Irak’ın işgalinden 20 yıl sonra

ABD’li neo-muhafazakarlar ile İsrail yanlısı Amerikan sağı, Arap dünyasını zayıflatmak ve parçalamak için bu fırsatı değerlendirmek konusunda hemfikirlerdi.

Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin arkasındaki ABD tankları ve askerleri. (AFP)
Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin arkasındaki ABD tankları ve askerleri. (AFP)
TT

Irak’ın işgalinden 20 yıl sonra

Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin arkasındaki ABD tankları ve askerleri. (AFP)
Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin arkasındaki ABD tankları ve askerleri. (AFP)

Nebil Fehmi
Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgali, ülkesinin komşusu olan bir Arap ülkesine karşı işlenen bir suç, uluslararası hukukun açıkça bir ihlali, Irak'a pahalıya mal olan ve Arapların ulusal güvenliğinin sonun başlangıcı olan vahim bir hataydı. Kuveyt’in işgaliyle Arap ülkelerinin güvenliklerini sağlayabileceklerine dair ortaya çıkan şüphe, endişe ve güvensizlik, özellikle bekalarına yönelik tehditler karşısında ulusal güvenlikleri için yabancı taraflara güvenme fenomenine kapıyı ardına kadar açtı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Kuveyt’in işgal eden Irak’a karşı birkaç karar aldı. Hangi argümanlar ve gerekçeler sunulursa sunulsun, ülkelerin zorla işgal edilmesinin reddedildiğinin bir ifadesi olarak Kuveyt'i özgürleştirmek için ABD liderliğinde Mısır ve Suriye'nin de yer aldığı çok uluslu bir askeri koalisyon kuruldu.
ABD, 2003 yılında George W. Bush yönetimi sırasında Irak'ı yasal yahut meşru bir dayanak olmaksızın ve uluslararası sistemin dışında işgal etmeye karar verdi. Mısır, Suriye ve diğerleri, hatta ABD’nin müttefikleri dahi bu karara karşı çıktılar. Yansımaları tam 20 yıldır devam eden bu adımla ilgili halen pek çok soru işareti söz konusu.
1999-2008 yılları arasında Mısır’ın Washington Büyükelçiliği görevinde olmam, Irak'ın işgali ile ilgili olayları yakından takip etmemi ve Mısır’ın tutumlarıyla ilgili olayların merkezinde yer almamı sağladı. Yine de ABD’nin ve İngiltere’nin tutumlarına dair halen netleşmemiş birçok gizem olduğunu dürüstçe kabul ediyorum. Ancak zaman geçtikçe ve birkaç uluslararası belgenin yayınlanmasından ve bunların tarihçiler tarafından incelenmesinden sonra netleşeceklerine inanıyorum.
Irak'ın işgalinden önce yaşananlar ve daha ziyade Irak'ın Kuveyt'e yönelik tehditleri üzerinde düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim. Saddam Hüseyin, dönemin ABD Bağdat Büyükelçisi April Glaspie ile görüştü. Glaspie ona ABD'nin Irak-Kuveyt anlaşmazlığına müdahale etmeyeceği sonucuna varmasına neden olay bir mesaj iletti. Tam olarak hangi mesajın verildiğine dair birbiriyle çelişen açıklamalar söz konusu. ABD yönetimi ise dolaylı da olsa Saddam'a yeşil ışık yaktığı yönündeki tüm suçlamaları reddetmeye çalıştı. Büyükelçi Glaspie, daha sonra kaleme aldığı anılarında, kendisine verilen talimatları doğru ve dürüst bir şekilde ilettiği belirtti.
Kuveyt’in özgürleştirilmesinden önce, Mısır’ın New York'taki misyonluğunda görevli olduğum sırasında dönemin ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Thomas Pickering ile aramızda geçen bir konuşmayı da hatırlıyorum. Pickering, Saddam'ın Kuveyt'le arasındaki anlaşmazlığın çözümü için sunulan uluslararası tekliflerden birini kabul edeceğinden ya da sadece Kuveyt topraklarının 10 kilometresini kontrol etmekle yetineceğinden çok endişeliydi. Çünkü iki olasılığın da Irak’ın ihlallerinin ciddiyetini azaltacağını ve Irak'a askeri olarak karşı koyacak bir ittifak oluşturmak için gerekli uluslararası desteğin hayata geçirilmesini zorlaştıracağını düşünüyordu.
Irak'ın işgaline karşı çıkan baba Bush'un yönetimi sırasında Glaspie ve Pickering'in Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle ilgili tutumlarını hatırlıyorum. Belki de tarihçiler, Glaspie ve Pickering'in ABD’nin Irak'ı işgal etme kararıyla bir ilgisi olup olmadığını araştırıyorlardır ama ben bunun olduğunu doğrulayamam. Ancak Başkan W. Bush’un neo-muhafazakarlarla ve ABD’nin hedeflerine ulaşmak için tüm gücünü kullanması gerektiğini savunanlarla dolu olan yönetimi göreve geldiğinde Irak'a olan ilgisi oldukça belirgindi.
2001 yılında yaşanan 11 Eylül olaylarından birkaç ay sonra, dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Ortadoğu'da bir tura çıkma kararı aldı. Bundan yararlanarak onu ziyaret ettim ve ona Mısır'ın ABD ile ilişkilere ve Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki tıkanmış olan barış süreci gibi bölgesel meselelere ilişkin tutumlarından Filistin'in durumuna dikkat çekerek bahsettim. Cheney, ziyareti sırasında birincil öncelik olarak Irak dosyasında istişarelerde ısrar ederek beni şaşırttı. Bu da Irak'la ilgili kafalarda bir şeyler olduğu kanısına varmama neden olurken Kahire'ye de bundan bahsettim. Bunların tam olarak neler olduğunu netleştirmeye ve takip etmeye çalışacağımı söyledim.
Benim değerlendirmem, neo-muhafazakarların, George W. Bush’un başkanlık görevini devralmasıyla Irak'ı işgal etmeye kararlı oldukları yönünde olsa da gerekçelerine göre farklı değerlendirmeler de vardı. George Bush, babasının kariyerini tamamlamak mı yoksa onu çiğneyip kendini kanıtlamak mı istiyordu? Oğul Bush, Saddam'ın görev süresinin bitiminden sonra babasıyla alay etmesine karşı öfkeli miydi? Ya da Irak'ın işgali, 11 Eylül olaylarından sonra büyük bir askeri harekatla ABD’nin prestijini geri kazanma girişimi miydi? Tüm bu yorumların sağlam dayanakları olabilir. Fakat daha büyük olasılıkla ABD’yi Irak’ı işgale iten başlıca güdü, neo-muhafazakarlar ile İsrail yanlısı Amerikan sağı arasında Arap dünyasını zayıflatmak ve parçalamak için bu fırsatın değerlendirilmesi gerektiği yönündeki fikir birliğiydi.
ABD’de Irak'ın Kuveyt'i işgaline karşı çıkılması ve devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi gereği gibi açık, kategorik ve istikrarlı bir tutuma sahip olmasına ve ayrıca Irak'taki istikrarsızlığın özellikle Irak ile İran arasındaki hassas bölgesel dengeyi baltalayacağı uyarılarında bulunmasına rağmen Mısır'ın tüm bunlardaki konumuna hakkında birçok soru gündeme geldi. Mısır’ın uyarılarını ABD yönetimine, ABD Kongresi'ne ve Amerikan kamuoyuna ilettiğimde, bazı Kongre üyeleri dost ülke Mısır'ın tutumundan duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Buna, gerçek bir dostun, tam bir dürüstlük cesaretine sahip olan olduğunu söyleyerek yanıt verdim. Mısır, her zaman bu ilkeye bağlı kalmıştır.
Arap ülkelerinden hiç kimse, hatta kendi çıkarları için onun karşısında yer almayanlar bile Saddam Hüseyin’in halkına karşı kanlı müdahalelerde bulunduğuna ve komşularına karşı düşmanca davrandığına karşı çıkmıyordu. ABD, Irak'ı işgal etme kararını haklı çıkarmak için dayanıksız gerekçeler sundu. Önce 11 Eylül olaylarını Irak rejimi ile ilişkilendirmeye çalıştı. Ancak bu teori, doğrudan ve ilgili bir ortak olan İngiltere dışında, yönetim içinden ve NATO üyesi müttefiklerinden destek görmedi.
ABD, Irak'ın nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olduğunu iddia etse de, BM müfettişleri işgalden önce bunun doğru olmadığını teyit ettiler. ABD'nin bu silahlardan hiçbirini bulamaması da BM müfettişlerinin raporunu doğruladı. Ben de bu bilgiyi doğrudan neo-muhafazakarların önde gelen isimlerin biri ve dönemin ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) iki numarası olan Paul Wolfowitz'den aldım. ABD’nin güvenlik, askeri ve diplomatik kurumları arasında ABD'ye ya da onun çıkarlarına yönelik herhangi bir tehlikenin olduğu konusunda bir fikir birliği sağlanamadığında verdiği yanıttaki ifadeler ve güzel konuşması beni şaşırttı. Bush yönetim, işgal için kanıt olmamasına rağmen bu teoriyi benimsedi.
Amerikan Merkez Haberalma Teşkilatı (CIA) eski Direktörü George Tenet, Irak'ın nükleer silahlara sahip olduğuna dair ‘kesin’ bir kanıt olmadığını söyledi. Ardından dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, BMGK’nın bir oturumunda dönemin Nijer Dışişleri Bakanı'nın imzasını taşıyan Irak'a uranyum ihracatıyla ilgili bir mektubu ele geçirdiklerini söyledi. İddia, aynı oturumda dönemin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) Mısırlı Direktörü Muhammed el-Baradey tarafından yalanlandı ve Nijer Dışişleri Bakanı’nın mektubun tarihinden çok daha önce değiştiğini açıkladı. ABD yönetimden ayrılmasından sonra Paul ile bir araya geldiğimde ona bu olay ben de şaşkınlığa neden olduğunu söyledim. O da kandırıldığını kabul etmekten çekinmedi. Daha sonra anılarında da bunu tekrarladı ve tüm bunlara karıştığı için özür diledi.
Irak'ın işgalinin üzerinden geçen 20 yılın ardından işgalin nedenlerine ve uygulanmasına dair hem ABD hem de uluslararası kamuoyunda halen birçok soru işareti söz konusu. İşgal, ABD’nin ya da Arap ülkelerinin çıkarlarını sağladı mı? İster sağcı ister solcu olsunlar ABD’li analistlerin büyük çoğunluğunun, Irak'ın işgalinin büyük bir hata olduğuna inandıklarına, çünkü bölgede Arapların aleyhine İran lehine bir güç dengesizliği yarattığına inanıyorum. Bu dengesizlik de İsrail dahil ABD’nin dostlarının güvenliğini tehdit ediyor. Irak'taki istikrar ve güvenliğin olmadığı bu ortam radikallere uygun bir yaşam alanı yarattı. DEAŞ’ın ortaya çıkmasına ve Irak’ın işgalini Amerikan dış politika tarihindeki en büyük hata olarak niteleyen Donald Trump gibi Demokrat sol ve Cumhuriyetçi sağ dahil olmak üzere Irak ulusal sisteminin tükenmesine yol açtı. Hem Demokratlardan hem de Cumhuriyetçilerden birçok isim Irak'ın işgalini ‘ABD dış politika tarihindeki en büyük hata’ olarak nitelendirdiler. Donald Trump da bunlardan biriydi. ABD’de kısa bir süre önce yayınlanan anketler, ABD’lilerin çoğunun, Irak’ı işgal kararının bir hata olduğuna inandığını gösteriyor.
İsrail'in İran'ın yarattığı tehlikelere karşı defalarca kez uyarmasına rağmen Irak’ın işgalinin tek ve en büyük kazananının ABD’deki neo-muhafazakarlar ile İsrail arasındaki siyasi ittifak olduğuna inanıyorum. Çünkü Arapları ve ulusal devletin temellerini parçalamakla ilgileniyorlar ve ulusal kimliğin bozulması pahasına nifak ve mezhepçilik tohumları ekmeye çalışıyorlar.
Irak’ın işgalinin Araplar açısından değerlendirmesi ise oldukça hassas ve karmaşık bir konu. Saddam Hüseyin'in ortadan kaldırılması, sert uygulamaları ve ciddi ihlallari nedeniyle birçok Körfez ülkesini rahatlattıysa da İran’ın nüfuzunun artması beraberinde birçok tehlikeyi getirdi. Arap ülkelerinin ulusal güvenlikleri sağlayabileceklerine olan güven eksikliği, birçok kişinin yabancı ülkelerin güvenlik yeteneklerine gereğinden fazla bel bağlamasına ve ulusal savunma yeteneklerinin geliştirilmesini ihmal etmesine neden oldu. Bu da Ortadoğu'da Arapların çıkarına olmayan bir güvenlik dengesi yarattı.
Belki biz Araplar olarak, acil durumların ve çatışmaların çözümü için bölgesel mekanizmalar oluşturup harekete geçirerek sorunların ve anlaşmazlıkların artmaması için Arap Devletleri Ligi (AL) çerçevesinde proaktif ve önleyici diplomasiyi benimseyip uygulayarak Arap ülkeleri arasındaki anlaşma ya da anlaşmazlıklarla ilgili istişareleri ve temasları yoğunlaştırarak ve uygulamaları kontrol ederek bu deneyimden bazı dersler çıkarabiliriz. Arapların, Arap ailesi dışından dost ya da düşman kim varsa herkesle diyalog ve istişare yoluyla bölgesel diplomasiyi yeniden canlandırmaları gerekiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Washington, Abbas’ın Genel Kurul’a katılmasını ikinci kez engelledi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Eylül 2025’te BM Genel Kurulu’na video yoluyla hitap ediyor (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Eylül 2025’te BM Genel Kurulu’na video yoluyla hitap ediyor (EPA)
TT

Washington, Abbas’ın Genel Kurul’a katılmasını ikinci kez engelledi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Eylül 2025’te BM Genel Kurulu’na video yoluyla hitap ediyor (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Eylül 2025’te BM Genel Kurulu’na video yoluyla hitap ediyor (EPA)

ABD yönetimi, üst üste ikinci yıl Filistin Yönetimi ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) yetkililerine gelecek hafta New York’ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmaları için vize vermeyi reddetti. Bu karar, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Genel Kurul’a bizzat katılmasını engelliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, “ABD, verdikleri taahhütlere rağmen gerekli reformları gerçekleştirmemeleri ve barış perspektiflerini zayıflatan faaliyetlerini sürdürmeleri nedeniyle, FKÖ üyeleri ve Filistin Yönetimi yetkililerine vize verilmesini engelleyen yaptırımları uzatacaktır” ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi ise kararı reddederek, uygulamayı “haksız” olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas Genel Kurul’a video yoluyla hitap edecek.


Paris’te Lübnan’a destek için diplomatik ve askeri hareketlilik

Lübnan ve Fransa cumhurbaşkanları ile Ürdün Kralı, dün öğle saatleri öncesinde Lübnan konulu toplantının düzenlendiği Les Invalides Sarayı önünde (AP)
Lübnan ve Fransa cumhurbaşkanları ile Ürdün Kralı, dün öğle saatleri öncesinde Lübnan konulu toplantının düzenlendiği Les Invalides Sarayı önünde (AP)
TT

Paris’te Lübnan’a destek için diplomatik ve askeri hareketlilik

Lübnan ve Fransa cumhurbaşkanları ile Ürdün Kralı, dün öğle saatleri öncesinde Lübnan konulu toplantının düzenlendiği Les Invalides Sarayı önünde (AP)
Lübnan ve Fransa cumhurbaşkanları ile Ürdün Kralı, dün öğle saatleri öncesinde Lübnan konulu toplantının düzenlendiği Les Invalides Sarayı önünde (AP)

Paris’te Lübnan’a destek amacıyla diplomatik ve askeri hareketlilik yaşandı. 17 ülke ve kuruluşun liderleri, genelkurmay başkanları ve üst düzey askeri yetkililerinin katılımıyla Lübnan ordusu ve güvenlik güçlerine destek amacıyla uluslararası hazırlık toplantısı düzenlendi. Toplantı öncesinde Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bir araya geldi. Ardından Avn, Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah’ın katıldığı üçlü zirvede Lübnan ve bölgedeki gelişmeler ele alındı.

Macron, devletin egemenliğinin güçlendirilmesi amacıyla Lübnan ordusuna destek verdiğini vurgularken, Avn da askeri ve güvenlik kurumlarına yardım edilmesinin ve Fransa’nın Lübnan’la iş birliğini sürdürmesinin önemine dikkat çekti.

Öte yandan, Roma’da İsrail’le yapılacak sekizinci tur müzakerelere hazırlık sürerken Lübnan, “pilot bölge” olarak belirlenen alanın Ali et-Tahir tepelerini ve çevredeki yerleşimleri kapsayacak şekilde genişletilmesini değerlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu kapsamda, ABD’nin desteğiyle uluslararası bir gözlem noktası kurulması ve aynı anda Lübnan ordusunun bölgede konuşlandırılması planlanıyor.

Bu düzenlemenin, ordunun bölgedeki kontrolünün ve bölgenin “Hizbullah” silahlarından arındırılmış olduğunun doğrulanmasına yönelik bir mekanizmanın parçası olması öngörülüyor. Lübnan ise ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İsrail’in ihlallerine son verilmesi konusunda ısrarcı.


Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
TT

Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)

Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, sübvansiyonlu motorinin litre fiyatının 115 Suriye lirası (0,94 dolar)  olarak belirleneceğini açıkladı. Beşir, bakanlığın vatandaşların üzerindeki ekonomik yükü hafifletirken akaryakıt arzının sürekliliğini güvence altına alacak alternatifler üzerinde çalıştığını söyledi.

Beşir, Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ile birlikte bugün (Perşembe) düzenlediği basın toplantısında, petrol sektöründeki son gelişmeler ve mevcut dönemde alınan tedbirler hakkında bilgi verdi. Beşir, vatandaşların geçim yükünü hafifletmek amacıyla farklı fiyat ve özelliklere sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulacağını belirtti. Bakan ayrıca Suriye Petrol Şirketinin yönetim ve denetiminde, ham petrol işleme kapasitesi günlük 35 bin varile ulaşan bir dizi yerel elektrikli rafinerinin yeniden faaliyete geçirileceğini söyledi.

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, geçen pazar günü petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı. Suriyeliler, bölgesel ve küresel gelişmelerden etkilenen karar kapsamında fiyatların yüzde 25 ila 40 arasında artırılmasına şaşırmıştı.

Karar, özellikle ekonomik, idari, güvenlik ve yaşam koşullarına ilişkin karmaşık sorunlarla karşı karşıya bulunan Suriye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde geniş çaplı halk tepkisine yol açtı. Akaryakıt fiyatlarındaki artışın zaten ağır olan günlük yaşam maliyetlerine yansıması endişesi tepkileri daha da artırdı.

dfvbgh
Suriye'nin kuzeyindeki El Bab kentinde protestocular, artan yakıt fiyatlarını protesto etti. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın SANA'dan aktardığı habere göre  basın toplantısında konuşan Beşir, çarşamba günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldiğini ve vatandaşların üzerindeki yükü hafifletecek bir dizi uygulanabilir alternatifin ele alındığını söyledi. Beşir, kullanım alanına göre farklı özellik ve fiyatlara sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulması yönündeki önerinin kabul edildiğini belirterek, böylece piyasadaki tek bir yüksek özellikli ve yüksek maliyetli ürüne olan bağımlılığın sona erdirileceğini ifade etti.

Enerji Bakanı, “Enerji fiyatlarındaki artışın vatandaşların yaşamına, tarım, üretim ve hizmet sektörlerine doğrudan yansıdığının farkındayız. Sorumluluğumuz yalnızca petrol ürünlerini temin etmekle sınırlı değil, aynı zamanda yükleri hafifletecek ve arzın sürekliliğini koruyacak çözümler aramayı da kapsıyor” dedi.

Beşir, bakanlığın başta ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimler olmak üzere belirlenen alanlarda kullanılmak üzere sübvansiyonlu motorini litre başına 115 Suriye lirasından satışa sunacağını açıkladı. Bakan ayrıca ulaştırma ile üretim ve hizmet sektörlerindeki kullanımlar için uygun özelliklere sahip motorinin litre başına 150 liradan piyasaya sunulacağını bildirdi.

Beşir, bakanlığın günlük 35 bin varile kadar ham petrol işleme kapasitesine sahip bir grup elektrikli rafineriyi yeniden faaliyete geçirme kararı aldığını belirtti.

xcdfgh
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Çarşamba akşamı Enerji Bakanı ile sektörün durumu ve yakıt dosyası hakkında görüştü (SANA)

Bakan, ham petrol ürünlerinin maliyetinin hazır petrol ürünlerine kıyasla daha düşük olduğunu ifade ederek elektrik üretiminde kullanılmak üzere aylık yaklaşık 140 milyon dolar tutarında gaz satın alındığını kaydetti.

Suriye'nin çeşitli ülkelerden günlük 5 milyon 300 bin metreküp gaz ithal ettiğini belirten Beşir, elektrik üretimi için gaz alımının aylık 140 milyon dolara mal olduğunu ve hazineye ilave yük getirilemeyeceğini söyledi.

Beşir, elektrik borçlarının birikmesi ve petrol ürünlerinden kaynaklanan zararların yatırım projeleri ile yatırım harcamalarını etkilediğini belirterek elektrik faturalarının ödenmemesi ve şebekeye yönelik usulsüz müdahalelerin Suriye Elektrik Şirketinin zararlarını artırdığını ifade etti.

Bakan, “Devlet, sosyalist ekonomi sisteminden serbest piyasa sistemine geçiş politikası benimsedi. Bunun beraberinde getirdiği zorlukların farkındayız” dedi.

Beşir, “Banyas Rafinerisinin yeniden faaliyete geçmesi ve yerli üretimin artırılması, petrol ürünleri fiyatlarına olumlu yansıyacak” ifadeleriyle açıklamalarını tamamladı.

Rafinerilerden çıkan ürünler belirli istasyonlarda satılacak

Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ise Enerji Bakanlığı ile uygulama mekanizmalarını görüştükten sonra söz konusu tedbirlerin hayata geçirilmesine yönelik uygulama planını hazırlamaya başladıklarını söyledi.

Kablaavi, geçen dönemde teknik ve uygulamaya ilişkin ayrıntıların incelendiğini, sürecin sorunsuz şekilde yürütülmesi ve hedeflenen sonuca ulaşılması için karşılaşılabilecek engellerin aşılması üzerinde çalışıldığını belirtti.

bghju
Enerji Bakanı Muhammed El-Beşir, Perşembe günü Suriye Petrol Şirketi CEO'su Yusuf Kablavi ile basın toplantısı düzenledi (Bakanlık hesabı)

Teknik ve idari hazırlıkların tamamlanma durumuna bağlı olarak uygulama adımlarının önümüzdeki günlerde başlamasını umduğunu ifade eden Kablaavi, uygulamanın ayrıntılarının aşamalı olarak açıklanacağını kaydetti.

Kablaavi, rafinerilerde işlenen petrol ürünlerinin illerde belirlenen akaryakıt istasyonları tarafından satılacağını doğruladı.

Yeni fiyat listesi 13 Eylül'de yayımlandı

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, 13 Eylül'de petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı.

Enerji Bakanlığı daha sonra yaptığı açıklamada, Suriye'de petrol ürünleri fiyatlarının yükselmesinin, Banyas Rafinerisinin bakıma alınmasıyla eş zamanlı olarak bu ürünlerin küresel piyasalardan temin maliyetinde yaşanan olağanüstü artıştan kaynaklandığını bildirdi. Bakanlık, fiyat değişikliğinin geçici olduğunu ve arzın sürekliliğini sağlamakla birlikte ürünlerin iç piyasada bulunabilirliğini güvence altına almayı amaçladığını belirtti.

Bakanlık, Suriye piyasasının benzin, motorin ve fuel oilin küresel tedarik maliyetlerindeki artıştan etkilendiğini açıkladı. Banyas Rafinerisinin yaklaşık iki ay sürecek kapsamlı bakıma alınmasının ise hazır petrol ürünlerinin ithalatına olan ihtiyacı geçici olarak artırdığı kaydedildi.