Çin-ABD rekabeti, yarının dünyasının çatışma tablosunu çiziyor

Les Ambitions İnavouées (Açıklanmayan Hırslar) adlı kitap, Pekin'in dünyanın en büyük gücü olma planlarına ışık tutuyor.

Eylül 2018'de, Pekin'deki bir uluslararası toplantıda yan yana duran Çin ve ABD bayrakları.  (AFP)
Eylül 2018'de, Pekin'deki bir uluslararası toplantıda yan yana duran Çin ve ABD bayrakları. (AFP)
TT

Çin-ABD rekabeti, yarının dünyasının çatışma tablosunu çiziyor

Eylül 2018'de, Pekin'deki bir uluslararası toplantıda yan yana duran Çin ve ABD bayrakları.  (AFP)
Eylül 2018'de, Pekin'deki bir uluslararası toplantıda yan yana duran Çin ve ABD bayrakları. (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ile birlikte üç gün sürecek olan, biri Fransa-Çin diğeri Avrupa Birliği (AB)-Çin ilişkileri olmak üzere iki boyutlu resmi bir ziyaret için Pekin'de. Bu iki boyutun buluştuğu ortak noktada ekonomik, ticari ve çevresel konuların yanı sıra Çin’in Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşa yönelik politikasının yönü yer alıyor. Pekin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in iki hafta önce Rusya'ya yaptığı ziyaret sayesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile aralarında ortaya çıkan yakınlaşmaya rağmen Pekin’in Moskova'nın yanında savaşa girmemesi de bir diğer ortak nokta.
Avrupalılar Çin'in ‘Ukrayna’daki savaşın gidişatını şu veya bu yönde değiştirebilecek dünyadaki tek taraf’ olduğuna inandıklarından AB, Çin'in Rusya'nın yanında yer alabileceğine karşı oldukça endişeli görünüyor. Bu açıdan bakıldığında, Avrupa'nın Pekin'e yaptığı ve bir gayeye dönüşen ziyaretlerin sayısı artıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, geçtiğimiz kasım ayında Almanya Başbakanı’nın ve geçtiğimiz hafta da İspanya Başbakanı’nın ardından Pekin'i ziyaret eden üçüncü Avrupalı ​​lider olurken Avrupa’dan Çin’e başka üst düzey ziyaretler de planlanıyor. Avrupalı ve Çinli yetkililer, bu yıl içinde yapılacak Avrupa-Çin zirvesi için bir tarih belirlemeye çalışıyorlar.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Macron, Avrupa’daki bu savaşa son vermek için ortak eylem alanı sağlayan Çin Devlet Başkanı Şi ile uzlaşıya varmayı umuyor. Bu durum, Fransız diplomasisini, görüşleri yakınlaştırma noktaları arayışıyla Ukrayna ve ABD başta olmak üzere ilgili taraflarla temaslarını yoğunlaştırmaya itti. Rusya ve Ukrayna, sahada zamanı geldiğinde müzakere masasına oturduklarında bazı şartlar öne sürebilmek için baskı kartları elde etmelerini sağlayacak başarılar kaydetmek amacıyla kapsamlı bir askeri saldırıya hazırlanıyorlar.
ABD ve Avrupa ülkelerinin Çin ile ilgili tutumları çoğunlukla aynı yönde olsa da Avrupa, ABD’nin Pekin'i karşı koyulması gereken geniş çaplı ve sistematik bir rakip olarak gören yaklaşımını benimsemek yerine bir miktar da olsa bağımsızlığını korumak istiyor.
Bu yüzden Çin’in politikasının belirleyicilerinin gözüne ve Pekin'in yarının dünyasına dair vizyonuna girmek büyük önem taşıyor.
Paris'teki Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) Direktörü Thomas Gomart'ın Çin politikasının ve emellerinin çıkış noktasının yanı sıra uzun yıllar ülkenin dümeninde olan ve olmaya devam eden ana figür Şi Cinping'in oynadığı rol hakkında derinlemesine bir Avrupa okuması sağlayan kitabının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

“Çin 2049 yılında dünyanın süper gücü olacak!”
Gomart, Çin Devlet Başkanı Şi’nin 2021 yılının temmuz ayında Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) kuruluşunun yüzüncü yılı vesilesiyle, yani Mao Zedong'un Çin Halk Cumhuriyeti'ni kurmasından yüz yıl sonra yaptığı konuşmada Çin'in ‘2049 yılına kadar dünyanın süper gücü olacağını’ vurguladığını hatırlatıyor. Yazar, kaleme aldığı ‘Les Ambitions İnavouées’ (Açıklanmayan Hırslar) adlı kitabında Mao Zedong'un Kültür Devrimi ile iktidardan düşmeden önce yol arkadaşı olan ve ‘halk düşmanı’ ilan edilen bir babanın oğlu olarak 1953 yılında dünyaya gelen Şi’nin yolunun geçtiği ana istasyonlar üzerinde duruyor. Şi Cinping, yedi yıl kaldığı bir yeniden eğitim kampına gönderilmişti. Ablasının intiharı onu kimya mühendisi olmaya itti. ÇKP’ye katılmak için tam dokuz kez başvurdu ve sonunda başardı. Daha sonra Savunma Bakanı Geng Biao'nun şahsi sekreteri olan Şi, parti içinde hızla yükseldi. Çinli lider, 2007'de partinin politbüro üyeliğine ardından da birinci sınıf bir stratejik konum olan partinin askeri komitesinin başkan yardımcılığına yükselmeyi başardı. Şi Cİnping, 2012 yılına gelindiğinde ise tüm büyük güçleri elinde toplayarak ÇKP Genel Sekreteri, Merkezi Askeri Komisyon Başkanı ve son olarak Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı seçildi. 2018 yılında bir kişinin devlet başkanlığı süresinin iki dönemle sınırlandırılmasını öngören anayasa maddesini yürürlükten kaldırmayı başardı ve yazıları Çin'deki ilk referans kaynağı oldu. Gomart, Şi’nin şahsi internet sayfasını en az yüz milyon kişinin takip ettiğini ve 2020 yılının Ekim ayına kadar bir milyardan fazla ziyaret edildiğini belirtti.
ÇKP’nin her konuda karar vermesi gerektiğine inanan Şi, 2021 yılında yaptığı bir konuşmada Çin ordusunun ‘dünyada birinci sıralara’ yükselmesi gerektiğini vurguladı. Tayvan adasının yeniden anakaraya (Çin) bağlanmasını, özelde ÇKP’nin ve genelde ise tüm Çinlilerin tarihi misyonu haline getiren de oydu. Savunma Bakanı General Wei Feng He, geçtiğimiz yıl haziran ayında Çin’in ‘Tayvan’ın bağımsızlığına yönelik her türlü girişimi bastıracağını’ söyledi. Çin’e göre ‘asi’ Tayvan Adası 1945 yılına kadar Japonya’nın işgali altındaydı.
Batı demokrasilerine yönelttiği eleştiriler dikkate alındığında Çin'in politik-ekonomik yapılanmasının dünya ülkelerinin, özellikle de gelişmekte olan ülkelerin taklit etmeye çalışacakları bir örnek olduğu görülebilir. Gomart, ÇKP’nin kendi rejiminin diğer rejimlere üstünlüğünü, yani Batı liberal yöntemini desteklediğine inanıyor. Çin’in kendisini dünyanın ‘en gelişmiş ülkesi’ olarak sunma çabası ve dolayısıyla dünyanın liderliğine talip olmasının nedeni de bu.

Çin ile ABD arasında dünya liderliği
Çin-ABD rekabeti, uluslararası ilişkilerin önümüzdeki yıllarda etrafında döneceği ilk ekseni oluşturuyor. Gomart, ABD Başkanı Joe Biden'ın seçilmesinden sonra gerçekleşen ilk ABD-Çin görüşmesini hatırlattı.
Bu ilk ziyareti gerçekleştiren ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken konuşmaya şu sözlerle başladı:
“Çin'in Hong Kong ve Tayvan'daki uygulamaları, Sincan bölgesinde Uygurlara karşı yaptıkları, ABD'ye yönelik siber saldırılar ve müttefiklerine uyguladığı ekonomik kısıtlamalar, küresel düzeni ve istikrarı tehdit edecektir.”
Dönemin Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi tarafından kendisine verilen yanıt ise şöyleydi:
“ABD, uluslararası kamuoyunu temsil etmiyor. Ayrıca Batı da dünyayı temsil etmiyor. ABD, siber saldırılarda da başı çekiyor.”
Washington'ın tek kutupluluktan vazgeçip çok kutuplu bir dünyaya geçme çağrısında bulunan Çin'in küresel hegemonyasına karşı tehdit oluşturmasından korktuğunu söyleyen Gomart’a göre son 40 yılda tüm düzeylerde kaydettiği etkileyici ilerlemenin dışında Çin'in bugünkü emellerini anlamak oldukça güç.
İstatistiksel tahminler, 2025 yılında Çin'in ham petrol üretiminin 36 milyar dolara ulaşacağını, ABD'nin aynı yıl petrol üretiminin ise 28 milyar dolarda kalacağını gösteriyor. Bu iki rakam, ABD'nin petrol üretiminin 13 milyar dolar, Çin'in üretiminin ise 6,5 milyar dolar olduğu 2005 yılı ile kıyaslanmalı. ABD, Çin'in bu ilerlemesini endişeyle izliyor. Bu yüzden ABD, 2021 yılı savunma bütçesini 801 milyar dolara yükselterek askeri üstünlüğünü sürdürmeye odaklandı. Çin'in aynı yıl savunma bütçesi ise 291 milyar dolar oldu.  Bununla birlikte Çin’in savunma bütçesindeki yıldan yıla artış oranı, rakibi ABD’yi geride bırakıyor.
Gomart, ayrıca Çin’in ABD Donanması ile rekabet eden ve hatta aşan bir donanmaya sahip olabilmek için donanmasını geliştirmeye ve daha çok uçak gemisi inşa etmeye çalıştığını vurguladı. Bugün Çinli yetkililer, modern Çin donanmasının ‘babası’ olarak kabul edilen Amiral Liu Huaqing'e, ABD filosunun Çin sularına yaklaşmasını engelleyecek güçte bir denizaltı filosu oluşturduğu için teşekkür ediyorlar.
Gomart, ABD’nin Hint-Pasifik bölgesindeki askeri varlığına son verilmesinin ‘ABD güçlerinin Kore Yarımadası'ndan çıkışı olacak yeni bir düzenin kurulması için kaçınılmaz bir süreci’ oluşturduğuna inanıyor.
Pekin’in Pakistanlı ünlü nükleer fizikçi Abdul Kadir Han ağı aracılığıyla nükleer silahlar elde etmesini sağlayan Pakistan ile bu ittifak amacı için dayandığı odak noktalarını listeleyen Gomart, aynı şekilde Rusya’nın Çin’in planında ikinci ekseni oluşturduğunu, çünkü Rusya’nın sadece iki nesil sonra düşmandan ‘en iyi dost’ konumuna geldiğini belirtiyor. Gomart, Rusya ve Çin’in ekonomik, siyasi ve askeri olarak ‘ortak tatbikatlarının’ artacağını ve BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti), Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve diğer bölgesel örgütlerin yanı sıra BM Genel Kurul’da ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde aralarındaki koordinasyon aracılığıyla diplomatik düzeyde birlikte çalışacaklarının altını çiziyor.
Çin askeri yükselişini de müttefik ülkeleri provoke etmek ve uluslararası örgütleri etkilemek için aktif diplomasi ile ve aynı zamanda başta Yol ve Kuşak Girişimi olmak üzere öne çıkan girişimlerle destekliyor. Pekin, 2. İpek Yolu Forumu ile 37 devlet ve hükümet başkanını bir araya getirmeyi başardı. Bunun ABD ve Batılı güçlerin Çin üzerindeki nüfuzunu ortadan kaldırmak için uluslararası örgütlerde Çin'i destekleyen ortak tutumlar yaratması bekleniyor. Çin, bu çerçevede, örneğin Afrika'da olduğu gibi çeşitli ekonomik, siyasi ve mali girişimlerle güney ülkeleriyle de ilgileniyor.

Çin’in beş büyük önceliği
Çin lideri Şi’nin artık ülkesinin ‘nihai’ özlemlerini dile getirmekten ve ÇKP’nin devletin geriye kalan sivil ve askeri kurumları üzerindeki öncü rolünü vurgulamaktan çekinmediğini belirten Gomart, artık ideolojik söylemlerle yetinmediğine, bunun yerine Yol ve Kuşak Girişimi aracılığıyla dünya düzenini değiştirmeye çalıştığına işaret ediyor.
Şu anda Çin'in beş ana önceliği olduğunu vurgulan Gomart, bunları şöyle sıraladı:
1- ÇKP’nin ülke içindeki konumunu ve rolünü güçlendirerek Çin'in ideolojik bütünlüğünü artırmak.
2- Tayvan'ın ‘tarihi meşruiyet’ nedenleriyle ve Tayvan'ın Çin'in ve Batı modelinin ‘demokratik karşı modelini’ temsil etmesi nedeniyle ilhakı.
3- Çin ordusunun güçlendirilmesini hızlandırmak. Bunun için son yıllarda Çinlilere bir direniş ve savaşa hazır olma ruhu’ aşılanmaya çalışılıyor.
4- Çin'in dünyanın çeşitli bölgelerinden (Körfez, Rusya, Afrika...) enerji kaynakları ithal etmesi ve bunların güvence altına alınması.
5- Her alanda teknolojik gelişme sağlamak ve ABD’yi geçmek
Tüm bu sıralananlara ve Gomart’ın kitabındaki okumaya göre Çin'in amacı artık gizli değil. Dolayısıyla ABD’nin verdiği tepki, MÖ 5’inci yüzyılda yaşamış Yunan filozof ve tarihçi Tukididis’in adıyla anılan ‘Tukidides Tuzağı’ bağlamına giriyor. Tukididis, savaşın nedenlerinden birinin, başka bir gücün yerini almaya çalıştığı baskın bir güç duygusu olduğuna inanıyordu. Peki, bu Çin ve ABD'nin karşı karşıya geldiği anlamına mı geliyor? Bu sorunun yanıtını önümüzdeki yıllar verecek.



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.