Cumhurbaşkanı Erdoğan: Cudi, Gabar'da günlük 100 bin varil üretim kapasiteye sahip petrol bulduk

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Yeni bir müjdeyi paylaşmak istiyorum. Cudi, Gabar'da günlük 100 bin varil üretim kapasiteye sahip petrol bulduk." dedi.

AA
AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Cudi, Gabar'da günlük 100 bin varil üretim kapasiteye sahip petrol bulduk

AA
AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Konya'nın 'hayır' dediğinden hayır gelmez. Konya'nın 'evet' dediğine de Allah'ın izniyle şer bulaşmaz. İnşallah Konya, Anadolu'daki varlığımızın, birliğimizin, dirliğimizin sembolü olduğu gibi Türkiye Yüzyılı'nın da teminatı olacaktır." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçarslan Meydanı'nda düzenlenen "Karapınar Güneş Santrali, Bozkır Barajı ve Abdülhamit Han Caddesi ile Yapımı Tamamlanan Diğer Projelerin Toplu Açılış Töreni"nde konuştu.
Erdoğan, konuşmasının başında "Vefanın, dayanışmanın, milli iradenin şehri, dünyada eşi bulunmayan şehir, başkentlerin başkenti" olarak nitelediği Konya'yı ve Konyalıları selamladı.
Antalya'dan geldiğini ve oradaki mitingde 100 bini aşkın katılımcı olduğunu aktaran Erdoğan, Konya'da da 140 bin katılımcı bulunduğunu söyledi. Erdoğan, "Bu ne aşktır Yarabbi, bu ne aşk. Demek ki aşkınan koşan. Aşık olursan karşılığını da bulursun." diye konuştu.
Alandaki pankartlardan bazılarını okuyan Erdoğan, "Emri dağdan alanla değil haktan alanla yol yürünür" yazılı pankartı okuyup, "Şimdi bay bay Kemal'in yanındakilerle beraber bunlar emri nereden alıyor? Kandil'deki teröristlerden alıyor. Biz de emri Allah'tan alıyoruz. 14 Mayıs'ta emri dağdan alanları mezara gömmeye var mıyız? Buna hazır mıyız? Bundan zaten benim hiç şüphem yok. Konya buna gereken dersi inşallah 14 Mayıs'ta verecektir." ifadesini kullandı.
"7 benzemez birleşti birbiriyle 7 metre yürünmez hiçbiriyle 7 düvele karşı doğrudan doğru Reis'le başlasın Türkiye Yüzyılı" pankartını da aktaran Erdoğan, Konya ile ilgili bir de şiir okudu.
"Rabbime, bizleri bir kez daha Konya ile kavuşturduğu için hamdediyorum. Rabbime, bizleri 6 ay sonra yeniden Konyalı kardeşlerimle kucaklaştırdığı için hamdediyorum." diyen Erdoğan, Konya'da olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
"Yine meydanlara sığmayan, 14 Mayıs'ta yine destan yazmaya hazırlanan, iradesine, istikbaline ve 21 yıllık kazanımlarına sahip çıkan bir Konya" gördüğünü ifade eden Erdoğan, "Ahde vefanız için, aşkınız, sevdanız için her birinize şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Mevla kardeşliğimizi muhafaza eylesin, yol arkadaşlığımızı daim etsin diyorum." dedi.

"Konya'ya da bu yakışır"
"Konya, 14 Mayıs'ta 'durmak yok yola devam' diyor muyuz, 'doğru adımlarla yola devam' diyor muyuz, 'Türkiye Yüzyılı için hemen şimdi' diyor muyuz?" sorularına alandakilerin hep bir ağızdan verdiği "evet" yanıtının ardından Erdoğan, "Selçuklu'nun başkenti Konya'ya da bu yakışır. Sadreddin Konevi gibi Hazreti Mevlana gibi Şems-i Tebrizi gibi toprağını batmayan güneşlerin şereflendirdiği Konya'ya işte bu yakışır. Her bucağında ilmin, irfanın, bilgeliğin boy verdiği, merhum Erbakan hocamızın şehri Konya'ya elbette bu yakışır. Rabbim sizlerden razı olsun. Konya'nın 'hayır' dediğinden hayır gelmez. Konya'nın 'evet' dediğine de Allah'ın izniyle şer bulaşmaz. İnşallah Konya, Anadolu'daki varlığımızın, birliğimizin, dirliğimizin sembolü olduğu gibi Türkiye Yüzyılı'nın da teminatı olacaktır." ifadelerini kullandı.

"Belediyelerimiz, muhalefete ders verdi"
Kahramanmaraş'ta 6 Şubat'ta asrın en büyük tabii afetlerinden birinin yaşandığını anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Özellikle 7,6 büyüklüğündeki Elbistan depremi, Konya'mızda da çok ciddi biçimde hissedildi. Depremin haberini alır almaz devletimizin tüm kurumlarıyla birlikte belediyelerimizi de hareket geçirdik. Şimdi burada özellikle bir şey söylemek istiyorum, Konya Büyükşehir Belediyemiz ile ilçe belediyelerimizin ekiplerini süratle komşu illere sevk ettik. Depremde en çok yıkıma uğrayan Hatay'ı, Konya'ya zimmetledik. Konyalı belediyelerimiz, gerçekten gurur verici çalışmalara imza attılar. Altyapıdan üstyapıya, aşevlerinden çadır ve konteyner kent kurulumuna kadar her ihtiyaçlarında depremzedelerin yanında oldular. Muhalefetin tüm belediyelerinin yaptıklarını terazinin bir kefesine koyun, Konya'mızın bölgeye verdiği hizmetleri de diğer kefesine koyun, hepsinde de Konya çok daha ağır basacaktır. Konya Büyükşehir Belediye Başkanım özellikle yattı kalktı orayı takip etti. Belediyelerimiz, muhalefete ders verdi, nasıl millete hizmet edilir öğrettiler. Konya, gönül belediyeciliğinin ne demek olduğunu tüm Türkiye'ye bir kez daha gösterdi. Buradan şov ve reklam yerine yaraları sarmanın peşinde koşan tüm belediyelerimizi tebrik ediyorum. Konya halkına da afetzedelerimize şefkatle sahip çıktıkları için milletim adına teşekkür ediyorum. İnşallah el birliği, gönül birliği içerisinde deprem bölgesini en kısa sürede ayağa kaldıracağız."
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle;
"Türkiye artık enerjide muhtaç olan değil, enerji ihraç eden olacak.
Her seçim öncesi gaz buluyorlar yalanını nasıl Karadeniz gazıyla boşa çıkardıysak, enerji hamlelerimize kara çalanları yeni müjdelerle hüsrana uğratacağız.
Daha önce 'petrol yok' diye üzerine beton dökülen kuyulardan, terör nedeniyle terk edilmek zorunda kalınan bölgelerden şimdi petrol üretmeye başladık.
Gabar'daki kuyumuza bölücü örgütün alçakça katlettiği şehit öğretmenimiz Aybüke Yalçın'ın adını verdik.
(Aybüke Yalçın Petrol Kuyusu) Cizre'ye 20 kilometre mesafedeki bu petrol rezervi çok yüksek kaliteye sahip.
(Aybüke Yalçın Petrol Kuyusu) 2600 metre derinlikte bulduğumuz petrolü, bölgede açacağımız 100 kuyu ile 100 bin varillik üretim kapasitesine çıkartabileceğiz.
Yeni sahamız Şehit Aybüke Yalçın-1 kuyumuzun olduğu alan, inşallah ülkemizin tamamında üretilenden daha fazla petrolü tek başına sağlayacak.
(Şehit Aybüke Yalçın-1 kuyusu) Şimdilik günlük 180 bin varil petrol üretimiyle ülkemizin enerji bağımsızlığı yolunda yeni bir adım atmış oluyoruz.
(Şehit Aybüke Yalçın-1 kuyusu) İlk kuyudan aldığımız petrolü, şimdiden işlenmek üzere rafinerilere sevk etmeye başladık.
Terör belasını Türkiye'nin gündeminden muhakkak çıkartacağız.
Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerini milletimizin emrine vermemizin önüne geçecek herkesin hakkından gelecek, her engeli aşacağız."



Şikago'da düzenlenen silahlı saldırıda en az 12 kişi yaralandı

ABD polisi (Reuters)
ABD polisi (Reuters)
TT

Şikago'da düzenlenen silahlı saldırıda en az 12 kişi yaralandı

ABD polisi (Reuters)
ABD polisi (Reuters)

ABD'nin Chicago kentinde bir caddede toplanan kalabalığa yönelik düzenlenen silahlı saldırıda en az 12 kişi yaralandı.

Polisin açıklamasına göre bir SUV aracın içindeki iki kişi kalabalığa ateş açtı. Saldırının ardından araç, kentin Güney Yakası (South Side) bölgesinden uzaklaştı.

19 Haziran gecesi geç saatlerde meydana gelen saldırıda yaralananlardan ikisinin durumunun ağır olduğu belirtildi. Ağır yaralılardan birinin uyluk bölgesinden vurulduğu kaydedildi.

Yaralanan 8 erkek ve 4 kadının yaşlarının 17 ile 47 arasında değiştiği, tedavilerinin dört farklı hastanede sürdüğü bildirildi.

Amerikan polisi (AP)Amerikan polisi (AP)

Polis ayrıca, yaralanan bir erkeğin tıbbi tedaviyi reddettiğini açıkladı.

İlk ihbarın tek bir kişinin vurulduğu yönünde yapıldığı belirtilirken, olay yerine ulaşan ekipler sırtından iki kurşunla vurulan bir kadın ile sırtında dört yüzeysel kurşun yarası bulunan bir erkek tespit etti. Her iki yaralının da durumunun stabil olduğu ifade edildi.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.


İsviçre’de kritik görüşmeler yarın başlıyor, İran’dan Hürmüz Boğazı’nı kapatma hamlesi

İsviçre’de kritik görüşmeler yarın başlıyor, İran’dan Hürmüz Boğazı’nı kapatma hamlesi
TT

İsviçre’de kritik görüşmeler yarın başlıyor, İran’dan Hürmüz Boğazı’nı kapatma hamlesi

İsviçre’de kritik görüşmeler yarın başlıyor, İran’dan Hürmüz Boğazı’nı kapatma hamlesi

İran nükleer anlaşmasının geleceği ve “İsviçre süreci”ne ilişkin uluslararası beklentilerin arttığı bir dönemde, bölgedeki diplomatik ve askeri gelişmeler hız kazandı. Lübnan’daki ateşkes süreci ise siyasi ve askeri çekişmelerin gölgesinde yeni bir aşamaya girdi.

Şarku’l Avsat’ın İsrail’in Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre Başbakan Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz ateşkesin sürdürülmesi, ancak birliklerin mevcut mevzilerinde kalması yönünde talimat verdi. Buna karşılık Hizbullah, ateşkesi ihlal ettiği yönündeki suçlamaları reddederek, bunların ABD ile İran arasında yürütülen anlaşma sürecini sabote etmeyi amaçladığını savundu.

Öte yandan Lübnan Sağlık Bakanlığı, son çatışmalarda hayatını kaybedenlerin sayısının 4 bini aştığını açıkladı.

Bölgedeki tansiyonu yükselten önemli bir adım da Tahran’dan geldi. İran’ın Mehr Haber Ajansı, Ortak Yüksek Askerî Komutanlığın Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine kapatılması yönünde karar aldığını ve bunun “ilk aşama” olduğunu duyurdu.

İranlı yetkililer, Washington ile varılan mutabakatın, ABD’nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde tehlikeye gireceği uyarısında bulundu. Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı ise İsviçre’ye gidecek İran heyetinin, ABD’nin şartlı beş taahhüdünün uygulanmasını ve İsrail’in saldırılarının durdurulmasını talep edeceğini bildirdi.

ABD tarafı ise bölgedeki gelişmeleri yakından izlemeyi sürdürüyor. Amerikan ordusu, seyrüsefer özgürlüğünü destekleme operasyonlarının devam ettiğini açıklarken, gün içerisinde Hürmüz Boğazı’ndan 55 ticari geminin geçtiğini ve yaklaşık 17 milyon varil petrol taşındığını duyurdu.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance Fox News’e yaptığı açıklamada, boğazın kapatılması kararının etkilerini küçümseyerek, İran’ın tutumunu değiştirmesi halinde Başkan Donald Trump’ın diyaloğa açık olduğunu söyledi. Vance ayrıca Trump’ın, İsrail hükümeti içindeki bazı çevrelerin taleplerine rağmen müzakerelere bir şans verme kararı aldığını ifade etti.

İsviçre’ye gitmesi beklenen Vance, teknik görüşmelere katılabileceğinin sinyalini verdi. Pakistan Dışişleri Bakanlığı ise ABD ve İran temsilcilerinin yanı sıra Pakistan ve Katarlı arabulucuların katılımıyla “İslamabad Mutabakat Zaptı”nın takibi amacıyla teknik görüşmelerin yarın (Pazar) İsviçre’de başlayacağını açıkladı.


Nükleer tehdit yetmezmiş gibi dünya bir de ‘algoritma savaşının’ eşiğinde

Uzay bir savaş alanına dönüşebilir mi? (Sosyal medya)
Uzay bir savaş alanına dönüşebilir mi? (Sosyal medya)
TT

Nükleer tehdit yetmezmiş gibi dünya bir de ‘algoritma savaşının’ eşiğinde

Uzay bir savaş alanına dönüşebilir mi? (Sosyal medya)
Uzay bir savaş alanına dönüşebilir mi? (Sosyal medya)

Antoine el-Hac

Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasıyla birlikte, dünyanın yeni bir istikrar dönemine girdiği ve büyük güçler arasındaki gerek soğuk gerekse askeri çatışma çağının sona erdiği yönünde bir kanaat hâkim olmuştu. Dönemin siyasetçileri ve uzmanları, askeri harcamalar yerine mali kaynakların ekonomik ve sosyal kalkınmaya, yoksulluk, cahillik ve hastalıklarla mücadeleye aktarılmasına olanak tanıyacak bir barış payından söz ediyordu. Ancak bu umutlar uzun ömürlü olmadı; kısa süre içinde ortaya çıkan yeni jeopolitik sınamalar ve tırmanan bölgesel çatışmalar, askeri rekabeti Soğuk Savaş dönemindekinden çok daha karmaşık bir şekilde yeniden ön plana çıkardı.

Günümüzde dünya yalnızca nükleer caydırıcılık mantığına geri dönmekle kalmıyor, nükleer silahların yanı sıra hipersonik füzeleri, askeri yapay zekayı, siber savaşları ve uzayı da kapsayan çok boyutlu bir silahlanma yarışı ile karşı karşıya bulunuyor. Bazı uzmanlar bu dönüşümü, yazılımların ve yapay zekâ sistemlerinin uluslararası güç dengelerinin temel bir unsuru haline geldiği algoritmalar savaşının başlangıcı olarak nitelendiriyor.

Yapay zekâ, askeri yetenekleri geliştiriyor. (Reuters)Yapay zekâ, askeri yetenekleri geliştiriyor. (Reuters)

Rakamlar da bu dönüşümün boyutunu gözler önüne seriyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, küresel askeri harcamalar 2025 yılında, 2024 yılına kıyasla yüzde 2,9 artış göstererek yaklaşık 2,887 trilyon dolara ulaştı. Küresel askeri harcamaların yarısından fazlasını ABD, Çin ve Rusya’nın gerçekleştirmesi, askeri gücün büyük güçlerin elinde toplanmaya devam ettiğini gösteriyor.

Silahlanma yarışı

Başkan Donald Trump yönetiminin Ukrayna’ya yeni askeri yardımlar sağlamayı durdurması nedeniyle ABD’nin askeri harcamaları 2025 yılında 954 milyar dolara gerilemiş olsa da bu düşüşün geçici olduğu değerlendiriliyor. Washington, askeri üstünlüğünü korumak ve Hint-Pasifik bölgesinde Çin’in artan nüfuzuna karşı koymak amacıyla konvansiyonel ve nükleer kuvvetlerini modernize etmeye yönelik büyük yatırımlarını sürdürdü. Tahminler, ABD’nin savunma harcamalarının önümüzdeki yıllarda yeniden yükselişe geçerek yıllık 1,5 trilyon doları aşacağına işaret ediyor.

Buna karşılık Avrupa, Ukrayna’da devam eden savaş ve Avrupa ülkelerinin Rusya kaynaklı güvenlik tehditlerine yönelik endişelerinin etkisiyle, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana askeri harcamalarındaki en büyük artışı kaydetti. SIPRI verilerine göre, Avrupa’nın askeri harcamaları 2026 yılında yüzde 14 artarak 864 milyar dolara ulaşırken, Rusya harcamalarını 203 milyar dolara yükseltti. Ukrayna ise gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yaklaşık yüzde 40’ını, yani yaklaşık 85 milyar dolarını askeri harcamalara ayırdı; bu durum, savaşın yol açtığı yıpranmanın boyutunu açıkça ortaya koyuyor.

 Colorado’da bir ABD askeri siber gözetim merkezi (Reuters)Colorado’da bir ABD askeri siber gözetim merkezi (Reuters)

Çin ise savunma harcamalarını 336 milyar dolara yükselterek iddialı askeri programını üst üste 31. yılında da sürdürdü. Bu yönelim, Pekin’in askeri kabiliyetlerini güçlendirmeyi, modernize etmeyi ve böylece kendisini ABD’ye rakip küresel bir güç olarak konumlandırmayı amaçlayan uzun vadeli stratejisini yansıtıyor.

Yeni silahlanma yarışının en belirgin tezahürlerinden birini, hipersonik füzelerin geliştirilmesine yönelik rekabet oluşturuyor. Ses hızının beş katını aşan hızlarda uçabilen ve uçuş esnasında manevra yapabilme kabiliyetine sahip olan bu silahlar, geleneksel füzelere kıyasla imha edilmelerinin çok daha zor olması nedeniyle askeri güç dengelerinde niteliksel bir kırılmayı temsil ediyor. Rusya, Çin ve ABD bu yarışta başı çekiyor. Rusya, Avangard ve Kinzhal gibi sistemleri konuşlandırırken, Çin ise deniz unsurlarını ve askeri üsleri yüksek hız ve hassasiyetle hedef almak üzere tasarlanan DF-17 gibi sistemler geliştirdi. ABD ise bu tehditleri tespit edip önleyebilecek yeni savunma kabiliyetleri ve gelişmiş hipersonik silah programları yoluyla rakipleriyle arasındaki teknolojik açığı kapatmayı hedefliyor.

Algoritmalar ve yapay zekâ

Ancak en büyük sınama füzelerin hızında değil, algoritmaların hızında ortaya çıkabiliyor. Yapay zekâ, insan kararından farklı derecelerde bağımsız olarak hedefleri belirleme ve onlara saldırma yeteneğine sahip muharebe sistemlerinin devreye girmesiyle birlikte, askeri gelişimin temel bir unsuru haline gelmiş bulunuyor. Bu sistemler arasında İHA sürüleri, dolanan mühimmatlar (hedefini bulana kadar havada seyredip ardından üzerine dalış yapan silahlar), otonom gözetleme ve muharebe sistemleri yer alıyor. Bu gelişme, öldürücü kararların sorumluluğuna ve bazen felaket boyutunda büyük can kayıplarına yol açabilecek hata risklerine ilişkin derin ahlaki ve hukuki soruları beraberinde getiriyor.

İnsansız hava aracı taşıyan bir Ukrayna askeri (Reuters)İnsansız hava aracı taşıyan bir Ukrayna askeri (Reuters)

Uzmanlar, yapay zekaya dayalı silahların yaygınlaşmasının siyasi açıdan savaşa başvurmayı daha kolay hale getirebileceği uyarısında bulunuyor. Savaş meydanlarında askerlere olan bağımlılık azaldıkça, savaşların doğrudan insani maliyeti ve dolayısıyla iktidarlar üzerindeki toplumsal baskı da azalıyor; bu durumun en önemli geleneksel caydırıcılık unsurlarından birini zayıflatabileceği belirtiliyor. Ayrıca, sivil yapay zekâ araştırmalarının askeri projelere dönüştürülmesinin, Soğuk Savaş döneminde nükleer fizik ve füze alanlarında yaşandığı gibi, uluslararası bilimsel iş birliğini kısıtlayabileceği, araştırmacılar ile akademik kurumlara yönelik sınırlamaları beraberinde getirebileceği ifade ediliyor.

Siber uzay

Bunun yanı sıra siber savaşlar, devletler arasında temel bir çatışma alanı haline gelmiş bulunuyor. Devletler artık sadece tank ve uçak kullanmak yerine, kritik altyapıları, iletişim ağlarını ve enerji sistemlerini felç etmek için kötü amaçlı yazılımlara ve siber saldırılara başvuruyor. İran’ın Natanz nükleer tesisindeki uranyum zenginleştirme santrifüjlerini hedef alan 2009 yılındaki Stuxnet saldırısı, yazılım kodlarının sanayi tesislerinde doğrudan fiziki hasara yol açabileceğini gösterdi. Devlet kurumlarından, askeri oluşumlardan ve büyük şirketlerden veri ile stratejik bilgi çalınması da modern uluslararası çatışmaların temel bir parçası haline geldi.

Aynı zamanda uzay da önemi giderek artan bir askeri rekabet alanına dönüştü. Modern ordular; seyrüsefer, iletişim, keşif ve füze saldırılarına karşı erken uyarı konularında büyük ölçüde uydulara bağımlı hareket ediyor. Bu sistemler olmadan silahlı kuvvetlerin hassas operasyonlar yürütme ve muharebe yönetme kabiliyeti ciddi şekilde sekteye uğruyor. Antoine el Hac Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle birçok ülke uzayda, uydu savar silahlar, siber saldırılar ve gelişmiş sinyal karıştırma sistemlerini içeren taarruz ve savunma kabiliyetleri geliştiriyor. Hatta bazı büyük güçler, uzay operasyonlarını yönetmek ve yörüngedeki stratejik varlıklarını korumak amacıyla uzmanlaşmış askeri komutanlıklar kuruyor.

Kinzhal füzesi taşıyan bir Rus MiG-31 (Reuters)Kinzhal füzesi taşıyan bir Rus MiG-31 (Reuters)

Neden silah sesleri duyuluyor?

Mevcut silahlanma yarışının nedenleri, başta ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabet, Rusya-Ukrayna savaşı, Hint-Pasifik ve Ortadoğu bölgelerinde tırmanan gerilimlerin yanı sıra geçmiş on yıllarda askeri rekabetin kontrol altında tutulmasında önemli rol oynayan silahların sınırlandırılması anlaşmalarının etkinliğini yitirmesi gibi birbiriyle bağlantılı bir dizi faktöre dayanıyor.

Birçok uzman, mevcut durumun Soğuk Savaş döneminden bile daha tehlikeli olabileceği görüşünü paylaşıyor. O dönemde rekabetin esas olarak ABD ile Sovyetler Birliği arasında geçmesi, caydırıcılık kurallarını daha net ve öngörülebilir kılıyordu. Günümüzde ise dünya; ABD, Rusya ve Çin arasında çok kutuplu bir rekabete sahne olurken, gelişmiş teknolojik kabiliyetlere sahip bölgesel güçlerin ve devlet dışı aktörlerin de rolü giderek büyüyor.

Ayrıca, bazı silahların sınırlandırılması anlaşmalarının yürürlükten kalkması ve uluslararası denetim sisteminin aşınması, hatalı hesaplama risklerini artırıyor. Bu duruma yapay zekâ, siber silahlar ve hipersonik füzeler gibi yeni teknolojilerin askeri denkleme dahil olması da eklenince, kriz anlarında karar alma süresi daralıyor ve fevri tırmanma olasılıkları güçleniyor.

Bu tablo karşısında dünyanın, caydırıcılığın yalnızca geleneksel nükleer dengeye değil, aynı zamanda bilgi üstünlüğüne, akıllı sistemler ile dijital ağlardan kaynaklanan riskleri yönetebilme kabiliyetine dayandığı ve algoritmik savaş olarak nitelendirilebilecek yeni bir döneme doğru ilerlediği görülüyor. Gelecekteki çatışmaların kaderini sadece nükleer başlık, tank ya da uçak sayısı değil; devletlerin algoritmalara, verilere, siber alana ve yakın uzaya hükmetme becerisi belirleyecek. Böylece silahlanma yarışı, kontrol ve dizginleme imkanlarının zayıfladığı, çok daha karmaşık ve hızlı gelişen araçlarla yeniden insanlığın gündemine oturuyor.