ABD istihbaratı ve Wagner isyanı

ABD’li uzmanlar: Rusya Devlet Başkanı Batı’yı aldattı. Yıpratma savaşında gücünü artırdı.

Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)
Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)
TT

ABD istihbaratı ve Wagner isyanı

Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)
Rostov-na-Donu’daki tanklarının yanında duran Wagner savaşçıları. (AP)

“Bir Rusya iç meselesi. Bizimle ilgisi yok.” ABD istihbaratının bu meselede rol oynadığına dair yapılan üstü kapalı suçlamaların ardından ABD’li yetkililer, yakın zamanda Rusya’daki Wagner grubunun isyanı karşısında güvenceler verdi. Ancak Wagner planlarını gerçekleştirmeden önce ABD’nin bundan haberdar olduğu ve ‘aşırı hassasiyeti’ nedeniyle pek çok müttefikle bu bilgiyi paylaşmadığı yönündeki haberlere rağmen istihbarat bunu yalanladı.

Şarku’l Avsat ve eş-Şark arasındaki iş birliğinin bir sonucu olan ‘Washington raporu’, ABD’nin Wagner isyanına verdiği tepkiye ve ABD istihbaratının isyanla ilgili bilgileri neden müttefiklerle paylaşmadığına işaret ediyor.

Wagner şefi Yevgeniy Prigojin Rostov şehrinden ayrılıyor. (AP)
Wagner şefi Yevgeniy Prigojin Rostov şehrinden ayrılıyor. (AP)

Putin, ABD ile oynuyor mu?

Savunma İstihbarat Teşkilatı’nda Rusya dosyasından sorumlu eski bir yetkili olan Rebeka Koffler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in amacına ulaştığını ve ‘Washington ve Avrupa ile alay ederek, Batı ile oynadığını’ söyledi. ‘Putin’in oyunları’ adlı bir kitap yazan Koffler, Rusya Devlet Başkanı’nın ‘Wagner isyanı’ sürecini onayladığına inanıyor ve bu durumu ‘sahte medya’ operasyonu olarak nitelendirdi. Koffler, bu yaklaşımı ise şu ifadelerle açıkladı:

Putin, Rus halkının korkuları, yani darbe korkusu ve Batı korkusu üzerine oynadı. ABD’nin isyana müdahil olduğunu söyledi ve bu iddiasını, Başkan Biden ve bir dizi ABD’li yetkilinin rejim değişikliğine ihtiyaç olduğu imasında bulunarak, Putin’in iktidarda kalamayacağına dair daha önce yaptığı açıklamalarla güçlendirdi.

Rebeka Koffler ayrıca bu nedenle yaşananlarla hiçbir ilgisi olmayan tekrarlı ABD pozisyonlarına tanık olduklarını dile getirdi.

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde üst düzey bir araştırmacı olan Anna Borchvaskaya, ‘Putin’in gizli anlaşması’ teorisini ilginç bulduğunu dile getirerek, Rusya Devlet Başkanı’nın bel bağladığı ‘ters kontrol’ stratejisine dikkati çekti. “Bu bir Rus tabiridir. Buradaki fikir, rakibi felç noktasına getirmek ve onu yanıltmaktır. Bu gerçek bir kavram” diyen Borchvaskaya, ABD ve Batı ile bu stratejiye güvenmesinin muhtemel olduğunu belirtti. Araştırmacı, “Rus devletinin gördüğümüz her şeyin bir tiyatro olacak kadar organize olduğuna inanmıyorum. Gözlemlerime göre, Prigojin ile Rusya Savunma Bakanı arasındaki anlaşmazlık gerçekti” açıklamasında bulundu.

Putin, halkına ABD’nin Rusya’daki rejimi devirmek istediğini söyledi. (AP)
Putin, halkına ABD’nin Rusya’daki rejimi devirmek istediğini söyledi. (AP)

Borchvaskaya açıklamasını şöyle sürdürdü:

Rusya kamuoyuna gelince; Putin’in Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını varoluşsal olarak Rus halkına açıkladığına şüphe yok. Ona göre Batı, Ukrayna üzerinden Rusya’yı işgal etmeye çalışıyor. İşte bu yüzden herkes bir arada olmak için farklılıklarını bir kenara bırakmalı, hayatta kalmak için kayıpları unutmalı. Dolayısıyla Rus halkının desteğini almak bu olayların sonuçlarından biri olabilir.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Ulusal Güvenlik Konseyi üst düzey danışman olan Mark F. Cancian, Rusların ve Putin’in kötü olan her şey için ABD’yi suçlamasının doğal olduğuna dikkati çekti. Cancian, “Tüm savaş için ABD’yi ve NATO’yu suçluyorlar ve CIA’nın dünyadaki çeşitli operasyonları veya olayları manipüle etmek için her şeyi yapma gücüne sahip olduğuna dair bir görüş var. CIA gerekli yetenek ve niteliklere sahip olmasına rağmen, elbette yapabileceklerinin de bir sınırı var” ifadesini kullandı. Cancian ayrıca Yevgeniy Prigojin gibi bir kişinin yabancı bir hükümetle Rusya’daki rejimi devirmek için işbirliği yapmasının imkansız olduğuna dikkat çekerek, onu ‘aşırı milliyetçi’ bir kişi olarak nitelendirdi.

Putin, Wagner isyanından eskisinden daha güçlü çıktı. (AP)
Putin, Wagner isyanından eskisinden daha güçlü çıktı. (AP)

Rusya Devlet Başkanı’nın zayıflığı

ABD ve Batı tarafından ‘Wagner isyanının Putin’in zayıflıklarını gösterdiğine’ dair açıklamalara rağmen Koffler, Putin’in bugünkü konumunun ‘eskisinden çok daha güçlü’ olduğunu vurguladığı açıklamasında “Rus halkı, Başkan Putin’in isyancıları sınır dışı ettiğine inanıyor” diyen Rebeka Koffler, Putin’in ‘isyan’ faaliyetindeki amaçlarından birinin Rusya’yı Batı karşısında zayıf göstermek olduğuna dikkat çekti. Sözleirni şöyle sürdürdü:

Rusya gerçekten zayıfsa, ABD neden Ukrayna’ya milyarlarca dolar akıtmaya devam etsin? Rusya zayıfsa tıpkı Litvanya, Polonya ve diğer ülkelere saldıramadığı gibi bir NATO ülkesine de saldıramaz.

Koffler, Batı’nın Putin’e yönelik zayıflık suçlamalarına değinirken, “Putin’in zayıf olduğunu düşünen aynı kişiler, onun NATO ülkelerine saldıracağını söyleyip duruyor ki bu çok saçma” ifadesini kulandı.

Borchvaskaya’nın değerlendirmesi ise şöyle oldu:

Batı, Rusya’yı yanlış okumakla her zaman hata yaptı. Rusya’yı bitmiş bir ülke saymak için henüz çok erken. Gördüklerimizle ilgili hala birçok soru işareti var. Ancak Putin yakın gelecekte hiçbir yere gitmeyecek. Rusya’nın Wagner gibi bir askeri grubu kullanma ihtiyacı, Prigojin olsun ya da olmasın, bir gecede değişmeyecek.

Fotoğraf Altı: ABD istihbaratı, Wagner isyanıyla ilgili bilgilerini bazı müttefikleriyle paylaşmadı. (AP)
ABD istihbaratı, Wagner isyanıyla ilgili bilgilerini bazı müttefikleriyle paylaşmadı. (AP)

ABD istihbaratı ve Prigojin

Rebeka Koffler, “ABD istihbarat topluluğu çok politize oldu” diyerek, yalnızca ABD Başkanı’nın yararına olan bilgileri paylaşmayı seçtiğini söyledi. Koffler “Pentagon’dan herhangi bir yorum gelmemesi, Prigojin hakkında yorum yapmayı reddetmeleri ve tüm bunlar, Pentagon’un ABD’nin manipüle edildiğini fark etmesinden kaynaklanıyor” şeklinde konuştu. Konuyla ilgili başka bir noktaya dikkati çeken Koffler ayrıca, “İsyanın gerçek olduğuna dair herhangi bir işaret, Prigojin’in ‘ya bir aptal ya da intihara meyilli’ olduğu anlamına gelir” diyerek, bunun karşısında Prigojin’in son derece zeki bir adam olduğunu vurguladı.

Koffler, istihbaratın Wagner hakkındaki bilgilerini paylaşmamasının sebebinin, Prigojin ve Wagner’i izlemeye devam etmek olduğunu söylerken, “Çünkü Wagner’in Belarus’a taşınması ve kuvvetlerinin Kiev’den 140 mil uzakta olmasıyla birlikte artık NATO için çok daha tehdit edici bir jeopolitik konuma ulaşıldı” dedi. Borchvaskaya ise şu ifadeleri kullandı:

Kimse Prigojin’in Beyaz Rusya’ya gittiğine dair herhangi bir kanıt görmedi ve onun Rusya’da olduğuna dair de bir kanıt yok. Tabii ki, tüm bunlar olurken, bazıları Prigojin’in neden hala hayatta olduğunu merak ediyor. Çünkü bu, mantığa aykırı. Ancak önümüzdeki birkaç hafta içinde hayatta kalamayacak olması da mümkün.

Fotoğraf Altı: Ukrayna savaşı bir ‘yıpratma’ savaşına dönüştü. (EPA)
Ukrayna savaşı bir ‘yıpratma’ savaşına dönüştü. (EPA)

‘Yıpratma’ savaşı ve Washington’ın stratejisi

Cancian, Ukrayna’nın karşı saldırılarını ‘hayal kırıklığı’ olarak nitelendirerek, Ukrayna’nın kendisine sağlanan tüm silahlarla daha iyi ilerleme kaydedeceğinin tahmin edildiğini kaydetti. Kiev’in barış için çok yüksek talepler belirlediği bir zamanda, ABD planının halen Ukrayna’nın zaferine odaklandığına dikkat çeken Mark F. Cancian, “Sadece Şubat 2022’den bu yana kaybettikleri toprakları geri almaktan değil, Donbas’ı ve hatta Kırım’ı savaş suçları tazminatıyla geri almaktan bahsediyorlar” ifadesini kullandı. Cancian ayrıca, “Bence çok şey ummamalıyız. Herhangi bir anlaşma aslında Putin için kısmi bir zafer olacaktır” şeklinde konuştu.

Koffler ise Ukrayna’daki duruma daha karamsar bakıyor ve savaşın yakın gelecekte bitmeyeceğine inanıyor:

Çünkü bu savaşın üç katılımcısı var: Rusya, Ukrayna ve Rusya’yı stratejik olarak yenmek için vekalet savaşı yürüten ABD.

Koffler sözlerine şöyle devam etti:

Bu üç taraf, savaşı varoluşsal bir mücadele olarak görüyor. Sonunda Rusya kazanacak, çünkü Putin’in başlattığı askeri strateji, bir yıpratma stratejisi, sürekli güç boşaltma stratejisi. Rusya’nın nüfusu 143 milyona ulaşırken, Ukrayna’nın nüfusu 43 milyon. Bana öyle geliyor ki Biden yönetimi, Ukrayna’nın düşüşüne kadar Rusya ile mücadeleye hazır.

Fotoğraf Altı: ABD, zafere kadar Ukrayna’yı desteklemeye hazır. (AP)
ABD, zafere kadar Ukrayna’yı desteklemeye hazır. (AP)

Rebeka Koffler, Biden yönetimini sert bir şekilde eleştirdiği açıklamasında şunları söyledi:

Bu, Washington’daki liderlerin bu seviyede bir stratejik yetersizlik gösterdikleri ilk sefer değil. Bunu daha önce Afganistan’da gördük; 20 yıl sonra, 2,2 trilyon dolar vergi parası ve 6 bin can kaybı. Sonrasında ABD’liler geri çekildi. Şimdi ülkeyi Taliban yönetiyor. 85 milyon ABD doları değerinde gizli askeri silahlara sahip.

Koffler’e ABD’nin Ukrayna’daki savaşın demokrasiyi savunmak için bir savaş olduğu yönündeki vurgusu sorulduğunda, alaycı bir ifadeyle şu değerlendirmede bulundu:

Bu komik. Ukrayna, demokratik bir devlet değil. Avrupa’nın en yozlaşmış ülkelerinden biri. Devlet Başkanı Zelenskiy demokratik bir lider değil. Hamlesi, ABD hükümetinin kendisinin ve ailesinin topraklarına girmesini yasakladığı kadar yozlaşmış bir oligark olan İgor Kolomoyski tarafından finanse edildi. Washington ve Batı’nın dünyanın herhangi bir bölgesini demokrasiye dönüştürmek istediğini biliyorum ancak buna hüsnükuruntu ve saflık denir. Bu durumda tehlike arz ediyor, çünkü istihbarat topluluğu çerçevesinde katıldığı her savaş oyunu, ya siber ya da nükleer felaketle sonuçlanacak.

Ancak Borchvaskaya, Koffler ile aynı fikirde değil:

Putin’in Ukrayna’da kazanmasına ve varlığını yok etmesine izin verilirse bu emsal, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan güvenlik yapısına zarar verecektir. Çünkü Putin’in Ukrayna’yı işgali, yani bağımsız ve barışçıl bir komşu ülkeyi işgali, temel bir uluslararası normun alenen ihlali olduğundan kesinlikle haksız bir işgaldir. Ve eğer bundan paçayı sıyırırsa, bu normlara başka kimin meydan okuyabileceği ve hangi dünyada yaşayacağımız soruları gündeme gelecektir. Bu savaşın tüm amacı bu. Yani, Putin’in nefret ettiği ve onun yerine çok kutuplu bir sistem ortaya koymak istediği, ABD öncülüğündeki liberal dünya düzenine meydan okumasıyla ilgili.

Borchvaskaya,Ukrayna’daki yolsuzluk suçlamaları hakkında ise “Yolsuzluktan bahsettiğimizde, Rusya daha fazla yolsuzluğa bulaşıyor. Ama biz bunu pek duymuyoruz. Bununla birlikte Ukrayna’nın liberal kurumlar ve özgür medya geçmişi vardır ve bu nedenle yolsuzluk daha alenidir” dedi. Ancak bu tavır, Anna Borchvaskaya’nın ABD’nin Ukrayna’daki stratejisini eleştirmesini engellemedi. Öyle ki Borchvaskaya sözlerini şöyle sürdürdü:

Yaptırım şeklinde askeri ve siyasi destek sağlamanın stratejik olarak tanımlanabileceğinden emin değilim. Bu tepkiler, uzun vadeli stratejik vizyonu temsil eden bir çerçeve değil. Sanırım bu noktada mücadele ediyoruz; Rusya için herhangi bir vizyon veya strateji belirlemedik. Bu savaşın hiçbir zaman bitmeyeceği konusunda hemfikirim. Bu bir yıpratma savaşı ve Putin muhtemelen Batı’nın pes edeceği, yorulacağı ve ekonomik refahı ilke yerine tercih edeceği fikrine bel bağlıyor.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.