Yapay zeka, Henry Kissinger'ın zihnini meşgul ediyor… Matbaanın icadına denk bir devrimin habercisi

Üretken yapay zeka, Aydınlanma Çağı'ndan bu yana benzeri görülmemiş bir felsefi ve pratik meydan okuma

Yapay zekanın yetenekleri ne sabit ne durağan; teknolojinin ilerlemesiyle birlikte her açıdan büyüyor
Yapay zekanın yetenekleri ne sabit ne durağan; teknolojinin ilerlemesiyle birlikte her açıdan büyüyor
TT

Yapay zeka, Henry Kissinger'ın zihnini meşgul ediyor… Matbaanın icadına denk bir devrimin habercisi

Yapay zekanın yetenekleri ne sabit ne durağan; teknolojinin ilerlemesiyle birlikte her açıdan büyüyor
Yapay zekanın yetenekleri ne sabit ne durağan; teknolojinin ilerlemesiyle birlikte her açıdan büyüyor

Menal Nahas 
2018 yılında Henry Kissinger, internet sitesi The Atlantic'te yayımladığı bir makalede yapay zekayı ve onun insan aklına yönelik meydan okumalarını ele aldı ve kendi kendine öğrenen -kendine has süreçlerle bilgi edinen ve bu bilgiyi insan yeteneklerine karşı hedeflere ulaşmak için kullanan- makinelerin tarihte nasıl bir iz bırakacağını sorguladı.
Bu makineler, kendi aralarında iletişim kurmayı öğrenebilir mi?
Seçenekler ortaya çıktığında hangi yönü tercih eder?
İnsanlık, kendi anlayışlarına karşı çıkıp kalplerine korku salmış İspanyol kültürüyle yüzleşen İnkaların akıbetine mi uğrayacak?
İnsanlık tarihinde yeni bir aşama karşısında mıyız? 
Geçen şubat ayında Kissinger; teknoloji dünyasının iki öncüsü olan 2001-2011 yılları arasında Google'ın ve 2011-2017 yılları arasında Alphabet'in CEO'su Eric Schimdt ile Massachusetts Institute of Technology (MIT) Bilgisayar Mühendisliği Okulu Dekanı Daniel Huttenlocher ile ortaklaşa bu meseleyi masaya yatırdı.
Bu üç ismin Wall Street Journal'da yayımlanan makalesinin özeti ve öne çıkan noktaları şöyle:
Yeni bir teknoloji, insanın bilgilenme sürecini, matbaanın icat edilip 1455'te Gutenberg İncili'nin basılmasından bu yana görülmemiş bir şekilde değiştirmeye çalışıyor. Bu matbaa teknolojisi, insan zihnini soyutlaştırarak hızlı ve halka açık şekilde iletişim kurma imkanı sağlıyordu. Yeni teknoloji ise bu süreci yansıtıyor ve insan düşüncesinin akışına ve mecrasıyla ekollerinin çoğalmasına sebep olan selefinin aksine düşüncenin billurlaşıp yayılmasını gerçekleştiriyor. Bu süreç, insan düşüncesi ve anlayışı arasında bir uçurum oluşmasına yol açıyor. Bu değişimin başarılı olmasını istiyorsak makinelerle etkileşimi ele alan yeni entelektüel kavramlar inşa etmeliyiz. 
Yeni teknoloji, üretken yapay zeka olarak biliniyor. Bir araştırma laboratuvarı tarafından geliştirilmiş bir program veya sohbet robotu olan ChatGPT, insanla konuşabiliyor. Onun kapasitesinin artmasıyla birlikte insan bilgisi, yeni bir tanım kazanıyor, gerçekliğimizin kalbinde değişimler hızlanıyor ve toplum ve siyaset farklı bir şekle giriyor. 
"Yapay zekanın yetenekleri ne sabit ne durağan; teknolojinin ilerlemesiyle birlikte her açıdan büyüyor"
Üretken yapay zeka, Aydınlanma Çağı'ndan bu yana benzersiz boyutta bir felsefi ve pratik meydan okumadır.
Matbaa, araştırmacıların keşiflerini halka yaymasına ve hızlı bir şekilde onlarla paylaşmasına imkan tanıdı.
Bilgilerin sabitlenip yayılması, bilimsel yöntemin şekillenmesine yol açtı. Anlayışa ters düşen şey, birbirini tetikleyen sorgulamaların çekirdeği haline geldi.
Şüphecilik, dinî inanca dayalı Ortaçağ dünyasının yorumlanmasına kadar uzandı. Araştırma, evrenin derinliklerine kadar nüfuz ederek insan anlayışının yeni sınırlarına ulaştı. 
Yapay zeka, insan zihninin önünde sağlam ve yeni bilgi ufukları açabilir, ancak iki durum ve iki bilgi arasında yapısal farklılıklar mevcut.
Aydınlanma bilgisi, kademeli olarak elde edildi ve her bir aşamada denendi, üzerinde çalışıldı. Yapay zeka ile yönlendirilen sistemlerse karşı taraftan veya kutuptan başladı.
Bu sistemler, elde edilen büyük miktarda bilgiyi depolayıp yayabilir. ChatGPT uygulaması ise internetteki metin içeriğini, çok sayıda kitabı ve milyarlarca makaleyi depoluyor ve bu bilgileri insan kapasitesinin ötesinde ezberleyip iletiyor. 
Karmaşık yapay zeka yöntemleri, bu sonuçlara yol açan süreçleri açıklamaksızın sonuçlarını üretiyor.
Bir GPT bilgisayarından, insanın bir ricasına karşılık vermesi isteniyor ve istemci makine birkaç saniye içinde yazılı bir metinle karşılık veriyor.
Bir bilgisayar bunu yapabilir, çünkü depoladığı çok büyük miktardaki veriye dayanarak önceden hazırlanan algıları muhafaza eder.
Bilgisayarın bu algıları geliştirdiği sürecin kaynağı, otomatik telkindir ve çok sayıda metinden kaynaklanan modeller ve bağlantıların bir ürünüdür.
Ancak detaylı algıların özelliklerinin sebepleri bizden gizli tutulmaktadır. Aynı şekilde makinenin bilgileri depoladığı, ilettiği ve geri aldığı süreç de gizli tutuluyor.
Bu süreç bir gün keşfedilirse otomatik telkinin sırrı, bilinmeyen bir gelecekte insan bilgisine meydan okuyacak. 
Yapay zekanın yetenekleri, sabit veya donuk değildir; teknoloji ilerledikçe her açıdan gelişir. Yakın geçmişte yapay zeka modellerinin karmaşıklığı, birkaç ay içerisinde ikiye katlandı.
Bu nedenle üretken yapay zeka sistemleri, ilan edilmeyen kaynaklara sahip, ki mucitleri bile bunları bilmiyor.
Her yapay zeka sistemiyle birlikte kaynağı, sonucu ve amacı bilinmeyen yeni yetenekler ve kaynaklar oluşturuluyor.
Buradan şu sonuca varıyoruz ki bunun ışığında geleceğimiz bir belirsizlik unsuru, tehlike ve yepyeni bir sürpriz içeriyor. 
Aydınlanma Çağı bilimi, kesinlikler üretirken yapay zeka, biri diğerine eklenen muğlaklıklar üretiyor.
Aydınlanma bilimi, anlaşılması zor meseleleri açıklayarak ve ileri doğru adım attığı esnada insan bilgisi ve anlayışının sınırlarını çizerek ilerledi.
Varsayım ve tümevarıma ilişkin şu iki ilke el eleydi: Varsayım, bilgi olmaya yakın bir anlayıştır, tümevarım ise anlayış olmaya yakın bir bilgi.
Yapay zeka çağında bilmeceler, açıklanamayan süreçlerle çözülüyor. Bu şaşırtıcı paradoks sırları, açıklanmadan gizli kalmayan şeylere dönüştürür.
Son derece karmaşık olan yapay zeka, ardında Aydınlanma Çağı'nı bırakan tüm modernlik yaklaşımlarının aksine, okumasında insan anlayışını getirmeden insan bilgisini getiriyor.
Yapay zeka insan zihniyle birleştirildiğinde, insan zihninin tek başına yapabileceğinden daha güçlü bir keşif aracı da olabilir. 
Aydınlanma Çağı ile yapay zeka çağı arasındaki temel fark, teknolojide değil, bilgidedir. Aydınlanmadan sonra felsefe, bilimle omuz omuza yürüdü.
Endişelendirici yeni veriler, genellikle sezgiye aykırı sonuçlar ve insan tecrübesini tamamen kuşatan ciddi şüpheler ve gerekçelendirmelerden yana duyulan korku sakinleşti.
Üretken yapay zeka ise yeni bir kavrayış biçimi üretmek üzere. Halihazırda elimizde olan şey, kapsamlı ve tutarlı bir prizmaya sığdıramadığımız renkler ve doğusunu batısını bilen bir pusulaya sahip olmadığımız istikametlerdir.
Bugüne kadar insan ve makine arasındaki bu yeni ilişkiyi açıklayan ve toplumu bir ölçüde özgür bırakacak doğrultuda yönlendiren hiçbir siyasi veya felsefi istikamet de çizilmedi. 

Propaganda-gösteri devam etsin
Büyük dil modeli denen şeyin bir örneği olarak ortaya çıkan GPT, insan tarzı bir metin oluşturmak için kullanılabiliyor.
GPT, bir makinenin insan gözetimi veya kontrolüne ihtiyaç duymadan çok sayıda metinden öğrenim gerçekleştirebildiği bir kalıp.
GPT'nin geliştiricileri, ona büyük miktarda dijitalleştirilmiş metin içeriği sağladı. Modelin sayısal gücü ona modelleri ve ağları yakalama imkanı tanıyor.
Bu modeller, anlamlı bir cümlede bir sonraki kelimeyi tahmin etmek amacıyla oluşturuldu. Bu, metin mesajları oluşturma ya da ağ aramada yarı otomatik tahmin gibi görevler için kullanışlı.
Öngörülmedik şekilde modeller; tutarlı paragraflar, makaleler ve zamanla belki kitaplar yazabilir gibi görünüyor. 
ChatGPT'nin yetkinliği büyük bir temel dil modelini aşıyor; nitekim modeli uyarlayarak doğal görünen bir diyalog metni oluşturmak için insani yorumlar kullanıyor, uygunsuz veya rahatsız edici cevaplar verme eğilimini frenliyor (ki bu, büyük dilsel modeller için meydan okuma) ve o andaki algılarını tek bir cevaba dönüştürüyor.
Ve nihayet insanda, yapay zekanın sabit olgu gruplarını hareketli kavramlarla birleştirdiğini bilen bir muhatap üretiyor. 

"Yapay zekanın cevapları, yalnızca bilgisayar hafızasındaki bir metnin kopyaları değil, aynı zamanda insanların taklit edemediği bir sürecin ürünü"
ChatGPT girişimleri; kaynakları açıklanmaksızın ve sahipleri ya da "yazarları" bilinmeksizin beliriyor. İlk etapta ChatGPT, belirgin bir hedefe yönelmiyor, çıktıları karmaşık ve faaliyeti son derece hızlı.
Nitekim çok karmaşık bir konuyu tutarlı bir şekilde açıklayan cevapları birkaç saniye içerisinde verebilir.
Bu cevaplar, yalnızca bilgisayar hafızasındaki bir metnin kopyaları değil, aynı zamanda insanların taklit edemediği bir sürecin ürünüdür.
Yaygın olmayan psikolojik varsayımları ve çıkarımları süreçlerine dahil edebilir ve milyarlarca veriyi aşamalı bir şekilde düzenleyebilir.
Anlam bakımından (bir insan okuyucuya göre) en uygun 200 kelimeden oluşan benzersiz bir grup seçerek düzenlemeyi sonlandırır.
Gelecekteki sonuçlar hakkında muhtemel hükümlerde bulunarak farklı kaynaklardan gelen bilgileri harmanlayıp tutarlı ve tek bir cevapta bütünleştirir.
Muhalif görüşleri kabul eder ve bunları, herhangi birini reddetmeden birleştirilmiş bir şekilde sunar.
Başka bir yazıyı kopyalamadan taklit eder. Modelin, insani anlayış manasında anlayabildiği söylenemezse de çıktıları, insan dilinde saklı bir öz içerir. 
Kissinger ve makalenin yazarları, ChatGPT'den yeteneklerini açıklamasını isteyerek şunu soruyorlar:
Geleceği öngörebiliyor mu?
Cevabı şu oluyor:
"Hayır, depoladığım veriler dışında bilgi veremem ya da soruları cevaplayamam. Hiçbir kişisel deneyimim veya kavrayışım yok. Bu yüzden gelecekteki hadiseleri önceden göremem veya öngöremem."
Olasılığa dayalı yargılarda bulunabiliyor mu?
"Depoladığım veritabanına dayalı olarak muhtemel yargılar oluşturabiliyorum. Örneğin iklime ilişkin çok sayıda veriye dayalı olarak kurulduğum için bundan hareketle herhangi bir yer ve zamanda belirli bir hava durumuna ilişkin muhtemel bir hüküm oluşturabilirim. Bu muhtemel hükümlerin, verilerden çıkarılan modeller ve yönelimler olduğuna, gerçek dünyadan kaynaklanan sonuçların güvenilir bir aynası olmadığına dikkat çekmek gerekir."
Ona şu komutu veriyorlar:
"Henry Kissinger'ın uluslararası silah kontrolünde genel yapay zekanın rolüne ilişkin düşüncesinden hareketle kısa bir makale yaz."
Cevap şöyle başlıyor:
"Yeni bir teknolojik devrimin başındayken genel yapay zeka ve onun uluslararası silah kontrolündeki rolü meselesi kendini gösteriyor. Gelişmiş sistemler, nükleer caydırıcılığa eşlik eden karar süreçlerine aracılık ederken zeka, görülmemiş bir istikrarın yolunu mu açacak? Yoksa son derece zeki makinelerin gelişimi, küresel güç dengesini değiştirirken yeni bir dizi tehlikeye mi sebep olacak? "

"Yapay zeka, kullanıcılarını yanıltabilir, yanlış beyanlarda bulunabilir ve dayanaksız yalanlar uydurabilir."
ChatGPT'ye, Rusya'nın Avrupa'daki istikrarın korunması ya da bozulmasındaki rolü gibi güncel öneme sahip konular hakkında sorular sorduk.
Bir dakikadan daha kısa bir süre içerisinde karşıt görüşler arasında denge kuran ve makul görünen kısa bir cevap verdi ve tam cevabında herhangi bir görüşe meyilli görünmedi. 
Üretken yapay zeka, algılama bakımından olağanüstü ve bilişsel düzeyde oldukça gelişmiş görünüyor.
Yedinci kullanıcıya göre sistem, bir profesörün eşliğinde çok hızlı ve uyumlu bir kütüphanenin ansiklopedik versiyonuna benziyor.
Etkinliği, başka herhangi bir teknolojik ve ikili (alıcı-verici) aracının etkinliğinin üstünde.  
İnsan düşüncesinin çeşitli yönlerini kavraması, bilim adamı olan insan gruplarının hayallerini kıyas kabul etmeyecek ölçüde aşıyor.
Ayrıca kullanıcılarını yanıltma, yanlış beyanlarda bulunma ve dayanaksız yalanlar uydurma yeteneğine de sahip. 
Bu teknolojiye yönelik rağbete bakılırsa ticari değerlendirmeler, sonuçlarına dair düşüncelerin önüne geçebilir.
Büyük modelleri oldukça pahalı; model başı bir milyar dolardan fazla. Kurulduktan sonra modelin işletilmesi için günde 24 saat çalışan binlerce bilgisayar gerekiyor.
Modelin çalıştırılmasının maliyeti, kuruluş maliyetine göre daha düşük. Sermaye ile sınırlı ve bilişsel beceri istemiyor.
Özel kullanım maliyeti, çoğu şirketin kapasitesini aşıyor. Geliştiriciler, binlerce kişi ve şirkete abonelik satabilir. Önümüzdeki on yıl içerisindeki büyük dil modelleri, birkaç taneyle sınırlı.
Çok sayıda kalıp ve modelin oluşturulması, çalışma yönteminin belirsizliğine ve kullanımın bolluğuna yol açar ve eğitim ve hayat bilgisi gibi insani faaliyet alanlarını büyük ölçüde etkiler.
Üretken yapay zeka sistemleri, telkin süreçlerinin tahmin ettiğinden ya da varsaydığından daha fazlasını öğrenebilir ve bu da geleneksel bilimsel alanlarda öngörülmeyen bilimsel başarılarla sonuçlanabilir.
Bu başarı, cevaplarla da sınırlı olmayıp derin felsefi meselelere, diplomasiye ve güvenlik stratejilerine kadar uzanabilir.
Bugüne dek ABD hükümeti, yakın ve uzak gelecek için öngörülen temel dönüşüm ve değişimleri ele almadı. 
Aydınlanma Çağı bilimlerinin gerçekleri güvenilirdi, çünkü deneme süreçlerinin her bir aşaması sınava tabi tutuldu. Üretken yapay zekanın gerçekleri de çeşitli yöntemlerle test edilmelidir.
Ancak aynı güven derecesine hiç ulaşmayabilir. Bıkıp usanmadan şu soruları sormalıyız:
Henüz bilmediğimiz makinenin durumu nedir? Hangi bilgiyi içeriyor?
Yeni aşamalar, yeni girdilerin ortaya çıkmasına yol açabilir ve depodan değil de şimdiden alınan ve sonsuz bir bilgi akışını özümseyebilir.
Tamamlanmış bir insan metninden öğrenmenin aksine değişken çıktılardan öğrenmek, çağdaş insani ve geleneksel bilginin tahrif edilmesine sebep olabilir. 

Independent Türkçe



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.