Arazi kavgası dini çatışmaya dönüşmemesi için Lübnan teyakkuzda

Lübnan’ın kuzeyinde çiftçiler arasında çıkan kavgada 2 kişinin ölmesi sonrasında 19 kişi tutuklandı

Lübnan ordusu, Kurnat es-Sevda’da konuşlandı (Lübnan Genelkurmay Başkanlığı)
Lübnan ordusu, Kurnat es-Sevda’da konuşlandı (Lübnan Genelkurmay Başkanlığı)
TT

Arazi kavgası dini çatışmaya dönüşmemesi için Lübnan teyakkuzda

Lübnan ordusu, Kurnat es-Sevda’da konuşlandı (Lübnan Genelkurmay Başkanlığı)
Lübnan ordusu, Kurnat es-Sevda’da konuşlandı (Lübnan Genelkurmay Başkanlığı)

Lübnan ordusu, ülkenin kuzeyindeki Kurnat es-Sevda bölgesinde 2 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından müdahalede bulunarak yaşanan Hristiyan-Müslüman çatışmasını kontrol altına alırken, siyasi ve dini liderler de olayın yansımalarını kontrol altına almak için temaslarını yoğunlaştırdı. Liderler ayrıca, Lübnan ordusuna, güvenlik ve yargı birimlerine ‘ülkenin dinsel çatışmaya girmesini önlemek için önlemleri sıkılaştırma’ çağrısı yaptı.

Geçen cumartesi günü Heysem Tavk adlı genç, Hristiyanların çoğunlukta olduğu Beşarri şehrinden çiftçiler ile Müslümanların çoğunlukta olduğu Beka Safrin şehrinden çiftçiler arasındaki anlaşmazlıklara tanık olan bir bölgede bir kişinin ateş açması sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra ise Malik Tavk’ın da üzerine ateş açılarak öldüğü açıklandı. Bu durum, mezhep açısından karışık olan bölgede gerginliği artırdı. Olayların ardından ordu, bölgeye takviye güç gönderdi ve olaya karışanları yakalamak üzere hava kuvvetleri görevlendirdi. Bölgenin çiftçiler arasında sulama suyuna erişim konusunda sınırlı anlaşmazlıklara tanık olduğu biliniyor.

Heysem ve Malik Tavk’ın Twitter üzerinden yayınlanan fotoğrafları
Heysem ve Malik Tavk’ın Twitter üzerinden yayınlanan fotoğrafları

Lübnan Genelkurmay Başkanlığı ise Oryantasyon Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, Kurnat es-Sevda bölgesinde bir vatandaşın vurularak öldürüldüğünü bildirdi. Aynı şekilde aynı bölgede başka bir vatandaşın daha öldürüldüğünü belirten ordu, bölgeye konuşlanarak, olayın koşullarını ortaya çıkarmak için konunun takipçisi olmaya devam ediyor. Ayrıca çok sayıda kişi tutuklandı ve askeri silahlar ile bir miktar mühimmat ele geçirildi.

Ordu tarafından yapılan açıklamada, “Genelkurmay Başkanlığı, daha önce 12 Haziran’da yaptığı açıklamada vatandaşları Kurnat es-Sevda’daki askeri eğitim alanına yaklaşmamaları konusunda uyarıda bulunmuştu. Ayrıca tüm vatandaşların güvenliklerini korumak ve benzer olayların meydana gelmesini engellemek için bu alana sorumlu bir şekilde yaklaşmaları gerektiğini bir kez daha teyit etmektedir” ifadelerine yer verildi.Kurnat es-Sevda, Lübnan’daki en yüksek dağ yükseltisidir. Müslüman ve Hristiyan nüfusun karma olduğu bir bölgede bulunan ve üzerinde neredeyse hiç yerleşim olmayan bir alandır. Yaz döneminde Beşarri ve Beka Safrin bölgelerinden gelen çiftçiler, bölgenin iki zıt yakasında faaliyet gösteriyor.

Güvenlik kaynakları, sorunun yeni olmadığını ve yazın ekinlerin sulanması ve hayvanların içmesi için kullanılan sulama suyuyla ilgili bir anlaşmazlığın yanı sıra bir gayrimenkul anlaşmazlığından kaynaklandığını söyledi. Ayrıca kaynaklar, gayrimenkul anlaşmazlığının emlak mahkemesinde karara bağlanmadığına ve derdest kaldığına dikkati çekti. Kaynaklar, geçen ayın ilk haftasında meydana gelen ve bazı büyükbaş hayvanların ateş açılarak öldürülmesine yol açan benzer bir soruna dikkat çekti. Bu sorun, orduyu ‘köylüler arasında sıklıkla silahlı çatışmalara dönüşen iki taraf arasındaki anlaşmazlıklara son vermek amacıyla’ tartışmalı bölgede bir tampon bölge oluşturmaya ve bu bölgeyi bir eğitim kampına dönüştürmeye sevk etti.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, anlaşmazlığın cumartesi günü iki taraf arasında silahlı çatışmaya dönüştüğünü belirtti. Kaynaklar ayrıca, bu anlaşmazlığın Heysem Tavk’ın ölümüne yol açtığını söylerken, yerel medya organları ise “Teknik incelemeler bekleniyor” dedi.

Lübnan ordusu, Kurnat es-Sevda’daki mevziine yaklaşmama konusunda uyardı (Lübnan Genelkurmay Başkanlığı)
Lübnan ordusu, Kurnat es-Sevda’daki mevziine yaklaşmama konusunda uyardı (Lübnan Genelkurmay Başkanlığı)

Daha sonra işler tersine döndü ve iki taraf arasındaki çatışma büyüdü. Bu da Milletvekili Sethrida Caca ile ordu komutanı General Joseph Avn arasındaki bir görüşmenin ardından ordunun zorla sahaya çıkmasına neden oldu. Ayrıca bir ordu tugayının yanı sıra ordunun elit muharebe gücü (Komando Alayı) bölgeye konuşlandırıldı. Diğer taraftan kaynaklar, ed-Danniyeh sakinlerinden 13 ve Beşarri sakinlerinden 6 olmak üzere 19 kişinin tutuklandığına dikkat çekti. Tutuklama, soruşturma ve koşulların aydınlatılması amacıyla gerçekleştirilirken, sayı artabilir.

Yüksek güvenlik önlemleri

Ordu, birincisi ‘güvenlik ve askeri tedbirler’, diğeri ise ‘sorunu çözmek ve tekrarını önlemek için her iki taraftan sakinleri bir araya getirmek’ olmak üzere sorunu iki mekanizma üzerinden ele alıyor. Bu durum, geçmişte başlayan, Lübnan’da birden fazla yerde uygulanan, çatışma nedenlerine son vermeyi amaçlayan ve devam eden bir görev.

Güvenlik kaynakları, Lübnan ordusunun konuşlandırıldığını ve yoğun önlemleriyle ‘din çatışmasını önlediğini ve işlerin gelişmesine son verdiğini’ belirtti. Ordu komutanlığından gelen talimatların açık olduğunu vurgulayan kaynaklar, ‘güvenliği ihlal edenlere müsamaha gösterilmediğini ve istikrarı korumakta ısrar edildiğini’ vurguladı. Kaynaklar, ordu komutanının ‘isyana engel olmaya kararlı’ olduğuna da dikkati çekti.

Siyasi uyarı

Olay, ülkedeki siyasi alarm seviyesini yükseltti. Bu çerçevede Başbakan Necib Mikati, Milletvekili Sethrida Caca ile temasa geçerek, suçluların tutuklanmasına ve adalete teslim edilmesine yönelik soruşturmaların gidişatını bizzat takip edeceğine söz verdi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri de Milletvekili Faysal Kerami ile gerçekleştirdiği görüşmede, ‘acı verici olayla başa çıkarken sağduyulu davranma’ çağrısında bulundu. Aynı şekilde Beka Safrin ve ed-Danniyeh halkını, tüm gerçek ortaya çıkana kadar önyargılara ve söylentilere kapılmamaya çağırdı.

Cumartesi akşamı (Maruni Hristiyan) Lübnan Kuvvetleri Partisi Genel Başkanı Samir Caca, Sünni Başmüftü Şeyh Abdullatif Daryan ve milletvekillerinden, ‘Beşarri’de 2 vatandaşın hayatlarını kaybetmesine neden olan olayları kınadıklarını ve üzüntülerini dile getirdikleri’ telefonlar aldı. Aynı şekilde özellikle kurbanların ailelerine ve genel olarak Beşarri halkına en derin başsağlığı dileklerini ilettiler. Hepsi, suçluları ortaya çıkarmak ve mümkün olan en kısa sürede adalete teslim etmek için soruşturmaların hızla yürütülmesi gerektiğini vurguladılar.

(Maruni Hristiyan) Marada Hareketi lideri Süleyman Franciyye, ‘herhangi bir fitneye giden yolu kesmek için bilgelik’ çağrısında bulundu. Ayrıca güvenlik makamlarına ve adli makamlara da ‘gerçeği ortaya çıkarmak ve adaleti sağlamak için hızla çalışma’ çağrısı yaptı.

İlerici Sosyalist Parti, ‘iğrenç suçu’ kınarken, aklın ve sükunetin sesini yükseltme çağrısında bulundu. Olaylara dair gerçeklerin ortaya çıkarılması ve faillerin gerekli cezalara çarptırılmak üzere yargıya teslim edilmesi gerektiğine dikkati çekti.

Dini liderlerden kınamalar

Öte yandan Maruni Patriği Beşara er-Rai, “Ordunun herkesin yararına güvenlik sağlamasına ve Beşarri halkının kontrollü davranmasına güveniyoruz, ayrıca Kurnat es-Sevda bölgesindeki kronik anlaşmazlığın yargıya bırakılması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Lübnan Sünni Baş Müftüsü Şeyh Abdullatif Deryan ise Milletvekili Faysal Kerami’yi ‘işlerin sakinleşmesine katkıda bulunma, bu konuda akıl dilini ve ulusal vicdanın hakemliğini kullanmakta ısrar etme’ çağrısı yaptı.

Öte yandan Şii Müftüsü Mümtaz eş-Şeyh Ahmed Kablan, Kurnat es-Sevda bölgesinde yaşananları kınayarak, “Husumeti, düşmanlığı, öldürmeyi ve güvenlik kaosunu reddediyoruz. Mezhepsel ve siyasi sömürüye karşı uyarıyoruz. Yaşananların, reddedilen alçak bir suç ve vahşet olduğunu, yapılması gerekenin fitneyi uyandırmak değil, bastırmak olduğunu beyan ediyoruz” dedi. Şeyh Kablan ayrıca, Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında hiçbir fark olmaksızın Lübnan kanının bir olduğunu söylerken, adaletin mümkün olan en kısa sürede sağlanması çağrısında bulundu. Trablusşam ve Kuzey Lübnan Müftüsü Şeyh Muhammed İmam ve Trablusşam Maruni Başpiskoposu Yusuf Suveyf, yaptıkları ortak açıklamada, iki bölge sakinlerine ‘Lübnan ordusuna, yetkili güvenlik ve adli kurumlara tam bir güvenle, bu felaketle manevi ve insani farkındalıkla ve yüksek bir vatanseverlik duygusuyla mücadele etme’ çağrısı yaptı.



Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değil

Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
TT

Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değil

Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Savunma Bakanı Tümgeneral Michel Menassa (Mişal Mansi)  perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin İsrail ile yürütülecek müzakerelere teslim olmak ya da pazarlık yapmak için değil, barış sağlamak amacıyla gittiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı NNA’dan aktardığı habere göre Mansi, Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Doktor Sami Ebi el-Muna ile Beyrut’un Verdun bölgesindeki cemaat merkezinde gerçekleştirdiği görüşmede, “Ülkemize yönelik İsrail saldırısını ve bunu durdurmaya yönelik süregelen çabaları ele aldık. Ulusal birliğin korunması, Lübnan meşruiyeti etrafında kenetlenme ve silahın yalnızca Lübnan ordusu ile resmi güvenlik kurumlarının elinde olması ortak paydamız oldu” dedi.

Mansi, Lübnan halkının yaşadığı krizi aşmasına yardımcı olmanın temel öncelikleri olduğunu belirterek, “Küçük hesapları bir kenara bırakıp büyük ulusal hedeflere odaklanmak temel amacımızdır” ifadelerini kullandı.

Müzakerelere ilişkin olarak ise, “Eğer müzakerelere gidiyorsak bu barış içindir, teslimiyet için değil. Biz pazarlık değil, müzakere yapıyoruz. Şehitlerin hatırına akan kanı durdurmak istiyoruz. Müslüman ve Hristiyan tüm Lübnanlılar olarak birlik ve beraberlik içinde kalmakta kararlıyız” diye konuştu.

Mevcut krizin sona ermesi temennisinde bulunan Mansi, “Bu sıkıntılı sürecin bitmesini, bu kara bulutun dağılmasını ve Lübnan ile halkı için kurtuluş ışığının doğmasını umuyoruz” dedi.

Öte yandan Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Sami Ebi el-Muna da devlet ve meşru kurumlar etrafında kenetlenmenin önemine dikkat çekti. Özellikle mevcut koşullarda, Lübnan’ın korunması ve egemenliğinin sağlanması için görev yapan ordunun desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Muna, iç barışı hedef alan her türlü girişime karşı uyarıda bulunarak, “Güçlü Lübnan, birlik içindeki Lübnan’dır” dedi.


Hizbullah, İsrail ordusuna karşı 1980’lerin “taktiklerine” dönüş sinyali mi veriyor?

İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
TT

Hizbullah, İsrail ordusuna karşı 1980’lerin “taktiklerine” dönüş sinyali mi veriyor?

İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)
İsrail askeri araçları Lübnan toprakları içinde hareket ediyor (EPA)

Hizbullah içinden sızan ve birbiriyle örtüşen medya bilgileri, “intihar saldırıları” (istişhadi eylemler) söyleminin yeniden gündeme gelmesiyle güney cephesinde önümüzdeki dönemin niteliğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor. Bu çerçevede, 1980’li yıllardaki savaş dilini ve yöntemlerini hatırlatan alışılmadık askeri seçeneklerin tartışıldığı belirtiliyor.

Askeri kaynaklara dayandırılan sızıntılara göre Hizbullah, “1980’ler taktiklerine” dönmeyi değerlendiriyor; buna “istişhadi grupların” yeniden devreye alınması da dahil. Bu yaklaşım, örgüt içinde daha önce yapılan açıklamalarla da bağlantılı bir anlam taşıyor. Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah, 2024’teki “destek savaşı” sırasında güneydeki savaşçıları “istişhadi” olarak nitelendirmişti. Bu ifade, çatışmanın doğasına ve sahadaki koşullara işaret ediyordu. Kavramın bugün yeniden gündeme gelmesi, bunun bir mobilizasyon dili mi yoksa olası operasyonel tercihlere işaret eden bir gösterge mi olduğu yönünde tartışma yaratıyor.

Saha koşulları ve teknolojik dönüşüm

Emekli Tuğgeneral Yarub Sahr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki mevcut saha gerçekliğinin intihar saldırılarına dönüş ihtimalini teorik bir tartışma düzeyinde bıraktığını söyledi.

Sahr, “Bugün güney bölgesi, göç ve yıkım nedeniyle neredeyse boşalmış durumda. Bu da bu tür operasyonların en önemli unsurlarından biri olan sivil ortam içinde gizlenme imkânını ortadan kaldırıyor” dedi.

vvevbfde
İki İsrail askeri, Güney Lübnan’da enkazlar arasında ilerliyor (AP)

Ayrıca, gözetleme ve istihbarat teknolojilerindeki gelişmelerin ve İsrail’in geniş bir hedef havuzuna sahip olmasının, bu tür eylemlerin gerçekleştirilmesini son derece zorlaştırdığını, sürekli izleme ve hassas takip altında sahada hareket kabiliyetinin sınırlı olduğunu belirtti.

Sahr’a göre bu tür operasyonlara işaret eden söylemler daha çok propaganda niteliği taşıyor. “Mesaj yalnızca askeri değil, Lübnan iç siyasetini de hedef alıyor. Bu dil, siyasi aktörler üzerinde baskı kurmak ve onları dış politika tercihleri konusunda yönlendirmek için kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Sahr, “1980’ler yöntemlerinin hatırlatılması sadece intihar saldırılarını değil, aynı zamanda kaçırma ve suikastları da içeren daha geniş bir modelin yeniden gündeme gelmesi anlamına gelir. Bugünkü koşullarla 1980’lerin karşılaştırılmasının sağlıklı değil. Bu söylem, mevcut şartlarda uygulanabilir bir askeri seçenekten ziyade siyasi baskı aracı olarak öne çıkıyor” dedi.

Teori ile pratik arasında

Öte yandan emekli Tuğgeneral Fadi Davud ise Şarku’l Avsat’a  yaptığı açıklamada, 1980’ler yöntemlerine dönüş tartışmasının yalnızca medya söylemi olmadığını, bunun örgütün “mevcut kapasite havuzu” içinde yer alan bir seçenek olduğunu savundu.

Davud, intihar eylemcilerinin varlığına ilişkin söylemin, Hizbullah’ın tarihsel olarak önemli bir güç unsuru olan insan kaynağı kapasitesiyle bağlantılı olduğunu belirtti. Teknolojik gelişmelere rağmen bu tür eylemlerin sahada etkili olabileceğini ifade eden Davud, “Teknoloji, hedefe ulaşmaya kararlı bir insan unsuruna karşı sınırlı kalabilir” dedi.

Bu tür operasyonların etkinliğinin hedefin niteliğine, güvenlik düzeyine ve sahadaki koruma önlemlerine bağlı olduğunu söyleyen Davud, başarı ihtimalinin duruma göre değiştiğini vurguladı.

vfrefeb
Güney Lübnan’daki sınır kasabası Kefr Kila’da yıkılmış binaların enkazı (Reuters)

Davud ayrıca, olası bir kullanımın İsrail hedeflerine yönelik olacağını, ancak İsrail içinde bu tür eylemler gerçekleştirebilmek için sızma ve doğrudan erişim gerekliliğinin ciddi saha zorlukları yarattığını ifade etti. Buna rağmen bu seçeneğin dile getirilmesinin psikolojik ve stratejik bir boyut taşıdığını, geçmiş deneyimleri hatırlatarak İsrail’e “geleneksel olmayan bir tırmanma ihtimali” mesajı verdiğini söyledi.

Kavramın sahadaki anlamı

Hizbullah operasyonlarını yakından takip eden bir kaynak ise “istişhadi” kavramının her zaman klasik anlamda intihar saldırılarını ifade etmediğini belirtti.

Kaynak, “Bu terim, Güney Lübnan’daki kuşatma koşulları altında savaşçıların içinde bulunduğu durumu yansıtıyor. Savaşçılar, karşı karşıya oldukları risklerin farkında ve gerektiğinde sonuna kadar savaşmaya hazır” dedi.

Aynı kaynak, kavramın ayrı bir taktik tercihten ziyade çatışmanın doğasına işaret ettiğini vurgulayarak, “Bu ifade, en zor saha koşullarında dahi çatışmayı sürdürme ve gerekirse ölüm pahasına mücadele etme kararlılığını anlatıyor” değerlendirmesinde bulundu.


Suriye: Guta’daki kimyasal katliamın başlıca sorumlularından Adnan Halva tutuklandı

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın X platformunda paylaştığı fotoğrafta, Guta’daki kimyasal katliamın başlıca sorumlularından Adnan Halva görülüyor.
Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın X platformunda paylaştığı fotoğrafta, Guta’daki kimyasal katliamın başlıca sorumlularından Adnan Halva görülüyor.
TT

Suriye: Guta’daki kimyasal katliamın başlıca sorumlularından Adnan Halva tutuklandı

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın X platformunda paylaştığı fotoğrafta, Guta’daki kimyasal katliamın başlıca sorumlularından Adnan Halva görülüyor.
Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın X platformunda paylaştığı fotoğrafta, Guta’daki kimyasal katliamın başlıca sorumlularından Adnan Halva görülüyor.

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab dün, 21 Ağustos 2013 tarihinde Doğu Guta’da gerçekleşen kimyasal katliamın sorumlularından biri olan emekli General Adnan Halva’nın tutuklandığını açıkladı.

Hattab, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “General Adnan Halva, 2013’te Doğu Guta’da meydana gelen kimyasal saldırıdan sorumlu olan en önemli subaylardan biriydi ve bugün Terörle Mücadele İdaresi’nin elinde” ifadelerini kullandı.

Adnan Halva hakkında bildiklerimiz

Şarku’l Avsat’ın yerel medya kaynaklarından aktardığına göre Halva, Şam’ın güneyindeki Hırbet eş-Şeyyab bölgesinin sorumlusu ve Şam kırsalındaki topçu ve füze dairesinin başkan yardımcısıydı.

Halva, Suriye’deki iç savaş sırasında, Şam kırsalındaki topçu ve füze dairesinin başkan yardımcısı olarak, Suriye’nin kuzeyindeki şehirlere Scud füzelerinin fırlatılmasında rol oynamakla suçlandı.

Ayrıca, 155 ve 157 numaralı birimlerde görev alarak, sivil halka karşı insan hakları ihlalleri işledi. Bu birimler, sivil halka karşı kimyasal silahlar ve füzeler kullandı.

Daha sonra, Şam’ın güneyindeki Hırbet eş-Şeyyab bölgesinde askeri sorumlu oldu; burada bölgedeki askeri kontrol noktalarının yönetiminden sorumluydu. Bu kontrol noktalarının, yüzlerce sivili alıkoymak ve kaybetmekle suçlandığı belirtiliyor.

Halva, 2017’deki Astana görüşmelerine katılan Suriye rejimi heyetinde yer aldı ve ABD tarafından, sivillere karşı işlenen cinayetlerden sorumlu tutulan 13 kişilik listeye dahil edildi.

28 Ekim 2016’da Avrupa Birliği (AB) tarafından yaptırım listesine alındı.

Doğu Guta’daki kimyasal katliam

Doğu Guta bölgesinde, 21 Ağustos 2013 tarihinde meydana gelen kimyasal saldırıda, aralarında yüzlerce çocuk ve kadının da bulunduğu bin 400’den fazla sivilin hayatını kaybettiği bildirildi.

O gün, Doğu Guta’daki birkaç kasabada yaşayan Suriyeliler, sokaklarda ve evlerde sarin gazı ile hayatını kaybeden yüzlerce ceset ile uyanmıştı. Bu saldırı, Esed rejiminin yıllar süren iç savaş boyunca sivil halka karşı işlediği en korkunç katliamlardan biri olarak kayıtlara geçti.

Suriye İnsan Hakları Ağı’na (SNHR) göre Beşşar Esed rejimi, 2011 yılında başlayan devrimden bu yana, muhaliflerin kontrolündeki yerleşimlere yönelik 217 kimyasal silah saldırısı gerçekleştirdi.

Tedamun katili birkaç gün önce yakalandı

Bu açıklama, Suriye İçişleri Bakanlığı’nın, Hama kırsalında düzenlenen bir güvenlik operasyonu sonucu Tedamun katili olarak bilinen Emced Yusuf’un yakalandığını duyurmasının birkaç gün sonrasına denk geldi.

Diğer yandan Bakanlık salı günü, eski Suriye rejimine ait 3 pilotla yapılan sorgulamalardan bir kısmını içeren bir video paylaştı. Videoda, İki Guta’nın Düşmanı olarak bilinen Mizer Suvan’ın da yer aldığı görülüyor. Suvan yaptığı açıklamada, saldırı emirlerinin devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed’den geldiğini belirtti.