SPLM, Güney Kordofan’daki Sudan ordusunu ‘işgal gücü’ olarak nitelendiriyor

Son askeri operasyonlarını ‘bölgeyi Hartum’un kontrolünden kurtarmaya çalışmak’ olarak nitelendirdi

Halk Hareketi- Kuzey liderleri: Abdulaziz el-Hilu (solda), Malik Akar, Yaser Arman, Ağustos 2017 (Getty)
Halk Hareketi- Kuzey liderleri: Abdulaziz el-Hilu (solda), Malik Akar, Yaser Arman, Ağustos 2017 (Getty)
TT

SPLM, Güney Kordofan’daki Sudan ordusunu ‘işgal gücü’ olarak nitelendiriyor

Halk Hareketi- Kuzey liderleri: Abdulaziz el-Hilu (solda), Malik Akar, Yaser Arman, Ağustos 2017 (Getty)
Halk Hareketi- Kuzey liderleri: Abdulaziz el-Hilu (solda), Malik Akar, Yaser Arman, Ağustos 2017 (Getty)

Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM), ordunun Güney Kordofan’daki varlığını ‘işgalci bir güç’ olarak nitelendirdi. Ayrıca tüm bölgeyi ‘işgalin pisliğinden’ kurtarmaya çalıştığını açıklayan hareket, SPLM ile Hartum arasında bir ateşkes anlaşması olmadığını belirtirken, Kadugli ve Dilling şehirlerine yönelik son saldırıyı ise ‘Hartum ordusu’ ihlalleri karşısında meşru müdafaa olarak nitelendirdi.

Hareket güçlerinin Güney Kordofan eyaletindeki kentlere düzenlediği saldırıların ardından yapılan ilk resmi açıklamada, hükümet bölgelerindeki hareketin başı Ahmed Yusuf el-Mustafa, Şarku’l Avsat’a ‘Hartum ordusunun hareketle bağlantılı savaşçılardan birini pazar alanının ortasında öldürdüğünü’ söyledi. Yusuf el-Mustafa’ya göre ordu, söz konusu savaşçının gömülmesine engel olmaya çalıştı. Bu durum ise hareketi meşru müdafaa haklarını kullanmaya mecbur bıraktı.

Hain saldırı

Hartum’daki merkezi hükümet ile Kordofan bölgesindeki hareket arasında her yıl yenilenen ateşkes anlaşmasına rağmen Sudan ordusu, geçen hafta yaptığı açıklamada kontrol ettiği Kadugli bölgesindeki 54. Piyade Tugayı’nın SPLM tarafından hain bir saldırıya maruz kaldığını açıklamıştı. Ordu, güçlerinin saldırıya ‘cesurca karşılık verdiğini, isyancılara karşılık vererek onlara ağır kayıplar verdirdiğini, çok sayıda ölü ve yaralıya tanık olduklarını belirtti.

Kordofan bölgesinin başkenti el-Ubeyd kentinde 25 Haziran’da ‘el-Husa’ aşiretinden protestocular (AFP)
Kordofan bölgesinin başkenti el-Ubeyd kentinde 25 Haziran’da ‘el-Husa’ aşiretinden protestocular (AFP)

İki taraf arasında bir ateşkes anlaşmasının varlığını yalanlayan Mustafa, “Hartum ordu komutanlığının bizimle ateşkes anlaşması olduğunu iddia ettiği kesinlikle doğru değil” dedi. Ahmed Yusuf el-Mustafa, “Halk Ordusu, şanlı Aralık 2018 devriminin patlak vermesinden bu yana tek taraflı bir ateşkes ilan ediyor. Hartum yetkililerinin karşılıklı anlaşmayı geciktirmesine ve ertelemesine rağmen bunu her yıl yenilemekte ısrar ediyor” diyerek, “Ateşkes, Halk Ordusu’nun meşru müdafaa hakkını tereddütsüz kullanmaktaki istekliliğini açıkça göstermiştir” şeklinde konuştu.

Şiddetli çatışmalar

Abdulaziz el-Hilu önderliğindeki Halk Hareketi’ne bağlı güçler, iki gün boyunca Güney Kordofan bölgesinin başkenti Kadugli ve bölgenin en büyük şehirlerinden biri olan Dilling bölgesine art arda iki saldırı düzenledi. Daha sonra hareketin hükümet güçlerinin kontrolünden kurtarılmış bir bölge olarak nitelendirdiği Kauda bölgesinin yakınında bir bölgede konuşlanmış hükümet ordusu ile hareket arasında şiddetli çatışmalar yaşandı ve daha sonra saldıran güçler mevzilerine geri çekildi. Halk Hareketi tarafından gerçekleştirilen askeri operasyondan kaynaklı maddi ve insani kayıpların boyutu hakkında iki tarafça bilgi verilmedi.

Mustafa, ‘Hartum ordusunun, Güney Kordofan ve Nuba Dağları bölgesinde işgal gücü olarak bulunduğunu’ herkesin bildiğini söyledi. Mustafa’ya göre Halk Ordusu, ‘herkes tarafından bilinen hakkı müdafaa ve daimî mücadele görevi’ olduğunu belirterek, tüm bölgeyi ‘işgalin pisliğinden’ kurtarma konusundaki ilkeli kararlılığına dikkati çekti. ‘Kurtarılmış bölgelerde’ sivilleri korumak için Halk Ordusu’nun, siyasi ve ahlaki olarak manifestosunun kurallarına bağlılığını vurgulayan Yusuf el-Mustafa, “Birikmiş kanıtlar, Hartum ordusunun sivillerin haklarına ve onuruna yönelik sürekli ve kötüleşen tehdidini doğruluyor” dedi.

Sivilleri koruma

Mustafa, sözlerinin devamında ise “Halk ordusu, Güney Kordofan’daki sivilleri Hartum ordusunun tiranlığından katı ve ilkeli bir şekilde koruyor” diyerek, yerinden edilmiş on binlerce kişinin Nuba Dağları’na gitme hakkını güvence altına alacağına söz verdiğini vurguladı.

Ahmed Yusuf el-Mustafa, “Bu yaklaşım, yalnızca Nuba Dağları için değil, Mavi Nil Eyaleti ve ülkenin tüm bölgeleri için Halk Ordusu’nun bağlı olduğu bir yaklaşımdır” diyerek, hareketinin ‘uzun süren Sudan krizini ele alma’ konusuna bağlılığının önemine dikkati çekti. Ayrıca Hartum’daki ve diğer şehirlerdeki mevcut savaş da dahil olmak üzere ülkenin mustarip olduğu sorunlara yol açan tüm yapısal dengesizlikleri nesnellik ve ulusal sorumlulukla ele alan anayasal düzenlemeler üzerinde anlaşmanın önemli olduğunu da vurguladı. Mustafa, “Hareketi ilk vizyonundan saptırmaya yönelik hiçbir girişim başarılı olamayacak. Bunun nedeni, tecrübesi sayesinde şantaj yapmanın ve korkutmanın zor olmasıdır” dedi.

Güneyin ayrılması

Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- Kuzey, kuzeydeki Sudanlılardan oluşuyor. Sudan ordusu ve John Garang liderliğindeki Halk Hareketi güçleri arasında Güney Sudan’ın ayrılmasından önceki iç savaşta Güney Sudan’a bağlı Halk Ordusu’nun yanında yer almaya karar verdiler. 2011’de güneyin ayrılmasından sonra güney ordusuna bağlı 9. ve 10. tümenler, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- Kuzey’e dönüştü ve liderliğini Egemenlik Konseyi’nin mevcut başkan yardımcısı Malik Agar yaptı.

Kendisi ile Sudan ordusu arasındaki savaşın patlak vermesinden bu yana Halk Hareketi, dağlık Kauda bölgesini kontrol ediyor ve burayı ordunun kontrolünden ‘kurtarılmış bölge’ olarak adlandırıyor. Aynı şekilde ‘uzun süreli Sudan krizi’ olarak nitelendirdiği durumun üstesinden gelinmesi ve köklerinin, üzerinde anlaşmaya varılacak anayasal düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayla ele alınması şartıyla, hükümet güçleriyle bir barış anlaşması imzalamayı da reddetti.

Bununla birlikte Halk Hareketi, birkaç bölünmeye maruz kaldı. Öyle ki bunun sonucunda Malik Agar, güneydeki Mavi Nil bölgesinde aynı eski adıyla kendi halk hareketini kurdu. Hartum hükümeti ile taraf değiştirmeden önce ‘Cuba Barış Anlaşması’nı imzaladı. Eski yardımcısı Yaser Said Arman ise Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’ni kurdu ve muhalif Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri koalisyonuna katılan ‘devrimci demokratik kanat’ ifadesini benimseyerek, hareketten bölündü. Söz konusu gelişme, Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve o zamanki yardımcısı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğinde, Abdullah Hamduk liderliğindeki sivil hükümete karşı 25 Ekim 2021 tarihinde düzenlenen darbeden sonra yaşandı.

Ordu komutanlığı, Milletvekili Agar ve (Malik Agar’ın geçici Egemenlik Konseyi üyesi olarak görevini sürdürdüğü bir dönemde) darbeden önce başbakanın siyasi danışmanı olan Yasir Arman da dahil olmak üzere çok sayıda bakan ve politikacıyı tutuklamıştı.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.