Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a konuştu: Abdulfettah el-Burhan, IGAD zirvesinden çıkan teklifi reddetti

Garang, IGAD girişiminin Sudan krizini çözmedeki başarısızlığının nedenlerini Şarku'l Avsat'a açıkladı.

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)
Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)
TT

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a konuştu: Abdulfettah el-Burhan, IGAD zirvesinden çıkan teklifi reddetti

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)
Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)

Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki silahlı çatışmada üçüncü aya girilirken Güney Sudanlı üst düzey bir diplomat, Sudan krizini çözmek için Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) girişiminin başarısız olma nedenlerinin Sudan'ın iki öneriyi istişare etmemesinden kaynaklandığını açıkladı. IGAD devlet başkanlarının Cibuti'deki Sudan krizi konulu üçlü zirvesindeki toplantısının sonuçları, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordusu Başkomutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan tarafından reddedildi.

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda şunları söyledi:

Korgeneral Abdulfettah el-Burhan, IGAD zirvesinden çıkan komitenin teklifini reddetti. Bu teklif, Burhan Hızlı Destek Kuvvetleri Lideri Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) arasında doğrudan bir görüşme düzenlenmesini öneriyordu. Ayrıca üçlü zirveden oluşan Dörtlü Komite'ye Kenya Devlet Başkanı William Ruto'nun başkanlık etmesine karşı çıktı. Bunun yerine başkanlığının Güney Sudan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit'e verilmesini talep etti.

Garang, Cibuti toplantısının Sudan krizini çözmek için Sudan ordusunun liderliği için kabul edilebilir bir ön formül sunmayı başaramadığını kabul etti.

Mayardit’in danışmanı, Sudan'daki silahlı çatışmanın süresinin uzamasının ve kabile savaşına dönüşmesinin tehlikeli sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu:

Bu, ülkenin bölgelere ayrılmasına ve komşu ülkeler de dahil olmak üzere durumun yayılmasına neden olabilir, bu durumdan Güney Sudan da etkilenebilir.

Danışman aynı zamanda, Suudi Arabistan-ABD girişimi yanında diğer inisiyatiflerin de katılabileceğini belirtti. Ancak herhangi bir inisiyatifin başarılı olabilmesi için Afrika vizyonu ve Afrika'nın ilgili meseleleri, komşu ülkeleri, IGAD'ı ve Afrika Birliği'ni içermesi gerektiğine dikkat çekti.

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda Sudan krizi ve gerek bölgesel gerekse uluslararası arenaya yansımalarına ilişkin merak edilen soruları cevapladı:

- Cibuti'deki üçlü IGAD Zirvesi’nin üç liderinin Sudan kriziyle ilgili toplantısı neden başarısız oldu?

Aslında Cibuti'deki IGAD zirvesinde iki teklif üzerinde anlaşıldı. İlk teklif Etiyopya Başbakan’ının IGAD'ın dört ülke komitesine Etiyopya'nın temsilcisi olarak eklenmesiydi. Bu, Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri lideri Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) arasında doğrudan bir görüşme düzenlemek için bir araya gelmeleri için bir adım olacaktı. Öneri, her ikisiyle ayrı ayrı buluşmalarının ardından ikisinin bir araya getirilerek kalıcı ateşkes için dışarıda görüşmelerinin yapılmasını içeriyordu. Diğer öneri ise Kenyalı Devlet Başkanı William Ruto'nun dörtlü komitenin başkanlığını yapmasıydı. Ancak ne yazık ki her iki öneri de Sudan'a danışılmadan alındığı için başarısız oldu. Sudan Dışişleri Bakanlığı'na göre, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı General Malik Agar, IGAD zirvesinde hazır bulunmuş ve Sudan'ı temsil etmiş olsa da tekliflere danışılmadan karar verilmesi nedeniyle sorun ortaya çıktı. Her iki teklife de Sudan tarafından karşı çıkıldı. Burhan, Hamideti ile görüşmeyi reddetmesinin yanı sıra, Kenyalı Devlet Başkanı William Ruto'nun dörtlü komitenin başkanlığını yapmasını da reddetti. Sudan, IGAD'ın arabuluculuk komitesinin başkanlığının tekrar ele alınmasını ve Kiir'in diğer komite üyelerine göre Sudan'ın sorunlarını daha iyi anladığı gerekçesiyle Salva Kiir Mayardit'e verilmesini talep etti. Bu nedenle, Cibuti toplantısı, Sudan krizini çözmek için Sudan ordusunun liderliğinde kabul edilebilir bir ön koşul belirlemede başarılı olamadı.

Fotoğraf Altı: Sudan'ın başkenti Hartum'un güneyindeki halk, Ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasındaki çatışmalar nedeniyle evlerini terk etti. (AFP)
Sudan'ın başkenti Hartum'un güneyindeki halk, Ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasındaki çatışmalar nedeniyle evlerini terk etti. (AFP)

- Sudan krizini çözmek için Güney Sudan hükümetinin vizyonu nedir?

Güney Sudan hükümeti, Sudan krizini, Güney Sudan ve Sudan arasındaki son krizin çözüldüğü aynı yöntemle çözülmesini istiyor. Bu yöntem, Güney Sudan'ın arabuluculuğu aracılığıyla savaşın durdurulmasını kapsıyor. Çünkü Sudan sorununu Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit ve güneylilerden daha iyi anlayan kimse yok. Çünkü herkesin bildiği gibi Sudan'ın sorunları Güney Sudan ile iç içe geçmiş durumda ve Güney Sudan'ın apaçık ya da bilinen ortak çıkarları dışında özel çıkarları yok.

- Savaş nasıl durdurulabilir?

Güney Sudan’ın vizyonu, Arap dünyası, Afrika ülkeleri ve uluslararası toplumun desteğiyle Sudan Cumhuriyeti'nde barışı sağlama misyonunda birlikte çalışmayı hedeflemek. Güney Sudan'ın arabuluculuğun dışında tutulmasını amaçlayan tüm girişimler başarısız oldu. Hatta bazı Arap ülkeleri bile bu veya şu tarafla çıkarları bulunuyor. Başkan Mayardit, Burhan ve Hamideti ile güvene dayalı ilişkilere sahip. Her iki taraf da Güney Sudan'ın tamamen tarafsız olduğunu biliyor. Sıradan insanlar bile Sudan'ın zarar görmesinin Güney Sudan'ı da etkileyeceğini biliyor. Savaşımızda, Sudan'daki siyasi dengeyi koruma ve saygı gösterme konusunda öğrendik.

Fotoğraf Altı: Sudan'ın başkenti Hartum çatışmalar nedeniyle yangınlara sahne oldu. (AFP)
Sudan'ın başkenti Hartum çatışmalar nedeniyle yangınlara sahne oldu. (AFP)

- Ateşkesi sürdürmek için Suudi-ABD girişimiyle iş birliğine ne ölçüde yer var?

Suudi Arabistan-ABD girişiminin Afrika Birliği ve IGAD ülkelerinin iş birliği yapmasında bir engel bulunmuyor. Ancak, önemli olan, ilgili ülkeler arasındaki kolektif çabaların geliştirilmesi ve özellikle Afrika'nın sahip olduğu bir vizyonla arabuluculuk yoluyla bir çözüm bulunmasıdır. Afrika Birliği ve IGAD'ın, inisiyatifle birlikte Afrika vizyonunu taşıyarak bu çabalara dahil olması önemli. Benzer şekilde, ABD’lilerin de herhangi bir kıtada veya ülkede çözümlerin bir parçası olması gerekiyor. Örneğin, Afrika heyeti Rusya ve Ukrayna arasında arabuluculuk yapmaya çalışırken zorluklarla karşılaşıyor. Afrika'nın bu konudaki rolünün önemli olmadığını ‘gizlice’ söyleyen Avrupa ülkeleri var. Batılılar, savaşı durdurmak ve diplomatik yollarla çözüm bulmak gibi önerilerini getirmeden sadece Afrika ülkelerinin Ukrayna meselesine desteğini istiyorlar. Güney Afrika Cumhuriyeti Başkanı Ramaphosa'nın Kiev'deki konuşmasında dediği gibi, "Afrikalıları arabuluculuk çabalarından dışlayanlar Sudan meselesini doğru şekilde anlamamıştır". Çünkü Sudan sorununun etnik yönleri vardır ve Afrika Birliği ülkelerinin burada olmaları, dış çözümün yanlış anlaşılmasını ve anlaşmazlıkların derinleşmesini engellemek için gereklidir. Bu nedenle, Cidde görüşmelerine Güney Sudan'ın dahil edilmesinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, IGAD Arabuluculuk Komitesinin Başkanıdır ve IGAD'in girişimiyle Suudi Arabistan ve ABD girişiminin birleştirilme olasılığı var.

Fotoğraf Altı: Sudan Egemen Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, 5 Temmuz 2022'de Nairobi'de düzenlenen IGAD'ın 39’uncu olağanüstü zirvesinde konuşma yaptı.
 Sudan Egemen Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, 5 Temmuz 2022'de Nairobi'de düzenlenen IGAD'ın 39’uncu olağanüstü zirvesinde konuşma yaptı.

-Sudan krizinin uzamasının bölgenin güvenliği ve barışı üzerindeki riskleri nelerdir?

Uzun süren savaşlar, gerçekleştiği ülkelerden bağımsız olarak, insanların psikolojisini ve genellikle umutlu insanları umutsuza dönüştürebilen bir değişiklik yaratır. Hartum halkının çoğu, Güney Sudan ve Darfur'da meydana gelen savaşların trajedilerini bilmiyor veya yaşamıyordu. Güney Sudan'da 20 yılı aşkın bir süredir devam eden savaş araçları ve tezahürleriyle doğrudan temasları dışında, bunu şimdi olduğu gibi bilmiyorlardı. Bu nedenle, Sudan'daki savaş uzarsa, tanınan Sudan karakteri değişecek ve Hartum'u terk edip yurt dışına veya kırsala göç eden çoğu kişi, muhtemelen savaştan sonra Hartum'a geri dönmeyeceklerdir. Çünkü Hartum, işlenen tüm felaketlerle ilişkilendirilmiş durumda. Sudan'dan ayrılan bir kişi, Sudan'ın topraklarında barışın hüküm sürebileceğini kolayca kabul etmeyecektir.

Fotoğraf Altı: Batı Darfur, el-Cenine çarşısında Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan çatışma tahribata neden oldu. (AFP)
Batı Darfur, el-Cenine çarşısında Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan çatışma tahribata neden oldu. (AFP)

-Savaşın gelecekte siyasi sahneye ne gibi etkilerde bulunmasını bekliyorsunuz?

Siyasi açıdan, merkezi hükümet zayıflayacak ve ülkenin birliğini korumak kolay olmayacak. Hatta bazıları tarafından talep edilen Darfur bölgesinin ayrılması durumunda bile Batı Darfur'da barış sağlanmayacak. Çünkü şu anda Darfur'da gördüğümüz soykırım yapılan Masalit kabilesinin yaşadığı gibi olaylar mevcut. Ayrıca, Doğu Sudan da kendi kaderini belirleme hakkı talebiyle sürekli olarak ayrılmaya yönelmekte. Bunun yanı sıra Güney Kordofan meselesinde sessizlik hakim. Eğer Sudanlılar birleşmez ve savaş sorununa hızlı bir çözüm bulmazlarsa, ülke zayıf ve çoklu devletlere bölünecektir. Sudan dışında Arap kimliğine sahip olan insanların, kısa vadeli sahte çıkarlar için Sudan'a sorunlarını ihraç etmeleri muhtemel. Güney Sudan'ın İslam'a ve Müslümanlara karşı olduğu hayali bir anlayış temelinde, Güney Sudan'daki savaşın durdurulması konusunda Arapların rolü zayıftı. Şimdi Sudanlı Müslümanlar iki Nil'in birleştiği yerde savaşıyorlar. Her iki taraf da kardeşinin öldürülmesinde sonraki ‘hayali zaferi’ düşleyerek, kelime-i tevhid ve tekbir getiriyor. Peki, bu nasıl oluyor? Savaş Darfur'a ve belki de Güney Kordofan'a taşındıktan sonra, kabileler arasında çekişme yaratarak Güney Sudan'a yayılmasının önünde hiçbir doğal engel kalmayacak. Şu an Hartum'da hükümete karşı savaşan Arap kabilelerine ait ırki gruplar, Darfur, Batı Kordofan ve Güney Sudan sınırlarındaki aynı kabileler olduğu söyleniyor ve zaman zaman su ve otlaklar üzerinde anlaşmazlıklar yaşanıyor. Afrika Sahel bölgesinde kuraklık artarak kısa bir süre önce yeşil olan alanlara kadar uzandı. Çad Gölü suyunun üçte ikisini kaybetti. İklim değişikliği ile birlikte kuraklık ciddi şekilde artacak ve bunun sonucunda hayvancılıkla uğraşan kabileler bu bölgelerden Nil nehri ve Afrika'daki yeşil alanlara doğru göç etmeye çalışacaklar. Böylece kaynak savaşları yoğunlaşacak. Bu da su ve mera savaşlarının güneye Kongo, Uganda ve Orta Afrika gibi Afrika ülkelerine kadar uzanacağı ve böylece bu toplumların kendilerini savunmak için seferber olacağı anlamına geliyor. Sorunun tamamen Sudan’la sınırlı kalacağını düşünenler dikkatli olmalı. Bu nedenle Başkan Salva Kiir, savaşı genişlemeden şimdi durdurmak istiyor. Çünkü Sudan'da fitne ateşini kimin yaktığını bilenler, sonuçları nedeniyle güvende olamayacaklardır.



Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.


Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
TT

Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır Temsilciler Meclisi, bazı milletvekillerinin üyeliğinin geçerliliğini sorgulayan mahkeme kararlarıyla ilgili yeni bir siyasi sınavla karşı karşıya. Bu kararların en sonuncusu, geçtiğimiz cumartesi günü iki milletvekilinin üyeliğinin iptal edilmesine ilişkin karardı. Meclis Yasama Komitesi Başkanı, ‘mahkeme kararlarının uygulanmasına tamamen bağlı olduklarını’ teyit etti.

Kahire'nin doğusundaki Şarkiya ilinin Minye el-Kamh bölgesindeki seçim sürecini geçersiz kılan ve yeniden yapılmasını emreden Yargıtay'ın kararının ardından Mısır Temsilciler Meclisi’ne bir bekleyiş havası hakim oldu.

Mahkeme ayrıca, diğer seçim bölgelerine ilişkin olası kararlar beklentisiyle, milletvekilleri Muhammed Şehide ve Halid Meşhur'un üyeliklerini geçersiz kılmaya ve seçim bölgelerinde yeniden seçimler yapılmasına hazırlık olarak zaferlerini iptal etme kararı aldı.

Temsilciler Meclisi Yasama Komitesi Başkanı Danışman Muhammed Eid Mahcub, Meclisin Minye el-Kamh bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan karara uyacağını belirterek, devletin yargı kararlarına ve hukukun üstünlüğüne saygı duyduğunu vurguladı.

Mahcub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, önceki parlamento seçimlerinde, özellikle de ilk aşamada, mahkeme kararlarıyla sonuçları iptal edilen seçim bölgelerinde seçimlerin yeniden yapıldığını hatırlatarak “Mısır devlet kurumları yargı kararlarına saygı duyar ve bunları uygular” ifadelerini kullandı.

Mahcub, kararın ‘olağan prosedür yolunu izleyeceğini, önce kararın gerekçelerinin Yargıtay'ın teknik ofisine sunulmasıyla başlayacağını, ardından dosyanın Temsilciler Meclisi Başkanlığı ve Genel Sekreterliğe, daha sonra da Meclis Yasama Komitesi'ne sevk edileceğini’ açıkladı. Bu idari döngünün tamamlanması için kesin bir zaman dilimi belirlemenin mümkün olmadığını vurguladı.

rgty67u
Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır basını, Yargıtay'daki bir adli kaynağın, Minye el-Kamh seçim bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan kararın nihai ve tüm taraflar için bağlayıcı olduğunu ve temyiz edilemeyeceğini söylediğini aktardı.

Mısır anayasasına göre Temsilciler Meclisi üyelerinin üyelikleri, kararın Meclise bildirildiği tarihten itibaren geçersiz hale gelir.

Yargıtay, Temsilciler Meclisi üyelerinin üyeliklerinin geçerliliği konusunda karar verme yetkisine sahiptir ve temyiz başvuruları, nihai seçim sonuçlarının açıklanmasından itibaren 30 günü geçmeyen bir süre içinde Yargıtay'a sunulmalıdır. Temyiz başvurusu, başvurunun alındığı tarihten itibaren 60 gün içinde karara bağlanır.

Yargıtay avukatı Albert Ansi, mahkeme kararının gerekçeleri hakkındaki yorumunda “Karar, kesin bir sahtekarlık kanıtına değil, seçim sürecini etkileyen usul ihlallerine ve açıklanan sonuçlara tam meşruiyet kazandırmak için gerekli olan temel belgelerin sunulmamasına dayanıyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Ansi, “Karar, seçim sürecinin kendisini objektif olarak kınamaktan ziyade, daha çok usule ilişkin ve önleyici bir karar niteliğinde” şeklinde konuştu.

Ansi, bazı milletvekillerinin üyeliklerinin iptal edileceğini ve bir dizi seçim bölgesinde, her seçim bölgesinin özel koşullarına göre değişen prosedürlerle yeniden seçim yapılacağını öne sürdü.

Mısır medyasının tanınan simalarından Ahmed Musa ise Temsilciler Meclisi'nin seçim sürecini bozan unsurları düzeltmek için tarihi bir fırsatı olduğunu söyledi. Yerel bir kanalda yayınlanan programında, Yargıtay kararlarının uygulanmasının ‘parlamento da dahil olmak üzere herkesin görevi olduğunu ve hiçbir bahaneyle ertelenmemesi gerektiğini’ vurgulayan Musa, Ulusal Seçim Otoritesini görevini yerine getirmeye çağırarak, halkın güvenini korumak ve devletin prestijini ve hukukun üstünlüğünü muhafaza etmek için” Temsilciler Meclisi'nden kararlar yayınlanır yayınlanmaz bunları uygulamaya koymasını istedi.

Yargıtay, Batı Delta'daki bir parti listesine üye olan bazı milletvekillerinin üyeliğine karşı yapılan itirazla ilgili nihai kararını 5 Nisan'da verecek.

dfbg
Mısır Temsilciler Meclisi binası (Temsilciler Meclisi resmi internet sitesi)

Ancak analistler, bu mahkeme işlemlerini ‘bekleyen çok sayıda temyiz başvurusu ışığında Mısır Temsilciler Meclisi sahnesinde yaşanan kargaşanın bir işareti’ olarak gördüler. Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Imad Gad, bunları ‘Temsilciler Meclisi’nin güvenilirliğini zedeleyen’ bir unsur olarak değerlendirdi.

Gad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son parlamento seçimleri sırasında, özellikle seçim yasaları, siyasi partilerin düzenlenmesi ve parti listelerinde ve bağımsız adayların seçilme kriterleri ile ilgili kapsamlı siyasi reformlar yapılması yönünde siyasi ve insan hakları çevrelerinden gelen çağrıları hatırlattı.

Mısırlılar geçtiğimiz ay, seçim usulsüzlükleri nedeniyle bir dizi seçim bölgesinin sonuçlarının iptal edilmesinin ardından, iki ay boyunca sekiz tur süren maraton parlamento seçimlerine veda etti.

Devlet Konseyi Yüksek İdare Mahkemesi'nin Kasım ayında ilk aşamadaki yaklaşık 30 seçim bölgesindeki seçimlerin geçersiz olduğuna karar verdi.

Bu karar, adaylar tarafından yapılan itirazların sonucu olarak alındı. Yüksek Seçim Kurulu da Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi'nin 10 Kasım'da başlayan bu aşamadaki usulsüzlüklerle ilgili açıklamalarının ardından, usulsüzlükler nedeniyle 19 seçim bölgesindeki seçim sonuçlarını iptal etti.