Rus varlıklarına el konulması sonrası Moskova ile Varşova arasında gerilim arttı

9 Mayıs’taki Zafer Günü kutlamalarına hazırlanmak amacıyla balistik füzeler, Kızıl Meydan'a doğru yola çıkartıldı (AFP)
9 Mayıs’taki Zafer Günü kutlamalarına hazırlanmak amacıyla balistik füzeler, Kızıl Meydan'a doğru yola çıkartıldı (AFP)
TT

Rus varlıklarına el konulması sonrası Moskova ile Varşova arasında gerilim arttı

9 Mayıs’taki Zafer Günü kutlamalarına hazırlanmak amacıyla balistik füzeler, Kızıl Meydan'a doğru yola çıkartıldı (AFP)
9 Mayıs’taki Zafer Günü kutlamalarına hazırlanmak amacıyla balistik füzeler, Kızıl Meydan'a doğru yola çıkartıldı (AFP)

Moskova, 9 Mayıs’taki Zafer Günü kutlamalarının sabote edilmesinden ve ülke için önemli olan bugünde kutlamaları aksatmak amacıyla Rusya topraklarında gerçekleştirilecek saldırılardan endişe ediyor. 
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, gazetecilere verdiği demeçte, Kiev'in, Zafer Günü yaklaştıkça Rus topraklarındaki saldırılarını artırmaya çalıştığı ihtimalini görmezden gelmedi. Peskov, Kremlin'in 9 Mayıs'ta provokasyon veya sabotaj eylemlerinin artmasını bekleyip beklemediği ile ilgili bir soruyu, “Kiev rejimi, Rusya'daki birçok terör saldırısının arkasında yer alıyor ve bu yaklaşımı devam ediyor. Yeni tehditler göz ardı edilemez” şeklinde cevapladı.
Rusya, Zafer Günü’nü genellikle Kızıl Meydan'da ve büyük bir askerî geçit töreni düzenleyerek, diğer şehirlerde ise yüzlerce küçük gösterilerle kutluyor. Başkan Vladimir Putin, her sene bu önemli günde konuşma yapıyor. Bu yıl yapacağı konuşmada Ukrayna cephesindeki duruma ilişkin gelişmelerden bahsetmesi bekleniyor.
Papa Franciscus’un pazar günü Vatikan'ın Ukrayna üzerindeki duruma siyasi bir çözüm bulmak için çaba sarf ettiğini söylediği açıklamalarına değinen Peskov, Kremlin'in Vatikan'ın Ukrayna krizini çözme yönündeki misyonundan haberdar olmadığını belirtti. 
Macaristan turundan dönen Papa Franciscus, Vatikan'ın Ukrayna'da çatışmayı sona erdirmek ve barış getirmek için halka açık olmayan gizli bir misyon yürüttüğünü duyurmuştu. Bu konu halka açıklanmak istendiği taktirde, bu yönde açıklamalarda bulunacağını söyledi.
Varşova'nın birkaç gün önce Rusya'nın mal varlığına el koymasının ardından iki ülke arasındaki ilişkilerde gerilimin artmasıyla birlikte, Kremlin'in Polonya'ya yönelik söylemi sertleşti. Rusya ile Polonya arasındaki ikili ilişkilerde iyi bir şey beklemediğini ifade eden Peskov, "Rusya korkusu Polonya makamlarının zihnini ele geçirdi ve bu onları Rusya Federasyonu ile ilgili olaylara yaklaşımlarında ölçülü olmaktan mahrum ediyor.” vurgusunda bulundu.
Peskov, Varşova ile ilişkilerdeki olası gelişmeler hakkında ise gazetecilere, “Polonya makamlarının şu anki davranışlarına bakılırsa, ikili ilişkilerimizi iyi bir şey beklemiyor. Polonyalı yetkililer gerilimi yükselten yaklaşımlarına devam ediyor.” açıklamasında bulundu.
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Twitter hesabından İngilizce olarak yaptığı açıklamada, Polonya'nın Rus düşmanlığına takıntılı seçkinler tarafından yönetildiğini, Ukrayna'nın “Polonyalı paralı askerlerle” dolu olduğunu yazdı.
Doğrudan askeri müdahaleden korkulurken, birçok diplomat ve parlamenter ise Polonya'nın Ukrayna savaşına daha geniş olarak dahil olması konusunda uyarıda bulundular. Devlet Duması Kırım Milletvekili Mikhail Şeremet, “Polonya’nın ateşle oynuyor” diyerek, Rusya ile doğrudan çatışmaya dahil olma yönündeki göstergelerin “aptallık ve ateşle oynamak” olduğunu ifade etti. Polonya'nın Fransa Büyükelçisi Jan Emeryk Rosciszewski, Ukrayna yenildiği taktirde, Polonya’nın Rusya ile çatışmaya girebileceğini açıklamıştı.

Rusya'dan tahıl anlaşması uyarısı
Kremlin, uzatma süresi 18 Mayıs'ta sona erecek olan tahıl anlaşmasının uzatılmama olasılığına ilişkin uyarısını yineledi. Moskova'nın, Rusya'nın koşulları dikkate alınmadığı takdirde anlaşmanın uzatılmasını reddedeceği yönündeki beklentiler mevcut.
Peskov, “Tahıl anlaşmasının Rusya'nın ihracatıyla ilgili kısmındaki şartlar yerine getirilmedi. Zaman hızla daralıyor” ifadelerini kullandı.
Ukraynalı bir kaynak medyaya yaptığı açıklamada, Karadeniz gıda anlaşmasıyla ilgili yeni tur müzakerelerin tüm tarafların katılımıyla çarşamba günü (bugün) yapılmasının planlandığına dikkat çekti. Ancak müzakerelerin yerini belirtmedi.
Rusya’nın bu tur müzakerelere katılıp katılmayacağını belirtmeyen Peskov, “Rusya'nın tutumu biliniyor, anlaşma bir kez iki ay süreyle uzatılmıştı. Zaman aslında hızla daralıyor. Rusya’nın tarım sektörü ile ilgili kısımda sunduğu anlaşma şartları yerine getirilmedi”diyerek, anlaşmanın çöktüğüne dair uyarıda bulunmakla yetindi.
Şartlar yerine getirilmediği takdirde Moskova'nın anlaşmanın feshedildiğini duyurmaya hazır olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Kremlin Sözcüsü, “Temaslar devam ediyor ancak henüz bir sonuç yok” vurgusunda bulundu.

Şoygu: Ukrayna kuvvetleri nisan ayı boyunca 15 binden fazla kayıp verdi
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Ukrayna kuvvetlerinin nisan ayı boyunca 15 binden fazla kayıp verdiğini açıkladı. Muharebenin seyrinden bahseden Şoygu, “Rus Silahlı Kuvvetleri tüm temas hattı boyunca aktif durumda. Batılı ülkelerden gelen benzeri görülmemiş askeri yardıma rağmen düşman büyük kayıplar veriyor. Ukrayna yalnızca geçtiğimiz ay 15 binden fazla kayıp verdi. Rus ordusu geçtiğimiz ay Ukrayna’ya ait 8 uçak, 277 insansız hava aracı, 430 tank ve zırhlı savaş araç, 18 çoklu roketatar, 225 sahra ve havan topunu imha etti” açıklamasında bulundu.
Rus ordusunun yeteneklerinin pekiştirilmesi konusunda ise “Rus birliklerinin eylemleri büyük ölçüde silah ve teçhizat stoklarının zamanında yenilenmesine bağlı. Orduya teslim edilen temel silah modellerinin sayısı 2022 yılının başlarına göre 2,7 kat, bazı modellerde ise 7 kat artış gösterdi. Bu yıl, Silahlı Kuvvetler’in düşman ateşine karşı etkinliğini artırmaya yetecek derecede cephane teslim edildi” açıklamasında bulundu.
Rus haber ajanslarının aktardığına göre Şoygu dün yaptığı açıklamada, Moskova’nın Ukrayna'daki harekatın getirdiği ihtiyaçları karşılamak için silah üretimini hızlandıracak önlemler aldığını, Batı’dan gelen silahların bulunduğu Ukrayna depolarına başarılı saldırılar düzenlediğini ifade etti. Şarku’l Avsat’ın RIA Novosti’den aktardığına göre Şoygu, ordunun 2023'te savaş alanında ihtiyaç duyduğu tüm silahlara sahip olduğunu, ancak büyük bir füze şirketinden yüksek hassasiyetli füze üretimini ikiye katlamasını istediklerini bildirdi. Savunma sanayiinin bir bütün olarak kara ve deniz kuvvetlerinin ihtiyaçlarını karşıladığına değinen Şoygu, ancak şirketlerin yükümlülüklerini yerine getirememe risklerinin de tespit edilmesi ve zamanında aksiyon alınması gerektiğine işaret etti.



Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
TT

Hürmüz'de iki BAE tankerine yönelik saldırıya Arap dünyasından geniş kınama

Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında bir gemi (Reuters)

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, cuma günü, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait ADNOC şirketinin iki tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında İran tarafından hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran'ın bu saldırıların devam etmesinin sonuçlarından tamamen sorumlu tutulduğu belirtildi. Riyad, Tahran'a söz konusu ihlallere derhal son verme ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına uyma çağrısında bulundu.

Açıklamada, bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin ortak sorumluluk olduğu vurgulanırken, saldırıların sürdürülmesinin kabul edilemez ve göz yumulamaz olduğu ifade edildi.

Suudi Arabistan, saldırıların tekrarlanmasının deniz ulaşımının güvenliği açısından tehlikeli bir tırmanış ve doğrudan tehdit oluşturduğunu, küresel enerji arzının güvenliğini riske attığını ve uluslararası hukuk ile teamüllerin ağır biçimde ihlal edildiğini belirtti.

Riyad ayrıca bu saldırıların, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı ve özgürlüğüne saygı gösterilmesini öngören ve bunu engelleyecek eylem veya tehditleri kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına açık bir meydan okuma olduğunu kaydetti.

Suudi Arabistan, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve Abu Dabi'nin egemenliğini, güvenliğini ve varlıklarını korumak amacıyla attığı adımları desteklediğini yineledi. Riyad, iki tankerin hedef alınmasını, İran'ın ticari gemi ve tankerleri hedef alan saldırılarının tekrarlanması olarak değerlendirerek en sert biçimde kınadı.

Katar: Hürmüz Boğazı baskı aracı olarak kullanılamaz

Katar, iki tankere yönelik İran saldırısını uluslararası hukuk kurallarının ve deniz seyrüsefer özgürlüğünün açıkça ihlali olarak nitelendirdi ve bunun BM Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğunu belirtti.

Katar Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın bir baskı aracı olarak kullanılmasını kesin biçimde reddetti. Bakanlık, bu kapsamda boğazın koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, bu kritik geçiş güzergâhında seyrüsefer özgürlüğünün pazarlık konusu yapılamayacak yerleşik bir ilke olduğu vurgulandı. Boğazın kapalı tutulmasının bölge ülkelerinin hayati çıkarlarını ve küresel ekonomiyi tehlikeye attığı belirtildi.

Katar ayrıca İran'ın kardeş ülkelerin mallarına yönelik gerekçesiz saldırılarını durdurması gerektiğini ifade etti. Doha, BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin varlıklarını korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediğini bildirdi.

Mısır'dan uluslararası seyrüsefer vurgusu

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı açıklamada BAE ile tam dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Kahire, uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini tehdit eden veya gemiler ile sivil tesisleri tehlikeye atan tüm eylemlerin durdurulması gerektiğini vurguladı. Mısır ayrıca uluslararası hukuk kurallarına uyulması çağrısında bulunarak bunun gerilimin düşürülmesine ve bölgenin güvenlik ve istikrarının korunmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Körfez İşbirliği Konseyi: Tehlikeli ve kabul edilemez tırmanış

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de iki tankerin hedef alınmasını kınadı. KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, saldırıların tehlikeli ve kabul edilemez bir tırmanış olduğunu belirtti.

Budeyvi, saldırıların dünyanın en önemli stratejik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımı ve uluslararası ticaretin güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

KİK Genel Sekreteri, bu değerlendirmelerin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, özellikle de 2817 sayılı karar çerçevesinde yapıldığını belirtti.

Budeyvi, İran'ın bu kritik uluslararası geçiş güzergâhını bir baskı ve tehdit aracına dönüştürme girişimlerini kesin biçimde reddetti. Uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirerek tekrarlanan saldırıların durdurulması için kararlı bir tutum alma ve uluslararası hukuk, deniz hukuku ve ilgili uluslararası kararlar doğrultusunda deniz ulaşımının güvenliği ile özgürlüğünü garanti altına alma çağrısında bulundu.

KİK Genel Sekreteri ayrıca Konseyin BAE ile tam ve kararlı dayanışma içinde olduğunu, Abu Dabi'nin güvenliğini, egemenliğini, varlıklarını ve çıkarlarını korumak için aldığı tüm önlemleri desteklediğini yineledi.

Arap Birliği: Deniz ulaşımına doğrudan tehdit

Arap Birliği de İran'ın iki tankeri hedef almasını kınayarak saldırının uluslararası hukukun ve BM Güvenlik Konseyi kararının açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Birlik, "İran'ın bu ihlallerini tekrarlaması, deniz ulaşımının özgürlüğüne doğrudan tehdit oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu. Saldırıların uluslararası ticaretin seyri ve küresel enerji güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.

Arap Birliği, uluslararası hukuk ve deniz hukuku kurallarına uyulması gerektiğini vurgulayarak İran'a tırmandırıcı eylemlerine son verme ve deniz ulaşımının güvenliği ile emniyetini tehdit edecek uygulamalardan kaçınma çağrısında bulundu.

Kuveyt: Hürmüz tamamen ve koşulsuz açılmalı

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, ticari gemilerin ve uluslararası deniz yollarının hedef alınmasının uluslararası hukuka ve 2817 sayılı karara aykırı olduğunu belirtti.

Açıklamada, bu tür saldırıların deniz ulaşımının güvenliğini, enerji arzının istikrarını ve uluslararası ticareti tehlikeye attığı vurgulandı.

Kuveyt, bölgede gerilimi daha da artıracak tüm eylemlerin durdurulması, uluslararası geçiş güzergâhlarında seyrüsefer özgürlüğüne ve güvenli geçiş hakkına saygı gösterilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın tamamen ve koşulsuz şekilde yeniden açılması çağrısında bulundu.


Hamas yasama seçimlerinin gereklerini nasıl yerine getirecek?

Filistinli bir kadın, 14 Mayıs 2026'da Gazze kentindeki El-Ezher Üniversitesi'nde düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Kongresi'ne katılırken Fetih bayrağını sallıyor (Reuters)
Filistinli bir kadın, 14 Mayıs 2026'da Gazze kentindeki El-Ezher Üniversitesi'nde düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Kongresi'ne katılırken Fetih bayrağını sallıyor (Reuters)
TT

Hamas yasama seçimlerinin gereklerini nasıl yerine getirecek?

Filistinli bir kadın, 14 Mayıs 2026'da Gazze kentindeki El-Ezher Üniversitesi'nde düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Kongresi'ne katılırken Fetih bayrağını sallıyor (Reuters)
Filistinli bir kadın, 14 Mayıs 2026'da Gazze kentindeki El-Ezher Üniversitesi'nde düzenlenen Fetih Hareketi'nin 8. Kongresi'ne katılırken Fetih bayrağını sallıyor (Reuters)

Hamas'ın, Filistin Devlet Başkanı'nın kararı uyarınca 28 Kasım'da yapılması planlanan yasama seçimlerine katılacağını açıklaması, hareketin 2006'da yapılan seçimlerin ardından ikinci kez sandığa gidecek olması nedeniyle çok sayıda soru işaretini beraberinde getirdi.

Özellikle Gazze Şeridi'nde yaşanan ve Filistinlilerin gerçekliğini bütünüyle değiştiren, aynı zamanda bölgedeki bazı ülkelerde yeni savaşlara yol açan savaşın ardından ortaya çıkan koşullar karşısında Hamas'ın seçim sürecinin gereklerini nasıl yerine getireceği merak ediliyor.

Son günlerde en fazla tartışılan konulardan biri, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın seçim yasasında yaptığı değişiklikler karşısında Hamas'ın nasıl bir tutum alacağı. Özellikle seçimlere katılacak listelerin, Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi olarak kabul edilen Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) siyasi programına bağlı kalmasını öngören düzenleme öne çıkıyor.

FKÖ'nün programı, ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının tanınmasını, bunlar arasında İsrail'in tanınması ve şiddetin reddedilmesini de içeriyor. Hamas ise geçmişte bu tür şartları reddetmişti.

Hamas'tan üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, hareketin seçim dosyasında tam bir uzlaşıya ulaşmak ve herkesin katılımını güvence altına almak amacıyla tüm Filistinli gruplarla temas halinde olduğunu söyledi. Kaynak, ulusal siyasi sistemin hedefinin belirlenmesinde herhangi bir tarafın tek başına hareket etmesinin dayatılmaması gerektiğini vurguladı.

cdfgthyju
Yüz binlerce kişi, 2022'de Gazze'de Fetih Hareketi'nin kuruluş yıl dönümü etkinliğine katıldı (WAFA)

Hamas'ın FKÖ'nün siyasi programıyla ilgili krizi aşma planlarına ilişkin soruya kaynak, ulusal diyalogun yanı sıra bu seçeneğin aşılmasına yönelik bir uzlaşıya varılmasını sağlayabilecek hukuki ve siyasi seçeneklerin bulunduğunu belirterek, hareketinin FKÖ ve Filistin Ulusal Konseyi'ne katılmadan önce bu kurumların reforme edilmesini istediğini söyledi. Kaynak, böylece bu kurumların programlarının mevcut koşullar altında ulusal gerekliliklerle uyumlu hale getirilebileceğini ifade etti.

Kaynak ayrıca, bir dizi ulusal mesele konusunda Fetih Hareketi ile doğrudan veya dolaylı biçimde mesaj alışverişi yapıldığını belirterek, Filistinlileri birbirine yaklaştıracak ve gemilerini güvenli limana ulaştıracak bir sonuca varılmasını umduğunu dile getirdi.

Kaynak, Gazze'de yaşananların Hamas ve işgale karşı direniş yaklaşımını paylaşan silahlı gruplara daha fazla halk desteği kazandırdığını savundu. Bu nedenle Hamas'ın seçimlerde rekabet etmekten korkmadığını, seçimi kaybetmesi veya muhalefette kalması halinde dahi bunu sorun etmeyeceğini belirtti.

Hamas'ın iktidara geri dönmeyi kesinlikle amaçlamadığını vurgulayan kaynak, hareketin Filistin siyasi sisteminin bir parçası olmak ve kritik kararların alınmasında tek taraflı hareket edilmesine son vermek istediğini söyledi.

Hamas: Siyasi şartlar kabul edilemez

Hamas Siyasi Büro üyesi Hüsam Bedran ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, seçimlere katılım için siyasi şartlar getirilmesi ilkesinin, metni ve içeriği ne olursa olsun reddedilmesi gereken bir fikir olduğunu söyledi. Bedran, bunun seçimlerin temel mantığıyla çeliştiğini, zira seçimlerin farklı siyasi programlar arasında rekabet anlamına geldiğini belirtti.

Bedran, Hamas'ın çeşitli Filistinli gruplarla ve oluşmaya başlayan seçim listeleriyle istişare ve diyalog yürüttüğünü, bu konuda ortak bir mekanizma üzerinde uzlaşmaya çalıştığını ifade etti.

fgbhj
Hamas militanları, 14 Aralık 2014'te Gazze Şeridi'nde hareketin kuruluşunun 27. yıl dönümü kutlamaları sırasında yerli üretim Kassam roketinin sergilendiği geçit töreninde (Reuters)

Bazı tarafların Hamas'la koordinasyon halinde Filistin Merkez Seçim Komisyonu'na mesaj göndermeye başladığını belirten Bedran, bazı çevrelerin ise Filistin yargısına başvurmayı değerlendirdiğini söyledi.

Bedran, "Konuyu takip edeceğiz ve uygun bir sonuca ulaşacağız. Ancak bunu seçimlere katılım temelinde yapacağız" dedi.

Gazze'deki Fetih

Gazze Şeridi'ndeki Fetih Hareketi'nden üst düzey bir kaynak da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Abbas'ın son değişikliklere ilişkin kararlarından geri adım atılmayacağını söyledi. Kaynak, bu kararların Filistin yönetiminin Arap ve uluslararası düzeyde tam destek gören reform planı çerçevesinde güçlü biçimde desteklendiğini belirtti.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen kaynak, Hamas'ın yanı sıra yaklaşan seçimlere katılacak herhangi bir Filistinli grubun veya tarafın, Gazze Şeridi'nin de Merkez Seçim Komisyonu'nun düzenlemeleri doğrultusunda seçim sürecinin bir parçası olacağı göz önünde bulundurularak, değiştirilmiş yasalara uyması gerektiğini ifade etti.

Kaynak, söz konusu kararların herhangi bir grubun, ister FKÖ bünyesinde ister dışında olsun, seçimlere katılımını kısıtlamayı amaçlamadığını belirterek, asıl hedefin gelecekteki herhangi bir parlamenter yapı için açık bir siyasi program bulunmasını sağlamak olduğunu söyledi.

Ramallah'tan Fetih Hareketi sözcüsü Abdulfettah Devle ise yaklaşan seçimlere her tarafın katılma hakkı bulunduğunu ve bu hakkın Filistin yasaları tarafından güvence altına alındığını belirtti. Devle, seçim sürecine katılacak herkesin bu yasalara uyması gerektiğini vurguladı.

Devle, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, seçimler konusunda Hamas'la gerçek anlamda doğrudan herhangi bir temas bulunmadığını söyledi. Hamas'ın daha önce seçimlere katıldığını ve iktidarı ele geçirerek tek başına yönetmeye başlamadan önce siyasi sistemin bir parçası olduğunu belirten Devle, geçmişte Fetih'in Hamas'ı FKÖ'ye dahil etmek için birçok kez girişimde bulunduğunu, ancak hareketin her defasında buna ilişkin çeşitli itirazlar ortaya koyduğunu ifade etti.

Devle, siyasi sistemin herkese açık olduğunu, ancak sisteme katılacak herkesin Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak kabul edilen FKÖ'nün programına bağlı kalmasının önemli olduğunu vurguladı.

Fetih sözcüsü, Hamas'ın da bu çerçeveyle uyumlu hareket etmesi gerektiğini söyledi.


Kasım, İsrail ile müzakerelere tepki gösteriyor ve 2024 anlaşmasına bağlılığını sürdürüyor

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
TT

Kasım, İsrail ile müzakerelere tepki gösteriyor ve 2024 anlaşmasına bağlılığını sürdürüyor

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, bugün Lübnan-İsrail müzakereleri sürecine yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Kasım, şimdiye kadar gerçekleştirilen yedi turun herhangi bir sonuç vermediğini savunarak, Hizbullah’ın doğrudan müzakereleri ve “çerçeve anlaşmasının” içeriğini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık 2024 yılında varılan anlaşmaya bağlı olduklarını belirterek, bu anlaşmanın kendi ifadeleriyle “hareket ettiğimiz tavan” olduğunu söyledi.

Kasım, Temmuz 2006 Savaşı’nın yıl dönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada Lübnan yönetimini de eleştirdi. “Bize müzakerenin yedi turundan tek bir kazanım gösterin” diyen Kasım, yönetimin halkına dönmesi ve başarısızlığını kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Çerçeve anlaşmasına itiraz

Kasım, “Hizbullah”ın mevcut müzakere sürecine itirazının öncelikle doğrudan görüşmelerden kaynaklandığını, bunun yanı sıra önerilen anlaşmanın içeriğine de yönelik olduğunu belirtti.

Kasım, “Anlaşmaya yönelik ilk itirazımız doğrudan müzakerelere; çünkü İsrail’e istediğini peşinen veriyorsunuz. İkinci itirazımız ise anlaşmanın tüm içeriğine” ifadelerini kullandı.

Çerçeve anlaşmasını, ne anlaşma ne de çerçeve; yönetimin imzaladığı İsrail dayatmaları” olarak nitelendiren Kasım, “Bu müzakere yalnızca utanç ve rezillik getirecek” ifadelerini kullandı. Kasım ayrıca, “Düşmanın toplantılar sırasında ve sonrasında artan günlük saldırıları yönetim için yeterli değil mi?” diye sordu.

2024 anlaşmasına bağlılık

Mevcut müzakere sürecini reddeden Kasım, “Hizbullah”ın 2024 yılında varılan anlaşmaya bağlı olduğunu açıkladı.

Kasım, “2024 yılında varılan anlaşmanın hâlâ geçerli olduğunu ve temel alacağımız tavan olmaya devam ettiğini düşünüyoruz” dedi.

2024’teki çatışmaların sonuçlarından birinin, “düşmanın çekilmesini ve ihlallerin durdurulmasını, buna karşılık silahlı varlığın Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesini” öngören anlaşma olduğunu belirten Kasım, İsrail’i “hiçbir maddeye uymamakla” suçladı. Lübnan yönetiminin de 15 ay boyunca “saldırgan düşman yerine direnişi hedef aldığını” öne sürdü.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv- Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv- Reuters)

Ordunun denetim mekanizmasına eleştiri

Kasım, Lübnan ordusunun durumuna ve düzenlemelerin uygulanmasını izleyen mekanizmaya da değinerek, ordunun faaliyetlerinin denetime tabi tutulmasını eleştirdi.

“Ordunun İsrail bombardımanına ve baskısına maruz kalmasını ve ardından çalışmalarını denetleyen, gözetim altında tutan bir komitenin önüne çıkarılmasını nasıl kabul ediyorsunuz?” diye konuştu.

Teslimiyete bel bağlayanlar seraba bel bağlıyor

Son çatışmalara ilişkin değerlendirmesinde savaşın “varoluşsal” olduğunu söyleyen Kasım, “Teslimiyete bel bağlayanlar seraba bel bağlıyor” ifadelerini kullandı.