ABD'deki banka iflasları Fed'in faiz kararına ilişkin beklentileri alt üst etti

ABD'deki banka iflasları, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) atacağı para politikası adımlarına ilişkin belirsizlikleri artırdı.

AA
AA
TT

ABD'deki banka iflasları Fed'in faiz kararına ilişkin beklentileri alt üst etti

AA
AA

Fed'in merakla beklenen 21-22 Mart'taki Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısına bir hafta kalırken, bankacılık sektöründe yaşananlar Fed'in faiz kararına yönelik beklentileri alt üst etti.
Fed Başkanı Jerome Powell'ın geçen hafta ABD Kongresi'nde verdiği "şahin" mesajlar ve güçlü gelen istihdam verileri sonrası artan 50 baz puanlık faiz artışı beklentisi, Silikon Vadisi Bankası (SVB) ve Signature Bank'ın iflası ile ortadan kalktı.
Bankacılık sektöründe yaşananlar sonrası Fed'in faiz artışlarına ara vereceğine dair beklentiler gündeme gelirken, birçok analist enflasyon verisinin ardından bankanın mart ayı toplantısında 25 baz puanlık faiz artışına gitmesinin beklendiğini dile getirdi.

Fed Başkanı'nın açıklamaları 50 baz puanlık faiz artışı ihtimalini artırmıştı
Powell, geçen hafta Kongre'de yaptığı açıklamalarda, son ekonomik verilerin beklenenden daha güçlü geldiğini, bunun da faiz oranlarının nihai seviyesinin tahmin edilenden daha yüksek olabileceğini gösterdiğini belirtmişti.
Enflasyonun son aylarda ılımlı bir seyir izlemesine rağmen yüzde 2'ye düşürülmesi sürecinin daha uzun bir yolu olduğunu belirten Powell, bu yolun engebeli olabileceğini yinelemişti.
Powell, fiyat istikrarını yeniden sağlamanın, muhtemelen bir süre daha kısıtlayıcı bir para politikası duruşunu sürdürmelerini gerektireceğini vurgulayarak, "Verilerin toplamı daha hızlı sıkılaşmanın gerekli olduğunu gösterirse, faiz artışlarının hızını artırmaya hazırız." ifadesini kullanmıştı.
Fed Başkanı Powell'ın açıklamaları sonrası piyasalarda bankanın faiz artırım hızını artıracağına dair beklentiler güçlenmiş ve 50 baz puanlık faiz artırım ihtimali yeniden gündeme gelmişti.

İstihdam verileri karışık sinyaller verdi
Powell'ın mart ayı toplantısıyla ilgili herhangi bir karar almadıklarını ve toplantıya kadar açıklanacak verilerin analiz edileceğini söylemesi sonrası ise iş gücü piyasasına ve enflasyona ilişkin veriler daha da önem kazanmıştı.
Bu verilerden geçen hafta açıklanan JOLTS Açık İş Sayısı, ocakta bir önceki aya kıyasla 410 bin azalarak 10 milyon 824 bine gerilemesine rağmen piyasa beklentilerinin üzerinde gelmişti. ADP Araştırma Enstitüsü'nce açıklanan, özel sektör istihdamı da şubatta 242 bin kişiyle piyasa beklentilerinin üzerinde artış kaydetmişti.
Ülkede tarım dışı istihdam şubatta 311 bin kişi artarak beklentileri aşarken, işsizlik oranı ise yüzde 3,4'ten 3,6'ya yükselmişti. Fed'in dikkatle izlediği ortalama saatlik kazanç, aynı dönemde yüzde 0,2 artarak 33,09 dolara tırmanmış ve piyasa beklentilerinin biraz altında artış kaydetmişti.
İstihdamdaki artış iş gücü piyasasının gücünü koruduğunu gösterirken, ücretlerde beklentilerin altında kaydedilen artış Fed'in faiz artırımları konusundaki agresif tutumunu yeniden gözden geçirebileceği yorumlarına neden olmuştu.

Enflasyon yavaşlamasına rağmen yüksek seyrini sürdürüyor
ABD'de dün açıklanan, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ise şubatta aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 6 artarak piyasa beklentilerine paralel gerçekleşti.
Ülkede yıllık enflasyon Eylül 2021'den bu yana en düşük seviyesine geriledi.
ABD'de enflasyon, hızındaki yavaşlamaya rağmen Fed'in hedefinin olukça üzerinde kalmaya devam etti.
Analistler, Fed'in sadece verilere dayalı olarak politika adımını belirleyecek olması durumunda 50 baz puanlık faiz artırımına gitmeyi tercih edebileceğini ancak verilerin tek belirleyici olmaktan çıktığını belirtti.

Banka iflasları beklentileri değiştirdi
ABD'de geçen hafta sonundan bu yana bankacılık sektöründe yaşanan gelişmeler, piyasalardaki endişeleri artırırken Fed'in faiz artırımına ilişkin beklentilerin de değişmesine yol açtı.
Kaliforniya merkezli SVB ve New York merkezli Signature Bank'ın iflasının yanı sıra çoğunlukla kripto para birimi işlemleriyle ilgilenen Silvergate Capital'ın operasyonlarını durdurmayı planladığını açıklaması sonrası bankacılık sektöründe yaşananların temel nedenlerinden biri olarak Fed'in faiz artışları gösterildi.
SVB ve Signature Bank'ın iflası, paniğin finansal sisteme yayılmasını önlemek için bankacılık düzenleyicilerini harekete geçirdi. ABD Hazine Bakanlığı, Fed ve ABD Federal Mevduat Sigorta Kurumu (FDIC), söz konusu iflasların ardından mevduatların korunmasına ilişkin kararlar aldı ve iflas eden bankaların müşterilerinin paralarının tamamının ödeneceği bildirildi.
Fed de faiz oranlarındaki artış nedeniyle varlıklarında büyük kayıplar yaşayan bankalara nakit akışına yardımcı olmak için yeni bir program açıkladı.
Tüm bu gelişmelerle ABD'nin önemli bankalarından Goldman Sachs ve İngiltere merkezli Barclays, mevcut durumda Fed'in gelecek haftaki toplantıda faiz artışına gitmesini beklemediklerini duyurdu.
Analistler, bankacılık sektöründe yaşananların Fed'i daha temkinli hale getirebileceğini belirtti.

Faizlerde 25 baz puanlık artış ihtimali öne çıktı
ABD'de enflasyonun şubat ayında yüksek seyrini sürdürmesi ve uzun süreli bir bankacılık krizine ilişkin endişelerin alınan önlemler sonrası hafiflemesiyle Fed'in gelecek haftaki toplantısında çeyrek puanlık faiz artışına gideceğine yönelik beklentiler kuvvetlendi.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda 50 baz puanlık faiz artışı ihtimali devre dışı kalırken, bankanın gelecek hafta 25 baz puanlık faiz artırımına gitmesi ihtimali yüzde 79'a çıktı.
Fed'in mart toplantısında faiz oranlarını yüzde 4,50-4,75 aralığında sabit tutması ihtimali ise yüzde 21 seviyesinde kaldı.

"Fed, zor bir politika ikilemiyle karşı karşıya"
American Enterprise Institute (AEI) Kıdemli Uzmanı Desmond Lachman, AA muhabirine Fed'in gelecek toplantısına yönelik beklentisine ilişkin yaptığı açıklamada, "Fed, bir sonraki toplantısında çok zor bir politika ikilemiyle karşı karşıya kalacak." dedi.
Söz konusu ikilemin banka iflaslarının neden olduğu piyasadaki gerilim ve inatçı bir şekilde yüksek seyreden enflasyondan kaynaklandığına işaret eden Lachman, SVB'nin iflasının tetiklediği piyasadaki gerilimi artırma riskine rağmen Fed'in enflasyonla mücadele için faiz oranlarını artırmaya devam mı edeceği yoksa piyasaları sakinleştirmek için faiz artışlarına ara vererek, hala güçlü olan iş gücü piyasası bağlamında inatla yüksek kalmaya devam eden enflasyonla mücadelede eğrinin gerisinde kalma riskini göze mi alacağı sorularını yöneltti.
Lachman, "Beklentim Fed'in orta yolu seçmesi. Bunu faiz oranlarını, daha önce beklenen 50 baz puan yerine 25 baz puan artırarak yapacak." diye konuştu.

"Enflasyonu düşürmek için faiz oranlarını muhtemelen artıracak"
Oxford Economics ABD Başekonomisti Ryan Sweet de şubat ayı enflasyonunun Fed'in gelecek haftaki toplantısında 25 baz puanlık faiz artışına gideceği ihtimalini değiştirmediğini belirtti.

Sweet, "ABD bankacılık sisteminde son zamanlarda iki bankanın iflas etmesiyle öne çıkan bazı stres belirtileri olmasına rağmen, Fed hala enflasyonu kontrol altına almaya odaklanıyor çünkü bu tam istihdam ve fiyat istikrarı görevlerinin bir parçası." dedi.
Yıllık yüzde 6 olan manşet enflasyonun hala Fed'in hedefinin oldukça üzerinde olduğunu vurgulayan Sweet, fiyat artışlarının büyük bir kısmının hizmet enflasyonuna bağlı olduğunu aktardı. Sweet, Fed'in enflasyonun seyrine ilişkin daha iyi bir gösterge olduğu için çekirdek enflasyonu dikkate aldığını belirterek, değişken enerji ve gıda fiyatlarını içermeyen çekirdek TÜFE'nin şubatta aylık yüzde 0,5 arttığını, bunun beklenenden güçlü olduğunu kaydetti.
Ryan Sweet, "Fed ekonomiyi soğutmak ve gelecekteki enflasyonu düşürmek için bu ayın sonunda faiz oranlarını muhtemelen artıracak. Ancak, bankacılık sistemindeki likidite konularını desteklediklerinden de emin olmaları gerekecek. Hem para politikasını sıkılaştıracak hem de bankacılık sistemini destekleyecek araçlara sahipler." diye konuştu.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times