Sudan ordusu, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki HDK güçlerini savaş uçağıyla vurdu
Fotoğraf: AA
Sudan ordusu, nisan ortasından bu yana çatıştığı Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) mevzilendiği başkentteki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na hava saldırısı düzenledi.
Güvenlik kaynaklarından ve görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, ordu, nisan ayından bu yana HDK güçlerinin elindeki Cumhurbaşkanlığı Sarayı içerisindeki HDK mevzilerine ilk kez savaş uçağıyla bombardıman yaptı.
HDK ise Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınındaki Genelkurmay Karargahını kuşattığını duyurdu.
ABD, Norveç ve İngiltere ise Sudan'daki taraflara çatışmaların derhal durdurulması çağrısı yaptı.
Ordu, Hartum'daki Zırhlı Birlikler Komutanlığına yakın noktalarda mevzilenen HDK güçlerini yoğun hava bombardımanına tuttu.
Üç başkent olarak bilinen Hartum ile batısındaki Umdurman ve kuzeyindeki Bahri kentlerinde yer alan HDK noktaları da ordunun yoğun top atışlarına maruz kaldı.
Sudan ordusu, başkentin güneyindeki Zırhlı Birlikler Komutanlığı civarındaki HDK mevzilerine dün düzenlediği saldırılarda, onlarca HDK mensubunun öldürüldüğünü, 10 askeri aracın imha edildiğini açıklamıştı.
Bir süredir iki güç arasında başkentteki stratejik noktalardan Zırhlı Birlikler Komutanlığı çevresinde şiddetli çatışmalar yaşanıyor.
- Çatışmalar, 100 günü aşkın süredir devam ediyor
Ordu ile HDK arasında başkent çevresi ve ülkenin batısında yoğun olmak üzere 100 günü aşkın süredir devam eden çatışmalarda 3 binden fazla kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi yaralandı, yaklaşık 4 milyon kişi yerinden edildi.
Lübnan ordusu yakında ABD gözetiminde iki pilot bölgede konuşlanacakhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5289634-l%C3%BCbnan-ordusu-yak%C4%B1nda-abd-g%C3%B6zetiminde-iki-pilot-b%C3%B6lgede-konu%C5%9Flanacak
Lübnan ordusu yakında ABD gözetiminde iki pilot bölgede konuşlanacak
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda "Önce Lübnan" sloganını taşıyan afişler görülüyor. (AP)
Lübnan, ABD'nin arabuluculuğunda İsrail ile imzaladığı “Çerçeve Anlaşması” sonrasında, önceki dönemden farklı yeni bir siyasi ve güvenlik sürecine girmeye hazırlanıyor. Bu kapsamda Lübnan ordusunun önümüzdeki saatlerde Bint Cubeyl ilçesine bağlı Frun ile Nebatiye ilçesine bağlı Batı Zutar (Zoutr el-Gharbiye) beldelerinde konuşlanması bekleniyor. Her iki bölge de İsrail'in güvenlik kuşağı olarak gördüğü ve "Sarı Hat" olarak adlandırılan hattın dışında yer alıyor. İsrail, Hizbullah'ın silahsızlandırılması gerçekleşmeden bu güvenlik kuşağından çekilmeyeceğini belirtiyor.
Ordunun konuşlandırılması, ABD ordusuna bağlı gözlemcilerin denetiminde gerçekleştirilecek. Bu gelişme, Washington ile Tahran arasında, Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda Cenevre'de imzalanan Mutabakat Muhtırası'nın yorumlanmasına ilişkin görüş ayrılıklarının yeniden sertleştiği bir dönemde yaşanıyor.
Şarku'l Avsat’a konuşan üst düzey bir hükümet kaynağına göre iki beldeye yapılacak konuşlanma, ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper gözetiminde gerçekleşecek. Cooper'ın, Tel Aviv'den beraberindeki askeri gözlemci ekibiyle gece saatlerinde Lübnan'a gelmesi bekleniyor. Ekibin görevi, Çerçeve Anlaşması'nda pilot uygulama olarak belirlenen bu iki bölgede Lübnan ordusunun konuşlanmasını kolaylaştırmak olacak.
Kuzey İsrail'de, Lübnan sınırı yakınlarında bir tırın üzerinde taşınan İsrail tankı. (AP)
Aynı modelin, İsrail ordusunun aşamalı olarak boşaltacağı diğer beldelerde de uygulanması planlanıyor. Böylece ABD himayesinde yürütülen Lübnan-İsrail müzakereleri doğrultusunda, Çerçeve Anlaşması'nın gündem maddelerinin hayata geçirilmesi ve nihayetinde İsrail'in Lübnan topraklarının tamamından çekilmesi hedefleniyor.
Frun'un stratejik önemi
Hükümet kaynağına göre Frun, fiilen İsrail ordusunun kontrolünde bulunmasa da İsrail tarafından ateş altına alınarak kuşatılmış durumda. Batı Zutar ise İsrail'in doğrudan kontrolü altında bulunuyor.
Bu iki beldenin pilot bölge olarak seçilmesinin temel nedeni stratejik konumları. Frun, Bint Cubeyl ilçesindeki beldelere açılan ana giriş noktasında yer alırken, Nebatiye ilçesindeki Kakaat el-Cisr beldesine komşu bulunuyor. Ayrıca tepelerinden biri Marjayun ilçesindeki Tayyibe ve Kantara beldelerini görebiliyor. Vadi el-Huceyr de Frun'un coğrafi sınırları içerisinde yer alıyor.
Batı Zutar ise Litani Nehri'nin kuzey kıyısında, güneye hâkim stratejik bir konumda bulunuyor. Bölge, Vadi es-Suluki üzerinden Kantara ve Deyr Süryan beldelerine uzanan bağlantı hattını kontrol ediyor.
Konuşlanma planında değişiklik
Kaynak, başlangıçta Batı Zutar'ın yanı sıra Doğu Zutar, Arnun ve Yahmur eş-Şakif beldelerinin de plana dahil edildiğini söyledi. Ancak İsrail'in bu bölgelerden çekilmeyi reddetmesi üzerine plan değiştirildi.
İsrail'in, Şakif Kalesi çevresindeki işgalini tahkim etmek amacıyla bu bölgelerde kalmak istediğini belirten kaynak, Tel Aviv'in çekilmeyi Hizbullah'ın hâlâ kuşatma altında tuttuğu Ali et-Tahir Tepesi'ni boşaltmasına bağlayıp bağlamadığını sorguladı.
Beyrut'un Trump-Netanyahu görüş ayrılığına yönelik hesabı
Lübnan yönetimi, ABD'den İsrail üzerinde baskı kurmasını ve Şakif Kalesi ile çevresindeki beldelerin boşaltılmasını sağlamasını talep etmeyi sürdürüyor. Böylece Nebatiye'nin üst ve alt mahallelerinin, zaman zaman İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmalardan uzak tutulması hedefleniyor.
Kaynağa göre Beyrut, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarından yararlanarak Çerçeve Anlaşması'ndaki şartlarını iyileştirmeyi umuyor. Kaynak, iki lider arasındaki farklılıklara rağmen her ikisinin de İsrail'in güneyden çekilmesini Hizbullah'ın silahsızlandırılması şartına bağlama konusunda ortak tutum sergilediğini vurguladı.
Lübnan ve İsrail'in Washington büyükelçileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun huzurunda "Çerçeve Anlaşması"nı imzalıyor. (AFP)
Aynı kaynak, Çerçeve Anlaşması'nın Netanyahu üzerinde baskı kurulabilecek en uygun seçenek olduğunu savundu. Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, beşinci tur müzakerelerin başarısızlığa uğramasını önlemek için görüşmeler bir gün uzatıldıktan sonra bizzat devreye girmesinin anlaşmanın sağlanmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.
"Tek seçenek diplomasi"
Kaynak, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevaf Selam yönetiminin, İsrail'in güney Lübnan'dan çekilmesini sağlamak için ABD'nin desteğiyle diplomatik yolu tercih ettiğini belirtti.
Buna karşılık Hizbullah'ın daha önce benimsediği askeri seçeneğin ağır insani ve maddi kayıplara yol açtığını, çok sayıda yerleşim yerinin sistematik biçimde tahrip edildiğini ve halkın yoğun İsrail bombardımanı nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldığını söyledi.
Hizbullah'ın itirazı
Kaynak, Hizbullah'ın Çerçeve Anlaşması'na karşı sert bir siyasi kampanya başlattığını belirterek, milletvekillerinin ve Genel Sekreter Naim Kasım'ın anlaşmayı reddeden açıklamalar yaptığını söyledi.
Kaynak, Hizbullah'ın itirazlarını daha sakin ve kurumsal yöntemlerle dile getirmesi gerektiğini savunarak, bunun yerine hareketin İslamabad'da imzalanan İran-ABD Mutabakat Muhtırası'nı savunduğunu ve Cumhurbaşkanı Avn ile Başbakan Selam'ı bu süreci engellemekle suçladığını ifade etti.
Ayrıca Hizbullah'ın alışılmadık sertlikte bir dil kullandığını, medya üzerinden geniş çaplı ihanet suçlamaları ve tehdit kampanyası yürüttüğünü, Beyrut merkezinde anlaşmayı protesto gösterileri düzenlediğini ve İran-ABD mutabakatının Lübnan'ın işgalden kurtulmasının tek yolu olduğunu ileri sürdüğünü söyledi.
"İran'ı Lübnan denkleminden çıkarma" hedefi
Kaynağa göre Hizbullah'ın Çerçeve Anlaşması'na yönelik saldırılarının temelinde, İran'ın Lübnan dosyasından güvenlik ve askeri açıdan dışlanmasına karşı çıkması bulunuyor.
Kaynak, Hizbullah'ın yürüttüğü kampanyayı, bu kez askeri değil siyasi nitelikte olan "2 Mart sürecine" benzetti. Ayrıca Naim Kasım'ın, Meclis Başkanı Nebi Berri'ye İran'a askeri destek vermeyeceğine dair verdiği söze rağmen, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine misilleme olarak İsrail'e altı roket fırlatılmasına siyasi destek verdiğini öne sürdü.
Kaynak ayrıca Kasım'a, "Diyalog çağrısını nasıl hayata geçirecek? Milletvekili Hasan Fadlallah'ın Çerçeve Anlaşması'na karşı iç savaş tehdidinde bulunmasıyla bu çağrı nasıl bağdaşabilir?" sorularını yöneltti.
Kaynağa göre Hizbullah, diyalog çağrısını ancak karşı tarafın kendi şartlarını kabul etmesi temelinde yapıyor ve bunların başında İsrail ile doğrudan müzakerelerin reddedilmesi geliyor. Kasım'ın uzlaşı aramak yerine siyasi gerilimi daha da tırmandırdığı ve farklı görüşte olanları ihanetle suçladığı öne sürülüyor.
Lübnan'da iç barış vurgusu
Kaynak, Hizbullah'ın söylemine rağmen Lübnan'daki siyasi aktörlerin büyük çoğunluğunun iç savaşa sürüklenmeyi kesin biçimde reddettiğini söyledi.
Ülkedeki geniş kesimlerin iç barışa bağlı olduğunu belirten kaynak, geçmişte yaşanan iç çatışmaların ve dış güçlerin Lübnan topraklarında yürüttüğü savaşların toplumda derin izler bıraktığını, bu nedenle yeni bir iç savaş çağrısının karşılık bulmayacağını ifade etti.
Öte yandan İran'ın Çerçeve Anlaşması hakkında henüz resmi bir açıklama yapmadığına dikkat çeken kaynak, Tahran'ın kampanyayı bilinçli şekilde Hizbullah'a bırakıp bırakmadığını ve bunun Lübnan'ın İran'ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani'nin güven mektubunu geri çekmesini sağlamaya yönelik bir baskı olup olmadığını sorguladı.
Kaynağa göre tüm bu süreçte en önemli güvence yine Meclis Başkanı Nebi Berri olarak görülüyor. Her ne kadar Çerçeve Anlaşması konusunda hükümetle görüş ayrılığı bulunsa da, Berri'nin siyasi anlaşmazlıkların sokağa taşınmasını önleyen en önemli isim olduğu değerlendiriliyor.
Kaynak, Berri'nin daha önce de Hizbullah'ın sokağı kullanarak Başbakan Nevaf Selam hükümetini düşürmesini engellediğini belirterek, Lübnan'da mezhepsel çatışmanın önlenmesinin aşılmaması gereken kırmızı çizgi olmaya devam ettiğini vurguladı.
Lübnan’da gri liste alarmı: Paralel ekonominin tasfiyesi ve şeffaflık krizihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5289519-l%C3%BCbnan%E2%80%99da-gri-liste-alarm%C4%B1-paralel-ekonominin-tasfiyesi-ve-%C5%9Feffafl%C4%B1k-krizi
Lübnan’da gri liste alarmı: Paralel ekonominin tasfiyesi ve şeffaflık krizi
Cumhurbaşkanı General Joseph Avn başkanlığında Baabda’da Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) Lübnan’ı kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadelede eksiklikler bulunan ülkeler arasında yer alan “gri liste”de yeniden sınıflandırma kararının, sınır ötesi finansal işlemler üzerinde yeni bir etki yaratmadığı; ancak hükümet ve para otoritelerine “paralel ekonomiyi” ve kayıt dışı nakit akışlarını ortadan kaldırmaya yönelik yasal ve idari tedbirleri tamamlamaları için tanınan sürenin sona ermek üzere olduğu belirtildi.
Beyrut’un güney banliyösünde bulunan “El-Kard el-Hasen” kurumuna ait binalardan biri (Arşiv fotoğrafı - AP)
Finansal bir yetkiliye göre, son savaşın insani, yeniden inşa ve ekonomik düzeylerde yarattığı yıkıcı sonuçlar, ilgili makamların özellikle idari, adli ve güvenlik alanlarında gerekli düzenlemeleri yavaşlatmasını kısmen açıklayan “hafifletici bir gerekçe” oluşturdu. Ancak bu durum, paralel ekonominin ürettiği artan şüpheli faaliyetler ve kırılgan finansal sistemin zayıflığının yarattığı riskleri ortadan kaldırmıyor.
Siyasi ve ekonomik süreçlerin iç içeliği
Söz konusu yetkiliye göre siyasi ve ekonomik süreçler arasında karmaşık bir iç içelik ve paralellik bulunuyor. Bu durum, silahın devlet tekeline alınması hedefi ile finansal ve ticari faaliyetlerin meşruiyetinin yeniden tesis edilmesi hedefinin eş zamanlı yürütülmesini gerektiriyor.
Bu çerçevede, uluslararası koşulların açık şekilde karşılanması gerektiği, bunun da dış desteğin mobilize edilmesi ve yeniden inşa sürecine girilmesi için temel olduğu ifade ediliyor. Süreç, aynı zamanda Uluslararası Para Fonu (IMF) programı aracılığıyla ekonomik toparlanma aşamasına geçişi ve ülkenin kredi notu ile finansal itibarı açısından gerilemenin tersine çevrilmesini hedefliyor.
Beyrut’un güney banliyösünde bulunan “El-Kard el-Hasen” kurumuna ait binalardan biri (Arşiv fotoğrafı - AP)
Uluslararası baskıların, özellikle finansal sistem dışındaki kanalları da kapsayan yasa dışı para akışlarının kontrol altına alınmasına odaklandığı belirtiliyor. Bu kapsamda bazı meslek grupları, finans dışı kuruluşlar ve özellikle de Hizbullah ile bağlantılı olduğu iddia edilen yapılar, özellikle de Kard el-Hasen (Karz-ı Hasen ) gibi kurumlar dikkat çekiyor.
Yasal finansal sektörün değerlendirilmesi
Negatif sınıflandırmaya rağmen, Lübnan’daki yasal finansal sektörün uluslararası standartlara uyum sağlayan kapsamlı bir yasal ve idari çerçeveye sahip olduğu belirtiliyor. Merkez Bankası’nın (BDL), fon kaynaklarının ve yönlerinin sıkı şekilde doğrulanması, nakit ve elektronik işlemlerin yalnızca lisanslı bankalar ve şirketler üzerinden yürütülmesi ve adli mekanizmaların finansal suçlarla mücadelede etkinleştirilmesi gibi adımlar attığı ifade ediliyor.
Merkez Bankası yetkilileri, Lübnan’ın gri listeden çıkmasının temel öncelik olduğunu ve bunun sağlanmaması halinde ülkenin küresel finans sisteminde güvenilir bir aktör olamayacağını vurguluyor. Bu durumun yalnızca itibar değil, aynı zamanda muhabir bankacılık ilişkileri ve işlem maliyetleri üzerinde de ciddi etkileri olduğu belirtiliyor.
Beyrut’un Hamra bölgesinde bulunan Lübnan Merkez Bankası (Banque du Liban) genel merkezi (Reuters)
Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamalarına göre, ekonomik krizin gerçekçi bir anlatısı paralel ekonomi, yasa dışı para akışları, kara para aklama ve yolsuzluk pratiklerini göz ardı edemez. Banka, şeffaflık, hesap verebilirlik ve finansal açıklık ilkelerine bağlılığını sürdürüyor.
Yapısal reformlar ve denetimler
Merkez Bankası’nın son dönemde kara ekonomiyle mücadele kapsamında uzman şirketlerle çalıştığı, gelişmiş izleme araçları kullandığı, “müşterini tanı (KYC)” standartlarını güçlendirdiği ve şüpheli işlem bildirim mekanizmalarını geliştirdiği ifade ediliyor.
Ayrıca, Maliye ve Adalet Bakanlıkları ile koordinasyon içinde adli denetim süreci başlatıldığı ve bu sürecin Alvarez & Marsal tarafından yürütüldüğü belirtiliyor. Denetimin kapsamı, yalnızca geçmiş hükümetlerin destek programları için yapılan ödemeleri değil, 2023 sonuna kadar olan tüm merkez bankası ödemelerini, bankalara aktarılan uluslararası transferleri ve devlet adına yapılan harcamaları da içeriyor.
Lübnan Cumhurbaşkanı General Joseph Avn’ın Baabda’da Merkez Bankası Başkanı ile görüşmesi (X)
Merkez Bankası’nın İsviçre, Fransa, Almanya, Lihtenştayn, Lüksemburg ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde yürütülen adli soruşturmalarla da iş birliği yaptığı ifade ediliyor.
FATF yükümlülükleri ve eylem planı
FATF’nin son değerlendirmesine göre Lübnan, siyasi düzeyde kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele sistemini güçlendirme taahhüdünde bulunuyor. Ancak ülkenin ağır ekonomik ve güvenlik koşulları nedeniyle uygulamada ciddi eksiklikler bulunduğu belirtiliyor.
Eylem planı 10 temel başlıktan oluşuyor. Bunlar arasında risk değerlendirmelerinin güçlendirilmesi, terör finansmanı ve kara para aklama risklerinin daha etkin analiz edilmesi, uluslararası adli yardımlaşma süreçlerinin hızlandırılması ve varlıkların geri kazanımı yer alıyor.
Ayrıca finansal olmayan belirli meslek gruplarının daha sıkı denetlenmesi, gerçek faydalanıcı bilgilerinin güncellenmesi, etkili yaptırımların uygulanması ve suçlarla mücadelede daha fazla yargı kararı üretilmesi gerekiyor.
Lübnan Merkez Bankası binasının İsrail hava saldırısında hedef alındığı bölgeyi inceleyen bir adam (AFP)
Plan ayrıca sınır ötesi nakit ve değerli varlık hareketlerinin daha etkin izlenmesini, terör finansmanı soruşturmalarının güçlendirilmesini ve uluslararası bilgi paylaşımının artırılmasını öngörüyor.
Son olarak, hedefe yönelik finansal yaptırımların etkin uygulanması, yüksek riskli sivil toplum kuruluşlarının risk temelli denetimi ve yasal faaliyetlerin engellenmemesi arasında hassas bir denge kurulması gerektiği vurgulanıyor.
Bağdat Yeşil Bölge’deki gözaltı operasyonun detayları ortaya çıktıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5289507-ba%C4%9Fdat-ye%C5%9Fil-b%C3%B6lge%E2%80%99deki-g%C3%B6zalt%C4%B1-operasyonun-detaylar%C4%B1-ortaya-%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1
Bağdat Yeşil Bölge’deki gözaltı operasyonun detayları ortaya çıktı
28 Haziran 2026 şafağında Bağdat Yeşil Bölge girişlerinden birinde Irak’a ait “Humvee” araçlarını gösteren dolaşımdaki görüntü
Güvenlik kaynakları, Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezindeki Yeşil Bölge’de Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece, Irak Terörle Mücadele Gücü, ordu ve yolsuzluk dosyalarıyla ilgili uzman güvenlik birimlerinin katılımıyla geniş çaplı bir güvenlik operasyonu gerçekleştirildiğini bildirdi. Bölgeye giriş noktalarında ve ana yollarda güvenlik önlemlerinin artırıldığı ifade edildi.
Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre söz konusu güçler; yolsuzluk ve nüfuzun kötüye kullanılması iddialarına ilişkin dosyalar kapsamında siyasi ve devlet yetkilileri, milletvekilleri, güvenlik görevlileri ve iş insanlarını hedef alan mahkeme kararıyla gözaltı işlemlerini başlattı. Bazı gözaltına alınan kişilerin Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’na sevk edildiği belirtildi.
Bir hükümet yetkilisi, operasyonu Başbakan Ali Zeydi’nin denetlediğini ve gözaltıların yargı tarafından çıkarılan yakalama emirlerine dayandığını ifade etti. Aynı yetkili, Özel Kuvvetler ile Terörle Mücadele Gücü’nün operasyona katıldığını ve operasyonun sadece Bağdat ile sınırlı kalmayıp diğer şehirlere de yayıldığını söyledi.
Bir güvenlik kaynağı, Bağdat’ta Yeşil Bölge’nin yanı sıra Yermuk, Kadiyisiye, Şaab, Sadr Şehri ve Zeyyune bölgelerinde de gözaltıların yapıldığını; ayrıca Missan, Babil, Diyala ve Salahaddin illerinde de operasyonlar gerçekleştirildiğini aktardı.
Iraklı bir yetkili ise kolluk kuvvetlerinin operasyonla ilgili resmi bir açıklama hazırlığında olduğunu, gözaltına alınanların bugün (Pazar) yargı makamlarına sevk edileceğini bildirdi.
Aynı yetkili, Parlamento Başkanı’nın bazı milletvekilleri için dokunulmazlıkların kaldırıldığını da öne sürdü. Bu gelişmenin yasama tatiliyle eş zamanlı gerçekleştiği ifade edildi.
Kaynaklar, Yeşil Bölge’nin hâlen kapalı olduğunu ve Irak güvenlik güçlerinin çevrede arama-tarama faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.
28 Haziran 2026 şafağında Yeşil Bölge içinde bir evin etrafını saran Irak güvenlik güçlerine ait personel (X)
Yüksek düzeyli bir kaynak, gözaltıların petrol bakan yardımcısı Adnan el-Cemili’nin verdiği ifadeler doğrultusunda yolsuzluk dosyaları kapsamında gerçekleştirildiğini aktardı.
Görgü tanıkları ise zırhlı araçlar ve ağır silahlı güvenlik güçlerinin Yeşil Bölge içindeki bazı ev ve villaları kuşattığını söyledi.
Ayrıca Terörle Mücadele Gücü’ne bağlı unsurların, bir kişinin korunmasından sorumlu güvenlik görevlileriyle bir yakalama emrini uygulamaya çalışırken çatışmaya girdiği, ancak olayın niteliği ve olası yaralanma ya da ek gözaltılar konusunda net bilgi bulunmadığı ifade edildi.
Kaynaklar, operasyonların başkent genelinde birçok noktada baskınlarla sürdüğünü; eski bir hükümet yetkilisinin evine de baskın yapıldığına dair iddialar bulunduğunu ancak bunun bağımsız olarak doğrulanamadığını aktardı.
Güvenlik yetkilileri, gece boyunca yürütülen operasyonların mahkeme kararlarına dayanan “gözaltı kampanyası” olduğunu belirtti.
Sosyal medyada ise Yeşil Bölge’de ana kapıların kapatıldığını ve tanklar ile zırhlı araçların konuşlandığını gösterdiği iddia edilen görüntüler paylaşıldı. Ancak bu görüntülerin doğruluğu bağımsız olarak teyit edilemedi.
Şu ana kadar hiçbir resmi güvenlik, hükümet ya da yargı kurumu operasyonun nedenine veya gözaltına alınan kişilerin kimliğine ilişkin resmî bir açıklama yapmadı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة