İsrail güçleri işgal altındaki Batı Şeria'da 1 Filistinli genci öldürdü

İsrail ordusunun Tulkerim Mülteci Kampı'na düzenlediği baskında biri ağır 4 Filistinli de yaralandı

Fotoğraf: Nedal Eshtayah/AA
Fotoğraf: Nedal Eshtayah/AA
TT

İsrail güçleri işgal altındaki Batı Şeria'da 1 Filistinli genci öldürdü

Fotoğraf: Nedal Eshtayah/AA
Fotoğraf: Nedal Eshtayah/AA

İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde yer alan Tulkerim Mülteci Kampı'na düzenlediği baskında 1 Filistinli genç hayatını kaybetti, 4 Filistinli yaralandı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya göre, İsrail güçleri gece saatlerinde Tulkerim Mülteci Kampı'na baskın düzenledi.

Baskına tepki gösteren Filistinli gençler ile askerler arasında arbede çıktı. İsrail güçleri Filistinlilere karşı gerçek mermi, ses bombası ve göz yaşartıcı gaz kullandı.

Sağlık kaynaklarına göre, İsrail askerleri tarafından göğsünden vurulan 23 yaşındaki Mahmud Cihad Cerrad kaldırıldığı Sabit Devlet Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

Baskında biri ağır 4 Filistinli de yaralandı. Hastanede tedaviye alınan yaralılardan birinin durumunun ağır olduğu belirtildi.

İsrail güçleri kamp çevresinde ve sokaklarında keskin nişancılar konuşlandırdı.



Trump son anda İran’la ateşkesi neden uzattı?

Bazı analistlere göre ABD ve İran'ın müzakerelere devam etme ihtimali var (Reuters)
Bazı analistlere göre ABD ve İran'ın müzakerelere devam etme ihtimali var (Reuters)
TT

Trump son anda İran’la ateşkesi neden uzattı?

Bazı analistlere göre ABD ve İran'ın müzakerelere devam etme ihtimali var (Reuters)
Bazı analistlere göre ABD ve İran'ın müzakerelere devam etme ihtimali var (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, sonlanmasına saatler kala İran'la ateşkesi uzattı.

Trump, arabulucu Pakistan'ın da talebi üzerine İran'ın anlaşmaya yönelik önerisini sunana kadar ateşkesi uzatma kararı aldığını duyurdu.

İran haber ajansı Tesnim'in aktardığına göre Tahran yönetimiyse ateşkesin uzatılması yönünde bir talepte bulunmadı.

Trump'ın açıklamasının ardından, Amerikan heyetine liderlik edecek ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in ikinci tur müzakereler için Pakistan'ın başkenti İslamabad'a yapacağı ziyaret de askıya alındı.

CNN'in analizinde, Tahran yönetiminin Washington'la ateşkesin durumu hakkında iletişime geçmemesi nedeniyle böyle bir kararın alındığı yazılıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan yetkililere göre Beyaz Saray'da Trump'ın üst düzey danışmanları, yanıt alamamalarının başlıca nedeninin mevcut İran liderliği içindeki bölünmeler olduğuna inanıyor. Bu görüşlerinin kısmen Pakistanlı arabuluculardan gelen bilgilere dayandığı aktarılıyor.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın danışmanı Mehdi Muhammedi, Trump'ın kararının ardından yaptığı açıklamada "Bunun bir anlamı yok. Kaybeden taraf şartları belirleyemez" dedi.

Muhammedi, ABD'nin Hürmüz Boğazı'na uyguladığı ablukanın İran'ı bombalamaktan farksız olduğunu belirterek, "Buna askeri bir yanıt verilmelidir" dedi.

Devrim Muhafızları'na yakın Tesnim'in analizinde de "Ablukanın devam etmesi çatışmaların da süreceği anlamına gelir; İran, en azından deniz ablukası devam ettiği sürece Hürmüz Boğazı'nı açmayacak ve gerekirse ablukayı zorla kıracaktır" ifadelerine yer verildi.

Ayrıca Trump'ın "yenildiğini anlayarak savaştan kendisine en fazla fayda sağlayacak şekilde çıkmaya çalıştığı" yorumu da paylaşıldı.

Tahran yönetimi, ilk tur müzakerelerin ardından Hürmüz Boğazı'nı açmış ancak Beyaz Saray'ın ablukayı sonlandırmaması nedeniyle kısa sürede gemi trafiğini tekrar neredeyse durma noktasına getirmişti.

İran geçen yıl nükleer müzakereler devam ederken ABD ve İsrail'in saldırılarıyla sarsılmıştı. 12 gün süren çatışmaların ardından başlayan görüşmeler sürerken ülke, 28 Şubat'ta yeniden benzer şekilde saldırıya uğradı.

New York Times'ın analizinde, Tahran yönetiminin "tekrar kandırılmaktan endişelendiği ve kozlarını elinde tutmak istediği" vurgulanıyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan araştırmacı Karim Sadjadpour, şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

ABD'yle İran arasındaki güven her zaman çok azdı ancak artık bu tamamen yok oldu. İran, Trump'ın daha önce iki kez yaptığı gibi, müzakereler sırasında da her an saldırabileceğine inanıyor. Washington ise İran'ın uzlaşmaya razı olsa bile nükleer silah hedeflerinden vazgeçtiğine asla inanmayacaktır.

Independent Türkçe, CNN, New York Times, Tesnim


Trump'ın onay oranı, Kurtuluş Günü'nden beri toparlanmıyor

ABD Başkanı Trump'ın onay oranı, yükselen fiyatlar ve İran savaşı hakkındaki süregelen hayal kırıklığı nedeniyle düşmeye devam ediyor (AP)
ABD Başkanı Trump'ın onay oranı, yükselen fiyatlar ve İran savaşı hakkındaki süregelen hayal kırıklığı nedeniyle düşmeye devam ediyor (AP)
TT

Trump'ın onay oranı, Kurtuluş Günü'nden beri toparlanmıyor

ABD Başkanı Trump'ın onay oranı, yükselen fiyatlar ve İran savaşı hakkındaki süregelen hayal kırıklığı nedeniyle düşmeye devam ediyor (AP)
ABD Başkanı Trump'ın onay oranı, yükselen fiyatlar ve İran savaşı hakkındaki süregelen hayal kırıklığı nedeniyle düşmeye devam ediyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran savaşı uzadıkça destek kaybetmeye devam ediyor. Yeni anketler, görev onay oranının bu hafta ikinci döneminin en düşük seviyesine ulaştığını gösteriyor.

Pazartesi günü yayımlanan NBC News Decision Desk anketine göre, yetişkin katılımcıların sadece yüzde 37'si Trump'ın başkanlık performansını onaylarken, yüzde 63'ü onaylamıyor.

Katılımcıların üçte ikisi, başkanın enflasyon ve İran çatışmasını ele alış biçimini onaylamadığını belirtti.

Ayrıca AP-NORC anketine göre, başkanın ekonomi konusundaki onay oranı bu ay neredeyse yüzde 10 azalarak marttaki yüzde 38'den yüzde 30'a düştü. Öte yandan Quinnipiac Üniversitesi'nin anketine göre kayıtlı seçmenlerin yarısından fazlası, son zamanlarda artan benzin fiyatlarından Başkan Trump'ı "çok" sorumlu tuttuğunu söyledi.

Analistler, endişe verici onay eğilimini, başkanın geçen yıl nisan başlarında açıkladığı "Kurtuluş Günü" gümrük vergileri de dahil çeşitli faktörlere bağladı.

Salı günü yayımlanan bir bölümde CNN'in veri uzmanı Harry Enten, analizinin başkanın onay oranının gümrük vergilerinin yürürlüğe girmesinden kısa süre önce, mart sonundan beri negatif olduğunu gösterdiğini söyledi. Başkanın bu politikanın ne kadar sevilmediğini göremediğini iddia etti.

Analist, "Bu, Donald Trump'ın, CNN'in raporlama standartlarını karşılayan tek bir ankette bile 389 gündür negatiften başka bir net onay oranına sahip olmadığı anlamına geliyor!" dedi.

Dediğim gibi, dostum, yenilgiyi kabul et. Gümrük vergileri siyasi olarak senin için korkunç bir şey adamım!

The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Başkan, şubatta Yüksek Mahkeme tarafından durdurulan gümrük vergilerini savunmayı sürdürüyor.

dfvfgbgf
Başkan, Nisan 2025'te "Kurtuluş Günü" gümrük vergilerini açıklamasından bu yana pozitif net onay oranı göremedi (AFP)

Salı günü CNBC'ye konuşan başkan, kararı "küçük bir aksilik" diye niteledi ve başlangıçta ödedikleri vergilerin iadesini talep etmeyen büyük şirketleri "hatırlayacağını" söyledi.

Eğer bunu yapmazlarsa, onları hatırlayacağım.

Başkanın onay oranlarındaki düşüş, gümrük vergilerinden bile önce başlamıştı. Popülaritesi Mart 2025'in başlarında düşmeye başladı ve hiçbir zaman toparlanmadı ancak geçen sonbaharda Cumhuriyetçilerin desteklediği "Büyük Güzel Yasa" vergi indirimi ve harcama yasasının geçmesinden sonra ekonomiyi yönetme biçimine yönelik desteğinde kısa süreli bir artış yaşamıştı.

AP-NORC anketine göre sözkonusu dönemde ekonomiyi yönetme biçimine yönelik onay oranı, gümrük vergilerinin açıklandığı Nisan 2025'te görülen yüzde 40 seviyesini kısa süreliğine aşmıştı.

Independent Türkçe


ABD/İsrail-İran Savaşı, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik modeli yeniden şekillendiriyor

Görsel: Jason Lyon
Görsel: Jason Lyon
TT

ABD/İsrail-İran Savaşı, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik modeli yeniden şekillendiriyor

Görsel: Jason Lyon
Görsel: Jason Lyon

Şerbil Berakat

ABD/İsrail ve İran Savaşı, jeopolitik hesapları ekonomik rakamlarla daha önce görülmemiş bir biçimde iç içe geçirdi. Hürmüz Boğazı'nın Körfez'in petrol ihracatı önünde kapalı bir darboğaza dönüşmesi ve Rus petrolünün savaş ile yaptırım güçlükleriyle boğuşmasıyla birlikte, boğaz kısıtlamalarından azade İran petrolü ile üretim bolluğunun desteğiyle Amerikan petrolü teorik olarak piyasada daha belirgin konuma geldi.

ABD Başkanı Donald Trump, savaş sebebiyle zarar gören ülkeleri Amerikan ham petrolü alımlarını artırmaya davet etti. Öte yandan yükselen enerji maliyetleri; ideolojik olarak Tahran'a daha yakın olan Çin ile ABD’nin tarihi ortağı Körfez ülkelerini aynı cephede buluşturarak İran ile ABD arasında alışılmadık bir çıkar kesişmesiyle karşı karşıya bıraktı.

Çin, savaş boyunca tarafsız bir konumda kalmaya ve bunu korumaya çalıştı. Bununla birlikte birçok stratejik analist bu savaşı, daha geniş çerçevede, Pekin'in nüfuzunu kısıtlamaya ve ABD’nin Çin ile olan stratejik rekabetindeki koşullarını iyileştirmeye yönelik bir bağlamın parçası olarak değerlendirdi. Ancak Trump yönetiminin hedeflerindeki belirsizlik, özellikle 'Önce Amerika' yaklaşımı göz önünde bulundurulduğunda, başka olasılıkların önünü açıyor.

Çin, savaş boyunca tarafsız bir konumda kalmaya çalışırken birçok stratejik analist bu savaşı, daha geniş bir çerçevede, Pekin'in nüfuzunu kısıtlamayı amaçlayan bir sürecin parçası olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Washington'ın bazı kırmızı çizgilerinden geri adım attığına dair açık sinyallerin yanı sıra, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin korunması da dahil olmak üzere enerji haritasını Körfez ülkelerinin bu haritadaki merkezi konumunu zedeleyebilecek biçimde yeniden çizme çabası, daha kapsamlı sorgulamalara kapı araladı.

Bu sorular özellikle Körfez ülkelerinde belirginleşti. Söz konusu ülkeler, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kaldılar. Bu durum onları ekonomik rollerini yeniden tanımlamaya zorlarken ya geleneksel ortaklık çerçevesinde daha seçici koşullar dahilinde ABD’nin liderlik rolünün yeniden şekillendirilmesine dahil olmak ya da yalnızca enerji ihracatına değil, sanayi, altyapı ve lojistik alanlarındaki entegrasyona dayanan, daha az koşullu ve daha çok çıkara dayalı bir ilişki kurarak Çin ile ortaklıklarını çeşitlendirme yoluna gitmek arasında sıkıştırdı.Riyad'da düzenlenen Körfez-Çin Zirvesi kapanışında devlet başkanları ve liderleri toplu fotoğraf çektirdi, 9 Aralık 2022 (AFP)

sd
Riyad'da düzenlenen Körfez-Çin Zirvesi kapanışında devlet başkanları ve liderleri toplu fotoğraf çektirdi, 9 Aralık 2022 (AFP)

Öte yandan tüm bu gelişmeler, Pekin'in bu tür senaryolarla başa çıkmaya en hazır taraf olduğunu ortaya koydu. Bu durum Çin'i, savaşın yansımalarının Körfez ülkeleri ile Çin arasındaki ilişkileri daha fazla düzenleme, sağlamlaştırma ve kurumsallaşmaya doğru itecek siyasi ve ekonomik bir kaldıraca dönüşüp dönüşemeyeceğine ilişkin paralel sorular sormaya itti. Bu süreç; uzun vadeli sözleşmelerin genişletilmesi, değer zincirlerindeki entegrasyonun güçlendirilmesi ya da yaklaşık yirmi yıldır askıda kalan serbest ticaret anlaşması müzakerelerini çevreleyen çıkmazın kırılması yoluyla gerçekleşebilir.

Çin'in tam da bu bağlamdaki yaklaşımı, krizin dayattığı çıkar yakınlaşmasının geçici değil, aksine daha sürdürülebilir bir seyrin habercisi olabileceği yönünde. Bu durum, Körfez ile ilişkinin daha sağlam temeller üzerinde yeniden inşa edilebilir bir ortaklık olarak ele alınması eğilimini açıklıyor.

Sınanan ama kopmayan bir ilişki

Pekin Üniversitesi'nden ekonomi profesörü Dr. Mingzhi Xu, AL Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, “Jeopolitik krizler büyük ekonomik ilişkileri yıkmaz, aksine onların gerçek yapısını gün yüzüne çıkarır” ifadelerini kullandı. Dr. Xu’ya göre Körfez-Çin ilişkisi söz konusu olduğunda bu ilişki, konjonktürel değil 'yapısal' bir nitelik taşıyor. Çünkü Körfez, Çin'in enerji güvenliğinin temel bir direğini oluşturmaktadır. Çin ise Körfez ülkeleri için yalnızca bir enerji ithalatçısı olarak değil, pazar, yatırım ve sanayi ortağı olarak uzun vadeli bir ekonomik ortak bir konumunda yer alıyor.

Dr. Mingzhi Xu: Çin, kaynaklarını çeşitlendirme politikasını sürdürecek, ancak bunu Körfez'in aleyhine yapmayacak. Ona göre mesele 'bir tedarikçinin yerine başkasını koymak' değil, son derece hassas tek bir güzergaha olan bağımlılığı azaltmak.

Ancak ekonomi profesörüne göre savaş, ilişkinin özünü değiştirmekten çok 'yönetilme biçimini' dönüştürdü. Petrolün görece istikrarlı güzergahlardan geçtiği varsayılan dünya, bugün deniz trafiği riskleri, yükselen sigorta maliyetleri, tedarik zincirlerindeki dalgalanmalar ve giderek artan jeopolitik gerilimlerle şekillenen bir yapıya büründü.

Bu noktada Pekin, maruziyeti azaltma yoluna gitmek yerine onu yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Doğrudan ham petrol ticaretinden, uzun vadeli sözleşmelere, depolama ve lojistik alanlarındaki entegrasyona, imalat sanayilerinin genişlemesine ve risk paylaşımına yönelik kurumsal mekanizmalara dayanan daha bütünleşik bir sisteme geçişi amaçlıyor. Bu anlamda Çin, krizi Körfez'den uzaklaşmak için bir neden olarak değil, ilişkiyi daha sağlam temeller üzerinde derinleştirmek için bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Enerji: İkame değil, çeşitlendirme,

Enerji dosyasına değinen Dr. Xu, Çin'in kaynaklarını çeşitlendirme politikasını sürdüreceğini, ancak bunun Körfez'in aleyhine olmayacağını değerlendirdi. Ona göre mesele 'bir tedarikçinin yerine başkasını koymak' değil, son derece hassas tek bir güzergaha olan bağımlılığı azaltmak.

Çin'in Hong Kong Limanı'nda demirleyen petrol tankerleri, 19 Mart 2026 (Reuters)

Savaşa rağmen Körfez'in öneminin azalmadığını, hatta belki daha da belirginleştiğini ifade eden Dr. Xu, bunun sebebini istikrarsızlık dönemlerinde bir tedarikçi yalnızca maliyetiyle değil, büyük miktarları sürekli karşılayabilme kapasitesiyle de ölçülmesi olarak açıkladı. Bunun da Körfez'in diğerlerine kıyasla hâlâ elinde bulundurduğu bir avantaj olduğunu vurguladı.

Ancak Dr. Xu’ya göre en önemli dönüşüm, ortaklığın niteliğinde yaşanıyor. Geleneksel ticari alışverişten, rafineri ve petrokimya, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), nakliye altyapısı, depolama ve lojistik koordinasyonunu kapsayan daha derin bir çıkarlar ağına doğru bir geçiş söz konusu.

Fudan Üniversitesi'nden araştırmacı Xiaoyu Wang: Bu yıl Çin'de düzenlenecek olan İkinci Körfez-Çin Zirvesi, bu değişiklikleri desteklemek için yeni bir siyasi fırsat sunacak.

Bu 'petrol dışı dokunun' genişlemesiyle birlikte enerji ortaklığı daha istikrarlı bir hal aldı, çünkü artık tek başına var olan bir unsur olmaktan çıkıp daha geniş bir ekonomik sistemin parçasına dönüştü.

Çok Boyutlu Ortak

Bu bağlamda Pekin, Körfez’in artık sadece bir enerji bölgesi olmadığını, aksine egemen sermaye, ticaret koridorları, altyapı ve hızla ilerleyen endüstriyel dönüşüm gibi stratejik çıkarların kesişme noktası olduğunu düşünüyor.

Dr. Xu'ya göre bu durum, Çin'in Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini neden ‘uzun vadeli ve çok boyutlu, stratejik planlama yapabilen, devasa projeler hayata geçirebilen, ekonomilerini petrolden uzaklaştırarak yeniden yapılandırabilen ve küresel ticaret ve yatırım ağları içinde yeniden konumlandırabilen’ ortaklar olarak gördüğünü açıklıyor. Dolayısıyla, Pekin'deki ‘strateji’ kavramı artık sadece enerjiyle eşanlamlı değil, tüm kalkınma sistemiyle eşanlamlı hale geldi.

Yapının iyileştirilmesi

Bu eğilim, Fudan Üniversitesi’nden araştırmacı Xiaoyu Wang’ın yaklaşımıyla da örtüşüyor. Wang, savaşın iş birliğini kısıtlamak yerine önceliklerini yeniden düzenlemeye zorladığını düşünüyor. Wang’a göre kısa vadede nakliye, sigorta maliyetleri ve güvenlik baskıları daha fazla ihtiyat gerektirirken, orta vadede iş birliği sürmekle birlikte yalnızca yeni projeler başlatmak yerine arz güvenliğine, taşımacılık güzergahlarının güncellenmesine, yenilenebilir enerjinin genişletilmesine ve mevcut iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesine daha fazla odaklanılacak.

vtr
Hürmüz Boğazı'nda, Umman’ın başkenti Maskat açıklarında bulunan tekneler ve yük gemileri, 18 Nisan 2026 (Reuters)

Al Majalla’ya konuşan Wang’a göre iş birliğinin 'niceliksel genişleme' mantığından 'yapıyı iyileştirme' mantığına taşımak, yani ilişkiyi sarsıntılar karşısında daha az kırılgan ve daha verimli hale getirmek en önemli dönüşüm. Wang, bu yıl Çin'de düzenlenmesi planlanan İkinci Körfez-Çin Zirvesi'nin ise bu düzenlemeleri desteklemek için yeni bir siyasi fırsat oluşturacağını düşünüyor.

Doğuya doğru

Öte yandan Çinli siyasi yazar ve araştırmacı Zhijun Zhao, savaşın Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki enerji ilişkilerini zayıflatmadığını, aksine bu ilişkileri 'alım satım' ilişkisinden 'enerji güvenlik topluluğuna’ benzer bir yapıya doğru köklü bir dönüşüme ittiğini düşünüyor.

Zhao'ya göre Çin'in yaklaşık dörtte biri Körfez'den sağlanan ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 72'sine olan bağımlı olması, bu bölgeyle istikrarı ticari değil stratejik bir mesele haline getiriyor.

Çinli siyasi yazar ve araştırmacı Zhijun Zhao’ya göre savaş Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki enerji ilişkilerini zayıflatmadı, aksine bu ilişkileri 'alım satım' ilişkisinden 'enerji güvenlik topluluğuna’ benzer bir yapıya doğru köklü bir dönüşüme itti.

Hürmüz Boğazı'ndaki karışıklıklar ve sigorta maliyetlerindeki artışın, bağların kopmasına değil, aksine doğuya yönelmeyi güçlendirmesine işaret ediyor. Dünyanın en büyük ve istikrarlı sanayi pazarı olan Çin, ani siyasi dalgalanmalara maruz kalmayan uzun vadeli bir talep sunarken, devasa stratejik rezervleri sayesinde şokları absorbe etme kapasitesine de sahip.

frt
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Körfez-Çin İşbirliği Forumu'nun 10. Bakanlar Toplantısı'nın açılış töreninde, Çin'in Pekin kentindeki Diaoyutai Devlet Konukevi'nde bir konuşma sırasında, 30 Mayıs 2024 (Reuters)

Ancak Zhao'nun tezinin en önemli boyutu para. Ona göre savaş, özellikle Suudi Arabistan ile Çin arasında yerel para birimiyle ödeme ve döviz takası gibi araçların kullanımını hızlandırdı. Bu araçlar, Batı finans sistemine maruziyeti azaltmanın bir yolu olarak öne çıkarken kademeli biçimde yaygınlaşması beklenen bir eğilimi temsil ediyor.

Norveç merkezli bağımsız enerji araştırma kuruluşu Rystad Energy, İran'ın saldırılarına maruz kalan Körfez enerji santrallerindeki hasarların onarımı konusundaki değerlendirmesinde bu hasarın tutarını en az 25 milyar dolar olarak tahmin ediyor. Zhao, Çinli şirketlerin daha büyük bir rol oynamaya aday olduğunu düşünüyor. Çünkü bunun nedeni sadece maliyet değil, aynı zamanda finansman, mühendislik ve tedarik zincirlerini içeren entegre paketler sunma kabiliyetleriyken uluslararası şirketler, üretim ve tedarikte uzun gecikmelerle karşı karşıya.

Zhao, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki serbest ticaret anlaşmasının hızlandırılmasının stratejik bir zorunluluk haline geldiği sonucuna varıyor. Onun yorumuna göre savaş tedarik zincirlerinin kırılganlığını ortaya çıkardı, enflasyonu artırdı ve Körfez'in petrol ihracat modelinden, dünyanın en büyük sanayi ekonomisiyle bağlantılı ‘lojistik ve dijital merkez’ modeline geçmesi gerektiğini gösterdi.

Çin kaynaklı verilere dayanarak, bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasının Körfez ülkelerinde petrol dışı gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) büyümesini yaklaşık 2,1 puan artıracağını öngören Zhao, dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle neredeyse sıfır gümrük vergisine sahip bir serbest ticaret bölgesinin kurulmasının etkisinin, enerji altyapısı iyileştirme projeleriyle ilgili malzeme maliyetlerini düşürmekle sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda artan dalgalanmalar ve belirsizliklerin hakim olduğu küresel ekonomik ortamda Körfez ülkeleri için daha istikrarlı bir büyüme temeli sağlayacağını düşünüyor.

Yeniden yapılandırılan bir ilişkiye doğru

Bu üç yorum bir araya geldiğinde, savaş Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiyi zayıflatan bir faktör olarak görünmekten ziyade, bu ilişkinin yönetildiği ortamda daha derin bir dönüşümü ortaya koyuyor. Uzun süredir enerji boyutuyla sınırlandırılan bu ilişki, bugün daha geniş bir çıkar ağı olarak ortaya çıkıyor; ancak krizlerin baskısı altında, eskisi gibi istikrarlı bir koruma sağlamayan bir dünyada, daha istikrarlı ve düzenli kurallar arayışına itiliyor.

Çin'in yaklaşımı, ABD'nin rolüne ilişkin belirsizliğin arttığı bir dönemde, mutlak ikameden ziyade, uzun vadeli bir ortak olarak konumunu sağlamlaştırmaya yönelik sakin bir yatırım gibi görünüyor.

Ancak bu dönüşümlere gerçek anlamını kazandıran, yalnızca Çin ile ilişkinin evrimi değil, İran savaşının ışık tuttuğu karşıt bağlamdır. ‘Önce Amerika’ yaklaşımı, müttefikler üzerindeki artan baskıyı ve taahhüt önceliklerinin yeniden düzenlenmesini yansıtırken, geleneksel ilişkinin özelliklerini sürdürmenin maliyetinin kademeli olarak kalıcı bir yüke dönüşebileceğine dair açık bir sinyal veriyor. Bu durum, yeniden denge arayışı ya da köklü dönüşüm sürecini daha belirgin ve gerçekçi bir seçenek haline getiriyor.

dfvfd
Katar’ın başkenti Doha'daki sanayi bölgesinde İran'ın düzenlediği iddia edilen bir hava saldırısı sonucu yükselen dumanların önünden geçen araçlar, 1 Mart 2026 (AFP)

Bu bağlamda Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki yakınlaşma farklı bir boyut kazanıyor. Bu da Körfez ülkelerinin ilişkilerini dengelemeye ve doğrudan çıkarlara daha sıkı bağlı, siyasi dalgalanmalara karşı daha az kırılgan ortaklıklar kurmaya çalıştığı daha kapsamlı bir yeniden konumlanmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan Çin’in yaklaşımı, ABD'nin rolüne ilişkin belirsizliğin arttığı bir dönemde, mutlak ikameden ziyade, uzun vadeli bir ortak olarak konumunu sağlamlaştırmaya yönelik sakin bir yatırım gibi görünüyor. Bu da uzun vadede güvenilir bir ortak olarak konumunu pekiştirme çabası şeklinde değerlendirilebilir.

Ancak bu dönüşümün yalnızca Çin’in rolünün yükselişiyle değil, aynı zamanda eski düzenin önceden olduğu gibi güvenilir olmaktan uzaklaşmasıyla da ölçülmesi, en önemli çelişki haline geldi. Büyük güçler önceliklerini yeniden düzenlerken, Körfez ülkeleri bugün, dış dengelerini yönetmekle sınırlı olmayan, çıkarların değil taahhütlerin mantığına göre şemsiyelerin kurulduğu bir dünyada ekonomik güvenlik kavramını yeniden şekillendirme yeteneklerine uzanan farklı bir sınavla karşı karşıya.