İngiltere'nin elektrik enerjisi Fas’tan

İngiltere’ye yenilenebilir enerji sağlamak için Atlantik Okyanusu'nun altındaki en uzun elektrik hattı çekildi. Hat 22 milyar dolara mal oldu.

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White
TT

İngiltere'nin elektrik enerjisi Fas’tan

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White

Muhammed eş-Şevki

İngiltere-Fas ilişkileri, 120 yılı aşkın süredir benzeri görülmemiş bir balayına tanık oluyor. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki bu eşsiz düzey, son olarak Fas Kralı 6. Muhammed'in kız kardeşi Prenses Lalla Meryem’in İngiltere Kralı 3. Charles'ın Londra'daki taç giyme törenine katılımı sırasında gözlemlendi. İki ülke arasındaki Stratejik Diyalog Komitesi geçtiğimiz günlerde Rabat'ta dördüncü toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya İngiltere'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed ve Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita başkanlık yaparken yapılan ortak açıklamada toplantının iki ülkenin köklü ilişkilerinin gücünü ve derinliğini yansıttığı belirtildi.

Bu yakınlaşma, Fas’ın geleneksel müttefik olan Fransa ile ilişkilerdeki soğukluk ve derin bir kriz, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşın yansımaları, uluslararası tarafların Afrika kıtasında üretilen mallara duyduğu büyük ilgili, Londra'nın Avrupa Birliği'nin (AB) bir belirsizlik, ekonomik gerileme ve iç parçalanma içinde olduğu bir dönemde büyük güçler arasında istisnai dış kutuplaşmaya tanık olan bir bölge olan Kuzey Afrika ve Akdeniz'de güvenilir bir müttefik arayışı tarafından körüklendi.

İngiltere’nin AB’den ayrılmasının (Brexit) ardından yeni bölgesel jeostratejik durumun ve Fas'ın gümrük avantajları açısından Avrupa pazarındaki ‘imtiyazlı ortak’ statüsünün sağladığı faydayla Londra ile Rabat arasındaki ticaret hacmi, 2022 yılında üç milyar dolara yükseldi. Fas'ın Avrupa pazarındaki ‘imtiyazlı ortak’ statüsü, İngiltere merkezli şirketlerin Brüksel'deki idari ve Strasbourg'daki parlamenter bürokrasiden kurtulduktan sonra Fas'ta ve Mağrip bölgesinin geri kalanında daha çok iş yapmasına ve bu pazarlara daha çok girmesine olanak tanıyor.

Rabat ile Londra arasındaki yakınlaşma, Fas ile Fransa arasındaki ilişkilerde yaşanan soğukluk ve derin kriz ile Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşının yanı sıra uluslararası tarafların Afrika kıtasının ürünlerine olan yoğun ilgisi ve Londra'nın Kuzey Afrika'da güvenilir bir müttefik arayışının yansımalarından besleniyor.

Bir devlet başkanına yarenlik etmektense bir krala yarenlik etmek daha iyidir

İngiltere ile Fas arasında karşılıklı resmi ziyaretlerde bir artış yaşanırken güvenlik ve askeri stratejilerin yanı sıra onlarca ekonomik, ticari, yatırım, finans, tarım, iklim, kültür, bilim ve turizm anlaşması imzalandı. “Bir devlet başkanına yarenlik etmektense bir krala yarenlik etmek daha iyidir” diye eski bir deyiş vardır. Londra, Nil ve Süveyş Kanalı havzası ülkelerinde varlık göstermesi karşılığında Fas'tan çekilmesini öngören 1904 tarihli anlaşmada Fransa'nın ele geçirdiği payın bir kısmını geri aldı. Tarih çalışmalarına göre iki taraf arasındaki ilişkiler 800 yıllık bir geçmişe sahip. İngiltere Kralı John'un saltanatı döneminde yani 1213 yılına uzanıyor. O dönem Marakeş'ten tüm Mağrip ve Endülüs'e kadar Muvahhidler Devleti (1147-1229) hüküm sürüyordu.

Kraliçe Elizabeth ile 1578 yılındaki Üç Kral Savaşı'nda (Vâdiü'l-Mehâzîn Muharebesi) Portekiz'i mağlup eden Kral Ahmed el-Mansur arasındaki ilişkiler askeri bir ittifaka dönüştü. O dönem Katolik İber Yarımadası (İspanya ve Portekiz), 16’ncı ve 17’nci yüzyıllar boyunca dini ve ticari nedenlerle İngiltere ve Fas'ın katı bir rakibiydi.

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White

İngiltere Lordlar Kamarası üyeleri Lord Stuart Polak, Muhafazakâr Parti adına geçtiğimiz ay Rabat'a yaptığı ziyarette, “Biz eski dostuz ve ebedi müttefikiz” ifadelerini kullanırken Fas'ın güney bölgeleri üzerindeki egemenliğine siyasi olarak desteklediklerinin işareti olarak, Batı Sahra'daki el-Uyun şehrini ziyaret etmeyi de ihmal etmedi. Times gazetesinin haberine göre Londra, Fas'ın Sahra dosyasındaki desteğinin İngiliz şirketlerine tüm kapıları açtığını fark ediyor. İngiliz The Times gazetesi Londra’nın, Batı Sahra dosyasında Fas'ı desteklemenin İngiliz şirketlerine tüm kapıları açacağının farkında olduğunu yazdı.

İki ülke arasında karşılıklı resmi ziyaretler hız kazanırken güvenlik ve askeri stratejilerin yanı sıra onlarca ekonomik, ticari, yatırım, finans, tarım, iklim, kültür, bilim ve turizm anlaşması imzalandı.

İngiltere için Fas’ın güneyi bir seçenek

İngiltere şu an, enerji geçiş planı ve iklim değişikliğinin zorlukları çerçevesinde tahmini maliyeti 22 milyar dolar olan yenilenebilir enerjiyle çalışan en büyük elektrik ağının inşası için Fas ile iş birliği yapmayı planlıyor. Bu, güneş panelleri ve rüzgar santrallerinden elde edilen termal elektrik iletimi alanında türünün en büyük proje.

Resmi belgelere göre Londra, 2050 yılına kadar karbon nötrlüğüne ulaşma ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 21'inci Taraflar Konferansı'nda (COP21) alınan kararlarla uyumlu olarak uluslararası yeşil ekonomi çalışmalarını artırma çabaları çerçevesinde İngiltere’nin enerji güvenliğini sağlamak ve 2035 yılında tamamen karbonsuz enerjiye geçmek amacıyla Fas'ın güneyinden temiz ve çevre dostu elektrik sağlamak için denizin altından kablolar döşemeyi planlıyor.

İngiltere Enerji Güvenliği Bakanlığı, 2030 yılına kadar İngiltere'de yedi milyondan fazla evin enerji ihtiyacını karşılamak için Atlantik Okyanusu'nun tabanına 3 bin 800 kilometre uzunluğunda dört kablo hattı döşeme projesinin detaylarını ele almak üzere teknik bir çalışma grubu kurdu.

Projenin Fas ayağını yürüten şirket olan Xlinks’in CEO'su Simon Morrish, “İngiltere’nin temiz ve çevre dostu enerji hedeflerine ulaşması için güvenilir ve dost bir ülkeyle iş birliği içinde enerji güvenliğini artırması hayati öneme sahip ulusal bir çıkardır. Bu iş birliği, 2027 yılına kadar ülkenin ekonomik güvenliği için ihtiyaç duyulan 3,6 gigawattlık yüksek voltajlı bağlantı (HVDC) termal enerjiyi sağlamak için deniz altı kabloları aracılığıyla yeterli yenilenebilir ve düşük maliyetli elektrik kaynaklarına geçişin güvence altına alınmasına yardımcı olacaktır” ifadelerini kullandı.

Xlinks, Batı Sahra’daki Guelmim bölgesinde 10,5 gigawatt sıfır karbon emisyonu üretmeyi planlıyor. İngiliz şirketin verilerine göre Guelmim bölgesinde 650 mil kareden fazla bir alanda kurulacak rüzgar çiftliklerinde 12 milyon güneş paneli ve 530 fan aracılığıyla enerji üretilecek.

“İngiltere Enerji Güvenliği Bakanlığı, 2030 yılına kadar İngiltere'de yedi milyondan fazla evin enerji ihtiyacını karşılamak için Atlantik Okyanusu'nun tabanına 3 bin 800 kilometre uzunluğunda dört kablo hattı döşeme projesinin detaylarını ele almak üzere teknik bir çalışma grubu kurdu.

Temiz ve sürdürülebilir enerji

Xlinks, hava koşulları ne olursa olsun günde 20 saat ‘yeşil’ enerji sağlamak için yeni nesil pillere 20 gigawatt/saat enerji depolamak için alışılmadık bir enerji üretimi yarışında iddialı olduğunu belirtiyor. Projenin teknik çalışmasına göre İngiltere, enerji sistemini daha hızlı dönüştürmek, yerel sanayilerin rekabet gücünü artırmak ve evlere düşük fiyatlarla kalıcı elektrik sağlamakla yükümlü.

Fas, İngiltere’nin iki katı ve Batı Akdeniz ülkeleri ortalamasından yüzde 20 daha fazla yatay radyasyon oranına sahip olması ve Avrupa'nın kuzeyine rüzgarların ve güneş ışığının zayıf olduğu dönemlerde dahi İngiltere'ye elektrik sağlayabilecek kapasitesinin bulunması, hizmet kalitesinde İngiltere’nin planladığı yenilenebilir enerji ağının istikrarlı olmasını ve elektrik iletim maliyetinin düşmesini garantiliyor.

İngiltere, Devon sahilinin kuzeyindeki Alfredscot bölgesinde Fas’ın güneyindeki Tan-Tan şehrinin kıyısına yakın üretim istasyonlarından başlayarak elektrik alıcı istasyonları inşa etmeyi planlıyor.

Proje kapsamında 700 metre derinlikte dört kablo hattının Atlantik Okyanusu'nun altında, Fas açıklarında döşenmesi ve hatların Portekiz, İspanya ve Fransa açıklarından geçmesi öngörülüyor. Hatlar başka bir ağa bağlanmayacak ve National Grid GB'ye özel olacak. Xlinks, yaklaşık 90 bin metre İngiliz çeliğinin kullanılacağı projeye ekipman sağlamak üzere İskoçya’nın Hunterston şehrinde bir deniz altı termal kablo üretim tesisi kurmak için sözleşme imzaladı. Proje, elektriğin deniz tabanına döşenen kablolarla aktarıldığı en büyük ve en uzun proje olurken İngiltere ve Avrupa’nın kuzeyindeki şebekelere yüksek voltajda elektrik bağlamak için alternatif akıma çevirme konusunda ileri teknoloji kullanıyor.  Fas'ın termal elektrik alanında İspanya ve Portekiz’in şebekelerine bağlı olması ise dikkati çekiyor.

İngiltere, yerel sanayilerin rekabet gücünü artırmak ve evlere indirimli fiyatlarla elektrik temin etmek için enerji sistemini daha hızlı bir şekilde dönüştürmek zorunda.

Uluslararası Enerji Ajansı’na (UEA) göre Fas, yenilenebilir enerjiler ve yeşil hidrojen geliştirme alanında dünyadaki dört ülke arasında yer alıyor. Özellikle dünyanın en büyüğü olan Varzazat şehrindeki istasyonda, rüzgar santralleri ve güneş panelleriyle elektrik ihtiyacının yüzde 52'sinin üretimi için 60'ı uygulama aşamasında olan 120 proje üzerinde çalışılıyor. Bu projeler şu an özellikle Marakeş gibi büyük şehirlerde iç tüketimin yaklaşık yüzde 38'ini karşılıyor.

İngiltere’ye ait bir belgeye göre Fas, Atlantik Okyanusu'nda düşük maliyetli rüzgar enerjisi üretilebilen uzun kıyılara sahip. Ayrıca güneydeki uçsuz bucaksız çöllerde güneş ışığından yararlanarak enerji üretilebiliyor. Bu da ucuz ve kaliteli enerji sağlayabilen, kış dönemlerinde bile 10 gigawatt/saat elektrik üretebilen yenilenebilir enerji projelerinin geliştirilmesi için ideal bir ortam oluşturuyor.

FOTOĞRAF:  Çizim: Diana Estefanía Rubio
 Çizim: Diana Estefanía Rubio

İngiltere şirketleri, araçlarda, uçaklarda ve yatlarda kullanabilmek amacıyla depolanabilen, şarj edilebilen ve taşınabilen üçüncü nesil lityum pillerde enerji depolama sistemleri geliştirmeyi hedefliyor. Bu da Almanya'nın Avrupa'ya günde 500 ton yeşil hidrojen ihraç edilmesini hedefleyen Hydrogenius şirketi aracılığıyla dahil olduğu yenilenebilir enerjiler ve yeşil hidrojen ortaklığının ikinci ayağını oluşturuyor. Almanya’nın projesi, Alman fabrikalarının ihtiyacı olan 15 gigawatt yeşil amonyağın üretildiği kıyı kenti Tan-Tan'ın eteklerinde İngiltere’nin projesine yürüme mesafesinde yer alıyor.

İngiltere şirketleri, araçlarda, uçaklarda ve yatlarda kullanabilmek amacıyla depolanabilen, şarj edilebilen ve taşınabilen üçüncü nesil lityum pillerde enerji depolama sistemleri geliştirmeyi hedefliyor.

Projelerin destekçileri

Xlinks, projeyi başlatmak için geçtiğimiz ay 30 milyon sterlin toplayarak ilk mali sınavını atlattı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın çeşitli enerjiler geliştiren en büyük şirketlerinden biri olan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli TAQA, projenin finansörleri arasında yer alarak yaklaşık 31 milyon dolar tutarında finansman sağladı. Octopus Energy şirketi de beş milyon sterlinle finansörler arasına katıldı. Tüm bunlar, Fas'ın desteklenmesinin yanı sıra İngiltere ve Körfez ülkelerinin yer aldığı projedeki hissedarların ve katılımcıların çeşitliliğinin bir göstergesi olarak görüldü.

TAQA CEO’su Jasim Husain Thabet, şirketinin İngiltere-Fas ortak projesine yaptığı katkıyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Enerji arz güvenliğini korurken karbon emisyonlarının azaltılmasına katkıda bulunma sözü verdik. Ayrıca Abu Dabi'de büyük ölçekli bir deniz altı projesi üzerinde çalışıyoruz. Bunun yanında dünyanın en büyük güneş enerjisi santrallerinden birine sahibiz.”

Octopus Energy CEO’su Greg Jackson ise Xlinks, TAQA ve Octopus Energy ortaklığının dünyadaki en benzersiz enerji projelerinden birini geliştirmelerine olanak sağlayacağını belirterek, “Bu yeni bir küresel endüstri. İngiltere ve ortakları bu yeni endüstriyi başlatanlar olabilir. İngiltere’nin düşük maliyetli yenilenebilir enerjiye geçişte lider konumuna gelmesine yardımcı olabilir” şeklinde konuştu.

TAQA, projenin finansörleri arasında yer alarak yaklaşık 31 milyon dolar tutarında finansman sağladı. Octopus Energy şirketi de beş milyon sterlinle finansörler arasına katıldı.

Başlangıçta bir şüphe vardı

Fas'taki yenilenebilir enerji projelerinin ilki 2009 kasımına kadar uzanıyor. Fas Kralı 6. Muhammed, Varzazat şehrinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın katılımıyla temiz enerjiye geçiş için iddialı bir projenin açılışını yaptı. Proje, 11 milyar dolara mal oldu. O sıra dünya genelinde güneşten ve rüzgârdan elektrik enerjisi üretimiyle ilgilenen tarafların sayısı azdı. Ancak Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşın yarattığı zorluk, Avrupa'yı doğalgaz ablukasını ve kış mevsiminde ısınma sorunlarını aşmakla gelecek nesiller için temiz enerji sağlamak arasında bir seçim yapmak zorunda bıraktı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.