Avrupa'da bitmeyen krizin merkez üssü: Kosova

Kosova'da yerel seçimler nedeniyle yeni bir kriz patlak verdi. (Reuters)
Kosova'da yerel seçimler nedeniyle yeni bir kriz patlak verdi. (Reuters)
TT

Avrupa'da bitmeyen krizin merkez üssü: Kosova

Kosova'da yerel seçimler nedeniyle yeni bir kriz patlak verdi. (Reuters)
Kosova'da yerel seçimler nedeniyle yeni bir kriz patlak verdi. (Reuters)

Ömer Önhon

Sırplar, Kosova'da toplam 1,8 milyon olan nüfusun yaklaşık yüzde 6'sını oluşturuyorlar ve genel olarak Kosova'nın kuzeyinde, Zveçan, Zubin Potok ve Leposaviç bölgelerinde yaşıyorlar. Sırbistan'dan ayrılmayı kabul etmeyip bağımsız bir Kosova'nın parçası olduklarından birtakım sorunlarla karşılaşıyorlar.

Kosovalı yetkililer bundan bir yıl önce Sırpların Sırbistan plakalarını kullanmalarını yasaklayınca huzursuzluk baş gösterdi. Nüfusunun çoğunluğunu Sırpların oluşturduğu dört bölgenin belediye başkanları, Kosovalı yetkililerin aldığı kararı protesto ederek istifalarını sundular.

Görevden ayrılan belediye başkanlarının yerine yenilerinin seçilmesi için 23 Nisan'da yerel seçimler yapıldı. Sırplar seçimleri boykot etti ve seçmen katılım oranı yüzde 3,47 ile sınırlı kaldı. Sandık başına giden Arnavut sayısı bin 566 olurken, 45 bin 95 Sırptan sadece 13'ü oy kullandı.

Arnavut kökenli olan yeni belediye başkanları, yeni görevlerine ancak Kosova Özel Polis Gücü'nün güvenlik önlemleri almasıyla girebildiler. Sırplar protesto gösterileri düzenledi. Kosova güvenlik güçleri de gösterilere müdahale etti. Bunun üzerine, sonunda yeni bir krize neden olan isyan olayları başladı.

Sırp ve Kosovalı liderler bu yılın başlarında Avrupa Birliği’nin (AB) Belgrad ile Priştine arasındaki diyalog süreci bağlamında ilişkileri normalleştirme planı üzerinde sözlü olarak anlaştılar. Toplam 11 maddeden oluşan plan, her iki tarafından da birbirlerinin ilgili ulusal belgelerini ve sembollerini tanımaları, Sırbistan'ın Kosova'nın herhangi bir uluslararası örgüte üyeliğine itiraz etmemesi ve Kosova'nın bölgedeki Sırp diasporası için yeterli düzeyde özyönetim garantisi vermesi de dahil olmak üzere oldukça önemli olan birçok konuyu içeriyordu.

“Kosovalı yetkililerin bundan bir yıl önce Sırpların arabalarında Sırbistan plakalarını kullanmalarını yasaklaması yeni bir huzursuzluğun fitilini ateşledi.”

Bu plan başlangıçta Almanya ve Fransa tarafından, AB’nin Orta Avrupa’daki olası bir çatışmayı etkisiz hale getirme girişimi çerçevesinde hazırlandı. AB, Balkan’daki bu krizle nasıl başa çıkılacağı konusunda uzun süredir mücadele ederken kendi temsilcisi aracılığıyla Batı Balkanlar'daki politikasıyla oldukça ilgileniyor.

Burada bu konuda AB içinde fikir birliği olmadığını, hatta görüş ayrılıkları olduğunu belirtmekte fayda var. AB üyeleri İspanya, Yunanistan, Kıbrıs, Romanya ve Slovakya henüz Kosova'yı tanımıyorlar. Bahsi geçen ülkelerin kendi azınlıkları ve farklı etnik sorunları olduğundan Kosova'nın bu azınlıkları cesaretlendiren bir emsal oluşturmasından korkuluyor.

Tarafların 2015 yılında fikir birliğine vardıkları Sırp Belediyeler Birliği’nin kurulması, neyi temsil ettiği üzerinde uzlaşılamaması ve görev tanımının yapılamaması nedeniyle halen tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor. Anlaşmalar, Sırp Belediyeler Birliği’nin Kosova'daki Sırp çoğunluğun yaşadığı bölgelerin özellikle eğitim, sağlık ve şehircilik alanlarında ortak çıkarlarını korumayı amaçladığını şart koştu.

Sırplar, Sırp Belediyeler Birliği’ni yürütme yetkisine sahip kabul ediyor ve Kosova içinde ayrı bir varlığın, yani özerk bir bölgenin tanınması olarak görüyorlar. Kosovalılara göre ise Sırp Belediyeler Birliği ulusal birliğe ve toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit. Kosova Anayasa Mahkemesi, ‘Kosova toplumu çok etnikli bir toplum olarak tanımlandığından, yürütme yetkilerine sahip tek etnikli bir yapının Kosova Anayasası’nı ihlal ettiğine’ karar verdi.

AB ise krizi AB üyeliği süreci başlatarak çözmeyi umuyor. Anlaşma, AB’ye üyelik süreci için bir koşul öne sürüyor. Taraflar, anlaşama şartlarını yerine getirmemenin AB yardımı ve üyelik süreci açısından olumsuz sonuçlar doğuracağında hemfikirler.

Sırbistan, 2012 yılından bu yana AB üyeliğine adayken Balkanlar'ın en yeni ülkesi olan Kosova, kısa bir süre önce AB üyeliği için aday oldu. Kosova ayrıca AB ile 2024 yılının ocak ayı başlarında yürürlüğe girecek olan vizesiz seyahat için anlaşma imzaladı.

Gerginliğin yeniden ne aman tırmanacağının sorulması gerekmiyor. Gerçek şu ki, temel sorunlar çözülmedikçe her zaman gerilimlerin fitilini ateşlemeye devam edecekler.

“AB üyeleri İspanya, Yunanistan, Kıbrıs, Romanya ve Slovakya henüz Kosova'yı tanımadıkları için bu konuda AB içinde fikir ayrılıkları söz konusu.”

Fotoğraf Altı: NATO'nun Kosova Barış Gücü (KFOR) askerlerinin konuşlandırıldığı Zvecan belediyesinin önündeki dikenli tel örgü, 31 Mayıs 2023. (EPA)
NATO'nun Kosova Barış Gücü (KFOR) askerlerinin konuşlandırıldığı Zvecan belediyesinin önündeki dikenli tel örgü, 31 Mayıs 2023. (EPA)

Kosova’nın Sırplar için sembolik anlamı

Asıl mesele, Sırpların Kosova’yı Sırbistan’ın kalbi ve Kosova’yı Sırp varlığının ve tarihinin ayrılmaz bir parçası olarak görmelerinde yatıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1389 yılında Sırpları mağlup ettiği Kosova Savaşı, Sırbistan tarihinin en önemli olayıdır. Sırplar bu savaşı kimliklerinin temelini oluşturan olay olarak görüyorlar. Ayrıca Kosova'nın Sırp Ortodoksluğunun doğduğu yer olarak dini bir öneme sahip olduğunu iddia ediyorlar.

Kosova’da olduğu gibi Sırbistan'da da seçimler yaklaştı ve şu an aktif olan Sırp siyasetçilerin hiçbirinin siyasi kariyerine son vermesi beklenmiyor.

Kosova Başbakanı Albin Kurti, AB destekli anlaşmayı Sırbistan'ın Kosova'yı fiilen tanıması olarak yorumlarken Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, ülkesinde eleştiri oklarının hedefi olduktan sonra ‘anlaşma olmadığını ve Sırbistan’ın Kosova’nın BM’ye girmesine izin vermeyeceğini’ vurgulayarak anlaşma açıklamasını geri çekmişti. Ne var ki Sırbistan'ın diplomatik faaliyetlerinin büyük bir kısmı, Kosova'nın diplomatik olarak tanınmasını engellemeye ve mümkünse resmi olarak tanınmasına son vermeye yönelik yürütülüyor.

Sırbistan, son anlaşmanın 4’üncü maddesini ihlal ederek Kosova'nın Avrupa Konseyi üyeliğine karşı oy kullandı. (Sırbistan'ın ret oyu, kabul oyları Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde istenen 3’te 2 barajını aştığından Kosova'nın üyelik talebini engellemeye yetmedi ve Avrupa Konseyi şu an bu talebi değerlendiriyor).

Uluslararası Adalet Divanı'nın (ICJ) 2010 yılında Kosova'nın bağımsızlığının uluslararası hukuk için ihlal teşkil etmediğine karar vermesine ve 100'e yakın ülkenin Kosova'yı tanımasına rağmen, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üyeleri Rusya ve Çin de dahil olmak üzere BM üyesi 193 ülkenin geri kalanı henüz Kosova’nın bağımsızlığını tanımadı. Dolayısıyla tüm bunlara rağmen Tayvan ve diğerleri gibi Kosova da BM’ye üye olamıyor.

NATO’nun 1999 yılında gerçekleştirdiği askeri müdahale sonucunda Sırbistan, Kosova'dan çekildi. NATO'nun Kosova’daki Barış Gücü (KFOR), 4 bine yakın askerle Kosova'da güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor. Son protesto gösterileri sırasında yaklaşık 30 KFOR askeri yaralandı. Bunun üzerine NATO, 700 asker daha göndermeye karar verdi.

“Tayvan ve diğerleri gibi Kosova da Birleşmiş Milletler üyesi olamaz.”

Fotoğraf Altı: Mitroviça'nın güneyinde düzenlenen bir gösteri sırasında Arnavutluk bayrakları taşıyan Kosovalı Arnavutlar, 1 Haziran 2023. (AFP)
Mitroviça'nın güneyinde düzenlenen bir gösteri sırasında Arnavutluk bayrakları taşıyan Kosovalı Arnavutlar, 1 Haziran 2023. (AFP)

Komplo teorisi

Komplo teorisyenleri, geçtiğimiz şubat ayında Kosova Cumhurbaşkanı Vyosa Osmani'nin Rus paralı asker grubu Wagner’in Kosova’da provokasyonlar yaptığını iddia etmesiyle, Rusya'nın krizin arkasındaki kilit faktör olduğunu ancak Rusya'nın sicilinin bu tür iddiaları görmezden gelmesine yer bırakmaması dışında bu iddiayı destekleyecek hiçbir kanıt olmadığını belirttiler.

Rusya, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Batı’nın ve NATO'nun dikkatlerini başka yerlere çekerek dağıtmaktan çıkar sağlayacaktır.

Tarihte Rusya ve Sırbistan her zaman birbirine çok yakın olmuşlardır. Slav ırkına ve Ortodoksluğa bağlıdırlar. Rusya, 1990'larda Sırbistan'ı desteklediyse de o dönem yaşanan diplomatik ve askeri olumsuzluklar, olayları Sırbistan'ın lehine çevirmekte geç kalmasına neden oldu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kosova'nın kuzeyinde meydana gelen olaylara ilişkin açıklamasında, “Avrupa'nın ortasından, 1990'da NATO'nun Helsinki Nihai Senedi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) anlaşmalarını ihlal ederek Yugoslavya'ya saldırdığı yerlerde dev bir patlama hazırlanıyor” ifadelerini kullandı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya'nın durumu yakından takip ettiğini ve ‘Kosovalı Sırpların tüm meşru hak ve çıkarlarını’ desteklediğini söyledi.

Uluslararası ilişkilerinde, Rusya'ya uygulanan yaptırımlara katılmayan ve Rusya’dan uygun fiyatlarla doğalgaz satın alarak kazanç elde eden Sırbistan ise ihtiyatlı davranmak istiyor. Sırbistan, Batı'dan uzaklaşmamak amacıyla Rusya ile açıkça aynı çizgide yer almazken, orduyu yüksek alarm durumuna geçirmek gibi söylemlerine ve jestlerine rağmen sakin ve genel olarak akıllıca davranmayı sürdürüyor.

Sırbistan Başbakanı Ana Brnabiç, iç siyasette milliyetçiliği dengelemeye çalışarak Avrupa yürüyüşünü sürdürmeye çalışırken Sırbistan'ın Kosova'ya karşı askeri bir adım atması ya da NATO ile karşı karşıya gelmesi pek olası değil.

“Rusya, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Batı’nın ve NATO'nun dikkatlerini başka yerlere kaymasından faydalanacaktır.”

Kosova'nın kuzeyindeki Zvecan bölgesinde belediye binasının önünde gösteri düzenleyen Sırplar, 31 Mayıs 2023. (AP)
Kosova'nın kuzeyindeki Zvecan bölgesinde belediye binasının önünde gösteri düzenleyen Sırplar, 31 Mayıs 2023. (AP)

Diğer yandan Kosova'daki Sırplar siper almaya devam edecekler. Sayıları çok olmayabilir, fakat özellikle yurt dışından verilen destekle ortalığı karıştırabilecek güce sahipler. Kosova Başbakanı Albin Kurti de ülkenin kuzeyinde meydana gelen olayların arkasında Sırbistan'ın olduğunu söyledi.

Diğer taraftan Kosova hükümetinin krizi ele alma biçimine geniş çevrelerden eleştiriler yapıldı. Hatta Arnavutluk Başbakanı Edi Rama bile BBC'ye verdiği bir röportajda, sandık başına giden seçmen sayısının yüzde 4’ün altında olmasının ve yeni belediye başkanlarının polis desteğiyle görev yerlerine gelmelerinin hikmetini sorguladı.

Bunun yanı sıra NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Belgrad ve Priştine'yi AB’nin arabuluculuğundaki diyaloğa iyi niyetle katılmaya da çağırırken Almanya ve Fransa, belediye seçimlerinin yeniden düzenlenmesi olasılığının yollarını araştırıyor.

Tüm bunlarla birlikte Sırp ve Kosovalı liderler için asıl zorluk, ülkelerinde kaynayan milliyetçi duyguları yönetmek olacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’da çevrildi.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.