UFO'lar, UAP'ler ve ET'ler: Neden bazıları uzaylıların şimdi bizi ziyaret ettiğine inanıyor?

Uzaylıların istilasından korkanlar ya da bunu umanlar yalnız değiller, en azından bir anlamda

Protestocular 1947'de ABD'nin New Mexico eyaletindeki Roswell'de meydana gelen ve bir UFO içerdiğine inandıkları kaza hakkında bilgi talep ediyor (AFP)
Protestocular 1947'de ABD'nin New Mexico eyaletindeki Roswell'de meydana gelen ve bir UFO içerdiğine inandıkları kaza hakkında bilgi talep ediyor (AFP)
TT

UFO'lar, UAP'ler ve ET'ler: Neden bazıları uzaylıların şimdi bizi ziyaret ettiğine inanıyor?

Protestocular 1947'de ABD'nin New Mexico eyaletindeki Roswell'de meydana gelen ve bir UFO içerdiğine inandıkları kaza hakkında bilgi talep ediyor (AFP)
Protestocular 1947'de ABD'nin New Mexico eyaletindeki Roswell'de meydana gelen ve bir UFO içerdiğine inandıkları kaza hakkında bilgi talep ediyor (AFP)

1947'de ABD'nin New Mexico eyaletindeki Roswell'de bulunan kauçuk ve metal parçalarının gezegenimizde UFO ve uzaylı yaşamı arayışını başlattığı, tartışmaya açık bir şekilde söylenebilir. Resmiyette bu kalıntılar, düşen bir meteoroloji balonuna aitti. Fakat bu resmi açıklama, enkazın bu Dünya'nın dışından gelen bir şeyin kalıntıları olduğunu iddia eden pek çok kişiyi yeterli gelmiyor.
Yaklaşık 80 yıl sonra bir balon, uzaylı istilasına ilişkin korku ve heyecanın bir kez daha başlamasına yol açtı. Son günlerde ABD ordusu, Çin'e ait olduğu söylenen bir meteoroloji balonunun düşürülmesinin ardından, bir dizi tanımlanamayan cismi düşürdü ve bunların ne oldukları ya da ne yapıyor olabileceklerine ilişkin çok az açıklama yaptı.
Roswell'deki olaylardan bu yana geçen onlarca yılda, dünyada UFO'lara ve nereden gelmiş olabileceklerine yönelik ilgi artıyor. Konuya kuşkuyla yaklaşanlarsa, bu Dünya'ya ya da tamamen başka bir gezegene ait yeni bir teknoloji olmaktan ziyade, bu gözlenenlerin çoğunun gerçekten de meteoroloji balonları olabileceğini uzun zamandır savunuyor.
Dolayısıyla yaşanan son heyecanın, henüz hâlâ doğrulanmamış olsa da bir tür gözlem balonu gibi görünen şeylerden kaynaklanması makul. Ve bu resmi gizlilik de, o materyalin New Mexico'daki çölde Dünya'ya düşmesinden bu yana bu nesneleri çevreleyen gizemle uyumludur.
İnsanlar yüzyıllardır göklerde uzaylı bir şeylerin canlı olabileceği ihtimalini dile getiriyor. Hatta "antik astronotlar" diye bilinen, başlı başına bir komplo teorisi de var. Bu komplo teorisinde, gökyüzündeki sıradışı olayları tanımlayan referansların tarihi metinlerde olduğu öne sürülerek bunlara işaret ediliyor.
Ancak UFO'lara yönelik modern heyecan gerçek anlamda 20. yüzyılın ortalarında başladı. II. Dünya Savaşı sırasında bazı pilotlar gökyüzünde, daha sonra "foo fighters" olarak bilinecek, kesin açıklaması hâlâ yapılamayan ışıklar gördüklerini belirtti.
Ardından, 1947'de enkazın bulunmasından kısa süre sonra başlayan, 1950'ler boyunca ve günümüze kadar devam eden UFO'larla ilgili heyecanın başlamasını sağlayan Roswell geldi. Bu gözlemler ABD'yle Sovyetler Birliği arasında gerginliklerin yaşandığı bir döneme denk gelmişti ve pek çok kişi gözlemlere duyulan ilginin en azından bu endişenin bir sonucu olabileceğini düşünüyordu.
2023'te dünya hemen hemen aynı durumda: Yıllardır pilotlar gökyüzünde sıradışı uçan nesneler rapor ediyor ve küresel gerilimler artarken, düşürülen nesneler UFO'larla ilgili teorilere yol açıyor.
Son yıllarda yetkililer "UFO" kelimesini kullanmaktan kaçınmaya ve bunun yerine nesneleri UAP'ler, yani tanımlanamayan hava fenomenleri olarak adlandırmaya başladı. Bu kısmen kelimeyi daha isabetli ve tarafsız hale getirme çabası olsa da, aynı zamanda bu cisimlere yönelik ciddi ilginin arttığı bir döneme denk geldi.
Son yıllarda, yeni raporlar ABD'nin en azından bazı cisim raporlarını ciddiye aldığını açıkça ortaya koyuyor. 2017'de, savaş uçaklarının mevcut donanımla yapılması imkansız gibi görünen şekillerde hareket eden nesnelerle karşılaştığını gösteren videolar yayımlandı.
O zamandan bu yana daha fazla video yayımlandı ve yeni raporlar ABD'nin bu tanımlanamayan hava fenomenlerinin ne olabileceğini incelemek için kendi (büyük ölçüde gizli) çalışmalarını yürüttüğünü gösteriyor. Raporlar ayrıca ABD yönetimi tarafından bu tür olayları araştırmak üzere yürütülen Gelişmiş Havacılık Tehdit Tanımlama Programı'nın varlığını da kamuoyuna duyurdu.
Bu ifşaların ortasında ABD ordusu ve yönetiminden yetkililer, gökyüzünde bilinmeyen şeylerin görülmesi konusunda giderek daha açık hale geliyor. Çok azı bunların ne olabileceğine inandıklarına dair herhangi bir işaret verse de olası açıklamalar uzaylılardan gizli askeri donanımlara kadar her şeyi içeriyor.
Geçen yılın sonlarında NASA, UAP'lerle ilgili bağımsız bir çalışma başlatacağını duyurdu. Bir ekip 9 ay boyunca (süre bu yaz sona eriyor) ne olduklarını açıklamak amacıyla bir dizi kaynaktan gelen bilgileri analiz edecek.
Washington'daki NASA Genel Merkezi'nde bulunan Bilim Misyonu Müdürlüğü'nün yardımcı yöneticisi Thomas Zurbuchen, "Uzayda ve atmosferde bilinmeyenleri keşfetmek NASA'daki kimliğimizin merkezinde yer alıyor" diyor:
"Tanımlanamayan anormal fenomenlerle ilgili elimizdeki verileri anlamak, gökyüzümüzde neler olup bittiğine dair bilimsel sonuçlar çıkarmamızı sağlamak açısından kritik önem taşıyor. Veri bilim insanlarının dilidir ve açıklanamaz olanı açıklanabilir kılar."
Uzay ajansı bu işin taşıdığı önemin, kısmen uzay araçlarının güvende kalmasını sağlamakla görevli olmasından kaynaklandığını belirtti. Ajans, araştırma boyunca elde edilen verilerin bu çalışmanın şekillendirilmesini sağlamada önemli olacağını belirtti.
NASA'nın duyurusu, UAP'lerle ilgili kamuya açık bilgileri özetleyen bir ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü raporunun 2021'de yayımlanmasının ardından geldi. Rapor, bu nesnelere yönelik yeni ilginin yanı sıra yabancı bir askeri gücün bir atılımının sonucu olabileceği yönündeki korkuların da farkında olarak paylaşıldı.
Bu rapor, çoğu 2004 ve 2021 arasında ABD Donanması'ndan toplanan 144 "tanımlanamayan hava fenomeni" gözlemini inceledi. Direktörlük gözlemlerden yalnızca bir tanesini açıklayabilirken, bunun "sönen bir balon" olduğunu söyledi.
UAP gözlemlerini açıklamak için hava durumu ve diğer gözlem balonlarının kullanılması uzun zamandır tartışılıyor. Onları sağlam bir şüpheli yapan bir dizi özellikleri var: Tuhaf hareket ediyor gibi görünebilirler; ayrıntılarının olmaması ve şekilleri, ne kadar büyük veya uzakta olduklarını söylemenin zor olabileceği anlamına geliyor ve bunlardan çok fazla var.
Her gün dünya genelinde bu tür balonlardan yaklaşık 1800 adet fırlatılıyor. Bu nedenle yetkililer ve uzmanlar, meteoroloji balonlarına ilişkin raporlardaki yeni fırlayışın (ve Çin'le ABD arasında bu balonlardan kaynaklanan yeni gerginliklerin) daha fazla balonun mevcudiyetinden ziyade daha fazla kişinin onlara bakmasından kaynaklandığını öne sürüyor.
Basitçe gökyüzü, yıllardır hatta onlarca yıldır, insanların pek de ilgisini çekmeyecek şekilde bu türden UAP'lerle dolu olabilir. Dolayısıyla bu yeni odaklanma, bu nesnelerin daha fazla farkına varacağımız ve onlara dair bilmediklerimiz hakkında yalnızca daha fazla şey öğreneceğimiz anlamına gelebilir.
Şimdilik yetkililer, uzaylı ya da başka bir şey olup olmadıkları da dahil, tanımlanamayan cisimlerle ilgili herhangi bir şeyi doğrulamakta çekingen davranıyor. Tarihsel olarak, uçan daireler ve uzaylı ziyaretleri hakkındaki spekülasyonlar genellikle bu bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor.



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.