ABD'nin Libya'daki hareketliliğinin arkasındaki neden petrol mü yoksa Rusya-Çin yakınlaşması mı?

Uzmanlar, ‘ülkenin uluslararası bir savaş arenasına dönüştürülmesine’ karşı uyardı

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile görüştü (LUO resmi internet sitesi)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile görüştü (LUO resmi internet sitesi)
TT

ABD'nin Libya'daki hareketliliğinin arkasındaki neden petrol mü yoksa Rusya-Çin yakınlaşması mı?

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile görüştü (LUO resmi internet sitesi)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile görüştü (LUO resmi internet sitesi)

Kerime Naci
Libya arenası, ABD’nin diplomatik hareketliliğine tanık olurken gözlemciler bu hareketliliği önceki yıllara kıyasla ‘aktif’ olarak nitelendirdi. Bu hareketlilik, mevcut yılın başlarında, ABD Dış İstihbarat Servisi (CIA) Direktörü William Burns'ün ülkenin batısındaki siyasi başkent Trablus'a yaptığı ve burada Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe ile görüştüğü ve ardından Libya'nın doğusundaki Bingazi kentinde Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’le bir araya geldiği sürpriz ziyaretle başladı.
Burns'ün ziyaretinden bir hafta sonra Hafter ile ABD'nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Leslie Ordman ve ABD Hava Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı General John D. Lamontagne arasında Bingazi'de bir görüşme gerçekleşti.


Burns ile Dibeybe görüşmesinden bir kare (UBH resmi internet sitesi)

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf başkanlığındaki ABD'nin Libya Büyükelçisi Richard Norland ve ABD'nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Leslie Ordman’ın yer aldığı bir heyet, geçtiğimiz hafta Libya’yı ziyaret etti. ABD heyeti, UBH Başbakanı Dibeybe, Temsilciler Meclisi (TM) Başkanı Akile Salih ve LUO Başkomutanı Halife Hafter ile yapılan görüşmeler sırasında, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL) TM ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) ile koordinasyon sağlayarak seçim yasaları üzerinde uzlaşılması ve cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin bu yıl bitmeden yapılması çabalarını desteklediğini ifade etti.
Leaf, Hafter ile görüşmesinde Rus paralı asker grubu Wagner’in ulusötesi bir suç örgütü olarak sınıflandırıldığını vurgularken Wagner’in ‘Libya ve tüm bölgede istikrarsızlaştırıcı ve fırsatçı bir rol’ oynadığını söyledi.

“10 yıllık plan”
Beyaz Saray, bu hareketliliğin ortasında ABD Başkanı Joe Biden'ın Libya'da istikrarı artırmak için Kongre'ye 10 yıllık bir plan sunacağını duyurdu. ABD'nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, geçtiğimiz perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yeni on yıllık plan, Libya halkının istikrar, hesap verebilirlik ve duyarlı yönetim özlemlerini destekleyen yapıcı ortaklıklara ve topluluk programlarına dayanıyor” dedi.
Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada Norland, “Bu girişim, ABD'nin Libya halkının yanında olacağı ve kamu hizmetlerini yerine getirebilen, tüm alanlarda ekonomik büyümeyi teşvik edebilen birleşik, demokratik olarak seçilmiş bir hükümetin kurulmasını destekleyeceği yönünde verdiği sözü teyit ediyor.
Amerikan Honeywell UOP şirketinin Libya Zallaf Petrol Şirketi ile ülkenin güneyinde günlük 300 bin varil kapasiteli bir rafineri kurmak için anlaşma imzaladığını duyurması ABD stratejisinin hedeflerinin hayata geçirilmeye başlandığının bir işareti olarak görüldü.
Libya meselelerinde uzman isimler, özellikle Wagner’in Libya’daki kamplarının petrol sahalarının yakınlarında bulunmasından ötürü Rusya’nın Libya’nın petrolünü ve doğalgazını ele geçireceği korkusuyla adımlarına hız kazandırdığını belirttiler. Bazı uzmanlar, Washington'ın Libya dosyasına yönelik politikasının değişmediğini düşünürken bazıları, ABD’nin Libya'daki hareketliliğinin önceki yıllara göre kıyasla arttığına işaret ettiler. Farklı bir görüşe sahip olan siyasi analist Cibril el-Ubeyd ise Muammer Kaddafi rejiminin 2011 yılında devrilmesinden bu yana Washington'ın çıkarlarının kendi çerçevesinde kaldığına ve ABD’nin artık Rusya’dan ithal edilen doğalgaza alternatif bulma çabasında olduğuna işaret etti. Şu an Libya'nın sadece Ukrayna savaşından sonra Rusya'dan ithal edilen doğalgaza alternatif bir kaynak haline geldiğini söyleyen Ubeyd, bunun ABD’yi Libya sahnesinde yeniden ön koltuklarda yer almaya ittiğini ve ABD'li yetkililerin son zamanlarda ülkeye yaptığı ziyaretlerin belki de bunun en iyi kanıtı olduğunu vurguladı.
Washington'ın ilgilendiği meselenin, 17 Şubat devriminin patlak vermesinden bu yana ülkeyi kaosa sürükleyen siyasi ve güvenlik bölünmelerini gidermek amacıyla taraflar arasında arabuluculuk yapmak olduğunu düşünenlerin yanıldığını belirten Ubeyd, ABD’nin asıl endişesinin, Libya'daki varlığına ve Libya'nın ana giriş kapısı olduğu Afrika kıtasındaki çıkarlarına doğrudan tehdit oluşturan Wagner'den nasıl kurtulacağını bulmak olduğunu kaydetti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, siyasi analist, Libya'nın petrol ve doğalgaz sahalarını geliştirmek için modern teknolojilere sahip olmaması nedeniyle, doğalgaz arama faaliyetleri karşılığında siyasi ve güvenlik istikrarı sağlayarak karşılıklı siyasi çıkarlar elde etmenin amaçlandığını vurguladı.

Çin - Rusya ittifakının çekiciliği
Güvenlik ve siyasi işler uzmanı Mahmud İsmail, çeşitli göstergeler, başta Afrika Kıtası’nın maden ve su kaynaklarını sömürmeyi planlayan Çin-Rusya ittifakı olmak üzere mevcut küresel koşullar nedeniyle gelecekteki savaşların su ile ilgili olacağı düşünüldüğünde bunun ABD’nin önceki yıllara kıyasla Libya dosyasına ilgisinin boyutunu ortaya koyduğunu söyledi. Bu durumun ABD'yi özellikle Libya'nın güney sınırlarına yakın ve doğalgaz ve altın açısından zengin olan Afrika ülkelerinde yayılmacı hedeflerini gerçekleştirebilmesinin odak noktası olan Libya ile diplomasisini harekete geçirmeye ittiğini belirten İsmail’e göre bu da ABD Başkanı Joe Biden'ın Kongre'ye yeni bir 10 yıllık plan sunmasının yanı sıra dünyanın en önemli yeraltı su kaynaklarından birinin üzerinde yer alan ve topraklarında önemli maden zenginlikleri bulunduran Libya'nın güneyini korumaya yönelmesini açıklıyor.
Güvenlik ve siyasi işler uzmanı sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD petrolünün rezervlerindeki azalma, ABD'yi Libya krizini çözme konusunda harekete geçmeye ve geçiş aşamalarını sona erdirecek seçimlerin hızla yapılması için çabalamaya itti. Washington'ın, başta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Moskova’nın Afrika kıtasındaki yayılmacı haritasını genişletmek için güvendiği gizli askeri kanadı Wagner olmak üzere Libya topraklarındaki yabancı güçlerin ve paralı askerlerin sınır dışı edilmesi için askeri bölünmeye hızla sona verme ve Libya ordusunu birleştirme arzusunun en belirgin kanıtı olarak ülkenin batısı ile doğusundaki askeri taraflar arasındaki görüşmeler, pazar akşamı Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Abdullah Batili’nin arabuluculuğunda, Trablus'ta yapılacak. ABD’nin Wagner’in Libya’daki petrol ve doğalgaz arzını kontrol etmek amacıyla kullandığı Libya krizini sona erdirmek için düğmeye bastığı açık. CIA Direktörü’nün bu yılın başlarında Libya'ya yaptığı ziyaret, Washington'ın Libya dosyasındaki rolünün boyutunun en açık kanıtı.”
Libya’da çatışan taraflarla art arda yapılan görüşmelerin, Washington'ın çıkarlarının ve ABD'nin sert bir düşüş yaşayan petrol rezervlerini yenilemek için kullanacağı Libya’nın petrol ve doğalgaz kartın başkaları tarafından kullanılmasına artık tahammülü kalmadığının bir göstergesi olduğunu vurgulayan İsmail, ABD’nin Libya'daki diplomatik hareketliliğinin aynı zamanda İtalya, Fransa, Yunanistan gibi müttefiklerin ve Akdeniz'i çevreleyen diğer ülkelerin çıkarlarına da hizmet ettiğinin altını çizdi.
ABD-Rusya ilişkilerinin özellikle doğalgaz ve petrol kaynakları nedeniyle tüm bölgeyi iki güç arasında uzun süreli bir savaşa sürükleyecek bir kıvılcım olacak iki yanı keskin bir bıçak üzerinde ilerlediği ve Libya’yı yeni bir Ukrayna'ya dönüşebileceği uyarısında bulunan güvenlik ve siyasi işler uzmanı, Rusya ile ABD arasındaki savaş Ukrayna topraklarında netlik kazandı. Şimdi de özellikle Çin'in Rusya'ya yakınlığının ve Wagner’in Afrikalı muhalif unsurlar için bir eğitim sahasına dönüşen Libya topraklarında üslerinin varlığının ortaya çıkmasıyla Libya'da yoğunlaşması bekleniyor. Bu Afrikalı muhalif unsurların bazıları Ukrayna'da Rusya'nın gündemini yerine getirmek ya da birkaç Afrika ülkesinde rejime karşı savaşmak için kullanılıyorlar. Bazıları da her an el koyduklarını duyurabilecekleri petrol ve doğalgaz sahalarının yakınlarına konuşlu.
Tüm bu faktörler, Libya'da Rusya ile ABD arasında bir savaş yaşanması ihtimaline yol açıyor. Wagner'in ülkede kalması ABD için riski artırıyor. Çünkü Rusya, 2011 yılından bu yana Seyfülislam Kaddafi başta olmak üzere eski rejimin önde gelen simalarını iktidara geri getirmek için çalışıyor.



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.