Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: (Türkiye'nin F-16 alımı) Yönetim hala sürecin ilerlemesini istiyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye'nin F-16 alım sürecine ilişkin, "Yönetim hala sürecin ilerlemesini istiyor. Kongre tabii bir onay süreci var. Oraya doğru gidiyoruz şu anda." dedi.

AA
AA
TT

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: (Türkiye'nin F-16 alımı) Yönetim hala sürecin ilerlemesini istiyor

AA
AA

TV100 canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kalın, "İstanbul depremi ne kadar önceliği hükümetin?" sorusu üzerine, olası İstanbul depreminin hükümetin son derece öncelikli konularından biri olduğunu vurgulayarak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının çalışmasıyla İstanbul'un çok detaylı deprem haritasının çıkarıldığını, çalışmanın devam ettiğini anlattı.
Dolmabahçe'de yapılan Türkiye Ulusal Risk Kalkanı Toplantısı'na yaklaşık 80 bilim insanının katıldığını anımsatan Kalın, bazı tarihi şehirlerin fay hattı üzerine kurulduğunu, toplantıda İstanbul'la ilgili bu konuda özel bir çalışma yapılması kararı alındığını aktardı.
Vatandaşın da kentsel dönüşümü öncelikli bir mesele olarak görmesinde fayda olduğunu belirten Kalın, "Vatandaşın burada talep eden kişi konumunda olması lazım ki bu işi birlikte rahatlıkla götürebilelim. Ekonomik anlamda da bu dönüşümü yapacak, vatandaşlarımızı rahatlatacak bir model üzerinde çalışılıyor şu anda. Kredi verilmesi, bazı kolaylıklar sağlanması vesaire... Vatandaşımızın elini kolaylaştıracak formül üzerinde çalışılıyor. Detaylar tamamlandığında 1 hafta-10 gün içerisinde belli olacak." diye konuştu.
Kalın, deprem gelmeden mutlaka dönüşümü yapmaları gerektiğini, 5-10 yıl içinde İstanbul'un tamamında bu dönüşümü gerçekleştirme imkanına sahip olduklarını belirtti.

"Coğrafyanın bize getirdiği, tarihin bize yüklediği birtakım yükler var"
Dış politikada normalleşme sürecine ilişkin değerlendirmesi sorulan Kalın, Mısır'da bir askeri darbe olduğunu, seçimle işbaşına gelen bir liderin gönderildiğini, sonra hapiste öldüğünü, şimdi bunun yarattığı büyük bir travmanın yaşandığını, bunun üzerine sadece Mısır'da değil, bütün bölgede, bütün Arap dünyasında, Türkiye'de de karışıklıklar olduğunu anlattı.
Kalın, Yunanistan'la da dönem dönem gerilimin arttığını ifade ederek, "Mesela şu ara sakin bir dönemden geçiyoruz. Deprem sonrasında onlar da tabii ki yani çok anlayışlı davrandılar. Biz de zaten hep şunu söyledik. Bizim Yunanistan'la böyle bir siyasi kavgaya girmek gibi bir gündemimiz yok. Bizim gündemimiz zaten belli. Burada yoğunuz. Onlar da bir seçim takvimine girdiler. Bir sükunet oldu orada. Yunanistan'la olan ilişkimizde normalde ilkesel olarak kavga etmemeliyiz. Fakat coğrafyanın bize getirdiği, tarihin bize yüklediği birtakım yükler var." değerlendirmesinde bulundu.
Terörle mücadeleye devam ederken birinci ilkelerinin müttefiklerin bu konuda Türkiye'nin yanında durması olduğunun altını çizen Kalın, şunları kaydetti:
"Yaptığımız anlaşmalar var. NATO bir güvenlik ittifakıdır. NATO bir turizm ajansı değil. NATO bir kültür birliği değil. Birinci şey nedir? Üye olan ülkelerin güvenliğinin sağlanması. Biz o yüzden yaklaşık son 10 yıldır özellikle devam eden yoğun çabalarımız neticesinde özellikle soğuk savaş dönemi sonrasında NATO'nun öncelikli tehditlerinden bir tanesinin terörle mücadele olduğunu NATO müktesebatına dahil ettirdik."

"Uygun gördüğümüz yerde de gider o operasyonu yaparız"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, ABD'nin PYD ve YPG'ye Suriye'de verdiği desteğin taktik, stratejik ve siyasi olarak yanlış olduğunu defalarca anlattıklarını, karşı tarafın bir argüman geliştirmeye çalıştığını ancak başarılı olamadığını çünkü bunun mantıklı, rasyonel, savunulabilir bir tarafı olmadığını söyledi.
Kalın, "Suriye ve Irak'ta -özel olarak söylüyorum- ismi ne olursa olsun PYD, YPG, PKK, SDG, adına ne derlerse dersinler PKK unsuru olan her hedef bizim için açık ve meşru hedeftir. Kendi ulusal tehdit değerlendirmemizi yaparız ve uygun gördüğümüz yerde de gider o operasyonu yaparız. Her seferinde de biz onlara bunu söyledik. Bu konuda bizim yanımızda değilsen, Cumhurbaşkanı'mızın tabiriyle kendi göbeğimizi kendimiz keseriz." ifadelerini kullandı.
Yeni F-16'ların alım sürecinin sorulması üzerine Kalın, "Yönetim hala sürecin ilerlemesini istiyor. Kongre tabii bir onay süreci var. Oraya doğru gidiyoruz şu anda. Zaten Finlandiya'nın üyeliği onaylandıktan sonra süreç daha da hızlandı. Ama İsveç konusunda da bizim koyduğumuz objektif kriterler var. Terörle ilgili temel bir talebimiz var. Bu karşılandığı zaman İsveç de NATO'ya katılır." diye konuştu.
NATO Zirvesi'nde üçlü mekanizma kurularak bir mutabakat metnine imza atıldığını anımsatan Kalın, şöyle devam etti:
"Biz ilk defa NATO müzakerelerinin parçası olan bir metne FETÖ'yü ismen geçirdik. PYD, YPG'ye destek verilmeyeceğini, hükmen oraya geçirdik. Bunlar son derece önemli kazanımlar. Orada onlar da bir şeyin altına imza attılar. Ve ondan sonra kendileri İsveç'teki PKK ve FETÖ yapılanmasıyla ilgili özellikle PKK yapılanmasıyla ilgili bir aydınlanma yaşadılar. Mesela benim bu süreci yöneten baş müzakereci mevkidaşım Oscar Bey'le gayet iyi bir ilişkimiz var. Kendileri şunu açıkça söylediler; 'Biz PKK'nın İsveç'e bu kadar nüfuz ettiğini bilmiyorduk. Biz yeni yeni fark ettik.' Onların mantığıyla şu; 'İsveç'e saldırmayan bir örgüt, terör örgütü değildir.' Öyle bakıyor. Dedim ki, 'Biz sizden imkansız, hukuk dışı, teamüllere aykırı bir şey istemiyoruz. Sadece ülkenizdeki terör mensuplarından kurtulun ya bize iade edin ya bunları deport edin yahut orada yargılayın diyoruz.' Yani bu insanları terör yapamaz, Türkiye'ye zarar veremez hale getirelim. Bu istediğimiz şey çok zor, imkansız bir şey değil."

"Mayıs ayında da inşallah bu doğal gaz evlerimize girmeye başlayacak"
Türk Kızılaya yönelik eleştiriler ile çadır satma olayına ilişkin değerlendirmesi sorulan Kalın, Kızılay dernek statüsünde olduğu için belli bir tüzüğü bulunduğunu, başkanlarının da genel kurulda seçimle geldiğini, hukuki bir durum olduğunda İçişleri Bakanlığının olaya müdahale edebileceğini söyledi.
Çadır satma meselesinin yanlış olduğunu aktaran Kalın, ancak kurumun herkesin Kızılayı olduğunu, şu anda kanın acil bir ihtiyaç olduğunu, kendisinin de kan bağışında bulunduğunu, bu nedenle vatandaşları da kan bağışı yapmaya davet ettiğini dile getirdi.
Kalın, Rusya'nın, Türkiye'nin doğal gaz borcunu 2024'e erteleyip ertelemeyeceği sorusuna, BOTAŞ ile Gazprom arasında yürütülen birtakım görüşmeler ve müzakereler olduğunu, doğal gazı en ucuz fiyata almak için de her yerle müzakere yapmaya devam ettiklerini kaydetti.
Bu konuda Rusya, İran, Irak, Cezayir'le de görüştüklerini ve başka alternatifleri aradıklarını aktaran Kalın, "Biz Karadeniz'de de çok ciddi bir rezerv bulduk. Bildiğiniz gibi önümüzdeki hafta zannediyorum bir törenle de Filyos'tan ilk yakma seremonisi yapılacak. Mayıs ayında da inşallah bu doğal gaz evlerimize girmeye başlayacak." diye konuştu.

"Suriye tarafında şartlar olgunlaştığında bu insanlar da dönmeye başlayacaklar"
Suriye konusunda üç temel önceliğin ve ilkenin bulunduğunu aktaran Kalın, şunları söyledi:
"Bir, sınır güvenliğimizin sağlanması ve terörle mücadele. Yani PKK, PYD, YPG, SDG adı ne olursa olsun. İki, mültecilerin geri dönmeleri. Ama bunun gönüllü, onurlu, istekli ve güvenli bir şekilde yapılması. Bunlar da bir insan yani. Bir savaştan kaçarak geldiler. Ama ilelebet tabii ki burada kalmayacaklar. Suriye tarafında şartlar olgunlaştığında, bir güvenlik ortamı oluştuğunda hem insani güvenlik anlamında hem ekonomik güvenlik anlamında şartlar oluştuğunda bu insanlar da dönmeye başlayacaklar."
Üçüncü konunun da bu işin yürütülmesi olduğunu kaydeden Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mesela diyelim ki biz bu insanları 500 bin, 1 milyon, 2 milyon kişiyi böyle biraz çalakalem, biraz böyle iyi çalışmadan, şartları olgunlaştırmadan zorla veya şöyle böyle bir şekilde ikna ederek gönderdik. Bir milyon insan gitti. Esad rejimi bunlara tekrar saldırmaya başladı. Ne olacak? Ya bunlar tekrar Türkiye kapısına dayanacaklar, yeni bir insani dram yaşayacağız ya da daha kötüsü olacak, iç savaş derinleşecek. Oradan bir sürü terör örgütü çıkacak. Terör tehdidi çıkacak. Gelecek yine bizi vuracak. O yüzden tehdit ortaya çıkmadan ona da müdahale etmek zorundasın."
Kahramanmaraş'ta tarihin en büyük depreminin yaşandığının altını çizen Kalın, "Bakın bu depremden 3 ay sonra biz bu ülkede cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimine gidiyoruz. Yani vatandaşın önüne sandık koyuyoruz. Bu müthiş bir demokratik olgunluk ve öz güven meselesidir. Başka ülkelerde kolay kolay bu kadar büyük bir afetten 3 ay sonra gidip insanların önüne sandık koymazsınız. Bu çok riskli bir şeydir. Siyaseten de öyledir. Altyapı, lojistik vesaire olarak da kolay bir şey değildir." diye konuştu.



Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
TT

Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, örgüte üye birçok ülkenin büyük krizlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, pazartesi ve salı günleri Bişkek’te düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde dün Kırgızistan’a ulaştı.

Kırgızistan’ın başkentine gelmesi beklenen yaklaşık 10 lider arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hindistan ve Pakistan başbakanları Narendra Modi ve Şahbaz Şerif de bulunuyor.

Şi Cinping dün yaptığı açıklamada, Çin ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerin ‘altın çağını’ yaşadığını belirtti. Çin’in, daha önce bölgedeki hâkim güç olan Rusya’nın aleyhine Orta Asya’da vazgeçilmez bir ekonomik ortak olarak konumunu giderek sağlamlaştırdığını ifade etti.

Pezeşkiyan: ŞİÖ Zirvesi, uluslararası alanda çeşitli ve bağımsız seslerin varlığının bir simgesi

Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Pezeşkiyan, Tahran’dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, “Bu zirve son derece önemli. Bölge liderlerinin çoğu zirveye katılacak. Bazı uluslararası kuruluşların dünyada tek sesli bir ortam oluşturmaya çalıştığı bir dönemde bu zirve, uluslararası arenada farklı ve bağımsız seslerin varlığının simgesi” dedi.

Pezeşkiyan, bölgede istikrar, büyüme, barış ve kalkınma arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekerek, zirvenin yapıcı görüşmeler yoluyla yöneticilerin ve devlet başkanlarının bölgeyi kendi başlarına yönetme kapasitesini ortaya koymasını umduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, “Biz savaş peşinde değiliz. Şimdiye kadar dünyaya açıkça verdiğimiz mesaj budur. Ancak herhangi bir saldırıyla karşı karşıya kalmamız halinde sessiz kalmayacağız ve saldırganlara kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz” diye konuştu.

Bölgedeki istikrarsızlık ve çalkantının hiçbir ülkenin çıkarına olmadığını vurgulayan Pezeşkiyan, bunun herkes için çeşitli sorunlara yol açacağını belirterek, “Bu nedenle bir araya gelmeli ve bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve kalkınmasını güvence altına almak için birlikte çalışmalıyız” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, açıklamalarının sonunda zirveden olumlu sonuçlar elde edilmesini umduğunu belirterek, bölge liderlerinin çoğunun zirveye katılmasının ve zirve kapsamında gerçekleştirilecek ikili görüşmelerin bölgenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarındaki süreçlerine katkı sağlayabileceğini ve tüm ülkeler için önemli kazanımlar getirebileceğini söyledi.

Şanghay İşbirliği Örgütü nedir?

Örgüt, Belarus, Çin, Hindistan, İran, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan ve Tacikistan olmak üzere 10 ülkeden oluşuyor. Güvenlik ve ekonomi konularına odaklanan örgüt, Batı’nın nüfuzuna karşı denge oluşturacak bir güç merkezi olmayı hedefliyor.

vfgbh
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek Uluslararası Havalimanı’na vardığında Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov tarafından karşılandı. (AP)

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un himayesinde gerçekleştirilecek genel oturumun yanı sıra, aralarındaki iş birliğini güçlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında ikili bir görüşme yapılması planlanıyor.

Örgütün kuruluş bildirgesinde, ‘başka ülkelere karşı yöneltilmiş bir ittifak olmadığı’ belirtiliyor. Ancak Putin ve Şi Cinping, örgütün toplantılarını çoğu zaman aralarındaki birlik ve dayanışmayı göstermek ve kınadıkları ABD hegemonyasına karşı çok kutuplu bir dünya vizyonunu ortaya koymak için değerlendiriyor.

Çok sayıda kriz

2025 zirvesi sırasında Putin, Şubat 2022’den bu yana Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın çıkmasından Batı’yı sorumlu tutarken, Şi Cinping de bazı ülkelerin gerçekleştirdiği ‘zorbalık eylemlerini’ kınamıştı. Şi’nin sözlerinin, Washington ile Pekin arasındaki gerilim noktalarına işaret ettiği değerlendirilmişti.

Zirve, örgüte üye birçok ülkenin savaş halinde olduğu bir dönemde düzenleniyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı yaklaşık dört buçuk yıldır devam ederken, henüz herhangi bir çözüm ihtimali görünmüyor. Ortadoğu’da ise ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a yönelik saldırısıyla yeni bir savaş başlamış durumda.

Örgütün diğer bazı üyeleri de ticari anlaşmazlıklar yaşıyor. Bu ülkelerin başında, ABD’nin ağır gümrük vergilerine maruz kalan Çin ve Hindistan geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’ın müttefiklerini tehdit ederken ağustos ayının sonunda İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere ikincil yaptırımlar uyguladı. Altın, teknoloji, dijital varlıklar, havacılık ve deniz taşımacılığı başta olmak üzere çeşitli alanları kapsayan yaptırımlar, Tahran’ı ekonomik açıdan ‘boğmayı’ amaçlayan kampanyanın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

İran’ın önemli ticaret ortaklarından ve başlıca petrol ithalatçılarından Çin ise buna karşılık, çıkarlarını ‘güçlü bir şekilde savunacağı’ uyarısında bulundu.

Rusya da askeri ve ticari iş birliğini yoğunlaştırdığı İran’ın önemli ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.

İran, ekonomik baskılara ve tehditlere boyun eğmeyi reddettiğini sürekli vurguluyor. Ülke, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana ABD ve uluslararası yaptırımlara maruz kalıyor.

Bununla birlikte İran Cumhurbaşkanı, ülkesinin onlarca yıllık kısıtlamaların ardından ‘bir dizi zorlukla’ karşı karşıya olduğunu kabul etti.

ŞİÖ üyeliğinin somut sonuçları ise belirsizliğini koruyor. Bölgesel oluşum, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını ve küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 25’ini temsil ettiğini vurgulasa da ŞİÖ, üyeleri arasındaki anlaşmazlıkların da etkisiyle heterojen bir yapı sergiliyor.

Örneğin Çin ve Rusya, enerji kaynakları açısından zengin ve Avrupa ile Asya arasındaki mal taşımacılığında kritik öneme sahip Orta Asya’da rekabet ediyor. Çin’in Hindistan ve Pakistan ile ilişkilerinde de zaman zaman gerilim yaşanıyor.


ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi
TT

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

Tahran, İran’a ait Lark Adası’nı hedef alan ABD saldırılarına karşılık olarak Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan güçlerine ait noktaları hedef aldığını duyurdu. Devrim Muhafızları’na göre ABD saldırılarında çok sayıda kişi hayatını kaybederken, bazı kişiler de yaralandı. Söz konusu gelişme, Washington ile Tahran arasında haftalardır yaşanan ilk doğrudan tırmanma olarak kayda geçti.

Devrim Muhafızları, Tesnim Haber Ajansı tarafından yayımlanan açıklamasında, “ABD-Siyonist hava saldırısına karşılık olarak” füze ve insansız hava araçlarıyla bir operasyon düzenlediğini belirtti. Açıklamada, Ürdün’deki Kral Hüseyin ve Ezrak üslerinde bulunan teknik altyapının, bakım tesislerinin ve savaş uçaklarının konuşlandığı noktaların hedef alındığı ifade edildi.

İran ayrıca, Amerikan güçlerinin konuşlandığı Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki El Minhad Hava Üssü’nün insansız hava araçlarıyla hedef alındığını açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins ise AFP’ye yaptığı açıklamada, İran Devrim Muhafızları’na bağlı güçlerin Hürmüz Boğazı’na doğru deniz mayınları yüklü füzeler fırlatmaya hazırlandığının tespit edildiğini bildirdi.

Karşılıklı saldırılar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın üzerinden altı ay geçmesinin ardından ve çatışmaların azalma eğiliminde olduğu bir dönemde gerçekleşti.


Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
TT

Somali, Arap devletlerini, ayrılıkçı bölgenin daha geniş çapta tanınmasını engellemek için nüfuzlarını kullanmaya çağırdı

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)
Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer (SONNA)

Somali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Devlet Bakanı Ali Muhammed Ömer, Arap ülkelerinden ilişkilerini ve nüfuzlarını kullanarak İsrail’in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının daha geniş bir tanıma kampanyasına dönüşmesini engellemelerini istedi. Ömer, Şarku’l Avsat’a özel açıklamasında, Somali’nin bu tanımaya yönelik itirazını dile getirmek üzere ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle doğrudan temaslarda bulunduğunu söyledi.

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında bu adımı atan Birleşmiş Milletler (BM) üyesi ilk ülke olmuştu. Ardından karşılıklı büyükelçi ataması gerçekleştirilmiş, Somaliland’ın Kudüs’teki büyükelçiliği açılmış ve bölgenin başkanı İsrail’e resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. İsrail’in tanıması ayrılıkçı bölge açısından önemli bir diplomatik atılım oluştursa da şu ana kadar uluslararası alanda bir tanıma dalgasına yol açmadı.

Ömer, İsrail’in tanımasını ‘sembolik bir adım’ olarak görmediğini belirterek, “Somali’nin uluslararası alanda tanınan toprak bütünlüğünü değiştirmeye yönelik her türlü dış girişimin siyasi, hatta muhtemelen güvenlik açısından sonuçları olacaktır” dedi. Ömer, İsrail’in diplomatik ve güvenlik alanlarında sürece dahil olduğuna dikkat çekerek, bunun Somaliland’daki güvenlik güçlerinin eğitilmesine yardım edildiğinin açıkça kabul edilmesini de içerdiğini ifade etti.

Ömer, Somali’nin, yabancı bir devletin federal hükümetin onayı olmaksızın Somali topraklarında askeri veya istihbarat varlığı oluşturma yönündeki her türlü girişimi ‘son derece ciddi’ bir mesele olarak ele aldığını vurguladı. Somalili yetkili, “Bu meselenin askerileştirilmesi Somali ve daha geniş bölge açısından tehlikeli olacaktır” uyarısında bulundu.

scdvfgbh
İsrail Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz haziran ayında resmi bir ziyaret kapsamında ayrılıkçı bölgenin başkanını kabul etti. (X)

İsrail’in Somaliland’ı tanımasına Arap dünyasından gelen tepkiye ilişkin konuşan Ömer, “Arap dünyasının hızlı tepkisi önemliydi. Zira bu tepki, İsrail’in kararının Somali’nin toprak bütünlüğü konusunda uluslararası veya bölgesel mutabakatı açıkça değiştirmediğini ortaya koydu” dedi.

Ömer, “Amaç yalnızca kınama açıklamaları yapmak değil, tek taraflı bir tanımanın daha geniş bir kampanyaya dönüşmesini engellemektir. Bu nedenle Arap ortaklarımızdan siyasi ilişkilerini ve diplomatik nüfuzlarını proaktif biçimde kullanmalarını istiyoruz” ifadelerini kullandı. Somali’nin toprak bütünlüğünün yalnızca ülkesini ilgilendiren bir mesele olmadığını belirten Ömer, “Bir Arap ve Afrika ülkesinin parçalanması, sonuçları Somali’nin çok ötesine uzanacak bir emsal oluşturacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Somali’nin egemenliği, güvenliği ve daha geniş stratejik ilişkileri konusunda ABD ile düzenli olarak görüşmeler yürüttüklerini belirten Ömer, “Tanımaya ilişkin her türlü tartışmayı ciddiye alıyoruz. Kongrede ABD politikasının değiştirilmesi çağrısında bulunan üyelerin olduğunu biliyoruz. Ancak siyasi çağrılar ve medyada yer alan spekülasyonlarla ABD’nin resmi politikasını birbirinden ayırmak gerekiyor” dedi. Ömer, Trump yönetiminin tek ve birleşik Somali’ye açıkça destek verdiğini belirterek, “ABD hâlâ Somaliland da dahil olmak üzere Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanımaktadır” ifadesini kullandı.

cfvgrth
Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın üyeleri (AP)

ABD’nin Somali’de terörle mücadele, deniz güvenliği ve Afrika Boynuzu’nun istikrarı gibi önemli stratejik çıkarları bulunduğunu belirten Ömer, “Bu çıkarlar, zaten kırılgan olan bir bölgede daha fazla parçalanmayı teşvik etmekten ziyade istikrarlı ve birleşik bir Somali devleti tarafından daha iyi korunabilir” dedi.

Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan ‘mutabakat zaptının’ akıbetine ilişkin ise Ömer, “Somali’nin Etiyopya ile ilişkilerini şu anda düzenleyen çerçeve, 2024’te imzalanan Ankara Bildirisi’dir. Bu bildiriyle Somali ve Etiyopya, birbirlerinin egemenliğine, birliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstereceklerini yeniden teyit etti” ifadelerini kullandı. Ömer, Etiyopya’nın denize erişiminin ‘karşılıklı fayda sağlayan ticari düzenlemeler yoluyla ve Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemen otoritesi altında’ gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Bunun ardından Türkiye’nin arabuluculuğunda Etiyopya ile teknik müzakerelere başladık. Bu görüşmeler, Somali’nin egemenliğine zarar vermeden Etiyopya’nın denize güvenilir ticari erişim konusundaki talebini karşılamanın meşru bir yolunun bulunduğunu gösterdi. Dolayısıyla eski mutabakat zaptının dondurulmuş mu yoksa geçersiz mi olduğu konusunda fazla zaman harcanması gerektiğini düşünmüyorum” diyen Ömer, değerlendirmesini sürdürdü.

Ömer, Türkiye ve Mısır’ı ‘Somali’nin önemli stratejik ortakları’ olarak nitelendirdi. Ömer, “Mısır ile ilişkilerimiz tarihi bir geçmişe sahip. Bu ilişkiler özellikle güvenlik, eğitim, kapasite geliştirme, ekonomik ve diplomatik iş birliği alanlarında artık hızla genişliyor” dedi.

sdcfvgt
Aşağı Gubba vilayetindeki Somali ordusu mensupları (SONNA)

Kahire ile ilişkilerin güçlendirilmesinin Ankara ile ilişkilerin zayıflatılmasını gerektirdiğine inanmadığını belirten Ömer, “Somali, ortaklarının birbirleriyle iş birliği yapmasından fayda sağlar” dedi.

Mısır askerlerinin Afrika Birliği (AfB) misyonu kapsamında konuşlandırılmasının gecikmesine ilişkin konuşan Ömer, “Mısır askerlerini konuşlandırmaya hazır olduğunu açıkça ortaya koydu. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud da Mısır askerlerini ziyaret ederek hazırlık ve hazır olma düzeylerini yerinde inceledi” dedi. Ömer, sorunun Mısır’ın siyasi taahhüdünün veya birliklerin hazırlık durumunun yetersizliği olmadığını belirterek, “Askerlerin, birliklerin rotasyon sıralaması, lojistik düzenlemeler ve operasyonel gereklilikler dahil olmak üzere AfB ve BM tarafından üzerinde mutabakata varılan sistem çerçevesinde konuşlandırılması gerekiyor. Ayrıca AUSSOM’un sürdürülebilir finansmanına ilişkin daha geniş kapsamlı mesele de bulunuyor” ifadelerini kullandı. Ömer, Somali’nin bu düzenlemelerin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını istediğini vurguladı.

Kızıldeniz’deki düzenlemelere ilişkin ise Ömer, “Kızıldeniz çevresindeki ülkeler, deniz güvenliğinin birbirlerinden bağımsız şekilde yönetilemeyeceğinin giderek daha fazla farkına varıyor. Tehditler birbiriyle bağlantılı. Kızıldeniz’in herhangi bir kıyısındaki istikrarsızlık hepimizi etkiliyor” dedi.

Ömer sözlerini şöyle sürdürdü: “Somali, Suudi Arabistan ve Mısır; deniz ulaşımının serbestisi ile Kızıldeniz, Babu’l Mendeb Boğazı ve Aden Körfezi’nin güvenliğinin sağlanması konusunda köklü bir stratejik ortak çıkara sahip. Somali, bu yıl ilan edilen ve Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği daha geniş kapsamlı deniz güvenliği çerçevesine, Mısır ve diğer bölgesel ortaklarla birlikte katıldı.”

Ömer, Somali’deki terör örgütü eş-Şebab’ın son yıllarda ağır kayıplar verdiğini belirterek, uluslararası ortakların desteğiyle Somali güçlerinin örgütün önde gelen bazı liderlerini etkisiz hale getirdiğini, ağlarını sekteye uğrattığını ve önemli bölgelerin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini söyledi.

cvfd
Somali’deki AfB misyonunun barışı koruma güçlerine mensup askerler (Reuters)

Somali’nin bugün ‘faal durumdaki ulusal kurumlara, dünya genelindeki ülkelerle diplomatik ilişkilere, Doğu Afrika Topluluğu üyeliğine, BM Güvenlik Konseyi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi’nde birer sandalyeye’ sahip olduğunu belirten Ömer, ülkenin önemli ekonomik reformları tamamladığını, borçlarının silinmesini sağladığını ve güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırdığını ifade etti. Ömer, buna rağmen Somali’nin hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Eş-Şebab hâlâ tehlikeli… Kurumların daha da güçlendirilmesi gerekiyor ve siyasi anlaşmazlıklar devam ediyor” dedi.

Ömer, Somali’nin önümüzdeki yıllardaki hedefinin ‘uluslararası toplumun istikrar sağlamaya çalıştığı bir devlet olmaktan çıkarak Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve daha geniş bölgenin istikrarına, güvenliğine ve refahına aktif biçimde katkıda bulunan bir devlete dönüşmek’ olduğunu vurguladı.