara tanık oldu. Abdi'nin Şam'a ziyaretleri arttı ve yeni Suriye ile birlikte korkunun ve savaşın olmadığı bir hayata dönme şansı daha da büyüdü. Abdi'nin Yeni Suriye'ye olan eğilimi netleşmişti, ama aynı zamanda kendi güçleri içinde özerk yönetimden başkasını kabul etmeyen katı görüşlü bir Kürt akımıyla da karşı karşıyaydı. Bu yüzden Abdi, aynı anda hem Şam'la hem de kendi güçleriyle müzakere ediyordu. Belki de Abdi, PKK’nın silah bırakma ve Ankara ile müzakerelere başlama kararı alarak kendi sürecinde yaşadığı bu tarihi yönelimden faydalanmıştı. Abdi, barışa yönelik bu yönelimde kendi eşsiz fırsatını gördü ve 26 Ağustos 2026 Salı günü askeri kariyerine son vererek yeni Suriye'ye katılmaya karar verdi. SDG’nin ve onun idari ile siyasi yapılanmalarının sona erdiğini; yeni Şam'ın Kürtlerin dostu, haklarının, dillerinin ve Suriye vatandaşlıklarının garantörü olduğunu ilan etti. Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın içinden, açıklamasının bir bölümünü Esad rejimi gölgesinde asla mümkün olmayan bir ilke imza atarak anadili olan Kürtçe okudu.

fgthyju
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi, Şam’da, Özerk Yönetim kurumlarının Suriye Devleti’ne entegrasyonuna ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ardından tokalaşırken, 10 Mart 2025 (SANA/AFP)

General Abdi, 26 Ağustos 2026 Salı günü endişe dolu ve çalkantılı askeri kariyerine son vererek, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak siyasi bir yolculuğa başladı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mazlum Abdi bugün artık Mustafa Halil Abdi ve sivil, siyasetçi Suriyeli bir Kürt. Belki de Cumhurbaşkanı Danışmanı Abdi, saklanmaya veya korkmaya gerek kalmadan yakında Türkiye'yi ziyaret edecek. Çünkü Türkiye, artık Cumhurbaşkanı Danışmanı’nın ve politikalarının bir parçası haline geldiği yeni Suriye'nin müttefiki bir ülke. Görünüşe göre büyüsü herkesi onunla barışmaya iten, halkının üzerinden korkuyu ve savaşı çekip alan Yeni Suriye, onurlu bir yaşamın herkes için mümkün olduğunu, barış ve hakların korunması treninin yolcuları arasında ayrım yapmadığını ve bu trenin kapılarının tüm Suriyelilere açık olduğunu herkese hatırlattı.


Libya'da Başkanlık Konseyi ve Devlet Yüksek Konseyi, Temsilciler Meclisi sessizliğini korurken "4+4 küçük masa" anlaşmasının imza törenini boykot etti

Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)
Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Libya'da Başkanlık Konseyi ve Devlet Yüksek Konseyi, Temsilciler Meclisi sessizliğini korurken "4+4 küçük masa" anlaşmasının imza törenini boykot etti

Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)
Trablus’ta Menfi ile Tekala arasında daha önce yapılan bir toplantı (Libya Başkanlık Konseyi)

Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL), seçim komisyonunun oluşturulması ve seçim yasalarına ilişkin ‘4+4 küçük masa’ mutabakatlarının imza törenine katılma konusunda, beklenen tarihten saatler önce Başkanlık Konseyi ile Devlet Yüksek Konseyi'nin (DYK) çifte itirazıyla karşılaştı.

UNSMIL, Başkanlık Konseyi ve DYK’nın tutumuna ilişkin henüz bir açıklama yapmazken doğudaki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile batıdaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) temsilcilerinin mutabakatları imzalamasının beklendiği törene katılım konusunda Temsilciler Meclisi'nden de henüz resmi bir açıklama gelmedi.

Muhammed el-Menfi başkanlığındaki Başkanlık Konseyi cumartesi günü UNSMIL’den, imza törenine katılıp katılmama konusunda karar vermeden önce 4+4 küçük masa mutabakatlarının tam metnini kendilerine sunmasını talep etti. Öte yandan DYK, geçtiğimiz iki gün içinde BM Genel Sekreteri Özel Temsilcisi Hanna Tetteh'e gönderdiği iki ayrı mektupla törene katılamayacağını resmi olarak bildirdi.

Başkanlık Konseyi, törene ‘misafir veya tanık’ olarak katılmak üzere 28 Ağustos'ta aldığı davetin geç geldiğini belirterek, anlaşmanın hala ‘belirsiz’ olduğunu ve ilgili Libya kurumlarından önce yabancı büyükelçilerin ve ülkelerin içeriği hakkında bilgilendirildiğine dikkati çekti. Başkanlık Konseyi, ‘şeffaflık eksikliği’ olarak nitelendirdiği bu durum karşısında şaşkınlığını dile getirirken, aynı zamanda ulusal seçimlerin yapılmasına ve geçiş süreçlerinin sona ermesine yol açacak her türlü ciddi süreci desteklediğini vurguladı.

Başkanlık Konseyi, davetle ilgili kararını vermeden önce anlaşmanın ve eklerinin nihai tam metninin, dayandığı hukuki zeminin, ortaya çıkacak sonuçların onaylanma ve uygulanma mekanizmasının ve ayrıca beraberinde getireceği kurumsal etkilerin kendisine sunulmasını şart koştu.

Başkanlık Konseyi’nin mektubunda, ‘Devlet başkanlığının, içeriği hakkında önceden bilgilendirilmeden, temel ulusal süreçleri etkileyen düzenlemelerin imza törenine katılmaya davet edilmesinin kurumsal açıdan doğru olmadığı’ ifade edildi.

DYK Başkanı Muhammed Tekale ise anlaşmanın imza törenine katılma davetini incelediğini belirtti. DYK’nın seçimlerin yapılmasına verdiği desteği teyit eden Tekale, siyasi süreçteki temel meselelerin, ‘DYK’nın, sonuçlarının yazımında ortak olmadığı ve sınırlı bir temsiliyete sahip bir süreç aracılığıyla karara bağlanamayacağı veya ulusal bir uzlaşı olarak sunulamayacağı’ görüşünü savundu.

DYK, Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu'nun yeniden oluşturulması hususunda başta 6+6 küçük masa ve Temsilciler Meclisi ile kurulan ortak komiteler aracılığıyla varılanlar olmak üzere, Libya kurumları arasındaki önceki mutabakatların göz ardı edilmesi olarak nitelendirdiği bu durum karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi.

Tekale, DYK’nın imza törenine katılmamasının, yol haritasını veya seçimleri reddetmek anlamına gelmediğini aksine siyasi sürecin ulusal uzlaşı ve kurumsal meşruiyete dayanmasını ve tarafların, hazırlanmasında pay sahibi olmadıkları sonuçlara sonradan meşruiyet kazandırmak üzere davet edilmemelerini güvence altına almayı amaçladığını vurguladı.

UNSMIL’in kolaylaştırıcı bir rol üstlendiği dar kapsamlı 4+4 küçük masa, geçtiğimiz günlerde Tunus'ta mutabakat taslağını paraflamıştı. Düzenlemelerin tamamlanarak anlaşmanın bu ay sonundan önce Libya'da resmen ilan edilmesi öngörülüyordu.

4+4 küçük masanın görevi, Temsilciler Meclisi ile DYK’nın mevcut siyasi süreç kapsamında bu iki adımı tamamlamada yetersiz kalmasının ardından, Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu yönetim kurulunun yeniden oluşturulmasına ve seçim sürecini düzenleyen yasal çerçevenin değiştirilmesine dayanıyor.


Berri, UNIFIL'e alternatif için BM şemsiyesini şart koştu

Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)
TT

Berri, UNIFIL'e alternatif için BM şemsiyesini şart koştu

Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)
Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri (Lübnan Meclis Başkanlığı)

Lübnan, Lübnan'ın güneyinde görev yapan Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) güçlerinin yerini alacak herhangi bir yabancı askeri güç için Birleşmiş Milletler (BM) şemsiyesini şart koşuyor. Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ABD'nin UNIFIL’in görev süresinin uzatılmasını reddetme konusundaki ısrarının, güney Lübnan'da BM bayrağı altında bulunacak ve Avrupa-Amerika uzlaşısına sahip olacak alternatif bir BM gücü arama zorunluluğuna kapı araladığını söyledi.

Berri bunun, Lübnan ordusunun, devletin egemenliğini -İsrail'in uluslararası sınırlara kadar çekilmesi şartıyla- tüm topraklarına yaymasını destekleyecek yegane düzenleyici güç olan uluslararası mercinin rolüne bağlı kalmak ve onu muhafaza etmek için yasal dayanağımızı kaybetmemek adına olduğunu belirtti.

Berri, Tel Aviv yönetiminin ABD himayesinde varılan Çerçeve Anlaşma uyarınca iki ülkenin vardığı mutabakatı uygulamayı reddettiği sürece, Lübnan ile İsrail arasındaki ikili anlaşmaların güneydeki uluslararası varlığın alternatifi olmadığını vurguladı.

Öte yandan İran, Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarında Hamas Hareketi’nin silahsızlandırılması dosyasını Hizbullah’ın silahlarıyla ilişkilendirdi. Resmi bir kaynak, İran ve Hizbullah’ın, ‘Hamas'ın silahının gelecekteki olası müzakerelerde oynanabilecek bir koz olduğuna inandıklarını’ ifade etti.