DEAŞ yeni bir yüzle geri mi döndü?

2014'te Rakka'da görüntülenen bir DEAŞ unsuru. (Reuters)
2014'te Rakka'da görüntülenen bir DEAŞ unsuru. (Reuters)
TT

DEAŞ yeni bir yüzle geri mi döndü?

2014'te Rakka'da görüntülenen bir DEAŞ unsuru. (Reuters)
2014'te Rakka'da görüntülenen bir DEAŞ unsuru. (Reuters)

Son dönemde, terör örgütü DEAŞ'ın birbirini takip eden saldırıları, birden fazla kıtaya dağılmış faaliyet cephelerinde artan düzeyde çeşitlilik gösterdi. Örgüt taraftarları, son olarak Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde gerçekleştirdikleri bir saldırıda 44 kişinin ölümüne yol açtı. Ayrıca Suriye ve Irak'ta düzenlenen saldırılar da 60'dan fazla kişinin yaşamını yitirmesine sebep oldu. Diğer yandan, Afganistan'daki Belh bölgesi valisinin öldürülmesinde DEAŞ’ın parmağı olduğu konusundaki şüpheler arttı.
DEAŞ, 2017 yılında Irak'ta yenilgiye uğratılmasından bu yana, belirli bir bölgenin kontrolünü ele geçiremedi. Ancak uzmanlar, örgütün ‘yalnız kurt’ adı verilen yöntemiyle dünya genelinde çeşitli yerlerde saldırılar gerçekleştirdiğini belirtiyor. Bu durum, DEAŞ'ın rakibi El Kaide'ye de dikkat çekici bir şekilde üstünlük sağladı. Son olarak, Afrika'da, DEAŞ yanlısı Demokratik Güçler Birliği'ne bağlı saldırganlar, geniş kapsamlı saldırılar düzenleyerek onlarca kişinin ölümüne yol açtılar.
Saldırının arkasındakilerin DEAŞ ile bağlantılı olduğu düşünülüyor. Zira bazen pala ve balta kullanarak köylere defalarca ölümcül saldırılar düzenledikleri ifade ediliyor. Yerel yetkili de “Saldırı yöntemi, silah kullanılmamış olması nedeniyle Demokratik Güçler Birliği'nin DEAŞ'e bağlı olduğunu gösteriyor” açıklamasında bulndu.
Afganistan'da, Afgan Polisi tarafından yapılan açıklamada, Taliban yönetimindeki Belh Bölgesi Valisi’nin ofisini hedef alan bir patlamada Vali dahil üç kişinin öldüğü bildirildi. Son dönemde Afganistan'da gerçekleştirilen kanlı saldırıların birçoğunu DEAŞ üstlenmişti. Bazı saldırılar sivilleri hedef alırken bazıları da Taliban'a bağlı güvenlik güçlerine karşı gerçekleştirilmişti.
DEAŞ aynı ay içinde, Pakistan'ın Kabil'deki büyükelçiliğine saldırdı. Ocak ayında Dışişleri Bakanlığı yakınlarında bir intihar saldırısı düzenleyen DEAŞ- Horasan Eyaleti örgütünün üstlendiği saldırı 10 kişinin ölümüne ve 35 kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Ayrıca geçtiğimiz pazartesi günü DEAŞ, Pakistan'da polise ait bir araca yönelik düzenlenen intihar saldırısının sorumluluğunu üstlendi ve saldırı dokuz polisin ölümüne ve 16 kişinin yaralanmasına yol açtı.
Mısır'daki bir terörle mücadele uzmanı olan Albay Hatem Sabir, Şarku'l Avsat’a şu açıklamada bulundu:
“DEAŞ son aylarda saflarını birleştirmek için bir ara verdi, ancak şimdi daha fazla operasyon gerçekleştiriyor. Şu an DEAŞ, daha fazla kıtada daha fazla saldırı düzenliyor. DEAŞ terör operasyonlarına son verdi, Irak'taki yenilgisinden dolayı oldu. DEAŞ’ın terör eylemlerine ara vermesi, 2017'de Irak'ta yenilgiye uğraması nedeniyle oldu ve daha sonra yeniden terör saldırıları düzenlemeye başladı."
Her ne kadar ‘DEAŞ’ın gerçekten yeni bir döneme girdiğini’ belirtse de Sabir, örgütün ‘2017'den önceki gücünde olmadığını’ ve ‘geniş bir toprak alanı ele geçirme ve sözde devletlerini kurma’ şansının tekrarlanmayacağını söylüyor. Ancak örgütün ‘dış şubeleri veya 'yalnız kurtlar' aracılığıyla ‘dünya çapında çeşitli bölgelerde’ siyasi hedeflerine ulaşmak için nitelikli saldırılarına devam edeceğine işaret ediyor.
2014 yılında Suriye ve Irak'ta geniş alanlar ele geçiren DEAŞ, 2017'de Irak'ta ilk yenilgisini ve ardından 2019'da Suriye'de yenilgiyi yaşadı ve kontrol altındaki tüm bölgeleri kaybetti. Ancak gözlemciler, ‘bazı gizlenen üyelerinin hala ülkelerinde ve diğer ülkelerde sınırlı saldırılar sınırlı saldırılar düzenlediğini’ söylüyor.
Irak'taki ortak operasyonlardan birinde, geçtiğimiz şubat ayında, Irak'ın kuzeydoğusundaki Hamrin Dağları'ndaki bir DEAŞ sığınağına hava saldırısı düzenlendi ve üç militan öldürüldü. Mısır'daki İslamcı ve terörist hareketler uzmanı Ahmed Sultan, Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
"DEAŞ saldırılarının geniş kapsamı, 2019'dan bu yana açıkça gerilese de eskisinden daha güçlü ve daha yaygın bir örgüt olduğuna dair işaretler veriyor. Bu düşüş, kuruluşun zaman zaman medya platformları aracılığıyla açıkladığı istatistiklere dayanmaktadır. DEAŞ, şubeleri aracılığıyla uzun süren yıpratma savaşı stratejisini izliyor. Nitekim şubeler, örgütün Suriye ve Irak'taki faaliyetleri ile aktif olmaya devam ediyor. Bu da örgütün faaliyetlerine ivme kazandırıyor. Örgüt Batı Afrika'da etkin durumda ve Orta Afrika şubesi daha geniş ölçekte faaliyet göstermeye başladı.”
Batı Afrika'daki Burkina Faso, geçtiğimiz pazartesi günü 12 sivilin öldürülmesine sahne oldu. Ülke, 2015'ten bu yana El-Kaide ve DEAŞ'a bağlı gruplar tarafından sürdürülen şiddetli bir isyanla mücadele ediyor. Bu isyan, komşu Mali'de 2012'de başladı ve büyük Sahra Altı Afrika ülkelerine yayıldı.
Almanya'da ise polis, geçtiğimiz ocak ayının sonunda, Kuzey Almanya'da bir bölgesel trende gerçekleşen bıçaklı saldırıda en az iki kişinin öldürüldüğü ve yolculardan yaralananlar olduğunu açıkladı. Gözlemciler, Alman yetkililerinin son yıllarda herhangi bir (terörizm) tehdidine karşı tetikte olduğunu, özellikle 2016 yılının aralık ayında 12 kişinin ölümüne yol açan ve DEAŞ tarafından üstlenilen Berlin'deki kamyon saldırısından beri bu hazırlıkları yaptıklarını düşünüyor. Almanya, geçtiğimiz 21 Aralık'ta, DEAŞ safında eski bir savaşçı olduğu şüphesiyle tutuklanan bir ismin Almanya'ya dönüşü sırasında yakalandığını açıklamıştı.
Albay Sabir şu aççıklamada bulundu:
"DEAŞ’ın son zamanlarda El Kaide operasyonlarına kıyasla artan operasyonel seviyesinin kanıtladığı gibi DEAŞ, gözleri El Kaide örgütünden kendine çevirdi. DEAŞ ve El Kaide her zaman küresel sahnede rekabet eden aşırılık yanlısı örgütler olarak görülüyor. Bir örgütün küresel düzeyde terörizmde ilerlemesi, diğer taraf için kesin bir kayıp olarak kabul edilir. Bu durum DEAŞ’ın daha önce El Kaide'ye karşı yükselişi ile tekrarlanmıştı. Örgüt zayıflarken birçok üyesi kaçmıştı.”
ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon geçtiğimiz yıllarda, örgütün 2019'daki askeri çöküşünün ardından İdlib Valiliğine kaçan birçok DEAŞ liderini hedef aldı.  Bunların arasında DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi (Ekim 2019'da öldürüldü) ve halefi Ebu İbrahim el-Kureşi (Şubat 2021'de öldürüldü) de bulunuyor. Her ikisi de ABD özel birliklerinin Suriye'nin Türkiye sınırında başlattığı saldırıda öldü. Ayrıca, eski DEAŞ lideri Ebu'l-Hasan el-Kureşi geçtiğimiz Kasım ayında ülkenin güneyindeki Dera ilinde öldürüldü. Son DEAŞ lideri Ebu Hüseyin el-Hüseyni el-Kureşi hakkında ise fazla bir bilgi bulunmuyor. Araştırmacı Sultan, DEAŞ'ın birçok bölgede El Kaide'ye üstünlük sağladığına ilişkin değerlendirmesini desteklerken, El Kaide'nin Sahel ve Afrika Boynuzu'ndaki gücünün devam ettiğini vurguladı. Bu iki örgüt arasında küresel cihat hareketinin liderliği konusunda bir çekişme var ve bu sürekli bir mücadele, her biri diğer örgütün ışığını çalmaya ve savaşçıları kendine çekmeye çalışıyor.
Sultan açıklamasında “DEAŞ, operasyonlar açısından daha aktif ve varlığını sürdürebildi. Eski El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri'nin yokluğunu ve yeni bir lider açıklanmamasını kullanarak, son zamanlarda zayıflayan El Kaide üyelerini kendisine çekti” dedi.
El Kaide bir süredir yeni operasyonlar hakkında açıklama yapmıyor. Ancak El Kaide'nin Batı Afrika'daki Lideri Abu Ubeyde Yusuf el-Anabi, geçtiğimiz çarşamba günü France 24 kanalıyla yaptığı röportajda, 2021'de Mali'de kaçırılan Fransız gazeteci Olivier Dubois'in El Kaide tarafından tutulduğunu söyledi.



Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
TT

Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Libya’daki devlet kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen çabaları destekleme’ konusundaki kararlılığını vurgulayarak, Ankara'nın uluslararası çabaların koordinasyonunda rol oynama ve ‘Libya'daki kurumsal bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan ABD girişimini destekleme’ arzusunu dile getirdi.

Fidan, bu açıklamaları, Libya ziyaretinin ikinci gününde Bingazi'de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter, Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında yaptı.

Ziyaretine salı günü Trablus'tan başlayan Fidan, ülkenin doğusundaki üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Bingazi'ye geçmeden önce, geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekale ile bir araya gelmişti.

Ziyaret, Libya'da yürütme erki ile ülkedeki bölünmüş kurumların birleştirilmesine yönelik yeni bir formül geliştirilmesini amaçlayan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Başdanışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ABD girişimi etrafında temasların yoğunlaştığı hassas bir dönemde gerçekleşti.

Girişimin detaylarına dair basına yansıyan bilgilere göre bu plan, ülkenin doğusu ile batısındaki başlıca güç merkezlerini bir araya getirmeyi hedefleyen bir formül çerçevesinde yürütme erkinin yeniden şekillendirilmesini, Başkanlık Konseyi Başkanlığı'nın LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'e verilmesini ve Dibeybe'nin başbakan olarak görevde kalmasını öngörüyor.

LUO Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Fidan, Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede onun üstlendiği role duyduğu takdiri dile getirerek, bu ziyaretin Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri geliştirme sürecinin bir uzantısı niteliğinde olduğunu belirtti. Bakan Fidan ayrıca, yeni bir Türk konsolosun atanmasının ardından Bingazi'deki Türk Konsolosluğu'nun faaliyetlerine başladığına da dikkati çekti.

Fidan, pazartesi günü Bingazi'nin el-Havari mahallesinde aracını hedef alan bombalı bir saldırıyla suikasta uğrayan Libya'nın doğusundaki Askeri İstihbarat İdaresi Müdürü Korgeneral Fevzi el-Mansuri'nin vefatı dolayısıyla Hafter'e taziyelerini iletti.

Hafter ise ‘Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ve kaydettiği gelişimi’ vurgulayarak, Türk şirketlerinin yeniden imar projelerindeki katkısına ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin yükselişine işaret etti.

LUO Genel Komutanlığından yapılan açıklamaya göre taraflar, ikili ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde pekiştirilmeye ve güçlendirilmeye devam edilmesinin önemini teyit etti.

Anadolu Ajansı'nın (AA) bildirdiğine göre görüşmenin ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Hakan Fidan’ı Bingazi'deki meclis binasında bulunan makamında kabul etti.

sdgs
Saddam Hafter, dün Bingazi’de Fidan’ı karşıladı (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Fidan'ın Libya'nın doğusuna ve batısına gerçekleştirdiği ziyaret, 2019 ve 2020 yıllarındaki Trablus savaşı sırasında Türkiye'nin üstlendiği rolün Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile sıkı ilişkilerinin ardından, Ankara'nın ülkedeki muhtelif güç merkezlerine yönelik artan açılımını yansıtıyor.

Libya’daki devlet kurumlarının birleştirilmesi dosyası, Fidan'ın salı günü Trablus'ta Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ana gündem maddesiydi.

Öte yandan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Fidan ile görüşmesinde muhtelif çabaların devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı. Menfi, geçiş süreçlerini sona erdirecek ve sürdürülebilir bir istikrar tesis edecek seçimlere ulaşmak maksadıyla, her türlü girişimin veya mutabakatın devlet kurumlarına ve ulusal egemenliğe saygı duyulması ile ‘siyasi sürecin Libyalılar tarafından sahiplenilmesi’ esasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.

Fidan ayrıca Tekale ile de görüştü. Görüşmeye dair fazla detay paylaşılmazken, görüşmede siyasi süreçte uzlaşıyı ve istikrara doğru ilerletmeyi hedefleyen çabalar ele aldı.


İsrail, Batı Şeria’da gerilimi artırmaya devam ediyor… Baskınlar, gözaltılar ve yıkımlar

(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
TT

İsrail, Batı Şeria’da gerilimi artırmaya devam ediyor… Baskınlar, gözaltılar ve yıkımlar

(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)

İsrail, Batı Şeria’da dördüncü haftasına giren tırmanışı sürdürürken, ordu dün çok sayıda bölgeye baskın düzenledi. Baskınlarda aramalar ve saha soruşturmaları gerçekleştirilirken, çok sayıda Filistinli gözaltına alındı, çok sayıda ev ve yapı yıkıldı. Yahudi yerleşimciler de farklı bölgelerde saldırılarını sürdürdü.

İsrail ordusu, geçen ayın sonlarından bu yana kuşatma altında bulunan Nablus’a baskın düzenleyerek kentin doğu kesimi ile Balata Mülteci Kampı’na girdi. Baskınlar çatışmalara ve gözaltılara yol açtı. Ordu ayrıca Cenin’e bağlı el-Yamun, Sile el-Harisiyye ve Arrabe beldelerine baskınlar düzenleyerek çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı. Bölgedeki başka köyler de baskınların hedefi oldu.

Cenin ve Nablus’un yanı sıra İsrail ordusu Ramallah ve el-Bire kentlerine de baskın düzenledi ve aralarında bir gazetecinin de bulunduğu üç Filistinliyi gözaltına aldı. Beytüllahim, El-Halil ve Tulkerim de baskınlardan etkilendi.

İsrail ordusu, Batı Şeria kentlerine neredeyse her gün baskın düzenliyor. Ancak geçen ayın 24’ünde bölgede operasyon başlatmasının ardından baskınların yoğunluğu arttı. Operasyon, Nablus yakınlarındaki Tel beldesinde yerleşimcilerin düzenlediği bir saldırının ardından çıkan çatışmaların sonrasında başlatılmıştı. Söz konusu çatışmalarda dört Filistinli ile iki İsrail askeri hayatını kaybetmişti.

sdfrgth
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinin batısındaki Tel kasabasında bir evin yıkılmasının ardından yükselen duman, 11 Ağustos 2026 (DPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geniş çaplı operasyon düzenlenmesi talimatı verdi. Ordu, Batı Şeria’nın bağlantısını keserek kentleri, beldeleri ve köyleri kontrol noktaları, bariyerler ve çeşitli kısıtlayıcı uygulamalarla kuşatmasının ardından bir dizi baskın gerçekleştirdi, onlarca Filistinliyi gözaltına aldı ve çok sayıda evi yıktı.

Cenin’de 27 yapı yıkıldı

Kentlere, mülteci kamplarına ve köylere yönelik baskınlarını ve Filistinlilerin gözaltına alınmasını sürdüren İsrail ordusu dün ev ve yapı yıkımlarını da yoğunlaştırdı. Ordu, Cenin’in doğusundaki bölgeye baskın düzenleyip bölgeye ulaşan yolları kapattıktan sonra 27 yapıyı yıktı.

Aba Köy Meclisi Başkanı Burhan Azmuti, Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin yapıların ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkıma başladığını söyledi. Azmuti, söz konusu yapıların bulunduğu arazilerin tapu kayıtlarıyla sahiplerine ait olduğunu belirtti.

vdfghyj
Filistinli bir adam, salı günü Nablus yakınlarındaki Tel kasabasında İsrail güçleri tarafından yıkılan bir eve bakıyor. (Reuters)

İsrail ordusu yaklaşık 10 gün önce bölgede bulunan 40’a yakın yapının yıkılacağına dair tebligatta bulunmuştu. Bu durum, bölgede yeni yıkımlar gerçekleştirilebileceğine ilişkin endişeleri artırdı.

Ev ve yapıların yıkılması, İsrail’in Batı Şeria’da uzun süredir uyguladığı cezalandırma politikalarının bir parçasını oluşturuyor. Uygulama, İsrail içinde dahi etkinliği konusunda tartışmalara yol açıyor. Yıkımlar genellikle saldırı düzenleyen Filistinlilere veya ailelerine misilleme amacıyla ya da ruhsatsız ve yasa dışı yapılaşma gerekçesiyle gerçekleştiriliyor. Bazı yıkımlar ise arazilerin niteliği ve sınıflandırmasına ilişkin gerekçelere dayandırılıyor.

Smotrich: Gerekli bir adım

İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich dün yaptığı açıklamada, Batı Şeria’nın kuzeyindeki yıkım operasyonlarının bölgede yerleşim faaliyetlerini yeniden başlatmayı amaçladığını söyledi. Smotrich, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Batı Şeria’nın kuzeyindeki yerleşimleri tehdit eden yasa dışı yapıların yıkılması, yerleşim faaliyetlerini ve İsrail devleti için koruyucu bir duvar oluşturan güvenliği güçlendirmek açısından gerekli bir adımdır” ifadesini kullandı.

fgthy
Aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria’daki yerleşim genişlemesini gösteren bir haritayı inceliyor. (Arşiv – AFP)

Yıkım operasyonları dün Batı Şeria’nın güneyindeki El-Halil kentinde içinde insanların yaşadığı bir evi de kapsadı.

Evin sahibi Hikem ez-Zuru, 300 metrekarelik iki katlı evinin herhangi bir gerekçe gösterilmeden ve önceden bildirimde bulunulmadan yıkıldığını söyledi. Zuru, 70 yılı aşkın süredir ayakta olan evin yıkılacağını, ekiplerin çalışmaya başlamasıyla öğrendiğini belirtti.

İsrail ordusu ayrıca Beytüllahim’in güneyindeki el-Masara köyünde üç katlı bir evi yıktı.

Yıkım operasyonları son birkaç haftada yoğunlaştı.

Resmi bir kurum olan Filistin Duvar ve Yerleşim Direniş Komisyonu’nun verilerine göre, İsrail güçleri temmuz ayında 80 yıkım operasyonu gerçekleştirdi. Operasyonlarda 165 yapı yıkılırken bunların 80’ini içinde insanların yaşadığı evler, 8’ini boş evler, 63’ünü tarımsal yapılar ve 11’ini geçim kaynakları oluşturan işletmeler oluşturdu.

Yıkım sürecinden sorumlu Sivil İdare’nin başındaki Smotrich, Batı Şeria’nın İsrail devletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu savunuyor. Filistin yönetimi ise İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmek ve Filistin yönetiminin varlığını zayıflatmak istediğini belirtiyor.

BM uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri, salı günü işgal altındaki Batı Şeria’daki durumun ‘tehlikeli bir dönüm noktasına’ ulaştığı uyarısında bulundu.

BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, BM Güvenlik Konseyi’ne verdiği brifingde, İsrail işgalinin derinleşmesinin “Filistin yönetimini çöküşün eşiğine getirdiğini, bağımsız, yaşayabilir ve egemen bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflattığını” söyledi.

dfghjuk
Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında bir binanın yıkılması sonucu ortaya çıkan yıkımı inceleyen Filistinliler, 12 Ağustos 2026 (Reuters)

İsrail merkezli Peace Now (Şimdi Barış) hareketi ise Netanyahu hükümetini, Batı Şeria’da Filistin yönetimini devirmek ve 33 yıl önce imzalanan Oslo Anlaşması’ndan kurtulmak amacıyla sistematik bir politika yürütmekle suçladı. Örgüt, İsrail hükümetinin ateşle oynadığını, Filistin yönetimini fiilen dağıtmaya ve Batı Şeria’yı resmen ilan etmeksizin ilhak etmeye başladığını belirtti.

İsrail medyasının salı günü ayrıntılarını yayımladığı rapora Smotrich’ten de yanıt geldi. Smotrich, söz konusu raporun ‘İsrail hükümetinin başarılarının bir kanıtı’ olduğunu savunarak, “Ülkenin kalbinde bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek için öncülük ettiğim yerleşim devrimiyle gurur duyuyorum. Bu sadece başlangıç” ifadelerini kullandı.


Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var
TT

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Yemen Dışişleri Bakanı Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, İran destekli Husilerin sergilediği tutumun ‘Yemen’i, halkının çıkarlarına hizmet etmeyen çatışmalara sürüklediğini, bölgenin ve uluslararası deniz taşımacılığının güvenliği ile istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı. Dr. Zube, ‘saldırıların hiçbir bedel ödenmeden devam etmesine izin veren bir zeminden sürdürülebilir bir çözüme ulaşılamayacağına’ dikkati çekerek, ‘bedel ödenmeyen her ihlalin bir sonrakini cesaretlendirdiğini’ belirtti.

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, göreve gelmesinden bu yana verdiği bu ilk röportajda, Husilerin çıkarlarının, ‘İran'ın nüfuzunu genişletmeye ve emrivakiler dayatmaya hizmet ettiği her noktada İran projesiyle kesiştiğini’ söyledi. Yemenli Bakan, ülkesini ve coğrafi konumunu komşu ülkeleri, gemileri, limanları ve deniz koridorlarını tehdit eden bir platforma dönüştürme girişimlerine işaret ederek, bu durumun Muha Limanı'nın hedef alınmasına, Kızıldeniz, Bab’ul-mendep ve Aden Körfezi'nin birer baskı ve şantaj sahasına dönüştürülmesine kadar vardığını ifade etti.

Husilerin Marib ve Hadramevt'te konuşlu ordu güçlerini, sığınmacı kamplarını, Marib ve Muha'daki sivil hedefleri vurarak gerilimi tırmandırmasının, (Suudi Arabistan'ın güneyindeki) Necran'a yönelik saldırılarının, Kızıldeniz ve Babülmendep'teki gemilere ve deniz koridorlarına yönelik tehditlerinin, ‘siyasi çabaların, bilhassa Suudi Arabistan'ın siyasi sürece dönme girişimlerinin halen devam ettiği bir dönemde gerçekleştiğini’ açıkladı.

Dr. Zuba’nın açıklamalarına göre Yemen hükümeti, Suudi Arabistan'ın öncülüğünde hayata geçirilen ‘Çok Uluslu Savunma Odaklı Deniz Koalisyonu’nu ‘önemli bir adım’ olarak değerlendiriyor. Zira bu hamle, deniz taşımacılığının korunmasını ‘dağınık tepkiler verilmesinden çıkarıp kurumsal bir iş birliğine’ taşıyor. Bu kurumsal iş birliği, gemilerin korunmasını, bilgi paylaşımını, denizcilik farkındalığının artırılmasını, eğitimi ve tehditlerle başa çıkma kapasitesinin güçlendirilmesini kapsıyor.