ABD İran’ın nükleer bomba yapabileceğinden endişeli

Financial Times: Robert Malley ile İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi doğrudan görüşmeler yaptı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile cuma günü Cape Town’da bir araya geldi (AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile cuma günü Cape Town’da bir araya geldi (AFP)
TT

ABD İran’ın nükleer bomba yapabileceğinden endişeli

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile cuma günü Cape Town’da bir araya geldi (AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile cuma günü Cape Town’da bir araya geldi (AFP)

ABD yönetimi, 2015 nükleer anlaşmasının ‘gündemde olmadığını’ söylerken, İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Emir Said İrevani geçtiğimiz günlerde ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile birkaç görüşme yaptı.

Financial Times’ın diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine göre ABD yönetimine yakın bir kişi, görüşmelerde öncelikle Tahran ile Washington arasında bir tutuklu takası anlaşması imzalanma olasılığı üzerinde durulduğunu ve Washington’un İran’da tutuklu bulunan üç vatandaşını iade etmeye çalıştığını söyledi.

Müzakerelerin geçen mart ayında askıya alınmasından bu yana İranlı yetkililer, ABD tarafıyla tutuklu takası için hazır bir anlaşmanın imzalanması için ısrar ettiler ve bunun sekteye uğramasından ABD tarafını sorumlu tuttular.

Yakın bir zamanda Tahran, Umman arabuluculuğunda Belçika ile önemli bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre Brüksel, Belçikalı yardım görevlisi Olivier Vandecasteele karşılığında terör suçundan hüküm giymiş diplomat Esedullah Esedi’yi serbest bıraktı. Ayrıca serbest bırakılan bir Danimarkalı ve iki Avusturya-İran vatandaşı da cumartesi sabaha karşı Brüksel’e ulaştılar.

Bu anlaşma, Biden yönetimi üzerindeki ABD’li mahkumları geri alması için baskıyı artıracaktır.

Financial Times kaynakları, bir çeşit geçici anlaşma yapmanın veya her iki tarafın gerilimi azaltmaya yönelerek İran’ın üzerindeki bazı yaptırımların hafifletilmesi karşılığında uranyum zenginleştirme seviyelerini azaltmasının olası seçeneklerden olduğunu söylediler.

Kaynaklar, İran’ın New York’taki BM temsilciliği ile İran dosyasından sorumlu ABD’li yetkili arasında doğrudan bir temas gerçekleştiğini ilk kez ortaya çıkarmıyor. Geçen ocak ayında İran temsilciliği, Iran International tarafından yayınlanan bir haberi yalanlamıştı.

Diplomatik plan

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, ‘İran’ın nükleer programını agresif bir şekilde genişletmesinin bölgesel bir savaşı getirebileceğine dair korkuların artmasıyla Batılı güçler (ABD’li ve Avrupalı), nükleer faaliyetleri konusunda İran’la nasıl başa çıkılacağına’ ilişkin tartışmaları yeniden başlattı.

Batılı bir diplomat gazeteye, “İran’ın nükleer programının yoldan çıkmasına izin vermek yerine bunun önünü almak için aktif bir diplomatik plana ihtiyacımız olduğuna dair bir görüş birliği var” dedi. Diplomat “Beni endişelendiren şey, İran’daki karar alma sürecinin çok kaotik olması ve bunun İsrail’le savaşa götürme ihtimali” dedi.

Financial Times haberi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) Viyana’daki üç aylık toplantısına iki gün kala yayınlandı. Bu sırada nükleer anlaşmayı destekleyen İran-Batı çevreleri, diplomatik yola dönmenin önündeki engelleri kaldırmaya çalışıyor. UAEA yakın bir zamanda İran’la askıda bekleyen sorunlara kısmi bir çözüm getirildiğini ve bazı denetim ekipmanlarının geri alınabildiğini duyurmuştu. Tahran, Fordo Nükleer Tesisi’nde bulunan yüzde 83,7 oranında zenginleştirilmiş uranyum parçacıkları hakkında UAEA’ya açıklama yaptığını söylemişti.

Bu haftanın başlarında Robert Malley ABD Ulusal Halk Radyosu’na (NPR) verdiği demeçte, ABD’nin İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak hala diplomatik çözümler aradığını söyledi. Washington, İran’ın ‘nükleer silah elde etmek için adımlar attığı’ sonucuna varırsa, ABD’nin ‘caydırıcı önlemler’ alacağı konusunda uyarıda bulunan Malley, bu durumda ‘askeri seçenek’ de dahil olmak üzere, ‘hiçbir seçeneğin göz ardı edilmeyeceğini’ ve masada olacağını vurguladı.

Müzakereler, İran’ın, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in önerisini reddettiği geçen eylül ayından sonra çıkmaza girmişti. Mart ayında İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakıri Kani, Fransa, İngiltere ve Almanya’dan yetkililerle görüşmek üzere Oslo’ya gitmişti.

Toplantıdan günler sonra Bakıri Kani, Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda “Görüşlerimizi netleştirdik ve bazı yanlış değerlendirmelere karşı uyarıda bulunduk” ifadelerini kullanarak ülkesinin diplomatik yollar da dahil olmak üzere ulusal çıkarlarını ilerletmeye kararlı olduğunu sözlerine eklemişti.

O dönem Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, görüşmelerin, Fordo Nükleer Tesisi’nde müfettişler tarafından bulunan ve yüzde 83,7 saflığa ulaşan (nükleer silah geliştirmek için gereken yüzde 90) uranyum parçacıklarının kökeni hakkında UAEA tarafından yürütülen bir soruşturmada Tahran’dan iş birliği yapmasını istemeye odaklandığını söylemişlerdi.

Kaynaklar, toplantıda başta İran’ın nükleer dosyada gerilimi tırmandırması olmak üzere birkaç dosyanın ele alındığını söylemişlerdi. Avrupalı ​​diplomatların İran tarafına endişelerini ve ülkelerinin tutumlarını ‘açıkça’ dile getirdiklerini belirtmişlerdi. Kaynaklar, toplantının İran nükleer anlaşması ve ona geri dönme olasılığı ile ilgili herhangi bir müzakereyi ele almadığını ifade etmişlerdi.

İki bombaya yetecek kadar uranyum

İran’ın yüzde 60’a varan zenginleştirilmiş uranyum stoku artmaya devam ediyor. UAEA üye devletlere gönderilen üç aylık iki rapordan birine göre şu anda bu stok hemen hemen iki nükleer bomba yapmaya yetiyor.

UAEA üç aylık raporunda, İran’ın tahmini zenginleştirilmiş uranyum stokunun, Tahran ile büyük güçler arasında imzalanan 2015 nükleer anlaşması kapsamında izin verilen sınırın 23 katı olduğunu vurguladı.

Buna göre İran’ın 13 Mayıs’taki toplam zenginleştirilmiş uranyum stokunun 4.744,5 kilogram olduğu tahmin edilirken, anlaşmada izin verilen sınır 202,8 kilogramdı.

UAEA, İran’ın şu anda yüzde 60’a varan oranda zenginleştirilmiş 114,1 kilogram uranyuma ve bir önceki çeyreğe göre 26,6 kilogramlık bir artışla kolayca daha fazla zenginleştirilebilen uranyum hekzaflorür formuna sahip olduğunu belirtti.

Şu anda, yüzde 20’ye kadar zenginleştirilmiş uranyum stoklarının şubat ayındaki son rapordan bu yana 36,2 kilogram artarak 470,9 kilograma ulaştığı tahmin ediliyor.

Reuters Haber Ajansı’na göre, yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş yaklaşık 42 kilogram uranyuma sahip olmak, UAEA tarafından ‘büyük bir miktar’ olarak tanımlanıyor ve bunun ‘nükleer patlayıcı bir cihaz üretme olasılığının göz ardı edilemeyeceği nükleer malzemeye yakın bir miktar’ olduğunu söylüyor.



Netanyahu: İran ile müzakerelere ilişkin ilkelerimizi Trump’a sunacağım

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025 tarihinde Florida’da düzenlenen ortak basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025 tarihinde Florida’da düzenlenen ortak basın toplantısında (Reuters)
TT

Netanyahu: İran ile müzakerelere ilişkin ilkelerimizi Trump’a sunacağım

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025 tarihinde Florida’da düzenlenen ortak basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025 tarihinde Florida’da düzenlenen ortak basın toplantısında (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bugün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştireceği görüşmelerin başta İran ile yürütülen müzakereler ve Gazze dosyası olmak üzere bir dizi konuya odaklanacağını söyledi.

Netanyahu, ABD’ye hareket etmeden önce yaptığı açıklamada, ‘İran’la müzakerelere ilişkin ilkeler konusundaki görüşlerini’ Başkan Trump’a sunacağını ifade etti.

Netanyahu, “Bana göre bu ilkeler yalnızca İsrail için değil, barış ve güvenliği hedefleyen herkes için önem taşıyor” dedi.

Trump ile sık aralıklarla gerçekleştirdiği görüşmelere de değinen Netanyahu, bu temasların İsrail ile ABD arasındaki ‘benzersiz yakınlığın’ ve kendisi ile Trump arasındaki özel ilişkinin göstergesi olduğunu belirtti.

Bu görüşme, Trump’ın geçen yıl ocak ayında yeniden göreve gelmesinden bu yana Netanyahu ile yapacağı yedinci buluşma olacak.

Ynet haber sitesi, geçtiğimiz cumartesi günü yayımladığı haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump’a, İsrail’in İran’ın nükleer programını tamamen ortadan kaldırma konusundaki kararlılığını vurgulayacağını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığı haberde, konuya yakın bir kaynağa dayandırılan bilgilere göre, İsrail’in ortaya koyacağı tutumun; İran’ın nükleer programının tümüyle sona erdirilmesi, uranyum zenginleştirmenin durdurulması, zenginleştirme kapasitesinin ortadan kaldırılması ve zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılmasını içerdiği belirtildi.

Aynı kaynak, İsrail’in Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a yeniden dönmesini talep ettiğini aktardı.

Kaynak ayrıca, İran ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın, İsrail’e tehdit oluşturamayacak şekilde füze menzilinin 300 kilometre ile sınırlandırılmasını da içermesi gerektiğini ifade etti.

Bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasında ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği bir müzakere turunun ardından yaşandı.

Tahran ise müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmasını, füze programı dahil olmak üzere diğer başlıkların gündeme getirilmemesini istiyor.


Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
TT

Afrika'nın Sahel bölgesinde teröristlerin nüfuz mücadelesi

Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)
Afrika'nın Sahel bölgesinde El Kaide ile DEAŞ arasındaki rekabet, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir mücadeledir (Reuters)

Sağır el-Haydari

El Kaide’nin Sahel bölgesindeki kolu olan Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin’in (CNIM) finans başkent Bamako'ya doğru ilerlediği ve Burkina Faso ve Nijer gibi ülkelere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde, DEAŞ ile ilişkiler belirleyici bir dönüm noktasına ulaştı. Her iki taraf da Afrika Sahel bölgesinde önemli aktörler olarak kendilerini kanıtlamak için zamana karşı yarışıyor.

DEAŞ, üyelerinin Mali'de düzenledikleri bir pusuda, CNIM’e bağlı Sahra Bölgesi Emiri Ebu Yahya gibi El Kaide'nin önde gelen isimlerini ortadan kaldırmayı başardıklarını duyurdu.

DEAŞ ile El Kaide arasındaki rekabet, Mali, Burkina Faso ve Nijer gibi Afrika Sahel ülkelerinde yaşanan ciddi güvenlik krizlerinin ortasında yaşanıyor ve her iki taraf da bu durumdan yararlanmaya çalışıyor.

Üç daire

DEAŞ ve El Kaide'nin faaliyetleri, Afrika'nın Sahel bölgesini her yıl binlerce kişinin hayatını kaybettiği gerçek bir ‘terör yuvası’ haline getirdi.

Afrika meseleleri uzmanı ve siyasi araştırmacı Sultan Elban, Sahel bölgesinde El Kaide ile DAEŞ arasındaki rekabetin, cihadı temsil etme tekelini kimin elinde tutacağına dair açık bir çatışmaya dönüştüğünü, ancak sahada bunun ideolojik bir anlaşmazlıktan çok insan gücü ve kaynaklar üzerinde bir yarış halini aldığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Elban genel olarak bakıldığında CNIM'in El Kaide'nin Afrika Sahel'deki kolunu temsil ettiğini ve özellikle Burkina Faso, Mali ve Nijer'de en yaygın ve sosyal olarak en köklü örgüt olduğunu, askeri üslere karmaşık saldırılar düzenleme, insansız hava araçları ve patlayıcı cihazlar kullanma ve çok sayıda savaşçıyı seferber etme konusunda gelişmiş operasyonel kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Buna karşın DEAŞ’ın Afrika Saheli’nin bazı bölgelerinde, özellikle Mali'nin kuzeyindeki Minaka bölgesinde daha agresif göründüğünü söyleyen Elban, Nijer, Burkina Faso ve diğer bölgelerin büyük bir kısmını kontrol ettiğini, ancak yerel olarak daha az köklü ve ulusal ordular ile CNIM'in çifte direnişiyle karşı karşıya kaldığını kaydetti. CNIM, 2020'den bu yana Mali ve Burkina Faso'nun merkezi bölgelerinden bu örgütü kovmayı başardı ve sonraki yıllarda da genişlemesini engellemişti.

evfrv
El Kaide'nin CNIM lideri Iyad Ag Ghali'ye bağlı birkaç şubesi bulunuyor (AP)

El Kaide'nin şu anda Afrika Sahel bölgesindeki en önemli yapısal güç olduğunun altını çizen Elban, DEAŞ’ın ise belirli bölgelerde en ölümcül güç olduğunu ve kitlesel katliamlara ve halkı terörize etmeye daha yatkın olduğunu vurguladı. İki örgüt arasındaki rekabetin üç alanda yoğunlaştığını belirten Elban’a göre bunlardan birincisi, sınır geçişleri ve kaçakçılık rotalarının kontrol edilmesi, ikincisi, köylerde ve kırsal alanlarda tahkim ve yargı yetkisinin dayatılması ve üçüncüsü, merkezin önünde, yani Suriye ve Afganistan'ın önünde ve hatta Sahel'deki yerel sıcak noktaların önünde, küresel cihadın tekelleştirilmesi.

Kayıpların telafisi

Afrika'nın Sahel bölgesindeki ülkeler, son yıllarda bazı askeri darbelere tanık oldu. Bu darbeler sonucunda, güvenlik ve istikrarı yeniden tesis etme sözü veren askeri konseyler iktidara geldi. Ancak, özellikle Ensaruddin gibi radikal grupların yeni bölgelere doğru ilerleme kaydetmeleri bakımından bu konseylerin çabaları eleştirilmeye devam ediyor.

Nijeryalı güvenlik araştırmacısı Issa Mounkaila, gerçekte, El Kaide’nin yıllardır Afrika'nın Sahel bölgesini tekelinde tuttuğunu ve bu bölgenin El Kaide için Afganistan gibi ülkelerde yaşadığı başarısızlıkların ardından güvenli bir sığınak haline geldiğini söyledi.

Aynı durumun DAEŞ için de geçerli olduğunu belirten Mounkaila, DAEŞ'in şu anda Afrika kıyılarına, nüfuz kazanmanın kolay olduğu bir güvenlik kırılganlığı bölgesi olarak geri döndüğünü ve DAEŞ'in şu anda Suriye, Irak ve Libya'daki kayıplarını telafi etmeye çalıştığını söyledi. Mounkaila’ya göre bu telafi, ancak El Kaide'nin kontrolündeki bölgelerin aleyhine olabilir. Nijeryalı uzman ayrıca, DEAŞ’ın merkezi düzeyde net bir liderlik kaybına uğraması ve örgütün bölgedeki nüfuzunu ve hedeflerini yönetme planına ilişkin belirsizlikler göz önüne alındığında, El Kaide'nin hala üstünlüğünü koruduğuna inanıyor.

Denge El Kaide lehine değişiyor

El Kaide, CNIM gibi kendisine bağlı örgütler aracılığıyla, Rusya ve daha önce Fransa ile ittifak kuran Afrika Sahel'deki askeri konseylere karşı çıkıp kendi saflarına katılmaya çağıran videolar yayınlamaya devam ediyor.

Öte yandan ise DEAŞ, haftalık dergisi en-Nebe'de savaşın sürdürülmesi çağrısında bulunurken, El Kaide'ye karşı saldırılar başlattığını da açıklayarak iki grup arasındaki çatışmanın şiddetlendiğini gösteriyor.

Elban, iki taraf arasındaki çatışmanın geçmişi çerçevesinde, özellikle 2020'den bu yana Çad ve Burkina Faso arasındaki sınır üçgeninde, ara sıra ateşkeslerle birlikte, sınırlı çatışmalardan açık savaşa kadar çeşitli aşamalardan geçtiğini söyledi.

sddvd
Burkina Faso terör örgütlerinin yayılmasını önlemeye çalışıyor (Reuters)

Elban, her iki örgütün de kontrol ve finansman mekanizmalarına sahip olduğunu, özellikle de vergilerle, bu örgütleri kontrol ettikleri bölgelerde devlete paralel vergi otoriteleri haline getirdiğini, yönetim boşluğundan ve ekonomik çöküşten faydalanarak vergi uygulayıp zekat topladıklarını söyledi. Çobanların hayvanlarına el konulduğunu ve yerel pazarlarda veya Moritanya, Senegal ve başka yerlerdeki pazarlarda satıldığını da sözlerine ekledi.

İki örgüt arasında ince farkın El Kaide'nin gelirlerinin bir kısmını yoksulları destekleyerek ve anlaşmazlıkları çözerek yargı alternatifi olarak kendini dayatacak şekilde belirli bölgeleri kayırma eğiliminde olması olduğuna dikkati çeken Elban, El Kaide’nin bazen de imajını iyileştirmek ve meşruiyetini pekiştirmek için insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına göz yumduğunu, DEAŞ’ın ise daha nefret dolu bir yaklaşım sergileme eğiliminde olduğunu ve sosyal kabul görme konusunda endişelenmediğini vurguladı.

Bölge ülkelerinin bazılarının ordu tarafından yönetilmesi ve mevcut kırılganlık bakımından ağlar ve yerel entegrasyon açısından dengelerin El Kaide lehine kaydığına işaret eden Elban, ancak DEAŞ’ın savunmasız bölgelerde hedefli saldırılar düzenleme ve katliamlar gerçekleştirme yeteneğini üst düzeyde tuttuğunu belirtti.


İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

İran, Netanyahu’nun Washington ziyaretinden önce diplomatik çabalar üzerinde ‘yıkıcı etkiler’ olacağı konusunda uyarıda bulundu

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin Umman’a ulaşmasının ardından Tahran, diplomatik çabalara yönelik ‘yıkıcı baskı ve etkiler’ konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ABD-İran müzakerelerine odaklanması beklenen görüşmeler için Washington’a yapacağı ziyaretten hemen önce geldi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün düzenlenen haftalık basın toplantısında, “Görüşme yaptığımız taraf ABD’dir ve bölgeyi olumsuz etkileyen yıkıcı baskılardan bağımsız hareket etme kararı onlara aittir… Siyonist rejim, bölgede barışa yol açacak herhangi bir diplomatik girişimi sürekli olarak engellemeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonuna konuşan Bekayi, ülkesinin ABD ile yürüttüğü müzakerelerde hızlı bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini ve gecikmeye gitmek istemediğini belirtti.

Bekayi, geçtiğimiz hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin karşı tarafın ‘ciddiyetini’ ölçmek için gerçekleştirildiğini aktarırken, mevcut müzakerelerin ne kadar süreceği veya ne zaman sonuçlanacağının öngörülemediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Laricani’nin Maskat’ta Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi ile bir araya gelmesi bekleniyor.

Laricani dün yaptığı açıklamada, ziyaretin bölgesel ve uluslararası son gelişmeler ile İran-Umman ekonomik iş birliğini ele alacağını söyledi.

Ziyaret, Washington ile Tahran arasında birkaç gün önce yapılan ve ABD’nin güç kullanma ihtimalini gündeme getirdiği müzakerelerin ardından gerçekleşiyor.

Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı olmasını, füze programı gibi diğer konuların tartışılmamasını istiyor.

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Bakan Bedr Abdulati’nin İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yaparak bölgesel gelişmeleri ele aldığını bildirdi.

Açıklamada, Arakçi’nin Abdulati’yi yakın zamanda Umman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ABD-İran müzakerelerinin gelişmeleri hakkında bilgilendirdiği belirtildi. Görüşmede Abdulati, ülkesinin bu müzakerelere ve gerilimi azaltmaya yönelik tüm çabalara tam destek verdiğini ifade etti.

Açıklamaya göre Abdulati, ABD ve İran arasındaki müzakere sürecinin barışçıl ve uzlaşmacı bir çözüme ulaşana kadar sürdürülmesinin önemini vurguladı. Ayrıca, bu hassas dönemde ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığın aşılması gerektiğini belirterek, bölgedeki gerilimi önlemenin en temel yolunun diyalog olduğunu kaydetti.