ABD yaptırımları etkili bir silah mı yoksa tükenebilir bir araç mı?

Uzmanlar yaptırımlara ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulundu.

Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)
Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)
TT

ABD yaptırımları etkili bir silah mı yoksa tükenebilir bir araç mı?

Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)
Hartum’un güneyi topçu ateşi soncuu enkaza döndü. (AFP)

ABD Hazine Bakanlığı 1 Haziran 2023’te, Sudan’a yönelik yeni yaptırımlar açıkladı. Bu yaptırımlar, Suudi Arabistan- ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmasına uyma ‘başarısızlıkları’ nedeniyle Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri ile bağlantılı şirketlere yönelikti. Yaptırımların ilanının ardından ABD yönetimi, Sudan’da barış, güvenlik ve istikrarı baltalamaktan sorumlu olanlardan hesap sormayı’ hedeflediklerini dile getiren açıklamalar yaptı. Ayrıca ABD’nin Sudan halkına karşı şiddeti destekleyenler karşısında sivillerin yanında durduğunu belirttiler.

Ancak bir yandan yaptırımlarındaki ‘hoşgörü’, diğer yandan da bu yaptırımların aşırı kullanımı nedeniyle Başkan Joe Biden yönetimine yönelik eleştiriler hız kazandı. Bu durum, genel olarak ABD yaptırım rejiminin etkinliği ve ABD yönetiminin ‘pençesiz’ yaptırımlar uygulayarak bu sistemi tüketip tüketmediği hakkında birçok soruyu gündeme getirdi. Şarku’l Avsat, bu duruma ilişkin bir dizi görüşme gerçekleştirdi.

Fotoğraf Altı: Hartum’da evler enkaza döndü. (AFP)
Hartum’da evler enkaza döndü. (AFP)

Sudan ve ABD yaptırımları

Son yaptırımları eleştirenler, bunların etkinliğinin boyutunu sorguluyor. Bunlar arasında, Biden yönetimine yönelik sert eleştirilerde bulunan önde gelen Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch de var. Ayrıca son yaptırımların ‘olması gerekene doğru atılan yarım adımı temsil etmediği’ belirtildi.

Risch, yaptırımların içeriğine işaretle ‘Sudan’daki felaket durumundan üst düzey kişileri sorumlu tutmadığını ve bölgenin istikrarsızlaşmasından ve Sudan halkının sürekli sindirilmesinden en çok sorumlu olan insanları kapsamadığını’ kaydetti.

Bu çerçevede Şarku’l Avsat, ABD Dışişleri Bakanlığı’na, uygulanan yaptırımların Sudan’daki mevcut denklemi değiştirmedeki etkinliğini sordu. Bakanlık, ‘Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Silahlı Destek Kuvvetleri ile bağlantılı iş ağları ve fonlar üzerindeki Hazine yaptırımlarının, çatışmayı sürdürme yeteneklerini engellemeyi amaçladığını’ söyleyerek yanıt verdi ve “Bu adım, önemli olmasına rağmen, yalnızca ilk adımdır” ifadesi kullanıldı.

Fotoğraf Altı: Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch.
Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch.

Adını vermek istemeyen bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada şunları söyledi:

“ABD yasalarına göre vize kayıtlarını ifşa edemeyiz veya kimin etkileneceğine ilişkin ayrıntıları sağlayamayız. Ancak bu yaptırımlar kapsamında vize kısıtlamasına tabi tutulacak 12’den fazla kişiyi tespit ettiğimizi sizlerle paylaşacağız. Bunlara Hızlı Destek Kuvvetleri üyeleri, ordu ve dış sabotajcılar ile eski Beşir rejimi (eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir) ile bağlantılı kişiler de dahildir.”

Ancak bu yanıt, Dış İlişkiler Komitesi’nde Cumhuriyetçilere başkanlık eden Risch tarafından olumlu karşılanmadı. Tam tersine Dışişleri Bakanlığı’nın yanıtı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Biden yönetimini kolay seçenekleri benimsemekle suçlayan Risch’ten tepki aldı. Senatör şunları söyledi:

“Askeri konseydeki üst düzey komutanların ciddi insan hakları ihlallerine dair açık kanıtlara rağmen Biden yönetimi, kolay seçimler yapmaya ve Sudanlı generallere karşı yumuşak davranmaya devam ediyor. Giriş vizelerine yönelik gizli yaptırımlar uygun ve güvenli bir seçenektir. Ancak Sudan halkı bizden gerçek bir hesap verme sorumluluğu görmeyi hak ediyor.”

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Afrika programında kıdemli araştırma görevlisi olan Cameron Hudson ise Risch’in yaklaşımına desteğini dile getirdi. Herhangi bir yaptırımın öneminin içeriğinde yattığını ve Sudan örneğinde ‘ABD’nin daha kararlı bir mesaj göndermesi gerektiğini’ belirten Sudan Özel Temsilciliği eski Özel Kalemi olan Hudson, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda şu ifadeleri kullandı:

“Öyle görünüyor ki ABD, Sudan’da tarafları 15 Nisan öncesindeki duruma döndürmeye ve güvenlik sektörü reformu ve bir geçiş hükümeti kurulmasına ilişkin müzakerelere geri dönmeye çalışan bir yaklaşım benimsiyor. Bu nedenle generallere bireysel yaptırımlar uygulamadı. Çünkü gelecekteki siyasi görüşmelerde onlara ihtiyacı var.”

Fotoğraf Altı: Cameron Hudson.
Cameron Hudson.

Hudson sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Savaş öncesi yol haritasına dönülebileceğini düşünmek hayal ürünüdür. Savaş cini, fanusuna geri konulamaz. Senatör Risch’e ve Sudan liderlerine karşı yaptırım çağrılarına katılıyorum. Ülkenin kaderine karar verecek meşruiyete sahip olmadıkları mesajını vermemiz gerekiyor ve yaptırımlar bu mesajı göndermeye yardımcı oluyor.”

Cameron Hudson, ABD yaptırım sistemindeki önemli bir boşluğa işaret ederek, herhangi bir yaptırımın etkinliğini sağlamak için müttefiklerle koordinasyon sağlamanın önemli olduğunu dile getirdi. Bu son yaptırımların kısa vadede çatışma taraflarının davranışlarını veya stratejilerini değiştirecek herhangi bir dönüşüm sağlayamayacak olmasının muhtemel olduğunu belirten Hudson, uzun vadeli bir etkiye sahip olmaları için bu tür herhangi bir yaptırım konusunda uluslararası uzlaşmanın önemli olduğunu vurguladı.

ABD yaptırımları ve etkileri

ABD yaptırım kartı, birbirini izleyen Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimlerin belirli bir siyasi sonuca ulaşmak için bel bağladıkları en önemli baskı kartı olarak sayılıyor. ABD Hazine Bakanlığı’nın eski bir yetkilisi olan Michael Levitt şu değerlendirmede bulundu:

“Yaptırım uygulama kriterleri, esasen politika odaklı olan teknik bir düzenlemedir. Bu, Cumhuriyetçilerin veya Demokratların ne istediğiyle ilgili değil, daha ziyade ağırlıklı olarak Amerikan siyasetine odaklanıyor.”

Ancak verilere göre ABD'nin tek taraflı yaptırımlarının amacına ulaşması nadir olarak yaşanıyor. Örneğin Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, 1970 ile 1997 yılları arasındaki tek taraflı ABD yaptırımlarının hedeflerine yalnızca yüzde 13 oranında ulaştığını ve Amerikan ekonomisine yılda 15 ila 19 milyon dolara mal olduğunu gösteriyor.

Levitt, ABD yaptırımlarının etkinliğinin ‘öncelikle yaptırımların etkililiğine ve fiilen uygulanmasına bağlı olduğunu’ dile getirdi.

ABD yönetimlerinin yaptırımlarının ABD’deki varlıkların dondurulması veya seyahat vizesi alınmasının engellenmesi şeklinde uygulandığında, özellikle de ilgili tarafların ABD’de bu tür varlıkları yoksa etkisiz kaldığı yönünde tekrarlanan eleştiriler yapılıyor. Washington Enstitüsü’nde üst düzey akademisyen ve Beyaz Saray’ın Ortadoğu ve İran ofisi eski müdürü Michael Singh de bu yaklaşımı destekliyor. Öyle ki ABD yaptırımlarının ‘yaptırım uygulanan grupların Batı ile herhangi bir ilişkisi olmadığında daha az etkili’ olduğuna dikkat çekti.

Fotoğraf Altı: Michael Singh.
Michael Singh.

Singh, Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yaptırımların etkisizliğinin diğer nedenleri, onları gerektiği gibi uygulayamamamız veya hedeflerinin çok iddialı olması. Örneğin, İran Devrim Muhafızları yetkililerine yönelik seyahat yasakları semboliktir. Çünkü onlar, Batı’ya seyahat etmezler ve örneğin Irak gibi seyahat ettikleri ülkeler yasağın uygulanması konusunda iş birliği yapmazlar.”

Singh, ilginç bir yaklaşım ortaya koyduğu açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Yaptırımlar, örneğin ticari anlaşmazlıklarda düşmanlarımızdan çok müttefiklerimize uyguladığımızda daha etkilidir. Bu nedenle her iki taraf için de uzlaşmaya varmak ve doğru yola geri dönmek için daha büyük teşvikler vardır.”

Ayı şekilde Levitt de “Yaptırım uygulanan kuruluşların birçoğunun ABD’de değerli varlıkları bulunmamasına rağmen yaptırımlar, dolar elde etmelerini zorlaştırıyor. Küresel ekonominin çoğunluğu dolar kullanımına bağlı. Bu kuruluşlarla iş yapmak isteyen dünyanın her yerindeki herhangi bir finans kurumuna yönelik sonuçlar var. Bu, diğer ülkelerin ve çok taraflı kuruluşların üzerinde düşündüğü bir dinamiğe yol açar.”

Aşırı yaptırımlar

Ancak bazıları, tek taraflı aşırı yaptırımların ABD müttefiklerini ve düşmanlarını, sonuçlarından kaçınmak için dolardan uzaklaşmaya sevk edebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nda yıllarca çalışmış olan ve Hudson Enstitüsü’nde üst düzey araştırmacı olan Michael Pregent, bu nedenle Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin ABD yaptırımlarını atlatacak mekanizmalar bulmak için koordinasyon arayışına girdiğine dikkat çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan Pregent şunları söyledi:

“Bu mekanizmalar çalışırsa ve Birleşik Devletler artık doları ve Amerikan bankacılık sistemini bir ülkeyi belirli konularda tutumunu değiştirmeye ikna etmek için ekonomik bir araç olarak kullanamazsa, kesinlikle daha az etkili olacağız.”

Dış İlişkiler Konseyi’nin uluslararası ekonomi direktörü Ben Steele, yaptırım rejiminin aşırı kullanımını aşırı antibiyotik kullanımına benzeterek, “Doları kullanan ABD mali yaptırımları, aşırı antibiyotik kullanmak gibidir. İlaç herkese reçete edilirse, bakteriler antibiyotiğe dirençli suşlara dönüşecek. Şu anda küresel finans piyasalarında tanık olduğumuz şey de bu” dedi.

ABD Hazine Bakanlığı’nın resmi rakamları, 2021’in sonunda, son yirmi yıla kıyasla yüzde 900’lük bir artışla 9 bin 421 kuruluşa ve kişiye yaptırım uyguladığını gösteriyor.

Örneğin 2022’de Hazine Bakanlığı, yaptırım listelerine 2 bin 549 yeni isim ekledi ve bunların yalnızca 225’ini kaldırdı.

2022 yılı için bu yaptırımların detaylarına bakıldığında, çoğu Rusya’nın Ukrayna ile olan savaşıyla ilgili olmakla birlikte, Çin’i, Suriye rejimini, Meksika ve Sudan’daki uyuşturucu kaçakçılarını içeren başka yaptırımlar da var.

Diğer yandan Dış İlişkiler Konseyi’nde Ulusal Güvenlik Çalışmaları alanında kıdemli araştırmacı olan Max Boot, politikada gerçek bir değişikliğe yol açmamış bir dizi yaptırıma dikkat çekti. Boot, Washington Post’taki bir makalesinde, 1960’tan beri Küba’ya uygulanan yaptırımlardan ve ardından 1962’de ülkeye yönelik topyekûn ablukadan bahsederek, “Bugün sistem, hala komünisttir” dedi. Ayrıca, 1950’den beri başlayan ve 2006’da önemli ölçüde genişleyen Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlara da dikkat çeken Boot, “Bugün sistem, halen aynı” ifadelerini kullandı.

Max Boot, İran’a yönelik yaptırımların ve eski Başkan Donald Trump’ın azami baskı politikasının, Tahran rejimini nükleer silah geliştirme arayışından uzaklaştırmayı başaramadığını söyledi. Aynı durum Suriye’de Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine yönelik yaptırımlar için de geçerli. Ayrıca ‘Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’ya karşı savaşını sürdürmesini engellemeyen’ Rusya’ya yönelik yaptırımlara da işaret etti.

Fotoğraf Altı: Max Boot.
Max Boot.

Ancak Michael Pregent, yaptırımların amacının rejimleri değiştirmek olduğu önerisini eleştirerek bu yaklaşıma karşı çıkıyor. “Yaptırımların amacı, Küba ve Kuzey Kore gibi ülkelere müreffeh olamayacaklarını ve yırtıcı kredi koşulları olan Rusya ve İran gibi ülkelere bağlanacaklarını kanıtlamaktı” diyen Pregent, bu tür politikaların yaptırım uygulanan ülkeleri Çin ve Rusya’a yönelteceğini dile getirdi. Ayrıca ABD’nin, yaptırım politikasının başarılı olmasını istiyorsa, Çin gibi ülkeleri kısıtlamak için yaptırımlar uygulaması gerektiğini vurguladı.

Diğer yandan Singh ise yaptırımların hedefi, İran, Kuzey Kore veya Venezüella’ya yönelik yaptırımlar kadar iddialı olduğunda tek başlarında pek iyi çalışmadıklarını belirterek şunları söyledi:

“Çünkü hedef alınan rejimler, bedeli ne olursa olsun dış baskılara teslim olma konusunda temkinli davranıyor, kendi ekonomilerinin ve halklarının çıkarlarını rejim çıkarlarının önüne geçirmiyor. Ayrıca ABD’nin bu ülkelerden vazgeçmelerini istediği, nükleer silah elde etmeye çalışmamak ve halkları bastırmak gibi stratejiler, bu rejimlerin devamı için gerekli gördükleri politikalardır.”

Yaptırımlar rejimlerden çok insanlara mı zarar veriyor?

Pregent, Şarku’l Avsat’a, yetkililerin bu yaptırımlardan kaçınma konusunda uzmanlaştığı bir dönemde, halkın ABD yaptırımlarının bedelini ödediği yönündeki eleştirilere yanıt olarak şunları söyledi:

“Yaptırımların halka zarar vermediğini, Irak halkına, Kuzey Kore veya Küba halkına zarar vermediğini söylemeyeceğim. Ama bu ülkelerin yöneticileri halklarına sürekli zarar veriyor. Onlar zengin ve servetlerini ve gündemlerini finanse etmek için ülkenin kaynaklarını kullanıyorlar. Yani ‘yaptırımlar olmasaydı Saddam Hüseyin, Kim Jong-un veya Fidel Castro ülkedeki servetlerini kendi halklarına dağıtacaktı’ iddiası, tüm tarihi gerçeklerle çürütülmüştür.”

Sudan’a ilişkin olarak Şarku’l Avsat, Hudson’a son yaptırımların krizden sorumlu olanlar üzerindeki etkisinden çok Sudan halkını etkileyip etkilemeyeceğini sordu. Cameron Hudson’ın cevaı şöyle oldu:

“Sudan halkını etkileyen önceki yaptırımlar, 1997’deki kapsamlı ticaret ablukası ve 1993’te Sudan’ın terör listelerine alınması sırasındaydı. Bu yaptırımlar, Sudan’a ticari alışverişi ve yatırım akışını engellemiş ve ülkenin itibarına çok yüksek bir maliyet yüklemiştir. Savaş, şu anda Sudan’ın itibarını zedeliyor ve ona ticaret ve yatırım çekmeye yardımcı olmuyor. Ancak bireylere yönelik yaptırımlar, kapsamlı bir abluka ile aynı etkiye sahip olmayacaktır.”

Fotoğraf Altı: Burhan ve Hamideti, çatışmalar patlak vermeden önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)
Burhan ve Hamideti, çatışmalar patlak vermeden önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)

Ancak Hudson, yaptırımların ABD’nin önündeki tek seçenek olmadığını hatırlatarak, Biden yönetiminin ‘çekingen’ diplomasisine sert eleştiriler yöneltti. “ABD, Sudan’daki durumu etkilemeye çalışmak için büyük bir diplomatik çaba sarf etmedi. Ateşkes müzakereleri için önce orta düzey diplomatları Cidde’ye gönderdik” diyen Cameron Hudson, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in krizin başında ‘telefonla biraz müdahalede bulunduğunu’ belirtti. “Uluslararası bir irtibat grubu toplamaya çalışmadık ve bir anlaşmayı müzakere etmek için üst düzey diplomatlar atamadık. Washington’un bu krize yanıt vermek için yapılabileceklerin en azını yaptığını söyleyebilirim” dedi.

ABD yönetiminde kimlerin yaptırım uygulama hakkı var?

ABD Başkanı

ABD Başkanı, ABD’nin dış politikası, ulusal güvenliği veya ekonomisi tehdit altındaysa ulusal acil durum ilan etme yetkisine sahip.

Hazine Bakanlığı

Hazine Bakanlığı, Dışişleri Bakanı ile istişare ederek yaptırım uygulama yetkisine sahip. Hazine Bakanlığı, OFAC Direktörüne talimat verir ve o da yaptırım eylemlerini onaylıyor.

Kongre

Kongre, yeni yaptırım programlarını yürürlüğe geçirme veya mevcut olanları güçlendirme yetkisine sahip.

İnsani istisnalar

Aralık 2022’de ABD Hazinesi, yaptırım rejimlerine rağmen insani yardımın ulaştırılmasını kolaylaştırmak ve insani muafiyetleri desteklemekle ilgili 2664 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararını onaylayarak, uygulanan yaptırımlardan insani muafiyetleri onayladı.

Bu genelge ile ABD yaptırımlarından dört kategori muaf tutuldu:

1.ABD hükümetinin resmi çalışması.

2.Bazı uluslararası sivil toplum kuruluşlarının resmi işleri.

3.Afet yardımı, sağlık hizmetleri, demokrasi ve eğitim destek faaliyetleri, çevre koruma ve barış inşası.

4.Tarım ürünleri, ilaçlar, tıbbi cihazlar ve bunların yedek parçaları ve bakımları.



ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.


İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
TT

İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).

Medyada yar alan haberlere göre bugün İstanbul'daki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında meydana gelen silahlı saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru ise yaralandı.

Reuters'e göre, Türkiye Adalet Bakanı, İsrail konsolosluğu yakınlarındaki silahlı saldırıyla ilgili olarak üç savcının görevlendirildiğini belirtti.

Reuters'ın yayınladığı bir videoda, silah sesleri duyulurken bir polis memurunun silahını çekip siper aldığı görülüyor. Videoda kan içinde bir kişi de görülüyor. İsrail konsolosluğu çevresinde her zaman yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.

Televizyon görüntülerinde ise silahlı polis memurlarının olaydan sonra bölgede devriye gezdiği gösterildi.

NTV ve Doğan Haber Ajansı'na (DHA) göre, operasyonda üç şüpheli "etkisiz hale getirildi".

Soruşturmaya yakın bir kaynak AFP'ye, şu anda Türkiye topraklarında İsrail diplomatı bulunmadığını söyledi.


‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
TT

‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)

 

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in sağlık durumu hakkındaki belirsizlik artarken, ülke yönetiminde aktif rol oynayıp oynamadığı tartışma konusu olmaya devam ediyor. Hamaney, şubat ayı sonunda gerçekleşen ABD-İsrail hava saldırısında yaralanmasının ardından yalnızca yazılı mesajlar yayımlamakla yetindi ve doğrudan halka görünmedi. Bu gelişmeler, kendisine ait olduğu iddia edilen askeri kontrol odasında çekilmiş görüntülerin dolaşıma girmesiyle, durumunun ve İran’ı bu hassas dönemde yönetme rolünün gerçekliği hakkında spekülasyonlara yol açtı.

Bu bağlamda, İngiliz gazetesi The Times, Hamaney’in sağlık durumuna dair yeni ayrıntıları yayımladı. Söz konusu hava saldırısı, Hamaney’in babasının hayatını kaybetmesine de neden olmuştu.

Gazete, bir diplomatik yazıya dayandırdığı bilgilere göre, Mücteba Hamaney’in ‘çaresiz durumda olduğu ve Kum şehrinde tedavi gördüğünü, ayrıca bilincini kaybettiğini ve ciddi olarak nitelendirilen bir durumdan dolayı tedavi altında bulunduğunu’ açıkladı.

Bu açıklama, Hamaney’in konumunun ilk kez kamuoyuna duyurulması anlamına geliyor. Kum, Tahran’ın yaklaşık 140 kilometre güneyinde yer alıyor ve Şii dini eğitim merkezlerinin ve İran’daki din âlimlerinin merkezi olarak biliniyor.

Diplomatik yazıda, “Mücteba Hamaney, Kum’da ciddi bir durumda tedavi görüyor ve rejimin herhangi bir kararına katılamıyor” ifadesi yer aldı.

Bu verilerin ışığında gazete, Amerikan ve İsrail istihbarat servislerinin uzun süredir Hamaney’in konumunun farkında olduğunu ancak bilgilerin bugüne kadar gizli tutulduğunu belirtti.

Ali Hamaney’in cenaze töreni düzenlemeleri

Diplomatik yazıya göre, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in cenazesi Kum’da defnedilmek üzere hazırlanıyor.

The Times, istihbarat birimlerinin ‘Kum’da birden fazla mezar kapasitesine sahip büyük bir türbe inşa edilmesi için hazırlık yapıldığını’ tespit ettiğini ve bunun, aileden diğer kişilerin veya belki Mücteba Hamaney’in de merhum Dini Lider’in yanına defnedilme olasılığına işaret ettiğini aktardı.

İran, Hamaney’in oğlunun, babası, annesi, eşi Zehra Haddad-Adil ve çocuklarından birinin hayatını kaybettiği saldırıda yaralandığını doğruladı. Söz konusu saldırı, Ortadoğu’da beş haftadan fazla süren savaşın ilk gününde gerçekleşmişti.

O tarihten bu yana, yalnızca iki açıklama resmi İran televizyonunda yayımlandı. Kanal dün, yapay zekâ teknolojisiyle üretilmiş ve Hamaney’in bir savaş odasına girip İsrail’deki Dimona Nükleer Santrali’nin haritasını incelediğini gösteren bir video yayımladı.

Ses kaydının olmaması, Hamaney’in hâlâ kritik durumda olduğuna dair doğrulanmamış iddiaları güçlendiriyor.

İran’da kontrol kimin elinde?

İranlı yetkililerin, Mücteba Hamaney’in hâlâ ülkeyi yönettiğinde ısrar etmesine rağmen, sızıntılar ve çeşitli raporlar farklı bir tablo çiziyor. Muhalif gruplar Hamaney’in komaya girdiğini iddia ederken, bazı kaynaklar ise ağır yaralandığını, buna bacak kırığı ve yüzünde yaralanmaların da dahil olduğunu aktardı.

Şarku’l Avsat’ın The Times’tan aktardığına göre bu çelişkili anlatılar, İran’da siyasi ve dini otoritenin mutlak merkezi olan Dini Lider’in durumuyla ilgili soruları artırdı.

Bu çerçevede The Times, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) fiilen yönetimi elinde tutabileceği, Hamaney’in ise karar verenden çok sessiz bir figür konumunda kalıyor olabileceği yönünde spekülasyonların arttığını aktardı.