Modern tarihte ABD sırlarını sızdıran kişiler ve amaçları

Bu isimlerden bazıları internet çağından önce ABD sırlarını sızdırmışlardı. Teixeira, Ellsberg, Snowden, Assange ve Manning, onların arasından öne çıkan isimler

Birkaç gün önce Pentagon'dan ABD gizli belgelerinin sızdırılması tüm dünyayı şaşırttı / Fotoğraf: AFP
Birkaç gün önce Pentagon'dan ABD gizli belgelerinin sızdırılması tüm dünyayı şaşırttı / Fotoğraf: AFP
TT

Modern tarihte ABD sırlarını sızdıran kişiler ve amaçları

Birkaç gün önce Pentagon'dan ABD gizli belgelerinin sızdırılması tüm dünyayı şaşırttı / Fotoğraf: AFP
Birkaç gün önce Pentagon'dan ABD gizli belgelerinin sızdırılması tüm dünyayı şaşırttı / Fotoğraf: AFP

Tarık eş-Şami 
ABD'nin Massachusetts Ulusal Hava Muhafızları'nda görevli bir istihbarat görevlisinin ABD'nin en tehlikeli sırlarına ilişkin en az 100 belgeyi sızdırmakla suçlanması, yakın tarih boyunca benzer efsanevi sızıntıları yeniden gündeme getirdi.
İnternet çağından önce başlayan ve uzun süredir devam eden sızıntılar artık bir olgu haline geldi. Her seferinde bilgi sızdıranların amaçları ve yaptıkları eylemin büyük sonuçları hakkında yasal ve siyasi bir tartışma gündeme geliyor. 
Bazıları onlara hain, muhbir ya da vicdan sahibi insanlar veyahut çılgın maceracılar dese de ABD'nin en büyük sırlarını sızdırmaya kendi başlarına karar veren insanlar genellikle tarihin akışını değiştirdiler.
Peki, en belirgin sızıntı hikayeleri hangileri ve kahramanları kimler?

Son sürprizler
Dünya, birkaç gün önce ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) gelen gizli belgelerin sızdırıldığına dair yeni bir hikayeyle şaşkına döndü.
Olayın kahramanı, Ukrayna'daki savaş ve ABD'nin bu savaştaki rolü hakkında gizli materyaller elde ettiği iddia edilen 21 yaşındaki Jack Teixeira idi. 
Teixeira, ABD istihbarat teşkilatlarından ve benzer şekilde düşman ve dost istihbarat teşkilatları üzerindeki gözetleme ve dinleme operasyonlarından topladığı bilgileri sızdırmıştı.
Bu durum, Başkan Joe Biden yönetimini, Pentagon'u ve ABD istihbarat camiasını büyük ölçüde utandırdı.
Çoğu insanın en büyük şoku, bu kadar genç ve emir komuta zincirinde alt kademelerde olan bir adamın, Massachusetts Ulusal Hava Muhafızları askeri üssündeki bir istihbarat ajanı olarak bulunduğu pozisyondan bilgiye bu kadar kolay erişebilmesi veya bu bilgileri elde edebilmesiydi.
Bilgilere erişim sağladıktan sonra anlık mesajlaşma platformu Discord üzerindeki bir grup sohbeti aracılığıyla gizli ve hassas bilgiler sızdırıldı ve ardından sosyal medyaya yayıldı.
Bu durum, ABD ile casusluk ve istihbarat sahasında iş birliği yapan çeşitli ABD müttefiklerinin öfkeli haykırışlarına yol açtı.
Hükümetler genellikle düşman ve müttefiklerden gelen elektronik dinlemelere maruz kalabileceklerinin farkında olsalar da bunu yerel ve küresel kamuoyuna ifşa etmek, hedeflenen hükümetleri utandırdığı için başka bir konudur.
Aynı zamanda bu durum silahlarının çoğu için ABD'ye bağımlı olan ön saflardaki Ukraynalı savaşçıların güvenini sarsıyor ve Washington ile NATO müttefikleri arasına nifak tohumları ekerek günün sonunda Ruslara yardımcı oluyor.
Bu yeni sızıntı hikayesinin medyada ortaya çıkması ve ardından geçen hafta Teixeira'nın tutuklanıp yargılanmasıyla, önceki bilgi yayma krizleri ve bunların tarihsel sonuçları, karşılaştırma ve çıkarılacak dersler için yeniden ortaya çıktı.
Bunlardan biri de Daniel Ellsberg'in 1971 yılında Vietnam Savaşı sırasında kasıtlı olarak 'Pentagon belgelerini' sızdırdığı benzer bir dava olan ABD ulusal güvenlik sırlarıyla ilgiliydi.
Ellsberg daha sonra, ABD tarihinin en ünlü muhbiri olarak ABD'de ve yurtdışında sayısız kişiye ilham kaynağı oldu ve şu anda 92 yaşında olmasına rağmen hükümetin şeffaflığı fikrini hâlâ aktif olarak destekliyor.

Pentagon belgeleri
Pentagon belgelerinin yayımlanması, ABD tarihindeki gizli ABD belgelerinin belki de en meşhur ve etkili sızıntısıydı.
Ellsberg'in kahramanı olduğu bu önemli eylem, Vietnam Savaşı'na verilen desteğin derecesini değiştirdi ve basın özgürlüğüne ilişkin Yargıtay'dan dönüm noktası niteliğinde bir karar çıkardı.
Bu karar, eski ABD Başkanı Richard Nixon'un doğrudan başkanlığını sona erdiren skandallara yol açan aşırı tepkisine neden oldu.
Nixon'un biyografi kitabı yazarı John A. Farrell 2017 yılında "Pentagon belgeleri meselesi, ilk kurbanı muhbir Ellsberg değil, ABD Başkanı olduğu için sona erdi" dedi.
1971 yılında RAND Corporation'da Vietnam Savaşı üzerine bir proje üzerinde askeri analist olarak çalışan Ellsberg, Pentagon belgeleri olarak bilinen ABD'nin Vietnam Savaşı'na müdahalesinin kapsamlı bir belgesel kaydını kamuoyuna yayımlamayı seçti.
Ama ondan önce Ellsberg, Harvard Üniversitesi'nden doktora derecesine sahip 40 yaşında bir deniz piyadeleri gazisiydi.
1965 yılında Vietnam'a gitmeden önce savunma ve devlet departmanlarında ve RAND Corporation'da çalıştı ve orada savaşa ve bunun için sunulan resmi gerekçelere karşı çıktı.
1969 yılından beri ABD'nin Vietnam Savaşı'na katılımının artmasının ardındaki kararları inceleyen ve yazan onlarca analistten biri oldu.
Araştırma ve çalışmaları, ilk olarak dönemin Savunma Bakanı Robert McNamara tarafından görevlendirildiği 1945 ila 1968 yıllarını kapsıyordu.
Bu süreçte, kendisi ve RAND Corporation'daki meslektaşı Anthony Russo, kurumda tuttukları 7 bin sayfalık gizli belgelere ve tarihi anlatılara erişim sağladı.
Ardından, iki yıldan fazla süren bir süreçte, geceleri fotoğraflanmak üzere her seferinde bir sayfa belge kaçırmaya başladılar.
Ellsberg daha sonra, ABD Kongresi'ne sunmaları umuduyla savaşı eleştiren birkaç senatöre sızdırdıkları belgeleri gösterdi.
Ancak senatörler bunu yapmaya hazır değillerdi. Biri onu belgeleri The New York Times'ta yayımlaması için teşvik etti, Ellsberg'in yaptığı da tam olarak buydu.
13 Haziran 1971 tarihinde, gazeteci Neil Sheehan tarafından yazılan ilk hikâye, The New York Times'ın ön sayfasında çıktı.
Makalenin girişinde ABD'nin savaşı Vietnamlıları komünizmden kurtarmak için değil, Vietnam'daki koşullar ne olursa olsun ABD'nin gücünü, nüfuzunu ve prestijini korumak için verdiğini yazdı.
Ellsberg, daha sonra durumu şöyle özetledi:
"Asla zafere ulaşamayacağımızı her zaman biliyorduk. Ancak yine de savaş devam etti ve daha fazla can kaybettik. Çünkü ABD liderleri savaşın beyhudeliğini kabul etmeye veya yenilgide küçük düşürülmeyi kabul etmeye hazır değillerdi."
Hikâyenin yayımlanmasına tepki gecikmedi. Adalet Bakanlığı, federal bir yargıçtan The New York Times'a hikayeleri yayımlamayı durdurması emrini vermesini istedi.
Ancak Ellsberg, Washington Post ile raporun başka bir nüshasını paylaşmayı başardı. Böylelikle Washington Post, haberi rakip gazetenin kaldığı yerden devam ettirdi.
Ellsberg sonunda Casusluk Yasası'nı ihlal etmekle suçlandı ve aleyhindeki suçlamalarla 115 yıl hapis cezasıyla yargılandı.
Ancak bu arada, Nixon yönetiminin gazetelere karşı verdiği emirler Yüksek Mahkeme'ye gitti ve yargıçlar "Pentagon Belgeleri"nin yayımlanması lehine 6'ya 3 oy kullandı. New York Times, 1 Temmuz'da yayına yeniden başladı.
Ellsberg yargılanmayı beklerken, Nixon Beyaz Saray'da onu itibarsızlaştırmak için çeşitli yollar denedi.
Bu ve diğer yasa dışı faaliyetler gün ışığına çıktığında, Ellsberg'in davasını denetleyen bir federal yargıç, 1973 yılında onun aleyhindeki suçlamaları reddetti.
Bundan önce, Nixon'un Pentagon belgeleri sızıntılarını engellemeye çalışan adamları, Demokratik Ulusal Komite'nin Washington D.C.'deki Watergate ofis kompleksinde bulunan karargahına iki kez baskın düzenlemişti.
Nixon'un adamları ikinci ziyaretlerinde Haziran 1972'de fark edildi ve tutuklandı. Böylece, Ağustos 1974'te Başkan Nixon'un istifasına yol açan 'Watergate Skandalı' olarak bilinen birçok suç, hile ve resmi örtbasın açığa çıktığı dönem başladı.
Ellsberg'in adı ve şöhreti zamanla azaldı. Zamanının çoğunu öğretmeye ve yazmaya adadı.
Savaş ve barış, nükleer silahlar ve federal hükümetin muhbirlere karşı eylemlerini içeren çeşitli protestolarda sık sık görüldü ve işitildi.

WikiLeaks sızıntıları
2009 ve 2010 yıllarında kendisini bir gazetecilik örgütü olarak tanıtan yeni bir örgüt, ABD Ordusu istihbarat analisti Chelsea Manning tarafından sızdırılan ABD ordusu ve istihbarat servislerinden bir dizi belge yayımlayarak dünyanın dikkatini çekti.
Daha sonra 22 adet emirlere itaatsizlik ve 1917 yılında Birinci Dünya Savaşı sırasında çıkarılan ve sık sık bilgi sızdıranlara ve diğer muhaliflere karşı kullanılan Casusluk Yasası'nı ihlal etmekle suçlandı.
Manning ayrıca, kendisini idam cezasına götürebilecek bir düşmana yardım etme suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.
Manning, WikiLeaks'e 750 bin gizli veya hassas belge, diplomatik yazışma, askeri kayıt ve çeşitli notlar sızdırdı.
Ayrıca 2007 yılında Bağdat sokaklarında 12 Iraklı sivilin ölümüne neden olan bir helikopter saldırısı ve 2009 yılında Afganistan'da bir başka hava saldırısı gibi önemli olayların videolarını paylaştı.
Manning sonunda 35 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak dönemin ABD Başkanı Barack Obama yedi yıl yattıktan sonra cezasını hafifletti.
Manning serbest bırakıldıktan sonra ABC News'e yaptığı açıklamalarda halka karşı sorumluluğu olduğunu söyledi.
WikiLeaks, 2006 yılında Julian Assange adlı Avustralyalı bir editör, yayıncı ve aktivist tarafından kuruldu.
Assange, Manning'in sızıntıları nedeniyle ABD'ye ve daha sonra cinsel istismar suçlamaları nedeniyle İsveç'e iade edilmesine karşı yıllarca mahkemelerde mücadele etti.
Bir süre Londra'daki Ekvador Büyükelçiliği'nde yaşadı. 2019 yılından beri İngiltere'de cezaevinde ve şu anda ABD'ye iade kararına itiraz ediyor.

ABD Ulusal Güvenlik Ajansı sızıntıları
WikiLeaks, ABD'nin önde gelen istihbarat teşkilatlarından biri olan ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nda (NSA) eski bir bilgisayar uzmanı olan Edward Snowden'ın davasına da karıştı.
2013 yılında Snowden, Birleşik Krallık, Avustralya ve Yeni Zelanda da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki müttefik hükümetlerin benzer kurumlarının yanı sıra, yasadışı olarak yürütülen NSA telefon izleme programları hakkında bilgi sızdırdı.
Söz konusu belgelere dayanan haberler Washington Post ve Guardian'da yayımlandı ve bu, onun devlet malını çalmak ve Casusluk Yasası'nı ihlal etmekle suçlanmasına yol açtı.
Snowden, Ekvador'a gitmek için Assange'ın himayesinde 2013 yılında ABD'den ayrıldı. Ancak yolda Rusya'da geçici sığınma hakkı elde etti. O zamandan beri Rusya'da kaldı ve 2022'de Rus vatandaşlığı aldı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Snowden için herhangi bir iade emrini değerlendirmeyi reddetti.
2019 yılında Ulusal Halk Radyosu'na (NPR) verdiği bir röportajda Snowden, bu gizli bilgileri, hükümet ve diğerleri tarafından ABD'liler hakkında aşırı veri toplanmasını protesto etmek amacıyla paylaştığını söyledi.
Snowden ayrıca, evde telefon ve akıllı cihazlar aracılığıyla ABD vatandaşları hakkında veri toplanmasının tehlikesine işaret etti.
WikiLeaks ayrıca, sızıntının Demokratik Ulusal Komite'nin adaylık yolunda Clinton'ı desteklediğini gösterdiği 2016 yılında Hillary Clinton'ın başkanlık kampanyası yöneticilerinin ve Demokratik Ulusal Komite'nin e-postalarını ifşa etmesiyle de biliniyordu. Bu, Demokratik Ulusal Komite başkanını istifaya zorladı.

Reality Winner vakası
2017 yılında, eski bir ABD Hava Kuvvetleri mensubu ve NSA tercümanı Reality Winner, bir ABD haber sitesi olan The Intercept'e gizli bir rapor sızdırmakla suçlandı ve tutuklandı.
Zira site tarafından yayınlanan belge, Rusya'nın yerel seçim yetkililerine karşı bir plan kullanarak 2016 ABD başkanlık seçimlerine müdahale etme çabalarından birini detaylandırıyordu.
Winner belgeyi isimsiz olarak yayınlamıştı. Ancak federal müfettişler, The Intercept belgeyi doğrulama için NSA'ya sunduğunda belgenin kökenini tespit edebildiler.
Tutuklanmasının ardından Winner, CBS'nin '60 Dakika' programına yaptığı açıklamalarda, dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın tekrarlanan inkarları göz önüne alındığında, kendisini Rusya'nın 2016 ABD başkanlık seçimlerine müdahale etme girişimleri hakkındaki gerçeği ABD'lilere anlatmak zorunda hissettiğini söyledi.
Winner ayrıca, birinin bu konuyu açığa çıkarması gerektiğine inandığını belirtti.
Mahkeme heyeti, Winner'ı bir medya kuruluşuna belge sızdırmaktan suçlu buldu. Bunun üzerine Winner dört yıl hapis yattı. Ancak yetkililer onu 2021 yılında şartlı tahliye ile serbest bıraktı.

Independent Türkçe



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.