DEAŞ yeni bir yüzle geri mi döndü?

2014'te Rakka'da görüntülenen bir DEAŞ unsuru. (Reuters)
2014'te Rakka'da görüntülenen bir DEAŞ unsuru. (Reuters)
TT

DEAŞ yeni bir yüzle geri mi döndü?

2014'te Rakka'da görüntülenen bir DEAŞ unsuru. (Reuters)
2014'te Rakka'da görüntülenen bir DEAŞ unsuru. (Reuters)

Son dönemde, terör örgütü DEAŞ'ın birbirini takip eden saldırıları, birden fazla kıtaya dağılmış faaliyet cephelerinde artan düzeyde çeşitlilik gösterdi. Örgüt taraftarları, son olarak Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde gerçekleştirdikleri bir saldırıda 44 kişinin ölümüne yol açtı. Ayrıca Suriye ve Irak'ta düzenlenen saldırılar da 60'dan fazla kişinin yaşamını yitirmesine sebep oldu. Diğer yandan, Afganistan'daki Belh bölgesi valisinin öldürülmesinde DEAŞ’ın parmağı olduğu konusundaki şüpheler arttı.
DEAŞ, 2017 yılında Irak'ta yenilgiye uğratılmasından bu yana, belirli bir bölgenin kontrolünü ele geçiremedi. Ancak uzmanlar, örgütün ‘yalnız kurt’ adı verilen yöntemiyle dünya genelinde çeşitli yerlerde saldırılar gerçekleştirdiğini belirtiyor. Bu durum, DEAŞ'ın rakibi El Kaide'ye de dikkat çekici bir şekilde üstünlük sağladı. Son olarak, Afrika'da, DEAŞ yanlısı Demokratik Güçler Birliği'ne bağlı saldırganlar, geniş kapsamlı saldırılar düzenleyerek onlarca kişinin ölümüne yol açtılar.
Saldırının arkasındakilerin DEAŞ ile bağlantılı olduğu düşünülüyor. Zira bazen pala ve balta kullanarak köylere defalarca ölümcül saldırılar düzenledikleri ifade ediliyor. Yerel yetkili de “Saldırı yöntemi, silah kullanılmamış olması nedeniyle Demokratik Güçler Birliği'nin DEAŞ'e bağlı olduğunu gösteriyor” açıklamasında bulndu.
Afganistan'da, Afgan Polisi tarafından yapılan açıklamada, Taliban yönetimindeki Belh Bölgesi Valisi’nin ofisini hedef alan bir patlamada Vali dahil üç kişinin öldüğü bildirildi. Son dönemde Afganistan'da gerçekleştirilen kanlı saldırıların birçoğunu DEAŞ üstlenmişti. Bazı saldırılar sivilleri hedef alırken bazıları da Taliban'a bağlı güvenlik güçlerine karşı gerçekleştirilmişti.
DEAŞ aynı ay içinde, Pakistan'ın Kabil'deki büyükelçiliğine saldırdı. Ocak ayında Dışişleri Bakanlığı yakınlarında bir intihar saldırısı düzenleyen DEAŞ- Horasan Eyaleti örgütünün üstlendiği saldırı 10 kişinin ölümüne ve 35 kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Ayrıca geçtiğimiz pazartesi günü DEAŞ, Pakistan'da polise ait bir araca yönelik düzenlenen intihar saldırısının sorumluluğunu üstlendi ve saldırı dokuz polisin ölümüne ve 16 kişinin yaralanmasına yol açtı.
Mısır'daki bir terörle mücadele uzmanı olan Albay Hatem Sabir, Şarku'l Avsat’a şu açıklamada bulundu:
“DEAŞ son aylarda saflarını birleştirmek için bir ara verdi, ancak şimdi daha fazla operasyon gerçekleştiriyor. Şu an DEAŞ, daha fazla kıtada daha fazla saldırı düzenliyor. DEAŞ terör operasyonlarına son verdi, Irak'taki yenilgisinden dolayı oldu. DEAŞ’ın terör eylemlerine ara vermesi, 2017'de Irak'ta yenilgiye uğraması nedeniyle oldu ve daha sonra yeniden terör saldırıları düzenlemeye başladı."
Her ne kadar ‘DEAŞ’ın gerçekten yeni bir döneme girdiğini’ belirtse de Sabir, örgütün ‘2017'den önceki gücünde olmadığını’ ve ‘geniş bir toprak alanı ele geçirme ve sözde devletlerini kurma’ şansının tekrarlanmayacağını söylüyor. Ancak örgütün ‘dış şubeleri veya 'yalnız kurtlar' aracılığıyla ‘dünya çapında çeşitli bölgelerde’ siyasi hedeflerine ulaşmak için nitelikli saldırılarına devam edeceğine işaret ediyor.
2014 yılında Suriye ve Irak'ta geniş alanlar ele geçiren DEAŞ, 2017'de Irak'ta ilk yenilgisini ve ardından 2019'da Suriye'de yenilgiyi yaşadı ve kontrol altındaki tüm bölgeleri kaybetti. Ancak gözlemciler, ‘bazı gizlenen üyelerinin hala ülkelerinde ve diğer ülkelerde sınırlı saldırılar sınırlı saldırılar düzenlediğini’ söylüyor.
Irak'taki ortak operasyonlardan birinde, geçtiğimiz şubat ayında, Irak'ın kuzeydoğusundaki Hamrin Dağları'ndaki bir DEAŞ sığınağına hava saldırısı düzenlendi ve üç militan öldürüldü. Mısır'daki İslamcı ve terörist hareketler uzmanı Ahmed Sultan, Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
"DEAŞ saldırılarının geniş kapsamı, 2019'dan bu yana açıkça gerilese de eskisinden daha güçlü ve daha yaygın bir örgüt olduğuna dair işaretler veriyor. Bu düşüş, kuruluşun zaman zaman medya platformları aracılığıyla açıkladığı istatistiklere dayanmaktadır. DEAŞ, şubeleri aracılığıyla uzun süren yıpratma savaşı stratejisini izliyor. Nitekim şubeler, örgütün Suriye ve Irak'taki faaliyetleri ile aktif olmaya devam ediyor. Bu da örgütün faaliyetlerine ivme kazandırıyor. Örgüt Batı Afrika'da etkin durumda ve Orta Afrika şubesi daha geniş ölçekte faaliyet göstermeye başladı.”
Batı Afrika'daki Burkina Faso, geçtiğimiz pazartesi günü 12 sivilin öldürülmesine sahne oldu. Ülke, 2015'ten bu yana El-Kaide ve DEAŞ'a bağlı gruplar tarafından sürdürülen şiddetli bir isyanla mücadele ediyor. Bu isyan, komşu Mali'de 2012'de başladı ve büyük Sahra Altı Afrika ülkelerine yayıldı.
Almanya'da ise polis, geçtiğimiz ocak ayının sonunda, Kuzey Almanya'da bir bölgesel trende gerçekleşen bıçaklı saldırıda en az iki kişinin öldürüldüğü ve yolculardan yaralananlar olduğunu açıkladı. Gözlemciler, Alman yetkililerinin son yıllarda herhangi bir (terörizm) tehdidine karşı tetikte olduğunu, özellikle 2016 yılının aralık ayında 12 kişinin ölümüne yol açan ve DEAŞ tarafından üstlenilen Berlin'deki kamyon saldırısından beri bu hazırlıkları yaptıklarını düşünüyor. Almanya, geçtiğimiz 21 Aralık'ta, DEAŞ safında eski bir savaşçı olduğu şüphesiyle tutuklanan bir ismin Almanya'ya dönüşü sırasında yakalandığını açıklamıştı.
Albay Sabir şu aççıklamada bulundu:
"DEAŞ’ın son zamanlarda El Kaide operasyonlarına kıyasla artan operasyonel seviyesinin kanıtladığı gibi DEAŞ, gözleri El Kaide örgütünden kendine çevirdi. DEAŞ ve El Kaide her zaman küresel sahnede rekabet eden aşırılık yanlısı örgütler olarak görülüyor. Bir örgütün küresel düzeyde terörizmde ilerlemesi, diğer taraf için kesin bir kayıp olarak kabul edilir. Bu durum DEAŞ’ın daha önce El Kaide'ye karşı yükselişi ile tekrarlanmıştı. Örgüt zayıflarken birçok üyesi kaçmıştı.”
ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon geçtiğimiz yıllarda, örgütün 2019'daki askeri çöküşünün ardından İdlib Valiliğine kaçan birçok DEAŞ liderini hedef aldı.  Bunların arasında DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi (Ekim 2019'da öldürüldü) ve halefi Ebu İbrahim el-Kureşi (Şubat 2021'de öldürüldü) de bulunuyor. Her ikisi de ABD özel birliklerinin Suriye'nin Türkiye sınırında başlattığı saldırıda öldü. Ayrıca, eski DEAŞ lideri Ebu'l-Hasan el-Kureşi geçtiğimiz Kasım ayında ülkenin güneyindeki Dera ilinde öldürüldü. Son DEAŞ lideri Ebu Hüseyin el-Hüseyni el-Kureşi hakkında ise fazla bir bilgi bulunmuyor. Araştırmacı Sultan, DEAŞ'ın birçok bölgede El Kaide'ye üstünlük sağladığına ilişkin değerlendirmesini desteklerken, El Kaide'nin Sahel ve Afrika Boynuzu'ndaki gücünün devam ettiğini vurguladı. Bu iki örgüt arasında küresel cihat hareketinin liderliği konusunda bir çekişme var ve bu sürekli bir mücadele, her biri diğer örgütün ışığını çalmaya ve savaşçıları kendine çekmeye çalışıyor.
Sultan açıklamasında “DEAŞ, operasyonlar açısından daha aktif ve varlığını sürdürebildi. Eski El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri'nin yokluğunu ve yeni bir lider açıklanmamasını kullanarak, son zamanlarda zayıflayan El Kaide üyelerini kendisine çekti” dedi.
El Kaide bir süredir yeni operasyonlar hakkında açıklama yapmıyor. Ancak El Kaide'nin Batı Afrika'daki Lideri Abu Ubeyde Yusuf el-Anabi, geçtiğimiz çarşamba günü France 24 kanalıyla yaptığı röportajda, 2021'de Mali'de kaçırılan Fransız gazeteci Olivier Dubois'in El Kaide tarafından tutulduğunu söyledi.



Gazze anlaşması: Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasına yönelik ABD önerisi güvence bekliyor

TT

Gazze anlaşması: Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasına yönelik ABD önerisi güvence bekliyor

Gazze anlaşması: Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasına yönelik ABD önerisi güvence bekliyor

Hamas’ın silahsızlandırılması dosyası, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının en karmaşık başlıklarından birinin çözümüne katkı sağlayabilecek yeni bir aşamaya yaklaşıyor. ABD basınına yansıyan sızıntılara göre, ağır silahların derhal devre dışı bırakılmasını içeren kademeli bir çözüm önerisi gündemde.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre, henüz resmiyet kazanmayan ve arabulucular ya da Hamas tarafından doğrulanmayan önerinin, özellikle ABD tarafından sağlanacak güvencelerle ve İsrail’in anlaşmadan geri adım atmamasını teminat altına alacak mekanizmalarla uygulanabilir olabileceği belirtiliyor. Uzmanlar, ABD güvencelerinin yanı sıra sahadaki düzenlemelerin de kritik önem taşıdığına dikkat çekerek, İsrail’in geri çekilmesi, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve Filistinli polis güçlerinin sahada yer almasının belirleyici olacağını vurguluyor.

New York Times dün yayımladığı haberinde, Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını aktardı. Habere göre teklif, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini, ilk aşamada ise bazı hafif silahların Hamas’ın elinde kalmasına izin verilmesini öngörüyor. Söz konusu teklifin önümüzdeki haftalarda sunulması bekleniyor.

Görsel kaldırıldı.
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, 20 Şubat 2025, Han Yunus (DPA)

New York Times’a göre plan, ağır silahların derhal devre dışı bırakılmasını, bireysel silahların kayıt altına alınmasını ve güvenlik sorumluluğunun Gazze Şeridi’nde kurulacak yeni Filistin yönetimine devredilmesini öngörüyor. İsrail ise Gazze Şeridi’nden herhangi bir çekilme öncesinde Hamas’ın silahsızlandırılmasında ısrar ederken, Hamas somut güvenceler olmaksızın silah bırakmayacağını belirtiyor. Hareket, kendi polis gücünün Gazze’nin güvenlik ve idari yapısına entegre edilmesini bu güvenceler arasında görüyor.

ABD gazetesine sızdırılan teklif, Hamas’ın üst düzey isimlerinden Halid Meşal’in pazar günü Doha’da düzenlenen bir forumda silahsızlanmayı kategorik olarak reddetmesinden iki gün sonra gündeme geldi. Meşal, “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolay hedef haline getirme ve uluslararası silahlarla donatılmış İsrail karşısında savunmasız bırakma girişimidir” ifadelerini kullandı.

Meşal ayrıca, Trump’ın başkanlığını yürüttüğü Barış Konseyi’ne 19 Şubat’ta yapılması planlanan toplantı öncesinde ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. İsrail Başbakanlık Ofisi ise Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, çarşamba günü (dün) ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında, Başkan Donald Trump ile yapacağı temas öncesinde Barış Konseyi üyeliğine katılım belgesini imzaladığını açıkladı.

Görsel kaldırıldı.
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir aracın arkasında yolculuk eden Filistinliler (AFP)

Mısırlı strateji uzmanı Tuğgeneral Semir Ragıb, söz konusu teklifin Filistin tarafınca kabul edilebilir ve gerçekçi bir çözüm olabileceğini belirtti. Ragıb, tüm silahların tek seferde toplanmasının mevcut koşullarda mümkün olmadığını, özellikle ülkedeki kaos ortamı, hafif silahların siviller arasında yaygınlığı ve İsrail destekli gruplar başta olmak üzere Hamas’a yönelik düşmanca unsurların varlığı nedeniyle bunun zorlaştığını ifade etti. Bu nedenle Hamas’ın, Gazze Şeridi’nde profesyonel ve resmî güvenlik güçleri tam anlamıyla kontrolü sağlayana kadar hafif silah bulundurmaya ihtiyaç duyabileceğini söyledi.

Ragıb ayrıca, Netanyahu’nun bu öneriden önce 60 bin adet hafif silahın Hamas’tan toplanması yönündeki isteğini dile getirdiğini hatırlatarak, yeni sürecin İsrail’in teklifi kabul etmesi için ABD’nin baskısını gerektirebileceğini kaydetti.

Teklifin uygulanabilir olduğuna işaret eden Ragıb, Hamas’ın ağır silah kapasitesinin büyük bölümünü fiilen kaybettiğini, bazı ağır silahlarda mühimmatın tükendiğini ve roket sistemlerinin önemli ölçüde imha edildiğini belirtti. Ragıb’a göre örgütün elinde ağırlıklı olarak hafif silahlar bulunuyor.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mutava, silahsızlanmanın kademeli olarak hayata geçirilmesine yönelik planın başarı şansının yüksek olduğunu belirtti. Mutava, bunun başlıca nedenleri arasında ABD yönetiminin anlaşmanın ikinci aşamasının engellenmesine yönelik gerekçeleri ortadan kaldırma iradesini ve sahaya istikrar güçlerinin konuşlandırılmasını gösterdi.

Mutava’ya göre İsrail’in seçim yılına girmiş olması, Netanyahu ve diğer isimlerin sert açıklamalar yapmasına ve silahsızlanma konusunu iç politikada kullanmasına yol açıyor. Ancak Mutava, bu süreçte belirleyici unsurun ABD’nin tutumu ve uygulayacağı baskı olacağını vurguladı.

Öte yandan İsrail operasyonlarını sürdürüyor. İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Gazze’nin kuzeyinde düzenlenen askerî operasyonda Hamas’a bağlı Beyt Hanun Taburu Komutanı Ahmed Hasan’ın öldürüldüğünü duyurdu.

İsrail’in devam eden ihlalleri çerçevesinde değerlendirmede bulunan Ragıb ise ABD güvencelerinin doğal ve gerekli olduğunu belirterek, barış planının yeniden imar süreciyle birlikte ilerlemesi ve iki yıl süreyle taraflar arasında tampon görev üstlenecek uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması gerektiğini söyledi. Ragıb’a göre bu güçler, hem İsrail’in olası saldırılarını hem de Hamas’ın yeni eylemlerini engelleyecek; İsrail’in Gazze Şeridi’nden tam ve temas olmaksızın çekilmesi sağlanacak.

Sürecin istikrar güçleri ve Filistin polisi gözetiminde yürütülmesi halinde Hamas’ın yeniden silahlanmasının önüne geçileceğini belirten Ragıb, bu durumda İsrail’in savaşa dönmesi için gerekçe kalmayacağını dile getirdi. Ragıb, silahların teslim edilmesinin İsrail açısından sembolik önem taşıdığını, bunun savaş hedeflerinin yerine getirildiği anlamına geleceğini; bu hedeflere ister askerî güçle ister müzakere ve Trump planının uygulanması yoluyla ulaşılmış olmasının sonucu değiştirmeyeceğini ifade etti.

Mutava ise Gazze Şeridi’ne yönelik neredeyse günlük bombardımanın, Netanyahu hükümetinin seçim sürecinde benimsediği ‘sıcak takip’ politikasının bir parçası olduğunu savundu. Bunun, İsrail’in kendi şartlarını dayattığını gösterme ve silahsızlanmanın ardından saldırıların duracağı mesajını verme amacı taşıdığını belirten Mutava, bu çerçevede Washington’dan bölgenin sakinleştirilmesine yönelik güçlü güvenceler bulunduğunu kaydetti.


Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
TT

Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)

Sudan Doktorlar Ağı dün yaptığı açıklamada, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 27 kişiyi taşıyan bir feribotun Sudan'ın kuzeyindeki Nil Nehri'nde batmasının ardından 15 cesedin bulunduğunu bildirdi.

Grup Facebook paylaşımında, altı kişinin kurtulduğunu, sivil savunmanın ise Shendi bölgesinde batan feribottan kayıp kişileri arama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.


İsrail, 2004’teki iki otobüs saldırısının sorumlusu Hamas mensubunun öldürüldüğünü açıkladı

Sınırın İsrail tarafından patlamanın ardından Gazze'den yükselen dumanların görünüşü (Reuters)
Sınırın İsrail tarafından patlamanın ardından Gazze'den yükselen dumanların görünüşü (Reuters)
TT

İsrail, 2004’teki iki otobüs saldırısının sorumlusu Hamas mensubunun öldürüldüğünü açıkladı

Sınırın İsrail tarafından patlamanın ardından Gazze'den yükselen dumanların görünüşü (Reuters)
Sınırın İsrail tarafından patlamanın ardından Gazze'den yükselen dumanların görünüşü (Reuters)

İsrail ordusu dün, 2004 yılında iki otobüse düzenlenen ve 16 sivilin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin yaralandığı saldırıların planlayıcısı olmakla suçlanan üst düzey bir Hamas mensubunun öldürüldüğünü açıkladı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığı habere göre söz konusu saldırılar, 2000’li yılların başında patlak veren İkinci İntifada sürecindeki en kanlı eylemler arasında yer aldı.

Ordu ve iç istihbarat servisi Şin Bet (Şabak) tarafından yapılan ortak açıklamada, Basil Haşim Heymuni’nin geçen hafta Gazze Şeridi’ne düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldüğü bildirildi. Açıklamada Heymuni, 2004 yılından bu yana İsrail’e yönelik kanlı saldırılar gerçekleştiren bir hücre içinde faaliyet gösteren “üst düzey Hamas mensubu” olarak nitelendirildi.

Açıklamada, Heymuni’nin Ağustos 2004’te İsrail’in güneyindeki Beerşeva kentinde iki otobüse yönelik düzenlenen intihar saldırısının planlayıcısı olduğu belirtildi. Saldırıda 16 İsrailli sivil hayatını kaybetmiş, yaklaşık 100 kişi de yaralanmıştı.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Şin Bet ve İsrail Savunma Kuvvetleri, Beerşeva’daki iki otobüs saldırısında 16 İsrailli vatandaşın ölümünden sorumlu olan militan Basil Heymuni’yi etkisiz hale getirdi” ifadelerini kullandı.

Adraee, geçen hafta Gazze Şeridi’nde gerçekleştirilen operasyonda “Hamas’ın önde gelen militanlarından Basim Haşim Abdulfettah Heymuni’nin” hedef alındığını belirterek, söz konusu kişinin aslen El Halil (Hebron) kentinden olduğunu ve 2004 yılında İsrail içinde kanlı eylemler düzenleyen askeri bir hücrede faaliyet yürüttüğünü kaydetti.

Heymuni’nin daha önce yakalanarak hüküm giydiği, ancak 2011 yılında, İsrailli asker Gilad Şalit’in serbest bırakılması karşılığında 1000’den fazla Filistinli mahkûmun tahliye edildiği “Şalit takası” kapsamında serbest bırakıldığı belirtildi.

Filistinli silahlı gruplar, Şalit’i 2006 yılında Kerem Ebu Salim (Kerem Şalom) sınır kapısı yakınlarında düzenlenen bir baskın sırasında kaçırmış ve beş yıl boyunca alıkoymuştu. Şalit’in durumu İsrail’de ulusal bir mesele haline gelmişti.

Ordu ve Şin Bet’in açıklamasında, Heymuni’nin serbest bırakılmasının ardından “saldırganları yeniden örgütlemeye ve terör eylemlerini yönlendirmeye devam ettiği” öne sürüldü.

Açıklamada, Heymuni’ye yönelik saldırının Gazze’deki ateşkes ihlallerine yanıt olarak gerçekleştirildiği ifade edildi.

Ayrıca, “Savaş sırasında İsrail ordusuna zarar vermeyi amaçlayan patlayıcıların üretimi ve yerleştirilmesinde rol aldı” denilerek, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısıyla başlayan Gazze savaşına atıfta bulunuldu.

ABD arabuluculuğunda sağlanan Gazze’deki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması geçen ay yürürlüğe girdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre anlaşma, Hamas’ın silahsızlandırılması da dahil olmak üzere Gazze’nin silahsızlandırılmasını ve İsrail güçlerinin kademeli olarak geri çekilmesini öngörüyor.

Hamas ise silahsızlanmanın “kırmızı çizgi” olduğunu belirtmekle birlikte, silahların gelecekte kurulacak bir Filistin yönetimine devredilmesinin değerlendirilebileceğini ifade etti.

Gazze’nin günlük işlerini yürütmek üzere bir Filistinli teknokrat komitesi oluşturulduğu, ancak bu yapının silahsızlanma konusunu ele alıp almayacağının ve bunu nasıl yapacağının henüz netlik kazanmadığı ifade edildi.