Fransız ve İngiliz medyası seçim öncesi Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı

Türkiye'de 14 Mayıs'ta düzenlenecek Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri öncesi İngiliz The Economist ile Fransız L'Express dergilerinin, Türkiye'yi hedef alan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtı haberleri tepkilere neden oldu.

Fransız ve İngiliz medyası seçim öncesi Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı
TT

Fransız ve İngiliz medyası seçim öncesi Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı

Fransız ve İngiliz medyası seçim öncesi Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı

The Economist, bugün çıkan sayısının kapağında Türkiye'deki seçimlere işaret ederek, "2023'ün En Önemli Seçimleri-Türkiye ve Demokrasinin Geleceği" başlığını kullandı.

Kapakta "Erdoğan gitmeli", "Demokrasiyi koruyun", "Oy ver" gibi pankart resimleriyle Türk bayrağı yer alırken dergide seçimlere ilişkin yayımlanan makale, "Türkiye zorbasını görevden alırsa her yerdeki demokratlar cesaretlenmeli" başlığıyla verildi.

Erdoğan'ın TCG Anadolu gemisi ile milliyetçi seçmenlerin oyunu kazanmayı umduğu savunulan makalede, "Türkiye'yi 2003'ten bu yana artan biçimde otokratça yöneten adam yenilgiyle karşılaşabilir." ifadesi kullanıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimi kaybetmesinin, küresel sonuçlar doğuracak bir durum olacağı ileri sürülen yazıda, "Türk insanı daha özgür, daha az korkak, daha müreffeh olacaktır. Yeni hükümet, Batı ile hasarlı ilişkileri tamir edecek. Türkiye, bir NATO üyesi ancak Erdoğan yönetiminde Orta Doğu'da oyun bozan bir aktör ve Rusya ile daha yakın ilişki arayışında." iddiasında bulunuldu.

Erdoğan'ın seçimi kaybetmesi halinde İsveç'in NATO üyeliğinin önündeki engelin kalkabileceği, ABD ile ilişkilerin düzelebileceği öne sürüldü.

Haftalık Fransız L'Express dergisi de 4 Mayıs tarihli sayısının kapağında "Erdoğan, kaos riski" ifadesini kullandı.

Dergi, 2017'deki Anayasa değişikliği referandumundan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın neredeyse tüm güçleri tek elde topladığını iddia etti.

14 Mayıs tarihinin Türkiye için bir "dönüm noktası" olduğu yorumu yapılan haberde, Türkiye'nin "özgür ve adil seçimlerin yapıldığı demokratik bir rejim olmadığı", "Erdoğan'ın medyanın yüzde 90'ını kontrol ettiği", "ülkede basın ve ifade özgürlüğünün bulunmadığı" ileri sürüldü.

Dergide İstanbul'da görev yapan Avrupalı bir diplomatın, Cumhurbaşkanı Erdoğan için Türkiye'de kaosa sebep olduğu iddialarına yer verildi, Erdoğan'ın seçim yenilgisi halinde iktidardan ayrılmayı reddetme ihtimalinin bulunduğu iddia edildi.

Dergideki diğer makalede de Cumhurbaşkanı Erdoğan için "diktatör" ve "otokrat" gibi nitelemeler yapıldı.

Le Point dergisi de 4 Mayıs tarihli kapağına Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fotoğrafını koyarak, "Erdoğan, diğer Putin" başlığını kullandı. Le Point'teki makalede, "(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin gibi İslamcı Cumhurbaşkanı da imparatorluk hayalini sürdürüyor ve otokrasiye sürüklenişi derinleştiriyor." iddiasında bulunuldu.

Fransız düşünce kuruluşu Montaigne Enstitüsü de sitesinde yazar ve akademisyen Soli Özel imzasıyla bir değerlendirme yazısı yayımladı.

"Türkiye'de seçimler: Umudun korkuya karşı zaferi" başlıklı yazıda, "Türkiye'de Erdoğan döneminin kapatıldığı senaryolar" ele alındı.

Muharrem İnce'ye "egoist" nitelendirmesi

Yazıda, Cumhurbaşkanı adayı ve Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce de "egoist" ve "oyları böldüğü için CHP'nin ilk turda seçimi kazanma şansını zora sokan kişi" olarak nitelendirildi.

Economist'in makalesini Türk yetkililer tepkiyle karşıladı

The Economist'te yayımlanan makaleye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tepki gösterdi.

Altun, Twitter hesabında yaptığı paylaşımda, "14 Mayıs seçimleri öncesinde Batı medyasının patolojik hale gelen Türkiye karşıtlığı ve Erdoğan düşmanlığını esefle karşılıyor, milletimizin iradesini hedef alan yayınları şaşkınlıkla izliyoruz. Ülkemiz prangalardan kurtuldukça Batı merkezli saldırıların şiddetinin arttığını gözlemliyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan milletimizin çıkarlarını önceleyip dayatılanı reddettikçe, tarafsızlık ilkesini hiçe sayarak algı operasyonlarına yöneliyorlar." ifadelerini kullandı.

Safı ve tarafı Türkiye olan Türk milletinin nerede duracağını çok iyi bildiğini, kirli propaganda yürütenleri, asimetrik psikolojik harekat çabaları içinde olanları yakından tanıdığını kaydeden Altun, "Milletimiz, iradesini hedef alan manşetleri, kurgulanan oyunları, ilkelerimiz ve değerlerimizin rehberliğinde 14 Mayıs'ta bozmaya hazırlanıyor. Oyuncuları tanıyan, senaristleri unutmayan ve oyunların farkında olan aziz milletimizin dün olduğu gibi bugün de yarın da devletimizin ve Cumhurbaşkanımızın yanında duracağına canıgönülden inanıyoruz. Türkiye'nin yükselişini durdurmayı hayal edenler var ise onlara bu hayalden vazgeçmelerini tavsiye ediyoruz. Bu aziz millet Türkiye düşmanlarını sevindirmedi, sevindirmeyecek." paylaşımını yaptı.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Alanya Ticaret ve Sanayi Odasını ziyaretinde, "O kapağın (Economist) içinde tabii nokta nokta 'Erdoğan gitmelidir.' diyor, 'Erdoğan gitsin, gitmelidir.' diyor. Bunlar, Türk milleti adına karar veriyorlar ya da Türk milletine akıl vermeye çalışıyorlar. Erdoğan niye gitsin? Sana ne zararı var? İngiltere'ye ne zararı var?" ifadelerini kullandı.

Çavuşoğlu, Twitter'da da "The Economist'in ilk vukuatı değil. İstedikleri kadar hariçten gazel okumaya devam etsinler. Türk milletinin demokratik iradesini kimse gasbedemez. Halkımız gereken cevabı 14 Mayıs günü verecektir." paylaşımında bulundu.

AK Parti Sözcüsü Çelik, Twitter hesabında, "Batılı dergiler ve gazeteler yine Türkiye'deki siyasi süreçleri etkilemek için seferber olmuş. Cumhurbaşkanımıza karşı yorumlar döşenmişler. Halbuki ders almış olmaları lazımdı. Şimdiye kadar hiçbir konuda etkileri olmadığı defalarca görüldü. Yine aynı akıbetle karşılaşacaklar." paylaşımında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın da Twitter'da "Yine heyecan yapmışlar ve eklemişler: 'Yeni hükümet Batı'yla hasarlı ilişkileri tamir edecek…' Ben bu dili, söylemi ve hangi bağlamda söylendiğini iyi biliyorum. Sakin olun. Ülkeme talimat verdiğiniz günler geride kaldı. Son sözü millet sandıkta söyleyecek." paylaşımını yaptı.



İsrail: İran’a yönelik bombardımanın askıya alınmasını destekliyoruz, ancak bu Lübnan’ı kapsamıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
TT

İsrail: İran’a yönelik bombardımanın askıya alınmasını destekliyoruz, ancak bu Lübnan’ı kapsamıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)

İsrail Başbakanlık Ofisi bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları iki haftalığına askıya alma kararını desteklediğini, ancak bu ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını duyurdu.

Ofis ayrıca, İsrail’in söz konusu adımı, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı derhal açması ve bölge ülkelerine yönelik saldırıları durdurması şartıyla desteklediğini belirtti.

Bu açıklamalar, Washington’un çatışmayı yatıştırmak ve müzakerelere alan açmak amacıyla İran’a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya aldığını duyurmasının ardından geldi.

İsrail, Tahran’ın artık ABD, İsrail ve İran’ın Arap komşuları için nükleer, füze veya ‘terörist’ tehdit oluşturmayacağının güvence altına alınması için Amerikan çabalarını desteklediğini vurguladı. Açıklamada, Washington’un İsrail’e, gelecek müzakerelerde ortak hedeflerin gerçekleştirilmesi konusunda taahhütte bulunduğu ifade edildi.

İran ise bugün yaptığı açıklamada, ABD ile müzakerelerin 10 Nisan Cuma günü İslamabad’da başlayacağını duyurdu.

dfv
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül 2025 tarihinde Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında (AFP)

Beyaz Saray yetkilileri, daha önce yaptıkları açıklamada, İsrail’in iki haftalık ateşkes ve İran’a yönelik bombardıman kampanyasının askıya alınmasını kabul ettiğini doğruladı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise arabuluculuk yaptığı anlaşmaya ilişkin olarak sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, anlaşmanın İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını da durdurmayı içerdiğini belirtti.

İsrail’in Lübnan’daki saldırıları en az bin 500 kişinin ölümüne ve 1,2 milyon kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Lübnan, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının ikinci gününde, Tahran’a destek amacıyla Hizbullah’ın İsrail’e füze atmasıyla çatışmaya dahil oldu. Hizbullah’ın bu saldırısı, İsrail tarafından kara ve hava operasyonlarıyla yanıt buldu.


‘Saldırı öncesi mesaj’... Yerleşimciler neden Filistin’in Hammamat el-Malih bölgesinde Talmud ayinleri gerçekleştirdiler?

5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)
5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)
TT

‘Saldırı öncesi mesaj’... Yerleşimciler neden Filistin’in Hammamat el-Malih bölgesinde Talmud ayinleri gerçekleştirdiler?

5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)
5 Nisan’da Kudüs’ün Eski Şehri’nde ayin gerçekleştiren İsrailli Yahudiler (Reuters)

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik öldürme, darp etme ve mülkleri tahrip etme eylemlerini, Yahudi inançlarına dayandırdıkları ‘toprak hakkı’ iddialarıyla meşrulaştırıyor. Bu yerleşimci yaklaşımının son örneği, pazartesi günü işgal altındaki Batı Şeria’nın Ürdün Vadisi bölgesinde bulunan Hammamat el-Malih’te bazı aşırı sağcı İsraillilerin Talmud ayinleri gerçekleştirmesiyle ortaya çıktı.

Dikkat çeken nokta, Hammamat el-Malih’in tarihi ve çevresel açıdan özel bir bölge olmasına rağmen, İsrail’in Batı Şeria’daki dini bağlantı iddiaları kapsamında daha önce Mescid-i Aksa, Harem-i İbrahim, Yusuf ve Rahel’in kabirleri ile Gerizim ve Ebal dağları gibi alanlarla birlikte anılmamış olması.

Yerleşimciler, önceki saldırılarda bazı kısımlarını ele geçirdikten sonra Hammamat el-Malih’e zorla girdiler. İnsan hakları örgütü Al-Bidar, yerleşimcilerin ‘kuzey Ürdün Vadisi’ndeki hassas topraklar üzerinde kontrol sağlama çabalarının devam ettiğini gösterir şekilde provokatif Talmud ayinleri yaptığını’ bildirdi.

Kanlı bir mesaj ve ardından gelen saldırılar

Bu, yerleşimcilerin Ürdün Vadisi’ndeki diğer bölgelerde daha önce de Talmud ayinleri gerçekleştirdiği ilk olay değil. İnsan hakları örgütü Al-Bidar’ın genel koordinatörü Hasan Melyahat, “Dini ayinler, Filistinlilere derhal bölgeyi terk etmeleri gerektiğine dair kanlı bir mesaj içeriyor” dedi.

Melyahat, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu uygulama, yerleşimcilerin bölge üzerindeki hak iddialarını meşrulaştırmak için dini bir araç olarak kullanıldığı söylenebilecek sömürgeci bir politik davranıştır. Hedeflenen bölgeyi ‘arındırılmış Yahudi toprakları’ olarak ilan ediyorlar ve Arapların buradan gitmesi gerektiğini savunuyorlar” ifadelerini kullandı.

Melyahat’a göre, yerleşimciler daha önce Ma’rajat ve Ras el-Ain bölgelerinde Talmud ayinleri yapmış, ardından dramatik ibadetlerde bulunmuş ve bu eylemler ‘ailelerin bölgeden ayrılmasına yol açan kanlı saldırılara’ dönüşmüştü.

Melyahat, “Bu ayinlerin ardından şiddetli saldırılar gözlemledik. İnsanlar çocuklarıyla birlikte kaçmak zorunda kaldı. Yerleşimci ritüelleri, ilan edilmemiş kanlı bir mesaj niteliğinde” dedi. Ayrıca bu ayinlerin öncesinde veya sonrasında, Arapların bölgeye yaklaşmasını yasaklayan dini fetvalar verildiğini vurguladı.

Hammamat el-Malih hakkında ne biliyoruz?

Hammamat el-Malih, 15 Bedevi yerleşim birimini barındıran el-Malih Vadisi’nde bulunuyor. Bazı sakinler bölgeyi terk etmiş olsa da çoğunluk hâlâ burada yaşamaya devam ediyor. El-Malih Vadisi’nin hedef alınması tesadüfi değil; bu, Ürdün Vadisi’nde kontrol sağlama amacını taşıyan eski ve planlı bir stratejinin parçası.

El-Malih Vadisi, Tubas kentinin 13 kilometre doğusunda yer alıyor. Filistinliler için Osmanlı döneminden beri bir turizm bölgesi olarak biliniyor ve bölgede ‘Osmanlı Oteli’ adıyla tanınan tarihi bir otel bulunuyor. Bu otel, Filistin’in en eski oteli olarak kabul ediliyor.

vdsv
Filistin’deki en eski Osmanlı oteli olarak bilinen el-Malih Oteli (Filistin Turizm Bakanlığı)

Resmî Filistin raporlarına göre, Osmanlı sultanları yolculukları sırasında burada dinlenirdi. Bölgede ayrıca tarihi bir değirmen bulunuyor. Bölge, sıcak su kaynaklarıyla hem gezinti hem de tedavi amacıyla gelen turistlerin uğrak noktasıydı.

Filistin Ulusal Bilgi Merkezi’ne göre, Ürdün Vadisi’nin kuzeyindeki el-Malih Vadisi, sıcak iklimi ve mineral açısından zengin sıcak kaynaklarıyla öne çıkıyor. Vadide 450 Filistinli aile yaşıyor. Bölge, sıcak su kaynaklarının yanı sıra 7 bin dönümlük ormanlık alan ve doğal ağaçlıklarla kaplı.

Mineral açısından zengin sıcak su, Ayyad ve Eyyub kaynaklarından kaya yamaçlarından akarak el-Malih Vadisi’ne ulaşıyor. Burada soğuk Um Tayun kaynağı ile birleşiyor, el-Farisiye arazilerinden geçerek doğuya, Um Aşiş Köprüsü’ne kadar ilerliyor ve nihayetinde suları Ürdün Nehri’ne karışıyor.

Su kaynaklarının tahribatı

Hammamat el-Malih, geçmişte Filistinli gezginler ve yabancı turistler tarafından dinlenme ve tedavi amacıyla ziyaret edilen doğal bir turizm merkeziydi.

Bölgede oteller ve su değirmenleri bulunuyor ve izleri hâlâ görülebiliyordu. Ancak İsrail işgal yönetimi, 1967’den itibaren bölge ve kaynakları üzerindeki kontrolünü hızla pekiştirdi; askeri kamp ve yerleşim birimleri kurdu, suya el koymak ve birçok kaynağı kurutmak amacıyla derin kuyu kazdı ve bölgeyi yerel halktan boşalttı.

Filistinli insan hakları ve çevre örgütlerine göre, 1973 yılında işgal yönetimi, sıcak mineral su kaynaklarının etrafına 20 metre derinliğinde beton dökerek kaynakları tahrip etmeye ve akışını engellemeye çalıştı. Sonuç olarak, mineral suların aktığı vadi kurak bir hale dönüştü ve eskiden büyüleyici manzaralara sahip olan bölge, artık neredeyse terk edilmiş bir alan haline geldi. Bölge şimdi sadece çobanlar tarafından kullanılıyor.

sdvds
 Vadi el-Malih bölgesindeki kaynaklar (Filistin Ulusal Bilgi Merkezi)

İsrail merkezli insan hakları örgütü B’Tselem, Hammamat el-Malih’in önemine dikkat çekti. Örgüte göre, İsrail 1967’de Batı Şeria’yı işgal ettikten sonra, Hammamat el-Malih’in kuzeyine yaklaşık 1 kilometre uzaklıkta bir eğitim kampı kurdu ve bölge halkına geniş alanları kapattı.

B’Tselem’in verilerine göre, 7 Ekim 2023’ten itibaren bölgedeki durum kötüleşti, yerleşimci saldırıları arttı. Bölgedeki Bedevi yerleşim birimlerinin çevresine iki yerleşimci üssü kuruldu: Ağustos 2024’te Hammamat el-Malih’in yaklaşık 1 kilometre doğusuna bir üs ve Şubat 2025’te bölgenin yaklaşık 4 kilometre batısına başka bir üs inşa edildi.

Bu iki üsten gelen yerleşimciler, neredeyse her gün bölge halkını ve çevresindeki yerleşimleri sıkıştırıyor ve saldırıyor.

Bedevi topluluklarının sürülmesi

Ürdün Vadisi’ne yönelik saldırılar, 7 Ekim sonrası başlayan yoğun bir tırmanışın parçası olarak özellikle Filistinli Bedevi halkını hedef alıyor. Melyahat, “Yaşananlar tesadüfi değil; amaç, Batı Şeria’daki belirli bölgelerde tam kontrol sağlamak” dedi.

Melyahat, “Orta Batı Şeria ve Ürdün Vadisi’ni özellikle iki nedenle hedef alıyorlar: Birincisi, Batı Şeria’yı kuzey ve güneye ayırarak coğrafi bir bağlantı kurmayı hedefleyen tehlikeli ‘A-1 Projesi’. Bu proje, bir Filistin devletinin kurulmasını engellemeyi amaçlıyor. İkincisi ise, Ürdün sınırı üzerinde güvenlik kontrolü sağlamak, Batı Şeria’yı dış dünyadan izole etmek ve su kaynaklarını ele geçirerek tarım alanlarını geliştirmek suretiyle ekonomik ve demografik hakimiyet kurmak” ifadelerini kullandı.

 sdf
 İsrailli yerleşimciler, Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuruyor. (WAFA)

Batı Şeria’daki 212 Bedevi yerleşim birimi, 2019’dan bu yana çeşitli tacizlerle karşı karşıya. Ancak 7 Ekim sonrası durum, organize saldırılara ve bir dizi yasal kararın uygulanmasına dönüştü. Bugüne kadar Ürdün Vadisi’ndeki bazı yerleşim birimlerinden onlarca aile zorla çıkarıldı; ayrıca Orta Batı Şeria’daki Ma’ale Adumim yerleşimi yakınlarındaki 18 Bedevi yerleşimi, derhal tahliye edilme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Son haftalarda yerleşimcilerin Bedevi yerleşim birimlerine ve Batı Şeria’nın diğer bölgelerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiği gözlendi. Bu saldırılar arasında öldürme girişimleri, ev ve araç yakma, mülk tahribi, tehdit ve Filistinlilerin zorla göç ettirilmesi yer alıyor.


Pakistan ve Afganistan'da fırtınalar 188 kişinin ölümüne neden oldu

Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)
Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)
TT

Pakistan ve Afganistan'da fırtınalar 188 kişinin ölümüne neden oldu

Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)
Pakistan'ın Peşaver kentinde şiddetli yağmurların neden olduğu sel sularıyla kaplı yolda yürüyen bir adam (AFP)

Afganistan ve Pakistan'da iki haftadan uzun süredir etkili olan şiddetli yağmur, sel ve kar fırtınası nedeniyle en az 188 kişi hayatını kaybetti.

Dünyanın en kötü insani krizlerinden biriyle karşı karşıya olan Afganistan'da, Ulusal Afet Yönetim Kurumu sözcüsü Mohammad Yusuf Hamad, AFP'ye yaptığı açıklamada, "26 Mart'tan bu yana yağmur, sel, toprak kayması ve yıldırım düşmesi sonucu 123 kişi hayatını kaybetti" dedi.

Sadece pazar ve salı günleri arasında ülke genelinde 46 kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında, pazartesi akşamı Gazni vilayetinde arabasının su dolu bir hendeğe düşmesi sonucu anne babasının doğum hastanesinden yeni aldıkları bir bebek de bulunuyor. Valiliğin basın ofisine göre, ebeveynler yaralandı.

wvdvf
Resim  Jal, 7 Nisan 2026'da Pakistan'ın Peşaver kentinde yağmur yağarken ailesiyle birlikte motosikletle yolda ilerliyor (AFP)

AFP’nin Eyalet acil durum yönetim ajansından dün aldığı bilgiye göre, Pakistan'ın kuzeyindeki Hayber Pahtunhva eyaletinde 25 Mart'tan bu yana ölü sayısı son günlerde 27'si çocuk olmak üzere 47'ye yükseldi.

fde
Pakistan'ın Peşaver kentinde, şiddetli yağmurların ardından bir drenaj kanalının taşması sonucu sular altında kalan yolda, sakinler taş kullanarak karşıya geçiyor (AFP)

Yerel afet yönetimi yetkililerinden alınan son rakamlara göre, Pakistan'da en az 65 kişi hayatını kaybetti; güneybatıdaki Belucistan eyaletinde ise 20 Mart'tan bu yana 18 ölüm daha kaydedildi.

Şiddetli hava koşulları ayrıca geniş çaplı hasara yol açtı ve ana yolların kapanmasına neden oldu.