Kurucusundan torununa iki biat arasında Suudi Arabistan

Kral Abdülaziz’e biatın 100. ve Muhammed bin Selman’a biatın yıldönümü

Kurucu kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud, 1938’de Hac sırasında siyasi bir konuşma yapıyor. Solunda, çocukluk dönemindeki Kral Selman var
Kurucu kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud, 1938’de Hac sırasında siyasi bir konuşma yapıyor. Solunda, çocukluk dönemindeki Kral Selman var
TT

Kurucusundan torununa iki biat arasında Suudi Arabistan

Kurucu kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud, 1938’de Hac sırasında siyasi bir konuşma yapıyor. Solunda, çocukluk dönemindeki Kral Selman var
Kurucu kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud, 1938’de Hac sırasında siyasi bir konuşma yapıyor. Solunda, çocukluk dönemindeki Kral Selman var

Kral Abdülaziz’in 100 yıl önce ilk biatını aldığı alandan birkaç metre ötede Prens Muhammed bin Selman, Mekke-i Mükerreme’deki Safa Sarayı’nda veliahtlık biatı aldı. 21 Haziran 2017’ye tekabül eden H. 26 Ramazan 1438 Çarşamba günü Kral Selman, Biat Heyeti üyelerinin 34’ünden 31’inin desteğine dayanarak, Prens Muhammed bin Selman’ı veliaht prens olarak seçmek için bir kraliyet fermanı yayınladı. Prens, aynı günün akşamı prensler, alimler, üst düzey yetkililer, askeri liderler ve vatandaşlardan biat aldı.
Altıncı yıldönümü bugünlerde olan Veliaht’a biat ile bir asır önce Kral Abdülaziz’e biat arasında bir karşılaştırma yaptık.
Kral Abdülaziz, Arap Yarımadası’nın farklı bölgelerini bayrağı altında birleştirdikten ve Hicaz’ın ilhakını tamamladıktan sonra, ileri gelenler, Kutsal Toprakların alimleri ve halk kitleleri, MS 8 Ocak 1926’ye tekabül eden H. 23 Temmuz 1344 Cuma namazından sonra Hicaz kralı olarak ona biat ettiler.
Bu yıl 100. yılını dolduran bu biat ayrı bir tarihi andı. Tören, Mescid-i Haram içerisinde, özellikle Haram’ın güney tarafındaki en büyük kapılardan biri olan ve es-Safa Caddesi’ne ve ardından sayın başladığı Safa tepesine uzanan Bab-us Safa’da yapıldı. O zamanlar say yapılan alan, Mescid-i Haram dışında bir toprak çarşıydı. Bu durum, Kral Abdülaziz’in ve sonrasında gelen kral oğullarının Harameynin hizmetine ve mimarisine gösterdikleri ilgiyi gösteriyor. Ancak bu, başka bir hikâye.
Bu tarihi olayda Suudi devletinin yöneticilerinden biri, ilk kez ‘kral’ unvanını taşıdı.

Prens Muhammed bin Selman, Mekke-i Mükerreme’deki Safa Sarayı’nda veliahtlık biatı aldığı sırada (SPA)
Biat, İslam medeniyetini karakterize eden İslami bir ilkedir. Çoban ve sürüsü arasında bir ahit ve sözleşme olarak kabul edilir. Aynı zamanda Yönetim Temel Yasası hükümleri ve ardından Sadakat Konseyi (Biat Heyeti) sistemi tarafından onaylandığı üzere, 300 yıl önceki ilk kuruluşundan bu yana Suudi devletinin anayasal temellerinden biridir. Kral Abdülaziz, yönetiminin temellerini İslam hukuku ilkeleri üzerine attı. Devletini sağlam iyi yönetim temelleri üzerine kurdu ve coğrafi, siyasi, kültürel ve sosyal açıdan benzersiz bir üniter model sundu. Bu devlet, Arap-İslam medeniyetinin gerçek varisiydi. Suudi tarihçi Profesör Muhammed Hüseyin Zeydan, bu durumu “İslam derlerse hörgüç üzerindeyiz, Arapçılık derlerse zirvedeyiz” diye anlatıyor.
Aynı şekilde kurucu kral, öngörülü vizyonuyla, tahta geçiş konusunda da anayasal bir yaklaşım oluşturdu. Bu yaklaşım, kralın sütunlarını inşa etmede ve halefini sürdürmede sağlamlığını kanıtladı. Kendisinden sonra Abdülaziz’in oğulları, bu eşsiz devlet modelini korumuşlardır. Arap ve İslam siyasi mirasının çağdaş versiyonunu sunmuşlardır. Eski yönetim geleneklerini pekiştirmişler ve siyasi uygulamalarını ve anayasal araçlarını geliştirmişlerdir. Ayrıca gelişme ve özgünlük denklemini karıştırmayı başarmışlardır. Krallıkta hükümetin sorunsuz aktarımı, herhangi bir anayasal boşluk veya olağanüstü “hâl ilanı olmaksızın son yüz yılda devam etti.
Bu yıl, devlet tarihinin belirleyici işaretlerinden, siyasi denklemlerinde ve tarihi kararlarında önemli figürlerden biri olan Hâdimu'l-Haremeyn (İki mukaddes mekanın Mekke ve Medine’nin Hizmetkârı) Kral Selman bin Abdülaziz’e biatın sekizinci yıl dönümünü yaşarken tarih sayfaları, ülkeyi bu çok hassas siyasi aşamada yöneten ve Suudi Arabistan Krallığı’nın geleceğine yönelik kapsamlı vizyonu çerçevesinde gücü Abdülaziz’in soyundan gelenlere aktaran kişinin Selman bin Abdülaziz olduğunu yazacak. Kendisi, ülkenin üzerine kurulduğu yaklaşımı koruyarak devleti yeniden yapılandırdı ve gençliğini yeniledi.

Prens Muhammed bin Selman, H. 26 Ramazan 1438 Ramazan’ında Mekke-i Mükerreme’deki Safa Sarayı’nda prensler, alimler, üst düzey yetkililer, askeri liderler ve vatandaşlardan biat aldı (SPA)
Kurucu krala biatın yalnızca bir Suudi için değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel olarak da belirleyici bir tarihsel an olduğu gibi Prens Muhammed bin Selman’a veliahtlık biatı da Suudi Arabistan Krallığı tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Zira onunla birlikte büyük siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal dönüşümler yaşadık ve her düzeyde reformlarda hız kazandık. Ayrıca onun, bölgesel ve uluslararası sahnelerde etkisi oldu. Suudi Arabistan’ın medeni konumunu almasına, krallığı yeniden küresel güç dengelerinde önemli bir figür ve geleceği inşa etme stratejilerinin oluşturulmasında bir model haline getirmesine olanak sağlayacak köklü bir değişimi beraberinde getirdi.
Kral Abdülaziz’in tarihini okuyan kişi, onun büyük kişiliğinin kapsamını, dehasının yüceliğini, ileri görüşlülüğünü ve onu tarihin en büyüklerinden biri yapan diğer niteliklerini net bir şekilde anlar. Onun çocukları, bu niteliklerin çoğunu miras almıştır. Kral Abdülaziz Okulu’nun bir uzantısı ve onun kişiliğinin bir yansıması olan Kral Selman Okulu, Prens Muhammed’in mezun olduğu ve dedesi Abdülaziz’in kişiliğinden ilham alarak yönetim sanatlarını, siyasetin becerilerini ve tarih sevgisini öğrendiği en önemli okuldu. Bu nedenle, prensin kendi yönetim felsefesi, benzersiz siyaset vizyonu ve farklı tarih okuması vardı.
Muhammed bin Selman ile dedesi Abdulaziz bin Abdurrahman arasında birçok yönden benzerlik gösteren bazı örnekleri inceleyebiliriz. Pratik açıdan bakıldığında, tıpkı kurucu kralın radikalizm tehlikesini fark etmesi ve başından beri onunla savaşması gibi, prens de Kral Selman’ın desteği ve rehberliği ile aynısını aynı kararlılıkla yaptı. Toplumsal dönüşümlerle ilgili olarak ise Kral Abdülaziz, bilgisizlikleri nedeniyle bir takım toplumsal grupların kapanması ve otomobiller, uçaklar ve kablosuz cihazlar gibi o dönemde modern icatlar da dahil olmak üzere yeni olan her şeye karşı dünyaya açık olmamalarından ve değişime karşı direnç göstermelerinden mustaripti. Alman tarihçi Dagobert Von Mikusch, konuya ilişkin olarak “İbn Suud, fanatik gericilik ile modern ilerleme arasında bir orta yol bulmayı amaçlayarak, her soruna çözüm bulmayı ve çelişkileri incelikle uzlaştırmayı büyük ölçüde başardı. Böylece ülkesi, dine, geleneklere veya miras kalan alışkanlara halel getirmeksizin tüm modern yeniliklerden yararlanmaktadır” dedi. Profesör Hayreddin el-Zarkali de Kral Abdülaziz’in o dönemde dinin öğretilerine veya örf ve adetlere aykırı olmadıkça tanıtılan ve icat edilen modern yeniliklere ilerleme ve açılım aradığını ileri sürerek bu görüşe katılıyor.
Prens Muhammed, Hâdimu'l-Haremeyn’in desteğiyle, Suudi Arabistan Krallığı için toplumsal dönüşümün önemli olduğunu fark etti ve bu dönemde bunu, Suudi Arabistan Krallığı 2030 Vizyonu’nun dayandığı değişim ve kalkınma öncelikleri arasına yerleştirdi. Ilımlı İslam değerlerine dayanan, vatana ait, İslam kültürü ve Suudi mirasıyla gurur duyan canlı bir toplum, vizyonun temalarından biriydi. Bu bağlamda iki zaman arasındaki fark, toplumun bu dönüşümleri daha kabullenici olması ve yeni yaşam biçimlerine açık hale gelmesi olabilir.
Güvenlik konusunda ise Kral Abdulaziz, güvenliğe kapsamlı şekilde dikkatini verdi. Ülke genelinde güvenliği tesis etme konusundaki arzusunu vurgularken, bir basın açıklaması sırasında güvenlik vizyonunu “Ülke için yalnızca güvenlik ve huzur vardır. Bu yüzden herkesin rahat olmasını ve güven duymasını rica ediyorum. Şeytanların vesveselerine ve bu mukaddes topraklarda asayişin bozulmasına yol açacak heveslere karşı herkesi uyarıyorum” diye özetledi.
Kurucu Kral’ın en büyük başarılarından biri, Arap Yarımadası’nda kaybolan güvenliğin dikkate değer bir hızla sağlamlaştırılması ve yeniden tesis edilmesiydi. Kendisinden sonraki krallar olan oğulları da bu başarıyı korudu. Her biri, her dönemin gelişmelerine uygun olarak güvenliği güçlendirdi ve istikrarı sağlamlaştırdı.
Arap dünyasını önemli düşünürlerinden Emir Şekib Arslan, “Suudi yönetiminin yalnızca geçmiş hüneri kapsamlı ve gölgeli güvenlik hünerleri olsaydı bu, onu övmek için gönüllere hitap etmeye, dilleri sorgulamaya yeterdi” dedi.
Zamanın değişmesi ve gelişmesi, ulusal güvenlik kavram ve yönlerinin gelişmesi, siber uzayın devletler arasındaki çatışma alanlarından biri olarak ortaya çıkması ve bu alana Suudi Arabistan Krallığı’na düşman örgütler ve taraflarca nüfuz edilmesi göz önüne alındığında, Krallığın siber terörle mücadele etme ve toplumu entelektüel atılımlardan koruma ve kitleleri kaos ve istikrarsızlaştırmaya yönlendirme çabalarına ek olarak ulusal siber güvenliğin Kral tarafından ilgi ve dikkat gördüğünü, Veliaht Prens’in denetim ve takibi ile karşılaştığını, ulusal hayati çıkarları, hassas altyapıları ve teknik ve operasyonel sistemleri korumak için Ulusal Siber Güvenlik Otoritesi’nin kurulduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde veri yönetimi, yapay zeka ve bilgi güvenliği ile ilgili bir dizi devlet kurum ve kuruluşu kurulmuştur. Bilgi Suçları Yasası çıkarılmış, sıkı bir şekilde uygulanmıştır. Bunların tümü, toplumu rahatsız etmek ve Suudi ulusal güvenliğini istikrarsızlaştırmak için organize kampanyalar ve sistematik hedeflerle mücadeleye olanak tanıdı. Bu noktada ‘genişletilmiş güvenlik’, Kral Abdülaziz döneminde oluşturuldu, sonraki devirlerde konsolide edildi ve torunu Muhammed bin Selman tarafından da uzayda kurulumu denetlendi.
Kral Abdülaziz’in sistemik ve hukuki yönlere gösterdiği ilgiyi ve Suudilerin hayatlarının çoğu alanını kapsayan onlarca tüzük ve yasayı hazırlamak ve yürürlüğe koymakla görevli bir dizi ihtisas komitesinin oluşturulmasını karşılaştırdığımızda tablo daha netleşebilir. Bu komite, o dönemde yasal bir devrim ve örgütsel bir patlama oluşturdu. Özellikle ‘yargıçların oluşumu sistemi, mahkemelerin oluşumu sistemi, şeriat davalarını yürütme sistemi, yargı sorumluluklarının yoğunlaşması sistemi, yasal savunma sistemi, ceza sistemi, mahkeme yetkileri sistemi, adli teftiş sistemi, noterler sistemi gibi adalet sistemlerine ve bunların birçoğunun yayınlanmasına özel ilgisi vardı. Bu durumu, Veliaht Prensin kralın direktifleri doğrultusunda Suudi Arabistan Krallığı’nda gelişen sistemlere gösterdiği ilgi ve yargı sistemlerini çağdaş gelişmelere ayak uyduracak şekilde geliştirerek adli işlerin etkinliğini artırma amacıyla adli mevzuat hazırlamak için özel bir komite oluşturulması ile karşılaştırabiliriz. Bu noktada da başka bir benzerlik biçimiyle karşı karşıya kalacağız.
Ama benzerlikten ne kastettiğimin en net örneği olabilecek daha dikkat çekici bir hikâye var. Kral Selman’ın, yolsuzluk vakalarını saymak, soruşturmak ve ilgililerle birlikte gerekli önlemleri almak üzere Veliaht Prens başkanlığında bir yüksek komite kurulması emrini vermesinin ardından, Kraliyet Nişanı’nın ikinci maddesinin üçüncü fıkrasının metninde belirtildiği üzere, başsavcılık, yaklaşık 400 milyar riyale (100 milyar dolardan fazla) ulaşan yolsuzluk davalarına karışan bazı kişilerle uzlaşmaya varıldığını duyurdu. Bu uygulamanın yaklaşık 80 yıl önce yolsuzluk davalarına karışanlara karşı Kral Abdülaziz tarafından ortaya koyulduğunu bilmeyen yoktur. İşte Müsteşar Fuad Hamza’nın o olayla ilgili anlattıkları;
“Riyad’da (MS 1944’e karşılık gelen H. 1363 yılında) kralın, hükümet adına çalışmak için uygulayıcılar tarafından yapılan manipülasyonları keşfettiğini, onların Riyad’a gitmelerini ve el-Masmak Hapishanesi’ne koyulmalarını istediğini öğrendim. 6 ay hapiste kaldıktan sonra kral onları affetti. Ama aldıklarını geri vermeleri şartıyla. 90 bin riyal aldıkları kanıtlandı. Durumlarına acıyarak bunun aralarında taksim edilmesini emretti.”
Tabii ki, başka listelenemeyecek kadar birçok benzerlik var. Ama en önemli özelliği, kurucunun döneminden bu zamana kadar (genişletilmiş vizyon) bu dünya insanının bir fark yaratma yeteneğine sahip olmasıdır. Tıpkı ilk Suudilerin kurucu kralın üniter projesine ve onun devleti inşa etme vizyonuna inandıkları ve Abdülaziz’in onlara aidiyet ruhu ve sadakat duygularını aşıladığı gibi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz de Suudi insanının yeteneklerini ortaya çıkardı, onlarda bir coşku duygusu uyandırdı ve vatandaşlık duygusunu, sadakat duygularını ve aidiyet ruhunu artırdı.
Arap milliyetçiliği tarihçisi Profesör George Antonius’un Kral Abdülaziz döneminden sonra Arap Yarımadası’nda bir insanın hayatında meydana gelen değişim ve dönüşümüne ilişkin anlattıklarını okuduğumuz zaman, iki zaman arasındaki benzerliğin boyutunu fark edebiliriz. Şöyle diyor;
“Gerçekleşen değişiklik, Arap Yarımadası Araplarının yaşamında hem kamusal hem de özel tezahürleri açısından köklü bir dönüşüm sağladığı için hükümet sisteminde bir değişiklikten daha fazlasını ifade ediyor.
İnsanların yüzyıllardır alışkın olduğu şeyi birkaç yıl içinde geçersiz kılan bir yönetim sistemi ve sivil görevler fikri ortaya koydu. İslam ahlâkını ve Arap geleneklerini, umumî işlere yön vermede ve toplu ve bireysel davranış kurallarında üstünlüğüne kavuşturdu. Belki de Arap Yarımadası’ndaki İslami daveti takip eden en derin ve belki de en faydalı değişiklikti.”
Kesin olan şu ki, insana yatırım Suudi Arabistan Krallığı’nın tarihi boyunca yaptığı en büyük yatırımdır. Bu konuya ilişkin ayrıntılar uzun. Ama Suudi ruhu, tarihin hareketiyle etkileşime girmiştir. Ben de Suudi Arabistan zamanını, tarihinin mantığına, performansının canlılığına ve vizyonunun mertebelerine göre ortaya koydum.
Suudilerin tarihi çağrıştırdığı ve kıvrımlarında geleceği okuduğu bu ulusal hafızayı Allah muhafaza etsin.



Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Türkiye, Husilerin insansız hava aracıyla Mekke-i Mükerreme'ye saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenliği tehdit etmekle kalmadığını, uluslararası deniz ticaret yolları ve küresel istikrar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınarken Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediğini ve Riyad'la dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Türkiye Savunma Bakanlığı da Husilerin saldırılarını ve Suudi Arabistan'a yönelik diğer eylemlerini kınayarak bölgenin istikrarını tehdit eden bu eylemlere son verilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki tehditlerinin sürmesinin yalnızca bölgesel güvenliği değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bugün (Perşembe) düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, “Husilerin, geçen hafta sonu Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA saldırısı da dahil olmak üzere gerçekleştirdiği eylemleri kınıyor ve yalnızca bölgesel istikrarı değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da tehdit eden bu tür eylemlere derhal son verilmesi gerektiğini vurguluyoruz” dedi.

‘Kabul edilemez eylemler’

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba gecesi yayımladığı açıklamada, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediği ve Suudi Arabistan'la dayanışma içinde olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların derhal durdurulması ve gerilimi daha da tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması çağrısı yinelendi.

hju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da dün (Çarşamba) yayımlanan Türk gazetecilere yönelik açıklamalarında, Irak'ta konuşlanan saldırganların Suudi Arabistan'ı hem güneyden hem de kuzeyden hedef almaya çalışmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Fidan, bu girişimlerin yalnızca Suudi Arabistan'a zarar vermeyi değil, bölgeyi de hedef aldığını belirterek bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalınamayacağını ifade etti.

Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ruhuna uygun hareket ettiğini belirten Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki anlaşmanın teknik görüşmelerinde şu aşamada ittifakın karargâh yapısı ve personel sayısı gibi konuların ele alındığını kaydetti.

Bu kapsamda Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin artırılması ve savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütüldüğünü belirtti.

Sözcü, üç ülke arasındaki ittifakın kurumsallaştırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyaretinin sonuçlarını nasıl yorumlamalıyız?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyaretinin sonuçlarını nasıl yorumlamalıyız?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)

Ahmed Abdulhakim

Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı gözlemci ve analistler, Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini ve bölgesel gelişmelere ilişkin tutumların uyumunu ortaya koyan bu ziyaretin, artan bölgesel gerilim ile tehditler ortamında ve her iki ülkenin Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazları ile Kızıldeniz’deki seyir güvenliğine verdiği önem ışığında ‘olağanüstü bir öneme’ sahip olduğu konusunda görüş birliğine vardı.

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede iki lider, Suudi Arabistan-Mısır ilişkilerini ve bunları geliştirme yollarının yanı sıra bölgedeki son gelişmeleri, Ortadoğu’nun güvenlik ve istikrarına ilişkin konuları ve bunların başında gelen deniz seyir güvenliği ile özgürlüğünü ve bu husustaki koordinasyon çalışmalarını ele aldı.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada ise görüşmelerde Mısır-Suudi Arabistan ilişkilerinin Arap dünyasında en üst düzeyde olması gerektiği hususunda mutabakata varıldığı ifade edildi. Açıklamada, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken; Suudi Arabistan’ın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz hatlarındaki seyir özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ve tehdidin Mısır tarafından tamamen reddedildiği ve kınandığı belirtildi.

İlişki stratejisinin teyidi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın Arap İşlerinden Sorumlu Eski Bakan Yardımcısı Yaser Osman, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin ziyaretini ve Sisi ile gerçekleştirdiği görüşmeyi, zamanlaması ve taşıdığı anlamlar bakımından ‘bölgenin son dönemde tanıklık ettiği en önemli etkinliklerden biri’ olarak değerlendirdi. Independent Arabia’ya konuşan Osman, ziyaretin iki kardeş ülkenin liderleri arasındaki sıradan ve rutin temaslar kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Bu ziyaret, son derece kritik bir zaman diliminde; bölgenin, bölgesel güvenliği, istikrarı ve deniz seyir özgürlüğünü tehdit eden tehlikeli ve hızlı gelişmelerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu durum, söz konusu sınamalara karşı acil istişareyi ve ortak iş birliğini zorunlu kılmaktadır” dedi.

Ziyaret koşullarının iki ülkenin ulusal güvenliğinin ne denli birbiriyle bağlantılı olduğunu, stratejik çıkarlarının kenetlendiğini, ikili ilişkilerin gücünü, ortak kader birliğini ve bölge sorunlarına yönelik görüş yakınlığını gösterdiğini belirten Osman, bu çerçevede Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan her türlü tehdit karşısında Riyad ile tam bir dayanışma içinde olduğu yönündeki temel yaklaşımını vurgulamaya özen gösterdiğini ifade etti.

Osman, ziyaretin iki ülkenin bölgesel krizlere yönelik tutumlarında tam bir görüş birliğinin varlığını ortaya koyduğunu kaydetti. Bu uyumun boğazlardaki seyir özgürlüğü, Filistin davası ve Sudan krizi gibi bölgeyi ilgilendiren tüm dosyalarda geçerli olduğunu belirten Osman, ziyaretin ana mesajının ‘iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin sarsılmazlığını ve bölgenin karşı karşıya olduğu sınamalarla mücadeledeki ortak iradeyi teyit etmek’ olduğunu vurguladı.

rgrtgt
Mısır Cumhurbaşkanı ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi arasındaki görüşmede, mevcut koşullarda iki ülke arasındaki dayanışma ve koordinasyonun önemi vurgulandı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre iki lider arasındaki görüşmelerde bölgesel gelişmeler ve mevcut sınamalar ele alındı. Sisi, Mısır’ın mevcut bölgesel koşullar karşısında Suudi Arabistan ile tüm Arap ülkelerine yönelik sarsılmaz desteğini yineledi. Bu çerçevede iki ülke arasındaki koordinasyon ve temasların artırılması gerektiği vurgulandı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ise Mısır’ın bölgesel istikrar ve barış çabalarına verdiği desteği takdirle karşıladığını belirterek, son jeopolitik sınamalar karşısında Mısır’ın Suudi Arabistan’a gösterdiği dayanışma ve desteği övgüyle karşıladı. Görüşmede ayrıca, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Hürmüz ile Babu’l Mendeb boğazları ve Kızıldeniz’de deniz seyir güvenliğini ve özgürlüğünü sağlama konusundaki kararlılığı teyit edildi. Sisi, Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve istikrarını korumak için aldığı tedbirleri desteklediklerini, aynı zamanda Yemen krizine kapsamlı ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm bulunmasını desteklediklerini vurguladı.

İş birliği ve koordinasyon ‘acil bir gereklilik’

Arap Araştırma ve Etütler Merkezi Direktörü Hani Süleyman, Kahire ve Riyad arasındaki ‘koordinasyon ve iş birliğini güçlendirmenin’ artık bir lüks değil, bölgenin karşı karşıya kaldığı güvenlik sınamaları ve gelişmelerle mücadelede ‘acil bir zorunluluk’ olduğunu ifade etti. Süleyman, Suudi Arabistan ve Mısır’ın üstlendiği rol ile sahip oldukları farklı kapasitelerin, yalnızca kendi çıkarlarını korumak açısından değil, bölge ülkelerinin karşılaştığı siyasi ve güvenlik sınamalarıyla mücadele etmek açısından da hayati ve stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı.

İki ülkenin çabalarını birleştirmesi ve aralarındaki koordinasyonu en üst düzeye çıkarması sayesinde ‘uzun süredir devam eden krizlere yönelik ortak yaklaşımlar ve çözümler geliştirebilecek kapasitede’ olduğunu belirten Süleyman, bu durumun birçok uluslararası aktöre de net ve doğrudan mesajlar taşıdığını kaydetti. Süleyman, bu mesajın iki ülkenin her türlü sınamayla Arap dünyasının yaklaşımları doğrultusunda ve bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü ile güvenliğini koruyacak şekilde mücadele etme kararlılığı olduğunu ifade etti.

Süleyman, her iki ülkenin de bölge meselelerinde akılcı ve dengeli bir dış politika izlediğini, koordinasyonun artırılmasıyla önümüzdeki dönemde olumlu sonuçlar elde edileceğini dile getirdi. Ziyaretin çıktılarına da değinen Süleyman, bu sonuçların yakın gelecekte ortak ilgi alanına giren tüm dosyalarda somut gelişmeler olarak sahaya yansıyacağını belirtti.

trht5rhb
Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyareti bir gün sürdü; Sisi ile yaptığı görüşmelerde ikili ilişkiler ve bu ilişkilerin geliştirilme yolları ile bölgedeki gelişmeler ele alındı. (Reuters)

Benzer şekilde, Mısır Dışişleri Bakanlığı Eski Bakan Yardımcısı Seyyid Kasım el-Mısri, ‘Suudi Arabistan ve Mısır arasındaki iş birliği ve koordinasyonun derinleştirilmesinin, muhtelif güvenlik ve siyasi sınamalarla mücadelede her zaman büyük önem taşıdığını’ ifade etti. Tarihi, coğrafi, ekonomik ve güvenlik bağlarıyla örülü iki ülke ilişkilerinin konjonktürel bir krize veya geçici bir sınamaya bağlı olmadığını belirten el-Mısri, bu bağları güçlendirmenin Arap coğrafyasının güvenliğini ve istikrarını korumak için elzem olduğunu vurguladı.

İki ülke arasındaki ilişkilerin köklü ve her düzeyde derin olduğunu dile getiren el-Mısri, her iki tarafın da Arap çıkarlarını korumaya katkı sağlayacak kapasiteye sahip olduğunu kaydetti. Son yıllarda Arap ortak hareket mekanizmalarında yaşanan aksaklıklara rağmen ‘Mısır-Suudi Arabistan ekseninin bölgedeki istikrar ve güvenliğin ana sütunu olmayı sürdürdüğünü’ belirten el-Mısri, bu eksenin güçlendirilmesinin her iki ülke için de zorunlu hale geldiğini ifade etti. Son bölgesel gelişmelerin ve tehditlerin iki ülkenin çıkarlarının ortak olduğunu gösterdiğini vurgulayan el-Mısri, birine yönelik tehdidin diğerinin de güvenlik ve istikrarını doğrudan etkilediğini belirtti.

Aynı doğrultuda değerlendirmelerde bulunan Arap Birliği Eski Genel Sekreteri Amr Musa da Mısır-Suudi Arabistan yakınlaşması ve koordinasyonunun artık bir tercih değil, bölgedeki durumun hassasiyetinin dayattığı bir zorunluluk olduğunu ifade etti. X platformu üzerinden yaptığı açıklamada Musa; Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik tekrarlanan saldırıların yanı sıra Lübnan, Suriye, Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’teki saldırılar ile Kızıldeniz ve bölgesel sulardaki seyir güvenliğine dönük tırmanan tehditlerin net ve etkili bir Arap tutumunu zorunlu kıldığını vurguladı.

Musa, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Arap sisteminin iki temel sütunu olduğunu belirterek, iki ülke arasındaki yakınlaşma ve sıkı koordinasyonun, Arap güvenliğini ve çıkarlarını koruyacak, ayrıca Arapların kendi bölgelerinin geleceğini belirleme yetisini yeniden kazandıracak kapsamlı bir siyasi hareketi başlatmak için şart olduğunu kaydetti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan ziyaretin ardından yapılan açıklamada, iki liderin görüşmede ‘mevcut koşulların iki ülke arasında daha fazla dayanışma ve koordinasyonu gerektirdiğini, her iki ülkenin çıkar ve hedeflerinin örtüştüğünü ve aralarında tam bir anlayış birliği bulunduğunu’ vurguladıkları belirtildi. Açıklamada, Veliaht Prens’in ziyaretinin Mısır ile Suudi Arabistan ve tüm Körfez ülkeleri arasındaki tam dayanışma ve kardeşliği teyit ettiği ifade edilerek; Sisi ve Selman’ın, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu yineledikleri kaydedildi. Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz hatlarındaki seyir özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ve tehdidi tam bir kararlılıkla reddettiği ve kınadığı vurgulandı.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’na göre görüşmede, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Filistin davasına ilişkin tutumlarının tam olarak örtüştüğü teyit edilerek, iki devletli çözüm ile uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan adil ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması gerektiği belirtildi. İki lider, ABD Başkanı’nın barış planının ikinci aşamasının gerekliliklerinin ve 2803 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanması, Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda insani yardımın ulaştırılması ile Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki İsrail ihlallerinin durdurulması gerektiğinin altını çizdi.

Sudan krizine ilişkin olarak ise iki lider, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Sudan’ın güvenliğine, istikrarına ve ulusal kurumlarının bütünlüğüne verdiği desteğin sürdüğünü teyit etti. Sudan ordusunun herhangi bir milis gücü veya yasa dışı paralel yapıyla bir tutulmasının reddedildiği görüşmede, Sudan’ın birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik her türlü tehdidin Mısır, Suudi Arabistan ve tüm bölge ülkelerinin kolektif güvenliği için bir risk oluşturduğu vurgulandı.


Husilerin Mekke-i Mükerreme’yi hedef almasına yönelik geniş çaplı kınamalar

Mekke’deki Mescid-i Haram’a dünyanın dört bir yanından çok sayıda mümin akın ediyor (SPA)
Mekke’deki Mescid-i Haram’a dünyanın dört bir yanından çok sayıda mümin akın ediyor (SPA)
TT

Husilerin Mekke-i Mükerreme’yi hedef almasına yönelik geniş çaplı kınamalar

Mekke’deki Mescid-i Haram’a dünyanın dört bir yanından çok sayıda mümin akın ediyor (SPA)
Mekke’deki Mescid-i Haram’a dünyanın dört bir yanından çok sayıda mümin akın ediyor (SPA)

Çeşitli Arap ve İslam ülkeleri ile kuruluşlar, Husilerin Mekke-i Mükerreme’yi bir insansız hava aracıyla (İHA) hedef almasını kınadı.

Suudi Arabistan Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri, salı akşamı Husilerin fırlattığı düşman İHA’yı önledi. İHA, kutsal kentin hava sahasına girmeden önce Mekke’nin güneyinde imha edildi.

Mekke-i Mükerreme’nin bu saldırıyla hedef alınması, Pakistan, Ürdün, Katar, Kuveyt, Mısır, Bahreyn, Yemen ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yanı sıra Körfez İşbirliği Konseyi, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği tarafından geniş çapta kınandı. Söz konusu ülkeler ve kuruluşlar, Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduklarını belirtirken, krallık topraklarının hedef alınmasını ve egemenliğinin ihlal edilmesini reddetti.

Öte yandan, Koalisyon Güçleri Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, “Bu düşmanca ve terörist girişim, Mekke-i Mükerreme’yi hedef almaya yönelik ikinci girişimdir” dedi. Maliki, saldırıyı, vahyin indiği, İslam mesajının doğduğu ve dünyanın dört bir yanından milyonlarca Müslümanın gönlünde özel yere sahip olan Mekke’yi hedef almaya yönelik “çirkin” bir eylem olarak nitelendirdi.

Maliki, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’nin güvenliği ile hacı ve umre ziyaretçilerinin emniyetinin kırmızı çizgi olduğunu vurgulayarak, koalisyonun ortak kuvvetler komutanlığının Husilere karşı gerekli ve caydırıcı önlemleri almaktan çekinmeyeceğini belirtti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, ülkenin Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’nin, hacı ve umre ziyaretçilerinin, tüm Suudi Arabistan topraklarının, vatandaşlarının ve ülkede ikamet edenlerin güvenliğini korumak için gerekli bütün tedbirleri alma konusunda meşru hakkı bulunduğunu vurguladı.