İran ordusu: F-35’lerin hareketlerini 7/24 izliyoruz

Balistik füze üretiminde yüzde 64 artış… Reisi, DMO’nun terör listesinde olmasını eleştiriyor

Bir F-35 savaş uçağı, Körfez’deki ABD destroyeri McFaul’un üzerinden uçuyor (ABD ordusu)
Bir F-35 savaş uçağı, Körfez’deki ABD destroyeri McFaul’un üzerinden uçuyor (ABD ordusu)
TT

İran ordusu: F-35’lerin hareketlerini 7/24 izliyoruz

Bir F-35 savaş uçağı, Körfez’deki ABD destroyeri McFaul’un üzerinden uçuyor (ABD ordusu)
Bir F-35 savaş uçağı, Körfez’deki ABD destroyeri McFaul’un üzerinden uçuyor (ABD ordusu)

İranlı bir komutan, birliklerinin, ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanlığı’nın Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğini koruma misyonlarının bir parçası olarak bu ay sortilere başlayan F-35 hayalet savaş uçaklarını 7/24 izlediklerini söyledi.

Washington ve Tahran’ın gerilimi hafifletmeye ve nükleer anlaşma görüşmelerini canlandırmaya çalıştıklarına dair haberler servis edilirken, ABD, İran’ın gemilere ve petrol tankerlerine yönelik büyüyen tehditlerine karşılık Körfez sularındaki askeri varlığını güçlendiriyor. Üç bin ABD askerinin, her gün dünya petrol üretiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği önemli bir koridor olan Hürmüz Boğazı’nı geçmesi bekleniyor.

Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilerin korunmasına yönelik yürütülen operasyonlar kapsamında bu hafta F-35 ve F-16 uçakları havalandı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken salı günü, ABD’nin tutuklu takası anlaşmasına rağmen tartışmalı nükleer programı zemininde İran’a baskı yapmaya devam ettiğini açıkladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fars Haber Ajansı’na konuşan İran Ordusu Hava Savunma Operasyonları Odası Yardımcısı Rıza Hoca, boğaz üzerinde geçtiğimiz günlerde bir dizi F-35 uçağının uçtuğuna işaret ederek “Havalandıkları andan itibaren radarımız tarafından izlendi” dedi.

Hoca ‘ülkenin güneyinde konuşlanmış tüm radarların bu uçakları 7/24 izlediğini’ söyledi ancak radar tespitinden kaçabilen bu uçakların nasıl izlendiğini açıklamadı.

Hoca “Körfez bölgesindeki, Hürmüz Boğazı’ndaki ve Umman Körfezi’ndeki tüm yabancı güçlerin sortileri radar sistemlerimiz tarafından izlenmekte ve gerektiğinde uyarılmaktadır” dedi.

Hoca “Dinleme cihazlarımız tarafından bildirilip radarlarımız tarafından bildirilmeyen herhangi bir hava çıkışı bilmiyorum” dedi.

Askeri sanayide artış

Devlete bağlı İran İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı’nın (IRNA) aktardığına göre Silahlı Kuvvetler Sosyal Refah Birimi İcra Direktörü Macid bin er-Rıza, İran’ın füze üretiminin yüzde 64 arttığını kaydetti.

Sürat teknesi türlerinin üretiminin de yüzde 40 arttığını belirten İranlı general “Savunma sanayimiz, deniz füzeleri ve ilgili cihazların üretiminde büyümeye tanık oluyor” dedi.

Savaşın gölgesi

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, DMO’nun terör listesinde yer almasını eleştirerek bu güçlerin bölgesel rolünü ve balistik füzeler ile insansız hava araçları (İHA) geliştirme programlarını savundu. İran’da düzenli orduya paralel olarak görülen bu güçlere karşı Batılı güçlerin ‘davranışlarını’ kınadı.

Reisi, Tahran’da DMO komutanlarının yıllık konferansının ikinci gününde yaptığı açıklamada “Güvenlik için oluşturulan DMO, ordu, Besic vb. güçler tarafından savaşın gölgesi uzaklaştırılıyor” dedi.

İran Cumhurbaşkanı, üstü kapalı olarak, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin 2013’teki seçimler ve Reisi’ye karşı kazandığı 2017 seçimleri için yürüttüğü kampanyalar sırasında kullandığı sloganlardan birine atıfta bulunuyordu.

Reisi “Dolayısıyla bugün İslam Cumhuriyeti prestije, güce ve saygıya sahiptir ve düşmanlar, füze ve İHA üretiminin etkili caydırıcılığı nedeniyle İran’ı tehdit etme fikrinden uzaklaşmışlardır (...) Bu bir parti veya siyasi figür ile ilgili değildir” dedi.

Reisi Tahran’da DMO güçlerini denetliyor (İran Cumhurbaşkanlığı)
Reisi Tahran’da DMO güçlerini denetliyor (İran Cumhurbaşkanlığı)

Yurt içindeki muhaliflerini eleştirmenin yanı sıra Batılı güçlere sert eleştirilerde bulunmayı da ihmal etmeyen Reisi, bu konuda daha önceki açıklamalarını yineleyerek “DMO’nun bölgesel varlığı ve Suriye, Irak ve Afganistan’daki halk güçlerinin yakınlaşmasındaki rolü olmasaydı, ABD üretimi DEAŞ tüm Avrupa’ya hakim olacaktı” dedi.

ABD’nin adını anmadan, “Bu güçleri neden terör listesine aldınız?” diye sordu. Ayrıca Reisi, ABD eski Başkanı Donald Trump’ın DMO’nun dış operasyonlardan sorumlu komutanı Kasım Süleymani’yi ortadan kaldırma kararının nedenlerini de sordu.

ABD, Nisan 2019’dan bu yana DMO’yu terör listesinde tutuyor. Batılı güçler, özellikle Avrupa ülkeleri, geçtiğimiz aylarda, İran’ın Rusya’ya İHA sağlaması ve ülkeyi sarsan son halk protestolarını şiddet kullanarak bastırması sebebiyle DMO’yu kara listeye alarak benzer bir adım atma olasılığını tartışmışlardı.

Bu, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) patlak vermesinden iki yıl sonra, DMO komutanlarının ilk genel konferansıydı. Reisi’nin konferansın yapılacağı karargâha gelmesi ve DMO’nun üst düzey liderlerinin de arkasından yürüyüp onlara Süleymani’nin kızının eşlik etmesi dikkat çekti.

DMO komutanlarının konferansı, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in konuşmasıyla başladı. DMO’nun ‘terörle mücadele’ noktasında dünyadaki en büyük askeri kurum olduğunu belirten Hamaney, bu güçlerin askeri rolünün yanı sıra ekonomik ve kültürel faaliyetlerde de genişlemesine verdiği desteği yineledi. Hamaney, ‘düşmanların’ ‘masadaki askeri seçeneği’ kullanmaktan geri adım attığını da söylemeyi ihmal etmedi.

Hamaney ayrıca ABD, İsrail ve İngiliz istihbarat servislerini ülkede kriz çıkarmaya çalışmakla suçladı. Hamaney’in açıklamalarını yineleyen Reisi, Batıyı son iki yıldır ‘komplo ve fitne çıkarmakla’ suçlayarak, “Düşmanlar, ülkenin ilerlemesini durdurmak için umutlarını geçen sonbahardaki isyanlara bağlamışlardı” dedi.

Reisi, İngiltere eski Dışişleri Bakanı David Owen’ın bu hafta başlarında The Guardian gazetesine verdiği bir röportajda yaptığı açıklamalardan hareketle İngiltere’yi hedef aldı.

Owen, İngiltere’nin İran’da seçimle göreve gelen Başbakan Muhammed Musaddık’ı deviren 1953 darbesindeki öncü rolünü kabul etmesi çağrısında bulunarak, bunun ‘İngiltere’nin güvenilirliğini artıracağına ve İran’daki reform hareketini destekleyeceğine’ inandığını ifade etmişti. 1977’den 1979’a kadar İngiliz diplomatik servisini yöneten Owen, ‘insan hakları ve (İranlılar için) refah açısından mollaların yönetiminin Şah’ın yönetiminden daha kötü olacağı konusunda uyardığını ve ne yazık ki bu öngörüsünün çıktığını’ söylemişti.

Owen’in açıklamalarına karşılık Reisi “1953’te DMO olsaydı, bu ihaneti yapmaya cesaret edemezdiniz” dedi.

Nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için yapılan müzakerelerin aksamasından Batılı güçleri sorumlu tutan Reisi, “Hesaplamada hata yapıp müzakere masasını terk ettiler ancak İran halkından yenilgi aldılar” dedi. Reisi “Rejimin temeline karşı harekete geçmek istemediklerinden değil, bunu yapamadıklarından” dedi.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı, tutuklu takası ile ilgili şu anda devam eden müzakerelere değinmedi. İran, Evin Cezaevi’nde tutuklu bulunan dört ABD’linin ev hapsine geçirilip bir otele yerleştirilmesine izin vermişti. Serbest bırakılması planlanan beşinci ABD’li ise zaten ev hapsinde bulunuyordu.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.