Sudan savaş hikayeleri: Eserlerimden hiçbirini yanımda taşıyamadım

Sudan Güzel Sanatlar Hareketi: "iki generalin savaşının" bir başka kurbanı

Sudanlı sanatçı Dalya Abdul İlah Be`şer Kahire’deki yeni evinde resim yapıyor (The New York Times)
Sudanlı sanatçı Dalya Abdul İlah Be`şer Kahire’deki yeni evinde resim yapıyor (The New York Times)
TT

Sudan savaş hikayeleri: Eserlerimden hiçbirini yanımda taşıyamadım

Sudanlı sanatçı Dalya Abdul İlah Be`şer Kahire’deki yeni evinde resim yapıyor (The New York Times)
Sudanlı sanatçı Dalya Abdul İlah Be`şer Kahire’deki yeni evinde resim yapıyor (The New York Times)

Sudan’da onlarca sanatçı başkentteki stüdyolarını ve galerilerini geride bırakarak Sudan’dan kaçmak zorunda kaldı. Bu durum, binlerce sanat eserini riske atıyor ve 2019 devriminde çok önemli bir rol oynayan sanat ortamını tehdit ediyor.

Sudan’da askeri güçler arasında çatışma çıktığı günün sabahında Yasir el-Karii, başkent Hartum'un merkezindeki stüdyosunda renkler ve tuvallerle çevrili bir çalışma gününe daha hazırlanıyordu.

Çatışma çıktığı gün 15 Nisan'dı ve sonraki üç gün boyunca, Hartum sokaklarında çatışmalar şiddetlenirken, Karii, aç ve susuz şekilde stüdyosunda mahsur kaldı.

Karii, her gün saatlerce dehşet içinde saklanırken, kurşunlar binanın camlarını deliyor ve yanlışlıkla binaya isabet eden mermilerin sesi duvarları sallıyordu. Sonunda kaçmaya izin veren kısa bir sükunet olduğunda, Karii bunu değerlendirmek istedi ama yüreği buruktu.

Arkasında en sevdiği gitarını ve farklı boyutlarda 300'den fazla tabloyu bırakarak kaçan Karii (29) bu konuda, “Hiçbir eserimi ya da kişisel eşyalarımı yanımda taşıyamadım. Bu çatışma bizi sanatımızdan ve huzurumuzdan mahrum etti ve bugün bizi evsizlik ve ölümün ortasında akıl sağlığımızı korumaya çalışır halde bıraktı” ifadelerini kullandı.

Sudanlı sanatçı Dalya Abdul İlah Be`şer’den yeni bir sanat eseri... Hartum'daki dairesinde yirmiden fazla büyük tuval bıraktı (New York Times)
Sudanlı sanatçı Dalya Abdul İlah Be`şer’den yeni bir sanat eseri... Hartum'daki dairesinde yirmiden fazla büyük tuval bıraktı (New York Times)

Sanat dünyası kuşatma altında

Karii, savaşan iki general Afrika'nın en büyük ve jeopolitik açıdan en önemli ülkelerinden birini kasıp kavururken stüdyolarından ve galerilerinden kaçan onlarca Sudanlı sanatçı arasında yer alıyor.

Orgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan ordusu ve General Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki şiddetli çatışma yüzlerce kişinin ölümüne neden oldu ve bir milyondan fazla insanı yerinden etti. Bunun yanında ülke nüfusunun yarısından fazlası acil insani yardım içinde.

Bu dizginlenemeyen şiddetin ortasında, pek çok kişi savaşın başkentin gelişen sanat ortamını yok edeceğinden korkuyor. Bu sanat ortamının arkasında ise ağırlıklı olarak 2019 demokrasi yanlısı devrim zamanında ortaya çıkan, bölgesel ve küresel ilgiyi çekmeye başlayan genç sanatçılar var.

Onlarca Sudanlı sanatçı ve Sudan, Mısır ve Kenya'da sanatla ilgilenen kişiler, New York Times'a yaptıkları açıklamada, evlerinin, stüdyolarının veya yüzbinlerce dolar değerindeki sanat eserinin yer aldığı sergilerin akıbeti hakkında hiçbir fikirleri olmadığını söylediler.

Bu konuda sanat sergilerinin düzenlenmesinde de çalışan Sudanlı yönetmen Azza Sati, “Yaratıcı sanat düzeni bir süre daha bozulacak” dedi. Sati, sanatçıların "insanların kendilerini ifade etme, yaşadığını hissetme ve takdir edilme ihtiyacını gördüklerini" sözlerine ekledi ve savaşın giderek "bu sesi, bu kimliği silmeye" yol açtığına inandığını ifade etti.

Sanatsal ve arkeolojik zenginliklerin çalınması

Bununla bağlantılı olarak, başkentteki en şiddetli çatışmalardan bazıları, şehrin en yeni sanat galerilerinin bulunduğu Hartum 2 gibi mahallelerde veya Karii’nin özel stüdyosunun bulunduğu el-Arabi Pazarı gibi hareketli mahallelerde yaşandı. Bu bölgelerde soygun ve yağma kol geziyor ve bölge sakinleri başkent üzerindeki kontrollerini giderek daha da sıkılaştıran paramiliter güçleri suçluyor.

Müzeler ve tarihi binalar saldırı ve yıkım altındayken, birçok kişi ülkenin sanatsal zenginliklerinin ve arkeolojik alanların yağmalanmasından da endişe duyuyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ise Sudan'daki Doğa Tarihi Müzesi ile Özel Omdurman Üniversitesi arşivlerinin ağır hasara ve yağmaya maruz kaldığını açıkladı.

el-Tîb Dav el Beyt Sudanlı bir sanatçı Nairobi'deki evindeki stüdyosunda (The New York Times)
el-Tîb Dav el Beyt Sudanlı bir sanatçı Nairobi'deki evindeki stüdyosunda (The New York Times)

Sanata karşı da bir savaş

Nairobi'de yaşayan kıdemli bir Sudanlı sanatçı olan el Tîb Dav el Beyt, "Savaş içinde, asıl savaş, sanatın etrafında dönen başka bir savaş da var" dedi. Dav el Beyt’in Sudan galerilerinde sergilenen birçok sanat eserine sahip olduğunu ve yirmi yıl önce Irak'ta olduğu gibi Sudan'daki sanat ve kültür kurumlarının yağmalanmasından korktuğunu belirtmekte fayda var.

Söz konusu sanatçı, sanat eserlerinin korunmaya ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Ülkenin 1956'da Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını kazanmasının ardından Sudan'ın Ahmed Şebrin, İbrahim El-Salahi ve Kamala İbrahim İshak gibi ünlü isimleri doğuran çalkantılı bir sanat ortamı yaşaması dikkat çekici. Bununla birlikte, diktatör Ömer Hasan el-Beşir'in otuz yıllık yönetimi sırasında rejim, yaratıcı ifadeyi kısıtlamak için sansürü, dini emirleri ve hapis cezasını kullandı. Bu, birçok sanatçı ve müzisyeni ülkeyi terk etmeye zorladı.

Şarku’l Avsat’ın The New York Times’dan aktardığı habere göre Bu durum, genç sanatçıların duvarlara ve yollara duvar resimleri yapmak ve demokratik yönetim talep etmek için sokaklara döküldüğü 2019 devrimi sırasında değişmeye başladı. Beşir nihayet devrildiğinde, aynı yılın nisan ayında sanatçılar, devrim sonrası Sudan'da yeni bir hayatın resmini çekmek için resim ve heykel yaparak yeni buldukları özgürlüklerini kutladılar.

Söz konusu sanatçılar arasında Dalya Abdul İlah Be`şer (32), kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçı ve devrimden sonra tam zamanlı olarak sanatı üzerinde çalışmak için sanat öğretmenliği işini bırakmış. Be`şer’in yaptığı resimler, Sudan toplumunda kadınların maruz kaldığı baskıyla ilgileniyor. Yıllar içinde çalışmaları Sudan, Mısır, Kenya ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki sanatseverlerin ilgisini çekti.

Nisan ayında Sudan savaşının patlak vermesinden günler önce, o ve ailesi, mübarek Ramazan ayının son günleri ve onu takip eden bayram tatili için Mısır'a gitti.

Seyahatinde satmayı umarak on küçük tabloyu yanına aldı, ancak evde yirmiden fazla büyük resim bıraktı.

Kahire'den yayınladığı bir video röportajında, "Bu savaş hakkında ne hissettiğimi kelimelerle veya tuval üzerinde tarif edemem" dedi. Hartum'da yaşadığı apartmanın ve mahallenin boşaldığını, hiçbir mülkünün akıbetini bilmediğini sözlerine ekledi.

Be`şer, “Hala şok ve panik içindeyiz. Böyle bir şey olacağını ve inşa etmekte olduğumuz sanat akımını kaybedeceğimizi hiç düşünmemiştik.” Dedi.

Fotoğraf Altı Yazısı: Hartum'daki "Downtown Gallery"nin kurucu ortağı Rahim Şeddad (The New York Times)
Hartum'daki "Downtown Gallery"nin kurucu ortağı Rahim Şeddad (The New York Times)

Sanatçı destek kampanyası

Be`şer’in acısını, devrimi takip eden günlerde Hartum'un merkezinde bir serginin kurulmasına katkıda bulunan Rahim Şeddad paylaştı.

27 yaşındaki Şeddad, Sudan'ın her yerinden 60'tan fazla sanatçıyla çalışıyor ve 23 yaşındaki ressam Velid Muhammed için Hartum'da bir kişisel sergi planlıyordu.

Şeddad, “Nil'de Kargaşa” başlıklı, yurt dışına gönderilmesi planlanan sergide yer alacak sanat eserlerini koordine etmeyi ve göndermeyi yeni bitirmişti. Haziran sonunda başlayacak sergi Lizbon, Madrid ve Paris'i gezecek ve farklı kuşaklardan Sudanlı sanatçılara yer verecekti.

Ancak, çatışmanın patlak vermesinden bu yana, Şeddad’ın endişesi yalnızca sanatçıların ve sanat eserlerinin güvenliğini sağlamaya odaklandı.

Aynı zamanda Hartum 2'deki “Downtown Gallery”de sıkışmış yüzlerce resim ve eser var. Bunun yanında çatışma, birçok sanatçının birikimlerini tüketti ve onları düzenli bir gelirden mahrum bıraktı. Sanatçıların gelirleri, eskiden çoğunlukla şimdi tahliye edilen yabancılara ve büyükelçilik yetkililerine yapılan satışlardan geliyordu.

Sanatçılara ve ailelerine yardım etme çabasıyla Şeddad, Sati gibi sanat eserlerine ilgi duyan diğer Sudanlılarla birlikte bu ay bir kitle fonlaması kampanyası başlattı. Ayrıca, Hartum görece sakinleştiğinde sanatçıların eserlerini güvenli bir yere nasıl taşıyacaklarını da düşünüyorlar. Pazartesi günü sona erecek olan yedi günlük ateşkese rağmen Şeddad, galerisinin yakınındaki bölgeye geri dönen sivillerin hırsızlık ve taciz olaylarına maruz kaldığını öğrendiğini söyledi.

Kahire'den yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında ağlayarak, “Sudan'daki sanat ortamının kalbi ciddi saldırı altında. Emeklerimizin boşa gideceğini düşünmek çok acı veriyor.” İfadelerini kullandı.

Ölüm karşısında tutku

Ayrıca çatışma, birçok sanatçının ilham kaynağına ulaşmasını engelledi.

Çalışmalarında Hartum'un mahallelerinin ve Sufi türbelerinin manzaralarını tasvir eden Halid Abdurrahman ise Hartum'daki stüdyosundan resimlerini almadan kaçtı ve çatışmanın vizyonunu ve gelecekteki yaratımlarını nasıl etkileyeceğini düşündüğünü” söyledi.

Abdurrahman, “Bunu şimdi bilemem. Olanlar için gerçekten üzgünüm” açıklamasında bulundu.

Ancak Sudan'ı kasıp kavuran ölüm ve yerinden edilmenin ortasında, sanatçılar bunu uluslarının tarihinde bir şekilde belgelemek zorunda kalacakları başka bir dönem olarak görüyorlar.

Şu anda Hartum'un doğusundaki bir köyde ikamet eden Kari`, "Bu, dikkatlice incelememiz gereken bir dönem. Böylece gelecek nesillere aktarabilir ve onlara ülkenin başına gelenleri anlatabiliriz." Dedi. Ayrıca, “Tutku asla ölmeyecek” vurgusu yaptı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.