Irak'ın işgali ABD’nin askeri doktrinini nasıl değiştirdi?

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada ABD’nin bölgeye olan bağlılığının kalıcı olduğunu söyledi. CENTCOM: Irak adına savaşmıyoruz

Ebu Gureyb Hapishanesi’nin çevresinde devriye gezen bir ABD askeri, 17 Mayıs 2004 (Reuters)
Ebu Gureyb Hapishanesi’nin çevresinde devriye gezen bir ABD askeri, 17 Mayıs 2004 (Reuters)
TT

Irak'ın işgali ABD’nin askeri doktrinini nasıl değiştirdi?

Ebu Gureyb Hapishanesi’nin çevresinde devriye gezen bir ABD askeri, 17 Mayıs 2004 (Reuters)
Ebu Gureyb Hapishanesi’nin çevresinde devriye gezen bir ABD askeri, 17 Mayıs 2004 (Reuters)

“Tek bir adamın kararıyla Irak haksızca ve acımasızca işgal edildi… Yani Ukrayna demek istedim”
ABD’nin eski Başkanı George W. Bush birkaç ay önce yaptığı bir konuşmada, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırılarına tepki gösterirken dili sürçerek bu cümleyi kurdu. Bu dil sürçmesi bir anlık da olsa sonuçları bugün halen Irak'ta, bölgede ve dünyada hissedilen 20 yıllık bir savaşın yarattığı tesiri yansıtıyordu.
ABD, işgalin nedeni olarak bugüne kadar hiçbir izi bulunamayan ‘kitle imha silahlarını yok etme’ ve 20 yıldır terörizm ve mezhep çatışmalarından bitap düşen Irak halkını ‘özgürleştirme’ olarak belirlendiyse de bu hedeflere ulaşmada başarısız oldu. Bu da ABD'nin öncelikleri ve Ortadoğu'daki askeri varlığını sürdürmesine ilişkin ön hazırlıklarıyla ilgili soruları gündeme getirdi.
ABD’nin bölgedeki askeri müdahaleleri, içeride terörle mücadele çatısı altında çeşitli kesimlerden destek gördüyse de bugün bir şüphe konusu haline geldi. Bu askeri müdahalelere karşı tutumlar ise hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların seçim kampanyalarına malzeme oldu.
Barack Obama'dan Donald Trump'a ve Joe Biden'a kadar ABD başkanları, ABD’nin Irak'ı işgal ederek yaptığı ‘stratejik hatayı’ kabul etmekten çekinmediler.
Bu ‘hata’, 2011 yılında son askeri birliklerin de Irak’tan çekilmesinden sonra ABD’nin bölgedeki askeri doktrinini nasıl etkiledi? ABD, önceliklerini Çin’in nüfuzunu artırdığı Asya'ya yöneltirken bölgeden kademeli olarak çekilecek mi?

ABD’nin bölgedeki kalıcı askeri varlığı
ABD’nin 2003'ten bu yana Irak'taki asker sayısında bir değişiklik söz konusu. Irak’ın işgal edildiği sıralarda bölgede 165 bin ABD askeri konuşlandırılırken bugün bu sayı yaklaşık 2 bin 500 civarında.

Son yirmi yılda ABD askerlerinin sayısındaki bu iniş-çıkışla birlikte ABD’nin retoriği de kökten değişti. ABD’nin askeri doktrini, Bush sonrası Amerikan ulusal güvenliğini dış tehditlerden korumayı amaçlayan önleyici saldırılara dayanırken Washington bugün, askeri varlığının yerel yetkililerin onayına bağlı olduğunu ve askerlerinin konuşlandırılmalarının muharip amaçlı değil, tamamen tavsiye amaçlı olduğunu vurguluyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Abby Hammock, ABD kuvvetlerinin 80 ülkeden oluşan bir koalisyonun parçası olarak katıldığı Birleşik Ortak Görev Gücü-Doğal Kararlılık Harekatı (CJTF-OIR) güçlerinin Irak hükümetinin daveti üzerine Irak'ta bulunduğunu ve uluslararası hukuka göre DEAŞ’a karşı mücadele için açık yetkisi olduğunu belirtti.
Yüzbaşı Hammock, CENTCOM’un 20 yıl işgal sürecini yönettikten sonra Irak'ın güvenliğini yeniden tesis edip edemediği sorusuna verdiği yanıtta Ortadoğu'da ortaklık ve iş birliğinin önemini vurguladı. Yüzbaşı Hammock, CJTF-OIR’ın egemenliğinin son derece önemli olduğunun altını çizdiği Irak hükümeti ile koordinasyon içinde Irak'ın çatışmalardan etkilenen bölgelerinde istikrarın sağlamasına yardımcı olmak için yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerle birlikte çalıştığını söyledi.


Felluce'nin güneydoğusunda Iraklı bir sivilin üzerini arayan bir ABD askeri, 16 Kasım 2005 (AFP)

CJTF-OIR’ın Irak'a yaklaşımının en önemli ayaklarından birinin Irak adına savaşmaması olduğunu, daha ziyade varlığını savaş dışı bir rolde devam ettirdiğini ve Irak Güvenlik Güçlerinin DEAŞ’a karşı mücadeleye liderlik etmesini sağlamak amacıyla destek, kaynak, tavsiye ve yardım sağladığını vurgulayan Hammock, bu yaklaşımın başarılı olduğunu belirterek “Etkili olmaya devam edeceğinden eminiz” ifadelerini kullandı.
Güvenlik alanındaki iş birliğinin yanı sıra Washington, ‘istikrarı, güvenliği ve egemenliği güçlendirme’ amacıyla siyasi ve ekonomik düzeylerde Irak'a olan bağlılığının devam ettiğini teyit ediyor.  ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Washington artık ABD'nin Irak ile imzalanan Stratejik Çerçeve Anlaşması ile güvenliğin ötesinde, Irak halkı yararına bazı sonuçlar doğuran 360 derecelik bir ilişkiyle ilgileniyor” dedi.
Bakanlık Sözcüsü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve ABD yönetimi birçok alanda aynı görüşteler. DEAŞ’ı kalıcı bir şekilde yenmek, Irak'ın enerji alanındaki bağımsızlığını güçlendirmek, özel sektördeki büyümeyi desteklemek ve kamu hizmetlerini iyileştirmek konusunda hemfikiriz.”
Bakanlık Sözcüsü ayrıca ortak öncelikler arasında, eğitim ve kültür programlarının genişletilmesi, yolsuzlukla mücadele, hükümetin kontrolü dışındaki silahlı grupların dizginlenmesi ve Irak'taki iklim kriziyle mücadelenin yer aldığını kaydetti.

İç hesaplar
ABD’nin Irak’ı işgali ve işgalin sonuçları, Amerikan kamuoyunu kutuplaştıran ve Washington’ın dış politikasının Ortadoğu'daki çehresini değiştiren tartışmalı bir konuya dönüştü. Amerikan seçmeni genellikle dış meselelere fazla önem vermese de Washington'ın Ortadoğu'daki askeri doktrini, özellikle 2012, 2016 ve 2020 yıllarındaki başkanlık seçimleri sırasındaki seçim kampanyalarında mükemmel bir seçim malzemesi haline geldi.
Pew Araştırma Merkezi tarafından Amerikalılar ve gaziler arasında yapılan en son anket, Amerikalıların yüzde 62'sinin Irak'ta savaşa girmenin bir hata olduğuna inandığını ortaya koydu. ABD Savunma Bakanlığı'na göre Irak’ın işgali sırasında 4 bin 500 ABD askeri, Irak Savaş Kurbanları Örgütü'nün tahminlerine göre ise 100 binden fazla Iraklı sivil öldürüldü. Bunun yanında ABD Kongresi Araştırma Merkezi’ne (CRS) göre savaş, ABD’ye 801,9 milyar dolara mal oldu.
Irak savaşının maliyeti

Irak'tan Afganistan'a, Suriye ve Libya’ya kadar Ortadoğu’daki ‘başarısızlıklar silsilesine’ karşı halkın büyüyen öfkesiyle birlikte art arda göreve gelen Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimler, ekonomik ve siyasi çıkarlarından ödün vermeden bölgeden askeri olarak çekilmenin yollarını aradılar.
Washington, Barack Obama yönetiminden Joe Biden yönetime kadar Doğu Asya'daki varlığını güçlendirme arzusunu teyit ederken, bazıları bu tutumu Ortadoğu'dan kademeli olarak çekilmesinin bir göstergesi olarak değerlendiriyorlar.


Basra'nın güneyindeki bir boru hattının bombalanması sonrası yükselen dumana bakan bir Iraklı, Mart 2004 (EPA)

Halkın ‘Ortadoğu bataklığından’ çıkılmasına verdiği geniş desteğe rağmen eski Başkan Barack Obama’nın 2011 yılında son ABD birliklerinin Irak'tan çekilmesi kararı, takip eden yıllarda Cumhuriyetçilerin muhalefetine ve askeri çekincelere neden oldu.
New York'taki Uluslararası İşbirliği Merkezi'nin (CIC) kıdemli üyelerinden James Traub, Foreign Policy dergisindeki bir makalesinde ABD güçlerinin terör örgütlerinin artan nüfuzuna karşı ABD'nin ‘çıkarlarının korunması’ amacıyla sınırlı sayıda da olsa Irak’ta kalması gerektiğini destekleyen görüşleri özetledi. O zamanlar birçok kişinin ABD’nin Irak’taki askeri varlığının ‘durumu daha da kötüleştirdiğinin’ inandığına işaret eden Traub, eski Başkan Bush'un başlattığı savaşın sonunda göreve gelen Demokrat yönetimin tutumunu ABD halkının içeriye odaklanma arzusuna bağladı. Obama'nın aynı tutumunu hem Irak’ta hem de Suriye'de sürdürdüğünü düşünen Traub, ‘ABD'nin bölgedeki yokluğunun aslında bölgedeki varlığından daha tehlikeli hale geldiği’ değerlendirmesinde bulundu.
O dönem Indiana Eyaleti Valisi olan Mike Pence liderliğindeki Cumhuriyetçi politikacıların tutumlarını hatırlatan Traub, Pence’in, DEAŞ terör örgütünün Irak'ta güçlenmesinden Obama yönetimini sorumlu tuttuğunu söyledi. Traub, Pence’in, ayrıca Hillary Clinton'ın, ‘bazı muharip güçlerinin Irak'ta kalmasını ve ABD’nin kazanımlarının güvence altına alınmasını sağlayacak olan ABD güçlerinin Irak’taki çalışmaları için çerçeve anlaşmasını yeniden müzakere etmemesini de eleştirdi.
Buna karşın Cumhuriyetçi tabanının iradesine teslim olarak Afganistan konusunda farklı bir tutum benimsemiş gibi görünen Pence, ABD'nin Ortadoğu'dan askeri olarak çekilme arzusunun en belirgin göstergesi olarak ABD askerinin yıllar sonra evlerine geri dönmesi ve sonsuz savaşlara son verilmesi sloganlarını benimseyen Donald Trump’ın Cumhuriyetçi yönetiminin en önemli simalarından biri oldu.
Trump, üst düzey askeri danışmanlarının büyük direnişine rağmen Taliban ile aylarca süren özenli müzakerelerin ardından 2021 yılının mayıs ayı başlarına kadar tüm ABD güçlerini Afganistan'dan çekme konusunda anlaşmaya vardı. ABD tarihindeki en kötü askeri geri çekilme olarak nitelendirilen Afganistan’dan çekilme ancak Trump’ın Beyaz Saray’a gelen halefi Biden tarafından yerine getirilebildi.
Ancak Trump yönetimi, Ortadoğu'dan açık açık bir geri çekilme politikası izlemedi. Bunun yerine ABD’nin bölgeye olan bağlılığının devam ettiğinin açık bir göstergesi olarak ilk yurtdışı ziyaretini 2017 yılında Suudi Arabistan’a gerçekleştirdi. Trump, Riyad'ın ev sahipliğinde yapılan Suudi Arabistan-ABD, Körfez ülkeleri-ABD ve İslam dünyası-ABD zirvelerine katıldı.
Ayrıca, selefinin DEAŞ ile mücadele çabaları çerçevesinde Irak'ta konuşlandırdığı ABD kuvvetlerinin sayısını azaltma kararı alan Trump, 2020'nin ilk haftasında Irak'ın başkenti Bağdat’ın Uluslararası Havaalanı yakınlarında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Irak'taki Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Başkan yardımcısı Ebu Mehdi el-Muhendis’in öldüğü hava saldırısının emrini verdi.
İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu zayıflatan saldırıdan aylar sonra Beyaz Saray'a gelen Trump’ın halefi Biden, Irak'ta kalan ABD askerlerinin yalnızca danışmanlık yapacaklarını duyurdu. Ardından Irak’ta 2020 yılında 5 bin 200 olan ABD askerlerinin sayısı, 2021 yılının başlarında 2 bin 500'e düşürüldü.

Biden doktrini
Bazı politikacıların yıllardır çağrıda bulunduğu ve bazılarının Rusya’nın ve Çin’in Ortadoğu’daki nüfuzunun artmasının önünü açtığına inandığı geri çekilmeye karşın Washington, bölgeye olan bağlılığının ‘kalıcı’ olduğunu vurgulayarak ve Ortadoğu'dan tamamen çekilme görüşünü reddederek bölgedeki askeri üslerinde yaklaşık 30 bin asker bulundurmaya devam ediyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkan Joe Biden'ın geçtiğimiz yıl bölgeye yaptığı ziyaretin, ABD’nin bölgeye olan bağlılığını ve bölge ülkeleriyle olan güçlü ilişkilere verdiği önemin teyidi niteliğinde olduğunu belirtti. Bakanlık Sözcüsü, “Başkan, ABD’nin Ortadoğu’daki rolü için ilkeli ve kapsamlı bir vizyon ortaya koydu ve bu vizyon ulusal güvenlik stratejimize entegre edildi. Bu vizyon, bölgeyle olan derin diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkilerimizin temelini oluşturuyor” ifadelerini kullandı.


ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk, birkaç hafta önce Washington'da yaptığı bir konuşmada, Biden’ın bölgeye yönelik doktrininin beş ilkeye dayandığını, diplomasi ve caydırıcılık yoluyla bölgenin güvenlik ve istikrarını artırmayı amaçladığını söyledi.

McGurk’ün geçtiğimiz şubat ayında Atlantik Konseyi'nde yaptığı konuşmaya göre bu beş ilkenin başında ortaklık geliyor.
McGurk, şunları söyledi:
 “ABD, birtakım kurallara dayanan uluslararası düzene katılan ülkelerle ortaklıklarını güçlendirecek ve dış tehditlere karşı kendilerini savunma yeteneklerini geliştirecek.”
İkinci ilkenin caydırıcılık olduğunu söyleyen ABD’li yetkili, ülkesinin ‘Hürmüz Boğazı ve Babü'l-Mendeb dahil olmak üzere Ortadoğu’daki su yollarında seyrüsefer özgürlüğünün tehlikeye girmesine izin vermeyeceğini ve hiçbir ülkenin askeri yığınaklar, saldırılar ya da tehditlerle başka bir ülkeyi kontrol etme çabalarına müsamaha göstermeyeceğini’ vurguladı.
Biden doktrininin üçüncü ilkesinin diplomasi olduğunu belirten McGurk, “Sadece bölgesel istikrara yönelik tehditleri caydırmakla kalmayacağız, aynı zamanda diplomasi yoluyla elimizden geldiğince gerilimleri azaltmak, elimizden geldiğince gerilimi azaltmak ve çatışmaları sona erdirmek için çalışacağız” dedi.
McGurk’e göre ABD'nin Ortadoğu stratejisinin dördüncü ilkesi, her ülkenin egemenliğine ve bağımsız seçimlerine saygı duyulurken ABD'li ortaklar arasında siyasi, ekonomik ve güvenlik bağlarının kurulmasına ve güçlendirilmesine bağlı kalınmasını içeriyor.
Beşinci ilke ise, insan haklarının ve Birleşmiş Milletler Şartı'nda öngörülen değerlerin geliştirilmesini kapsıyor.
Son iki yıldan örnekler vererek caydırıcılığın askeri yönüne vurgu yapan McGurk, “Biden yönetiminin göreve gelmesinden bu yana ABD, İran ve vekillerinin tehditlerine karşı askeri olarak hareket etti. Ortaklarımızın caydırıcılığını güçlendirdik, yeni ve yenilikçi denizcilik ağları kurduk. Zaman zaman, yakın iş birliğiyle bölgede daha geniş çaplı çatışmalara yol açabilecek yakın tehditleri tespit edip bunları caydırdık” diye konuştu.
DEAŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon’da eski başkanlar Obama ve Trump'ın temsilciliğini yapan ABD'li yetkili, Ocak ayında ABD öncülüğünde Doğu Akdeniz'de düzenlenen en büyük ortak askeri tatbikatın, Washington'ın bölgenin güvenliğine olan bağlılığının kanıtı olduğuna işaret ederek, “Bunu savaş arayışıyla yapıyoruz. Yalnızca caydırıcılık ve sınırlama için gerekli koşullar oluşturmak ve diplomasinin gelişmesine izin vermek için yapıyoruz” dedi.

Değişmez çıkarlar
ABD, bu ay, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley’in, Suriye'ye yaptığı sürpriz ziyaret ve Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Ortadoğu turu ile Ortadoğu'daki müttefiklerine güvenlikle ilgili verdiği sözleri tuttuğuna dair dair güvence vermeye çalıştı. Savunma Bakanı Austin, Ürdün, Mısır ve İsrail’i kapsayan turu sırasında, Washington'ın Ortadoğu'daki müttefiklerinin savunmasını desteklemenin yanı sıra stratejik ortaklıkları artırma ve güçlendirme taahhüdünü yinelerken güvenlik alanında çok taraflı koordinasyonu sağlamaya ve derinleştirmeye dayalı ulusal savunma stratejisinde öngörülen ‘entegre caydırıcılık’ kavramının altını çizdi.
Atlantik Konseyi’nin kıdemli üyelerinden ve ABD'nin Ortadoğu'da kalmasını savunanların önde gelen isimlerinden biri olan William F. Wechsler, Biden yönetiminin ‘bazı yanlış adımların ardından doğru yolu bulduğunu’ düşünüyor.
2015 yılına kadar ABD Savunma Bakanı Terörle Mücadeleden Sorumlu Yardımcısı olan Wechler, ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik politikasının onlarca yıl değişmediğine ve Irak savaşının bu yaklaşıma göre ‘anormal’ bir olay olduğuna inanıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Wechler, “1950’li yıllardan günümüze kadar olan döneme baktığımızda ABD'nin, Irak savaşı ve Afganistan'dan çekilme gibi büyük çelişkiler dışında Ortadoğu'daki askeri varlığı konusundaki tutumunda göreceli bir tutarlılık olduğunu görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Tüm bu çelişkilere rağmen Washington'ın Ortadoğu'daki askeri doktrininin ABD'nin bölgedeki çıkarları doğrultusunda büyük ölçüde istikrarlı olduğunu düşünen ABD'li eski yetkili, “Önceki birkaç yönetim, ABD'nin Ortadoğu’daki askeri varlığını gözden geçirdi. Çünkü bunun bölgeden büyük bir geri çekilme sağlamasını umuyorlardı. Ancak bu gözden geçirmeler her seferinde neredeyse hiçbir değişiklik olmadan sonlandı” şeklinde konuştu.
Wechsler'e göre buna ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarının değişmemiş olması ve bu çıkarları korumak için askeri stratejiye ihtiyaç duyulması neden oldu.
ABD’nin bölgedeki çıkarlarını; petrol ve doğalgaz çıkarma faaliyetlerinin güvenliğini ve özgürlüğünün sağlanması, bu petrol ve doğalgazın küresel pazarlara taşınması, bölgenin ekonomik, siyasi ve güvenlik istikrarının korunması ve bölgenin refahının artırılması şeklinde dört başlıkta özetleyen Wechsler, “Tüm bunlar, dünyanın bu bölgesinde enerji bulunduğundan beri ABD’nin Ortadoğu'daki çıkarları olmuştur ve olmaya devam etmektedir” dedi.
ABD'nin Ortadoğu’da ‘dengeli bir yaklaşıma’ dönmesi konusunda nispeten iyimser olan Wechler, Vietnam Savaşı'nın ardından ABD’nin Doğu Asya'daki tutumunda yaşanan değişikliği hatırlatarak “Amerikalılar, ülkelerinin Doğu Asya politikasını Vietnam Savaşı perspektifinden değerlendirmeyi bırakması on yılı aşkın bir zaman aldı. Bölge ülkelerinin liderlerinin, Rusya ve Çin ile yakınlaşarak ABD'yi Ortadoğu'dan çekilmeye itmeye çalışıp çalışmayacağı sorusu ise yanıtsız kalmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.



Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
TT

Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, gelecek ay yapacağı ABD ziyareti sırasında petrol zengini ülkesini “iflasın eşiğinden” kurtarmaya çalışırken, Bağdat’ı pazartesi ve salı günleri ziyaret eden ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack ise Bağdat’ın beklenen Amerikan ve bölgesel destekten yararlanabilmesi için silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda “gerekenleri yaptığından” emin olmaya çalışıyor.

Güvenilir kaynaklar ve Iraklı yetkililere göre Zeydi ve arkasındaki etkili Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, temmuz ortasında Washington’da görüşeceği ABD Başkanı Donald Trump’ın desteğini almayı umuyor. Şii ittifakındaki iki yetkili, ABD’den sağlanacak ve Körfez ülkelerinin de katkı sunabileceği kredilerin Irak’ın mali krizine çözüm olabileceğini belirtti.

Iraklı kaynaklar, devlet hazinesini canlandırma umuduyla onlarca Iraklı iş insanının da Zeydi’ye Washington ziyaretinde eşlik edeceğini aktardı.

Ancak bu beklentilerin gerçekleşmesi yalnızca silahlı grupların silahsızlandırılmasına değil; ekonomik kaynaklarının ortadan kaldırılmasına, mensuplarının hükümete katılımının engellenmesine ve İran’ın Bağdat’taki rant sağlayan kurumlara erişim kanallarının kesilmesine bağlı. Kaynaklara göre Barrack’ın Bağdat ve Erbil’de yaptığı görüşmelerde bu konular öne çıktı.

sdvgft
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesinden bir kare (Reuters)

Parlamentonun güvenoyu vermesinden bu yana Zeydi, Bağdat’ta etkisi gerilemeye başlayan İran nüfuzu ile silahlı grupların gücünü sınırlandırmaya çalışan ABD baskısı arasında yeni bir denge kurmaya çalışıyor. Zamanla hükümetinin taktiksel olarak Washington’a daha yakın bir çizgi izlediği gözlemlendi.

“Başarı Hikâyesi”

Barrack’ın Bağdat’taki girişimleri, İran ve müttefiklerinin büyük tavizler vermeden mevcut gri alanı koruma çabaları ile ABD’nin Irak dosyasını İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakerelerden ayırma isteği arasındaki sessiz mücadelenin işaretlerini ortaya koyuyor. Washington, nihai anlaşmaya kadar 60 günlük bir ateşkes sağlayan mutabakat zaptındaki olası boşluklara karşı önlem almaya çalışıyor.

Salı günü Barrack ve Zeydi, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grup ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve dağıtılması konusunda mutabık kaldı. Bu durum ortak Irak-Amerikan açıklamasında da yer aldı.

Kaynaklara göre ABD’li yetkililer, İran’ın bölgede yeniden nüfuz kazanmak için yeterli zaman ve kaynak elde etmesi ihtimaline karşı Bağdat’ta mümkün olan en büyük kazanımları elde etmeye çalışıyor.

vfrv
Yeni Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat'ta İran'ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Âl-i Sadık ile görüşmesinden bir kare

Aynı kaynaklar, Trump’ın yeni Irak hükümetinin bir “başarı hikâyesine” dönüşmesini istediğini, ancak Irak dosyasından sorumlu Amerikan istihbarat çevrelerinin böyle bir değerlendirme için henüz çok temkinli davrandığını ifade etti.

Barrack’ın Bağdat ve Şam özel temsilcisi olarak görev süresinin yenilenmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk Irak ziyareti, hükümetin “silahların devlet tekelinde toplanması planı”nı başlatmasından yaklaşık iki hafta sonra ve yetkililerin “boğucu” olarak nitelendirdiği mali krizin zirvesinde gerçekleşti.

Bir Iraklı yetkiliye göre hükümet, en iyimser senaryoda bile üç ay içinde bazı iç yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanabilir.

Mali krizin, Koordinasyon Çerçevesi liderlerini daha gerçekçi bir çizgiye ittiği ve onları kısa sürede silahların devlet kontrolüne alınmasını destekleyen bir kampanyaya yönelttiği belirtiliyor.

Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Hikmet Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim de yakın zamanda Bağdat’ta düzenlenen bir etkinlikte, İran’la savaş yaşanmasa bile ittifakın silahların devlet kontrolüne alınması planını uygulayacağını, bunun bir “iç ihtiyaç” olduğunu söylemişti.

cv
“Seraya es-Selam” üyeleri, 4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Irak devlet yapısına entegrasyon sürecinin başlaması dolayısıyla düzenlenen törende slogan atarken (AP)

Buna rağmen gözlemciler, İran’ın plana yönelik sessizliği nedeniyle sürece kuşkuyla yaklaşıyor. Haziran ayı başından bu yana Tahran yönetimi, Iraklı müttefiklerinin devlet kurumlarına entegrasyou konusunda resmi bir açıklama yapmadı. Buna karşılık İran, Lübnan Hizbullahı ve silah meselesini müzakerelerde gündemde tutmaya devam ediyor.

İran’ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Al-i Sadık’ın, Barrack’ın Başbakan Zeydi ile görüşmesinden yalnızca iki saat sonra Zeydi’yi ziyaret etmesi dikkat çekti.

Silahsızlandırmanın “Peşinatı”

Bağdat’taki karar alma mekanizmalarında belirgin bir pragmatizm hâkim. Koordinasyon Çerçevesi’nden bir isim, ittifak içinde giderek daha fazla kişinin silahların devlet kontrolüne alınması planına gerçekçi yaklaştığını söyledi.

Yetkili, bazı çevrelerin bu planı Irak’ı izole etmeye hazırlanan bölgesel ve uluslararası aktörlerin güvenini kazanmak için verilen bir “peşinat” olarak gördüğünü belirtti.

Aynı isim, son toplantılarda bazı liderlerin Arap dünyasında şekillenen yeni güvenlik ve siyasi yaklaşım nedeniyle Irak’ın en iyi ihtimalle “dost olmayan ülke” kategorisine girebileceği yönündeki endişelerini dile getirdiğini aktardı.

Bir başka Iraklı yetkili ise şu ana kadar üç silahlı grubu kapsayan planın, Irak’ın Arap ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerindeki sorunları gidermeyi amaçladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bir ABD’li yetkili, haziran başında Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden ikisine, silahlı grupların silahlarına erişemeyeceğini doğrulayacak şeffaf mekanizmalar bulunmadığı için mevcut planın daha fazla netliğe ihtiyaç duyduğunu iletti.

Bununla birlikte Washington, süreci yıllardır görülmeyen ölçüde “umut verici bir adım” olarak değerlendiriyor ve ani, radikal silahsızlandırma hamlelerinin zorluklarını anlıyor. Ancak ABD’ye göre başarının ölçütü, sürecin sadece şekli bir uygulama olmadığı konusunda güvence verilmesi olacak.

Şimdiye kadar Selam Tugayları, Asaib Ehl el-Hak ve İmam Ali Tugayları, Haşdi Şabi’den ayrıldıklarını açıklayarak plana katıldı.

Silahların akıbetine ilişkin teknik mekanizma henüz netleşmemiş olsa da hükümete yakın isimler, Başbakan Zeydi’nin artık bu unsurların hareketlerinden ve silahlarından sorumlu olduğunu, geri kalan ayrıntıların ise ikincil önemde bulunduğunu ifade ediyor.

Daha sert bir yaklaşım

Barrack’ın Bağdat ziyareti Zeydi’ye destek vermeyi amaçlıyordu. İki Iraklı yetkiliye göre Washington, hükümetten silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda daha sert ve daha net adımlar bekliyor.

Bir başka yetkili, Barrack’ın görüşmelerinde ABD’nin ekonomik büroların tasfiyesini ve İran’ın Irak kaynaklarından yararlanmasının önlenmesini teşvik ettiğini aktardı.

“Iktisadi bürolar” ifadesi Irak’ta yıllardır, silahlı grupların mali ve ticari çıkarlarını yöneten ve gelirlerini artıran yapılar için kullanılıyor.

Bazı çevrelere göre Barrack’ın görevi, petrol, iletişim ve ulaştırma sektörlerinde yatırım yapmaya hazırlanan Amerikan şirketlerinin önündeki engelleri temizleyen bir “mayın temizleyici” rolüne benziyor. Bu sektörlerin son on yılda İran Devrim Muhafızları için önemli gelir alanlarına dönüştüğü belirtiliyor.

vdfb
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı Şam'da kabul ederken (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Batılı diplomatlar ve Iraklı yetkililer, Barrack’ın Zeydi’yi bölgede kabul gören ve başarılı bir ortak olarak konumlandırmaya çalıştığını, ancak bunun silahlı grupların gücüne göz yumarak yapılamayacağını ifade ediyor.

Diplomatlardan biri, Trump’ın Barrack’ın yaklaşımını desteklediğini ancak İran’la yürütülen müzakerelerin zamanlamasını da dikkate alan hızlı sonuçlar istediğini söyledi.

Bir Iraklı yetkili ise Koordinasyon Çerçevesi içinde, Barrack’ın Bağdat’ı Tahran yerine Şam’a yakınlaştıracak yeni bir denklem kurmaya çalıştığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını ve Şii siyasi güçlerin bundan rahatsızlık duyduğunu aktardı.

İflas ve toplumsal öfke korkusu

ABD’nin değişimi hızlandırma isteğinin arkasında Irak’ın mali sıkıntıları da bulunuyor.

Kaynaklara göre Şii ittifak liderleri haziran başında Başbakan Zeydi’nin katıldığı bir toplantıda iflas riski ve toplumsal öfke ihtimalini gündeme getirdi.

Toplantıda bir lider, mevcut göstergeler ışığında üç ay içinde maaş ödemelerinde ve diğer iç yükümlülüklerde ciddi sorunlar yaşanabileceğini belirterek, bu durumda halkın tepkisini kontrol edebileceklerine dair garanti bulunmadığını söyledi.

Iraklı gazetecilerin aktardığına göre Zeydi, geçen hafta düzenlenen bir basın buluşmasında devlet hazinesine yalnızca 1 trilyon Irak dinarı (yaklaşık 1 milyar dolar) girdiğini, buna karşılık kamu çalışanlarının maaşları ve diğer harcamalar için yaklaşık 10 trilyon dinara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Resmi olmayan tahminlere göre Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle Irak günde yaklaşık 250 milyon dolar gelir kaybetti. Bu durum güney limanlarından yapılan petrol ihracatının yüzde 90’dan fazlasının durmasına yol açtı.

Kaynaklar, Şii ittifak liderlerinin büyük çoğunluğunun hükümetin krizle mücadele için hazırladığı siyasi, güvenlik ve ekonomik reform paketini desteklediğini belirtti.

Bununla birlikte hükümetin Batılı ve Körfezli kreditörlerden finansman sağlamaya çalıştığı, ancak İran’la yaşanan savaşın etkilerinin Bağdat’ın yardım bulma çabalarını zorlaştırdığı ifade ediliyor.

Silahsızlanmanın ödülü

Başbakan Zeydi’yi destekleyen siyasi ittifakı zorlayan başka bir sorun da bulunuyor. Silahsızlanma girişimine katılan bazı gruplar, bunun karşılığında hükümette görev bekliyor.

Bu gruplar yeni makamları “hak edilmiş bir ödül” olarak görüyor. Ancak kendi tabanlarına karşı silah bırakmanın siyasi maliyetinin çok daha yüksek olduğunu düşünüyorlar.

cvfgthy
Irak’taki Haşdi Şabi’ye bağlı bir devriye birliği (Haşdi Şabi Resmî İnternet Sitesi)

Bu nedenle ABD’nin terör listelerinde bulunan kişilerin yeni hükümete girmesine karşı çıkması durumunda söz konusu grupların Zeydi’ye rahatsızlık verecek tepkiler göstermesi bekleniyor.

Kaynaklara göre Koordinasyon Çerçevesi, Zeydi’den Washington’a gitmeden önce boş bakanlık koltuklarını doldurmasını istedi. Ancak Şii ittifak içindeki bir lider, Barrack’ın son görüşmelerde, silahlı gruplarla bağlantılı isimlerin hükümete alınmasının Zeydi’nin Beyaz Saray’da Trump’ın yanında otururken kendisini rahat hissettirmeyeceğini söylediğini aktardı.

Başbakanlık Basın Ofisi, silahlı grupların silahları veya hükümete katılımları konularının gelecek ay Beyaz Saray’daki görüşmede gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin sorulara yanıt vermedi.

Buna rağmen Iraklı yetkililere göre Zeydi, ABD Başkanı Trump’ı, Körfez ülkelerinin de yer aldığı bir kredi ve yatırım koalisyonu oluşturmaya ikna etmeye çalışacak. Bağdat yönetimi bunun karşılığında Amerikan ve bölgesel şirketlere yeni yatırım fırsatları sunmayı planlıyor.


ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.