ABD Kongresindeki kritik ifade öncesi "TikTok" tartışması alevlendi

Uzmanlar, TikTok'un Çin için "Truva Atı" mı yoksa ABD'nin Çin'le rekabetinin "günah keçisi mi" olduğunu tartışıyor

ABD Kongresindeki kritik ifade öncesi "TikTok" tartışması alevlendi
TT

ABD Kongresindeki kritik ifade öncesi "TikTok" tartışması alevlendi

ABD Kongresindeki kritik ifade öncesi "TikTok" tartışması alevlendi

Son günlerde ABD'de yasaklanması gündemde olan ve üst yöneticisi (CEO) 23 Mart'ta ABD Kongresinde ifade vermeye hazırlanan TikTok, bir kesim için Çin'in "Truva Atı" olarak nitelendirilirken, bazı kesimler de uygulamanın ABD-Çin rekabetinde "günah keçisi" olduğunu belirtiyor.
Çin merkezli teknoloji şirketi ByteDance tarafından geliştirilen sosyal medya platformu TikTok, dünya üzerinde 1 milyardan fazla kullanıcıya ulaşırken, "Çin'in casusluk aracı" suçlamalarını da beraberinde getirdi.
ABD'de federal hükümet, bazı eyaletler ve üniversiteler, TikTok'un resmi cihazlara indirilmesini yasaklarken, Kongrede yasağın genişletilmesi için Biden yönetimine yetki veren tasarılar da gündemde.
Tüm bu tartışmalar sürerken TikTok Üst Yöneticisi Shou Zi Chew, 23 Mart'ta ABD Kongresinde ifade verecek.

- TikTok neden yasaklanmak isteniyor?
Batı ve ABD, TikTok yasağına en büyük gerekçe olarak TikTok ve ana şirketi ByteDance'in konum gibi hassas kullanıcı verilerini, Çin hükümetine verdiğini savunuyor. Buna gerekçe olarak ise Çin'de hükümetin şirketlerden veri talep etme hakkı olduğuna işaret ediliyor.
Batılı ve Amerikalı siyasetçiler, Çin'in TikTok'taki içerik önerilerini dezenformasyonu yaymakta da kullanabileceğini belirtiyor.
TikTok'un yasaklanması için ABD Kongresine sunulan yasa tasarılarının sponsoru Missouri Senatörü Josh Hawley, uygulamaya ilişkin yaptığı açıklamada, "TikTok, Çin Komünist Partisi için bir Truva Atıdır." nitelendirmesinde bulundu.
FBI Direktörü Chris Wray de Kasım 2022'de katıldığı Temsilciler Meclisi oturumunda, TikTok'un "ulusal güvenlik tehdidi" teşkil ettiğini" söyledi.
Uygulama, 3 yıldır ABD Ordusu, Donanması, Hava Kuvvetleri ve Kıyı Güvenliği birimlerinin telefonlarında yasak. Mart ayının başında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi ABD Başkanı'na uygulamayı tamamen kısıtlama hakkı veren bir yasa tasarısını onayladı.
Bazı uzmanlar da uygulamanın ulaştığı verilerin, ABD menşeili Facebook ya da Twitter gibi uygulamalardan bir farkı bulunmadığına işaret ederek TikTok'un "günah keçisi" ilan edildiğini belirtiyor.

- Diğer ülkelerde durum ne?
ABD, TikTok konusunda "mahremiyet" ve "ulusal güvenlik" endişelerini gerekçe göstererek bu uygulamayı kısıtlayan ilk ülke olmayacak.
İngiltere, Kanada, Avrupa Birliği (AB) ve Yeni Zelanda, uygulamanın resmi cihazlarda kullanılmasını yasaklarken, TikTok'u yasaklayan ilk ülke 2020'de Hindistan oldu.
Hindistan hükümeti, uygulamayı kullanıcıların verilerini Çin hükümetine aktarmakla suçladı ve Çin merkezli 59 uygulamayı yasakladı. TikTok, böylece dünya üzerindeki en büyük pazarlarından birini kaybetmiş oldu.

- TikTok ve Çin'in yanıtı ne oluyor?
TikTok yöneticileri ise bu suçlamaları reddederek ABD'nin ve Batı'nın bunu Çin'in elini zayıflatmak için kullandığını savunuyor.
TikTok, genellikle bu yasakları "siyasi tiyatro" olarak nitelendirerek bu konuda çaba harcayan siyasetçilerin, Amerikan halkını sansürlemek istediğini öne sürüyor.
TikTok'tan yapılan açıklamada, "TikTok'la ilgili herhangi bir ulusal güvenlik endişesini ele almanın en hızlı ve en eksiksiz yolu, ABD'deki Yabancı Yatırım Komitesinin kendileriyle yaklaşık 2 yıldır üzerinde çalıştığımız önerilen anlaşmayı kabul etmesidir." ifadesi kullanıldı.

- Amerikan hükümeti, TikTok'u tamamen yasaklayabilir mi?
Birçok uzmana göre, uygulamanın tamamen yasaklanması, ülkede ifade özgürlüğünü öngören Anayasa'nın 1. Ek Maddesi'ne aykırı.
Amerikan medyası da dahil birçok ABD merkezli kuruluş, TikTok üzerinden içerikler de üretiyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi araştırmacılarından Caitlin Chin, New York Times gazetesine yaptığı açıklamada, "Demokratik hükümetlerde, hükümet, çok güçlü ve uygun gerekçeler olmadan ifade özgürlüğünü öylece yasaklayamaz ve buna sahip olup olmadığımız henüz net değil." değerlendirmesinde bulundu.

- TikTok yasağına karşı çıkanlar
"Fight For the Future" isimli kar amacı gütmeyen dijital haklar grubu, "#DontBanTikTok" kampanyasını başlatarak TikTok'a uygulanan kısıtlamaların tüm büyük teknoloji firmalarına uygulanmasını talep etti.
"Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği" isimli grup da TikTok'u yasaklamaya yönelik yasanın Amerikalıların ifade özgürlüğü hakkını ihlal edeceğin belirterek yasa tasarısını protesto amacıyla şubat sonunda Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesine mektup gönderdi.
Eski ABD Başkanı Donald Trump, 2020'de TikTok'un Amerikalı bir şirkete devredilmesini önermiş ancak bu süreç nihayete ermedi.
Son olarak 16 Mart'ta ABD, TikTok'un sahibi ByteDance'den hisselerini satmasını talep ederek aksi halde uygulamanın ülkede kullanımına yasak getirilebileceğini bildirdi.
TikTok Üst Yöneticisi Shou Zi Chew, uygulamanın ana şirketi ByteDance'i, TikTok'u satmaya zorlamanın ABD ve diğer ülkelerin ulusal güvenlik endişelerini gidermeyeceğini iddia etti.

- Uzmanlar, TikTok yasağını değerlendirdi
Amerikalı uzmanlar, TikTok yasağı ve TikTok Üst Yöneticisi'nin Kongredeki ifadesine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Washington DC merkezli "Data Innovation" isimli merkezde Politika Analisti olarak çalışan Gillian Diebold, ABD'nin TikTok'u yasaklamak istemesinde hem veri güvenliği endişelerinin hem de Çin ile rekabetin etkili olduğunu söyledi.
Kongre üyelerinin TikTok konusunda birçok gizli brifing yaptığına işaret eden Diebold, şu ifadeleri kullandı:
"Kongre üyeleri, bu brifinglerin sonunda ortada ciddi ulusal güvenlik endişeleri olduğunu belirtti. Ve ne yazık ki ben de dahil Amerikan halkı olarak biz, bu detayları bilemiyoruz. Bence ortada büyük bir ulusal güvenlik tehdidi olsaydı, biliyorsunuz başka uygulamalar da yasaklandı, Kongre şu anda ABD'deki uygulama mağazalarını bu uygulamayı hemen kaldırmaya zorlardı.
Bunun anlamı, uygulamayı yasaklamak zorunda değilsiniz, mağazadan kaldırabilirsiniz. Ve biz böyle bir eylem görmedik. Bu durum da bizi ortada başka bir neden olduğunu ve bu nedenin de Çin ile rekabet olabileceğini düşünmeye itiyor."

- "Üst Yönetici'nin çok açık sözlü olacağını sanmıyorum"
ABD'nin TikTok'un hisselerinin satılmasını talep ettiğini anımsatan Diebold, "Bu işin iki yönü var, birisi doğrudan Çin ile rekabet, diğeri de eğer var ise ulusal güvenlik endişesi." dedi.
Diebold, Twitter, Facebook gibi ABD merkezli platformlar hakkında da mahremiyet ihlallerine ilişkin endişeler olduğunu vurgulayarak "Bu yüzden ben ve diğer birçok kişi, bunun nedeninin çevrim içi güvenlik ya da gizlilikten ziyade özellikle Çin olduğunu düşünüyoruz. Gerçekten bununla mücadele etmek istiyorsak, ulusal mahremiyet yasamızın olması gerekiyor." diye konuştu.
TikTok Üst Yöneticisi'nin ABD Kongresinde vereceği ifadede farklı bir şey çıkıp çıkmayacağı sorusuna Diebold, "Bence ne yazık ki çok bir şey öğrenemeyeceğiz. İşler çok hızlı ilerliyor. Yasa tasarısı sunuldu ve şimdi Biden yönetimi de açık şekilde 'ya satış ya yasak' diyor. Bu konuda CEO'nun çok açık sözlü olacağını sanmıyorum. Yani çok fazla yeni bilgi vermeyecektir." yanıtını verdi.

- "ABD ve başka ülkeler, Çin'i TikTok üzerinden casusluk yaparak yakaladı"
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Başkan Yardımcısı James Andrew Lewis, Çin'in TikTok üzerinden casusluk yaptığını belirterek "Ne yazık ki ABD ve başka ülkeler, Çin'i TikTok üzerinden casusluk yaparak yakaladı. Çin'in tercih ettiği tekniklerden birisi de internet üzerinden korsanlık yapmak. Dolayısıyla Çin merkezli bir ağa bağlı her şey casusluk malzemesi haline gelebilir." görüşünü paylaştı.
TikTok'un şanssızlığının Çin'in "casus balon" olayıyla aynı döneme denk geldiğini ve insanların Çin'in casusluk operasyonlarının gücünü gördüğünü belirten Lewis, "TikTok CEO'su, Kongrenin hiçbir sosyal medya şirketini, ki buna Twitter, Facebook, Google da dahil, bilgi topladıkları için sevmediğini fark edecek. Bazı insanlar, bunu 'ticari takip' olarak nitelendiriyor. TikTok'taki sorun şu ki; buradaki izleme amacı ticari değil, burada bir devlet takibi var." uyarısında bulundu.
Çin'in, Çin merkezli firmalardan verilerini paylaşmalarını talep etme hakkı olduğuna işaret eden Lewis, "TikTok, bu yönden diğer sosyal medya uygulamalarından farklı. ABD'nin böyle bir yasası yok. ABD, gidip Facebook'a 'bizimle verileri paylaşın' diyemiyor. Bu da Çinli uygulamaları farklı kılıyor. TikTok, Facebook ya da Spotify'ın olamayacağı bir şekilde Çin için casusluk aracı olabilir." değerlendirmesinde bulundu.

- "TikTok'u yasaklayamazsınız"
Lewis, TikTok'un diğer Çin menşeili uygulamalardan en önemli farkının, küresel çapta kitlesi olduğunun altını çizerek diğer Çin menşeili uygulamaların böyle bir kitlesi bulunmadığını vurguladı.
TikTok Üst Yöneticisi'nin, ABD Kongresindeki oturuma katılmayı kabul etmesine şaşırdığını ve bunun birkaç nedeni olduğunu söyleyen Lewis, şunları kaydetti:
"İlki; balon olayı Çin ile ilişkileri zehirledi. Şüphesiz ki bu olay abartıldı ancak şimdi insanlar, Çin casusluğundan eskisinden daha çok korkuyor. İkinci olarak; Kongre, mahremiyete saygı göstermedikleri için sosyal medya şirketlerinden nefret ediyor. Geçen yaz, büyük teknoloji firmalarının katıldığı oturumu hatırlarsanız Kongre üyeleri, CEO'lara bağırıyordu. Üçüncü olarak da kimse Çin'i sevmiyor. Bu iyi bir fikir değil."
Lewis, TikTok'un tamamen yasaklanmasının Anayasa'nın 1. Ek Maddesi'yle koruma altına alınan ifade özgürlüğü hakkına aykırı olduğunu ve bu nedenle de bunun yapılamayacağını belirterek "Finansal işlemleri yasaklayabilirsiniz, Amerikan kredi kartı kullanımını yasaklayabilirsiniz. Bu uygulamaya zarar verebilir ama TikTok'u yasaklayamazsınız." dedi.



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.