İngiltere'nin elektrik enerjisi Fas’tan

İngiltere’ye yenilenebilir enerji sağlamak için Atlantik Okyanusu'nun altındaki en uzun elektrik hattı çekildi. Hat 22 milyar dolara mal oldu.

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White
TT

İngiltere'nin elektrik enerjisi Fas’tan

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White

Muhammed eş-Şevki

İngiltere-Fas ilişkileri, 120 yılı aşkın süredir benzeri görülmemiş bir balayına tanık oluyor. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki bu eşsiz düzey, son olarak Fas Kralı 6. Muhammed'in kız kardeşi Prenses Lalla Meryem’in İngiltere Kralı 3. Charles'ın Londra'daki taç giyme törenine katılımı sırasında gözlemlendi. İki ülke arasındaki Stratejik Diyalog Komitesi geçtiğimiz günlerde Rabat'ta dördüncü toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya İngiltere'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed ve Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita başkanlık yaparken yapılan ortak açıklamada toplantının iki ülkenin köklü ilişkilerinin gücünü ve derinliğini yansıttığı belirtildi.

Bu yakınlaşma, Fas’ın geleneksel müttefik olan Fransa ile ilişkilerdeki soğukluk ve derin bir kriz, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşın yansımaları, uluslararası tarafların Afrika kıtasında üretilen mallara duyduğu büyük ilgili, Londra'nın Avrupa Birliği'nin (AB) bir belirsizlik, ekonomik gerileme ve iç parçalanma içinde olduğu bir dönemde büyük güçler arasında istisnai dış kutuplaşmaya tanık olan bir bölge olan Kuzey Afrika ve Akdeniz'de güvenilir bir müttefik arayışı tarafından körüklendi.

İngiltere’nin AB’den ayrılmasının (Brexit) ardından yeni bölgesel jeostratejik durumun ve Fas'ın gümrük avantajları açısından Avrupa pazarındaki ‘imtiyazlı ortak’ statüsünün sağladığı faydayla Londra ile Rabat arasındaki ticaret hacmi, 2022 yılında üç milyar dolara yükseldi. Fas'ın Avrupa pazarındaki ‘imtiyazlı ortak’ statüsü, İngiltere merkezli şirketlerin Brüksel'deki idari ve Strasbourg'daki parlamenter bürokrasiden kurtulduktan sonra Fas'ta ve Mağrip bölgesinin geri kalanında daha çok iş yapmasına ve bu pazarlara daha çok girmesine olanak tanıyor.

Rabat ile Londra arasındaki yakınlaşma, Fas ile Fransa arasındaki ilişkilerde yaşanan soğukluk ve derin kriz ile Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşının yanı sıra uluslararası tarafların Afrika kıtasının ürünlerine olan yoğun ilgisi ve Londra'nın Kuzey Afrika'da güvenilir bir müttefik arayışının yansımalarından besleniyor.

Bir devlet başkanına yarenlik etmektense bir krala yarenlik etmek daha iyidir

İngiltere ile Fas arasında karşılıklı resmi ziyaretlerde bir artış yaşanırken güvenlik ve askeri stratejilerin yanı sıra onlarca ekonomik, ticari, yatırım, finans, tarım, iklim, kültür, bilim ve turizm anlaşması imzalandı. “Bir devlet başkanına yarenlik etmektense bir krala yarenlik etmek daha iyidir” diye eski bir deyiş vardır. Londra, Nil ve Süveyş Kanalı havzası ülkelerinde varlık göstermesi karşılığında Fas'tan çekilmesini öngören 1904 tarihli anlaşmada Fransa'nın ele geçirdiği payın bir kısmını geri aldı. Tarih çalışmalarına göre iki taraf arasındaki ilişkiler 800 yıllık bir geçmişe sahip. İngiltere Kralı John'un saltanatı döneminde yani 1213 yılına uzanıyor. O dönem Marakeş'ten tüm Mağrip ve Endülüs'e kadar Muvahhidler Devleti (1147-1229) hüküm sürüyordu.

Kraliçe Elizabeth ile 1578 yılındaki Üç Kral Savaşı'nda (Vâdiü'l-Mehâzîn Muharebesi) Portekiz'i mağlup eden Kral Ahmed el-Mansur arasındaki ilişkiler askeri bir ittifaka dönüştü. O dönem Katolik İber Yarımadası (İspanya ve Portekiz), 16’ncı ve 17’nci yüzyıllar boyunca dini ve ticari nedenlerle İngiltere ve Fas'ın katı bir rakibiydi.

İllüstrasyon: Ewan White
İllüstrasyon: Ewan White

İngiltere Lordlar Kamarası üyeleri Lord Stuart Polak, Muhafazakâr Parti adına geçtiğimiz ay Rabat'a yaptığı ziyarette, “Biz eski dostuz ve ebedi müttefikiz” ifadelerini kullanırken Fas'ın güney bölgeleri üzerindeki egemenliğine siyasi olarak desteklediklerinin işareti olarak, Batı Sahra'daki el-Uyun şehrini ziyaret etmeyi de ihmal etmedi. Times gazetesinin haberine göre Londra, Fas'ın Sahra dosyasındaki desteğinin İngiliz şirketlerine tüm kapıları açtığını fark ediyor. İngiliz The Times gazetesi Londra’nın, Batı Sahra dosyasında Fas'ı desteklemenin İngiliz şirketlerine tüm kapıları açacağının farkında olduğunu yazdı.

İki ülke arasında karşılıklı resmi ziyaretler hız kazanırken güvenlik ve askeri stratejilerin yanı sıra onlarca ekonomik, ticari, yatırım, finans, tarım, iklim, kültür, bilim ve turizm anlaşması imzalandı.

İngiltere için Fas’ın güneyi bir seçenek

İngiltere şu an, enerji geçiş planı ve iklim değişikliğinin zorlukları çerçevesinde tahmini maliyeti 22 milyar dolar olan yenilenebilir enerjiyle çalışan en büyük elektrik ağının inşası için Fas ile iş birliği yapmayı planlıyor. Bu, güneş panelleri ve rüzgar santrallerinden elde edilen termal elektrik iletimi alanında türünün en büyük proje.

Resmi belgelere göre Londra, 2050 yılına kadar karbon nötrlüğüne ulaşma ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 21'inci Taraflar Konferansı'nda (COP21) alınan kararlarla uyumlu olarak uluslararası yeşil ekonomi çalışmalarını artırma çabaları çerçevesinde İngiltere’nin enerji güvenliğini sağlamak ve 2035 yılında tamamen karbonsuz enerjiye geçmek amacıyla Fas'ın güneyinden temiz ve çevre dostu elektrik sağlamak için denizin altından kablolar döşemeyi planlıyor.

İngiltere Enerji Güvenliği Bakanlığı, 2030 yılına kadar İngiltere'de yedi milyondan fazla evin enerji ihtiyacını karşılamak için Atlantik Okyanusu'nun tabanına 3 bin 800 kilometre uzunluğunda dört kablo hattı döşeme projesinin detaylarını ele almak üzere teknik bir çalışma grubu kurdu.

Projenin Fas ayağını yürüten şirket olan Xlinks’in CEO'su Simon Morrish, “İngiltere’nin temiz ve çevre dostu enerji hedeflerine ulaşması için güvenilir ve dost bir ülkeyle iş birliği içinde enerji güvenliğini artırması hayati öneme sahip ulusal bir çıkardır. Bu iş birliği, 2027 yılına kadar ülkenin ekonomik güvenliği için ihtiyaç duyulan 3,6 gigawattlık yüksek voltajlı bağlantı (HVDC) termal enerjiyi sağlamak için deniz altı kabloları aracılığıyla yeterli yenilenebilir ve düşük maliyetli elektrik kaynaklarına geçişin güvence altına alınmasına yardımcı olacaktır” ifadelerini kullandı.

Xlinks, Batı Sahra’daki Guelmim bölgesinde 10,5 gigawatt sıfır karbon emisyonu üretmeyi planlıyor. İngiliz şirketin verilerine göre Guelmim bölgesinde 650 mil kareden fazla bir alanda kurulacak rüzgar çiftliklerinde 12 milyon güneş paneli ve 530 fan aracılığıyla enerji üretilecek.

“İngiltere Enerji Güvenliği Bakanlığı, 2030 yılına kadar İngiltere'de yedi milyondan fazla evin enerji ihtiyacını karşılamak için Atlantik Okyanusu'nun tabanına 3 bin 800 kilometre uzunluğunda dört kablo hattı döşeme projesinin detaylarını ele almak üzere teknik bir çalışma grubu kurdu.

Temiz ve sürdürülebilir enerji

Xlinks, hava koşulları ne olursa olsun günde 20 saat ‘yeşil’ enerji sağlamak için yeni nesil pillere 20 gigawatt/saat enerji depolamak için alışılmadık bir enerji üretimi yarışında iddialı olduğunu belirtiyor. Projenin teknik çalışmasına göre İngiltere, enerji sistemini daha hızlı dönüştürmek, yerel sanayilerin rekabet gücünü artırmak ve evlere düşük fiyatlarla kalıcı elektrik sağlamakla yükümlü.

Fas, İngiltere’nin iki katı ve Batı Akdeniz ülkeleri ortalamasından yüzde 20 daha fazla yatay radyasyon oranına sahip olması ve Avrupa'nın kuzeyine rüzgarların ve güneş ışığının zayıf olduğu dönemlerde dahi İngiltere'ye elektrik sağlayabilecek kapasitesinin bulunması, hizmet kalitesinde İngiltere’nin planladığı yenilenebilir enerji ağının istikrarlı olmasını ve elektrik iletim maliyetinin düşmesini garantiliyor.

İngiltere, Devon sahilinin kuzeyindeki Alfredscot bölgesinde Fas’ın güneyindeki Tan-Tan şehrinin kıyısına yakın üretim istasyonlarından başlayarak elektrik alıcı istasyonları inşa etmeyi planlıyor.

Proje kapsamında 700 metre derinlikte dört kablo hattının Atlantik Okyanusu'nun altında, Fas açıklarında döşenmesi ve hatların Portekiz, İspanya ve Fransa açıklarından geçmesi öngörülüyor. Hatlar başka bir ağa bağlanmayacak ve National Grid GB'ye özel olacak. Xlinks, yaklaşık 90 bin metre İngiliz çeliğinin kullanılacağı projeye ekipman sağlamak üzere İskoçya’nın Hunterston şehrinde bir deniz altı termal kablo üretim tesisi kurmak için sözleşme imzaladı. Proje, elektriğin deniz tabanına döşenen kablolarla aktarıldığı en büyük ve en uzun proje olurken İngiltere ve Avrupa’nın kuzeyindeki şebekelere yüksek voltajda elektrik bağlamak için alternatif akıma çevirme konusunda ileri teknoloji kullanıyor.  Fas'ın termal elektrik alanında İspanya ve Portekiz’in şebekelerine bağlı olması ise dikkati çekiyor.

İngiltere, yerel sanayilerin rekabet gücünü artırmak ve evlere indirimli fiyatlarla elektrik temin etmek için enerji sistemini daha hızlı bir şekilde dönüştürmek zorunda.

Uluslararası Enerji Ajansı’na (UEA) göre Fas, yenilenebilir enerjiler ve yeşil hidrojen geliştirme alanında dünyadaki dört ülke arasında yer alıyor. Özellikle dünyanın en büyüğü olan Varzazat şehrindeki istasyonda, rüzgar santralleri ve güneş panelleriyle elektrik ihtiyacının yüzde 52'sinin üretimi için 60'ı uygulama aşamasında olan 120 proje üzerinde çalışılıyor. Bu projeler şu an özellikle Marakeş gibi büyük şehirlerde iç tüketimin yaklaşık yüzde 38'ini karşılıyor.

İngiltere’ye ait bir belgeye göre Fas, Atlantik Okyanusu'nda düşük maliyetli rüzgar enerjisi üretilebilen uzun kıyılara sahip. Ayrıca güneydeki uçsuz bucaksız çöllerde güneş ışığından yararlanarak enerji üretilebiliyor. Bu da ucuz ve kaliteli enerji sağlayabilen, kış dönemlerinde bile 10 gigawatt/saat elektrik üretebilen yenilenebilir enerji projelerinin geliştirilmesi için ideal bir ortam oluşturuyor.

FOTOĞRAF:  Çizim: Diana Estefanía Rubio
 Çizim: Diana Estefanía Rubio

İngiltere şirketleri, araçlarda, uçaklarda ve yatlarda kullanabilmek amacıyla depolanabilen, şarj edilebilen ve taşınabilen üçüncü nesil lityum pillerde enerji depolama sistemleri geliştirmeyi hedefliyor. Bu da Almanya'nın Avrupa'ya günde 500 ton yeşil hidrojen ihraç edilmesini hedefleyen Hydrogenius şirketi aracılığıyla dahil olduğu yenilenebilir enerjiler ve yeşil hidrojen ortaklığının ikinci ayağını oluşturuyor. Almanya’nın projesi, Alman fabrikalarının ihtiyacı olan 15 gigawatt yeşil amonyağın üretildiği kıyı kenti Tan-Tan'ın eteklerinde İngiltere’nin projesine yürüme mesafesinde yer alıyor.

İngiltere şirketleri, araçlarda, uçaklarda ve yatlarda kullanabilmek amacıyla depolanabilen, şarj edilebilen ve taşınabilen üçüncü nesil lityum pillerde enerji depolama sistemleri geliştirmeyi hedefliyor.

Projelerin destekçileri

Xlinks, projeyi başlatmak için geçtiğimiz ay 30 milyon sterlin toplayarak ilk mali sınavını atlattı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın çeşitli enerjiler geliştiren en büyük şirketlerinden biri olan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli TAQA, projenin finansörleri arasında yer alarak yaklaşık 31 milyon dolar tutarında finansman sağladı. Octopus Energy şirketi de beş milyon sterlinle finansörler arasına katıldı. Tüm bunlar, Fas'ın desteklenmesinin yanı sıra İngiltere ve Körfez ülkelerinin yer aldığı projedeki hissedarların ve katılımcıların çeşitliliğinin bir göstergesi olarak görüldü.

TAQA CEO’su Jasim Husain Thabet, şirketinin İngiltere-Fas ortak projesine yaptığı katkıyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Enerji arz güvenliğini korurken karbon emisyonlarının azaltılmasına katkıda bulunma sözü verdik. Ayrıca Abu Dabi'de büyük ölçekli bir deniz altı projesi üzerinde çalışıyoruz. Bunun yanında dünyanın en büyük güneş enerjisi santrallerinden birine sahibiz.”

Octopus Energy CEO’su Greg Jackson ise Xlinks, TAQA ve Octopus Energy ortaklığının dünyadaki en benzersiz enerji projelerinden birini geliştirmelerine olanak sağlayacağını belirterek, “Bu yeni bir küresel endüstri. İngiltere ve ortakları bu yeni endüstriyi başlatanlar olabilir. İngiltere’nin düşük maliyetli yenilenebilir enerjiye geçişte lider konumuna gelmesine yardımcı olabilir” şeklinde konuştu.

TAQA, projenin finansörleri arasında yer alarak yaklaşık 31 milyon dolar tutarında finansman sağladı. Octopus Energy şirketi de beş milyon sterlinle finansörler arasına katıldı.

Başlangıçta bir şüphe vardı

Fas'taki yenilenebilir enerji projelerinin ilki 2009 kasımına kadar uzanıyor. Fas Kralı 6. Muhammed, Varzazat şehrinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın katılımıyla temiz enerjiye geçiş için iddialı bir projenin açılışını yaptı. Proje, 11 milyar dolara mal oldu. O sıra dünya genelinde güneşten ve rüzgârdan elektrik enerjisi üretimiyle ilgilenen tarafların sayısı azdı. Ancak Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşın yarattığı zorluk, Avrupa'yı doğalgaz ablukasını ve kış mevsiminde ısınma sorunlarını aşmakla gelecek nesiller için temiz enerji sağlamak arasında bir seçim yapmak zorunda bıraktı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.