Deprem sahasındaki muhabirler: Kesinlikle en zor görev

Ammar el-Hendi ve Maha Hoteit korku, üzüntü ve ağlamaları içeren ‘dehşeti’ Şarku’ş Avsat’a anlattı.

Eş-Şark TV muhabiri Maha Hoteit ve meslektaşı, yaşanan son depreme ilişkin haber yapmanın ‘zor bir görev’ olduğunu söylüyor. (Şarku’l Avsat)
Eş-Şark TV muhabiri Maha Hoteit ve meslektaşı, yaşanan son depreme ilişkin haber yapmanın ‘zor bir görev’ olduğunu söylüyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Deprem sahasındaki muhabirler: Kesinlikle en zor görev

Eş-Şark TV muhabiri Maha Hoteit ve meslektaşı, yaşanan son depreme ilişkin haber yapmanın ‘zor bir görev’ olduğunu söylüyor. (Şarku’l Avsat)
Eş-Şark TV muhabiri Maha Hoteit ve meslektaşı, yaşanan son depreme ilişkin haber yapmanın ‘zor bir görev’ olduğunu söylüyor. (Şarku’l Avsat)

Türkiye ve Suriye’de meydana gelen depremin ardından yaşanan şokun sessizliğini kurtarma ekipleri ve araçlarının hareketi bozdu. Ekiplerin yanında bekleyen hayatta kalan insanlar kaybettikleri için ağlıyordu. Diğer yandan makinelerin gürültüsü ile depremzedelerin feryadı arasında muhabirlerin sözleri yankılanarak yaşanan felaketi gözler önüne serdi.
Bu, Ammar el-Hendi’nin toplu bir trajediye ilk kez tanık oluşu değildi. Hendi, Kiev savaşı sırasında Ukrayna’daydı, Tunus-Libya sınırındaki çatışmalarda da haber yapmıştı ancak bunların hiçbiri Türkiye depremindeki görevine benzemiyordu. El-Arabiya ve el-Hadath kanallarının muhabiri Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda “Bu deprem, hayatımda karşılaştığım profesyonel sıkıntıların en zoru” dedi.
Olayın dehşetiyle derinden etkilenen, Eş-Şark TV muhabiri Maha Hoteit ise deprem hakkında ‘Şimdiye kadar haber yaptığım en korkunç şey’ ifadelerini kullandı. 2020’de Beyrut liman bombalaması ile depremde yaşananları kıyaslayamadığını söyledi. Ayrıca “Bu deprem, yıkımın coğrafi konumu ve kayıpların sayısı açısından daha önce haberini yaptığım hiçbir şeye benzemiyor” ifadelerini sözlerine ekledi.

Enkazın altından hikayeler
Ammar el-Hendi’nin kafasında birçok hikaye olduğunu söyledi. Enkazın arasından saçları gözüken bir kadını ve sanki vücudun geri kalanına hayat verecek herhangi bir şey için yalvarıyormuş gibi enkazın altından parmakları çıkmış bir el gördüğünü anlattı. Hendi “Bu sahne hafızamdan silinmeyecek. O el, Kamil adında bir Suriyeli gence aitti” dedi. Çıkarılmayan tüm o cesetlerin peşini bırakmadığını ve zaman zaman suçluluk, çoğu zaman da çaresizlik hissettiğini belirten Hendi “Enkazın üzerinde durup ölümün kokusunu almak, orada cesetlerin olduğunu bilmek ve onları çıkaramamak ve cenaze töreni yapamamak, insanın belini büküyor” dedi.

Eş-Şark TV muhabiri Maha Hoteit ve iki meslektaşı, yaşanan son depreme ilişkin haber yapmanın ‘zor bir görev’ olduğunu söylüyor (Şarku’l Avsat)
Muhabirin anlattığı hikayeler art arda geldi. Bunlardan biri de Antakya’nın merkezinde enkaz altında hayatta kalan ve hatta 19 saniye telefonla konuşan 26 yaşındaki bir kadın hakkındaydı. Muhabir etkilenmiş bir şekilde “Dışarı çıkmak istiyor gibi hissettim” dedi sonrasında “Konuyu doğrudan canlı yayında aktardım. Yayında Çin kurtarma ekibinin bir üyesi enkaz altında kimsenin hayatta olmadığını söyledi. İkna olmadım ve canlı yayın biter bitmez ekibi geri dönüp aramaya devam etmeye ikna etmek için çok uğraştım ancak boşuna. Çok etkilendim ve sanırım o anda gazeteciliği bir yana koydum” dedi. 

İskenderun, Kahramanmaraş, Adana, Antakya ve Osmaniye arasında hareket eden Maha Hoteit, Adana’da 12 katlı bir binanın enkazı önünde en zor anları yaşadı. Kurtarma ekipleri enkazla meşgulken, bir anda durduğundan ve fotoğraflara bakmaya başladığından bahsederken “Kendimi, artık ekipler gitmişken ayakta durup ailelerin fotoğraflarına ve üyelerinin yüzlerine bakarken buldum. Bir detay bana her insanın ve her ailenin bir hikayesi olduğunu ve öldüklerinde hepsinin uykuda olduğunu hatırlattı. Bu beni şok etti. Aynı zamanda bir çöküş ve suçluluk anı oldu. Kahramanmaraş’taki bu manzara beni adeta toprak binayı yutmuşçasına hayrete düşürdü” dedi.

Kurtuluş hikayeleri, sert haberin karanlığı arasında ışık oldu. Hoteit, görevin ‘en güzel’ anlarını, insanlar enkazın altından canlı olarak çıkarıldığında yaşadı ve canlı yayınlarından biri de bu sahneyi aktardı.

Haberlere insani duyguların eklenmesi
Bir gazetecinin böyle bir durumu haber olarak aktarmada karşılaştığı en büyük zorluk belki de, üzüntü ve insani duygu kargaşasının arasında profesyonel olmayı korumaktı. Hendi, sahada bulunduğu süre boyunca haberlerine eklediği insan unsuruyla öne çıktı. Hendi, gazeteci Ammar ile bir insan olan Ammar arasında denge kurma takıntısı olduğunu ancak durumdan etkilendiği anlarda bundan kaçış olmadığını belirtti. Kardeşlerini sağ bulan, “Amca, amca, kardeşlerim yaşıyor” diye bağırarak akrabasına koşan ve onu kucaklayan Mahmud’u da unutmayacağını söyledi.
Hendi, “Enkaz altında 13 saat geçiren bir kızla canlı yayında röportaj yapıyordum. Yıkılan binanın üzerinden geçenlere bağırdığında ve insanlar onu duymadığında hissettiği duyguları anlattı. Bir mezarın içinde canlı bir ölü gibi hissettiğini söyledi” dedi. Kameranın onun yüzünü değil de kızın yüzünü çekmesinin bir şans olduğunu belirten muhabir, neredeyse gözyaşlarının kontrolünü kaybettiğini anlattı.
Diğer yandan Hoteit, duygularını olabildiğince kontrol etmeye çalıştığını ve canlı yayında ağlamaması gerektiğine inandığını belirtti. ‘Taş üstünde taş kalmayan’ Antakya halkı için üzüldüğünü belirtirken, “Suriyeli ailelerin orada toplanıp bir telefon ya da nefes beklerken yaşadıkları sahne beni çok etkiledi” dedi. Adana’da enkazların arasında bu sahneleri gördükten sonra iki saat süren bir ağlama krizi geçirdiğini ve yayın yapmayı ertelemek zorunda kaldığını belirtti. Muhabir “O anda tüm duygularımı ortaya çıkmıştı ama yayında insanların acılarını aktarmaya çalıştım” şeklinde konuştu.

Hoteit “Yayın sırasındaki en acı görüntü, Kahramanmaraş’ta yıkılan binalardan birinden çıkan bir aile albümüydü. Fotoğrafın sahiplerinden haber yok” diye anlattı.
Hendi yüreğinin, Türkiye dışından sosyal medya üzerinden aldığı, depremde kaybolan bir akraba veya arkadaşını bulmasına yardım etmesini isteyen tüm mesajlarla yanıt verdiği için biraz da olsa rahatladığını belirtti. Bununla ilgili olarak “Keşke tüm bu enkazlarda bulunabilip insanların çıkış anını bekleyebilseydim. Neredeyse aldığım tüm mesajları ve adresleri kurtarma ekiplerine bildirdim. Ne yazık ki, biri dışında çoğu ölmüştü” dedi.

Muhabirlerin tereddütleri
Hoteit, görev verildiğinde deprem bölgesine gitmekte bir an bile tereddüt etmedi. Ancak bu kadar yüksek derecede gerçeküstü durum içeren bir sahne göreceğini düşünmediğini söyledi. Kendisini evrenin sona erdiğini konu alan bir filmin setindeymiş gibi hissettiğini söylerken, “Kameraların gösterdiğinin, yaşananların sadece küçük bir kısmı olduğuna eminim” dedi. 
Sahnelerin dehşeti karşısında, hiçbir şey gazeteciyi endişeli psikolojik durumdan koruyamıyor. Hoteit, psikolojik bağışıklık kazanılmasının mümkün olmadığını ve zaman geçtikçe psikolojinin kötüye gittiğini söyledi.
Zor şartlar altında çalışan Hendi ise, ekibi ile bir haftadan fazla bir süredir arabanın içinde uyuduğunu ve duş alma imkanlarının olmadığını anlattı. Hendi, Bu görevden sonra kabuslar ve acı dolu sahneleri zihninde tekrar yaşayarak zor bir psikolojik aşamaya gireceğini anladığını söyledi.
Gazeteciler görevlerini tamamlanıp facianın olduğu yerden ayrıldıklarında, bazıları psikolojik olarak facianın enkazı altında kalıyor ve akıllarında sonsuza dek kalan yıkım ve kan sahneleriyle devam ediyorlar.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.