İngilizler, Pencap'ta sulama sistemini ne amaçla inşa etti?

Yeni kanallar açarak etrafına çiftçiler yerleştirdiler ve böylece toprak karşılığında bazılarının sadakatini satın aldılar

Pencap'taki araziler kuzeyden güneye doğru doğal bir eğim oluşturuyor / Fotoğraf: Independent Urdu
Pencap'taki araziler kuzeyden güneye doğru doğal bir eğim oluşturuyor / Fotoğraf: Independent Urdu
TT

İngilizler, Pencap'ta sulama sistemini ne amaçla inşa etti?

Pencap'taki araziler kuzeyden güneye doğru doğal bir eğim oluşturuyor / Fotoğraf: Independent Urdu
Pencap'taki araziler kuzeyden güneye doğru doğal bir eğim oluşturuyor / Fotoğraf: Independent Urdu

Zafer Seyyid

Pencap (Hindistan'ın kuzeyi) adını duyduğumuzda zihnimizde hemen nehirlerin aktığı, su kanallarının etrafa gümüş saçıyormuş gibi süzüldüğü ve toprağından altından daha az değerli olmayan mahsuller çıkarılan taze yemyeşil bir bölgenin resmi canlanıyor.

Ama Pencap'ın eski görüntüsü böyle değildi. Nitekim geçmişte tarımla tanınmıyordu ve nehirlerle çevrili alan dışında topraklarının çoğu ıssız ve tarıma elverişsizdi. Sakinlerinin çoğu da çiftçilikten ziyade hayvancılıkla meşguldü.  

1880'li yıllarda İngilizler, bir plan uyguladı ve bu plan, sonraki on yıllarda Pencap'ın görünümünü değiştirerek onu, şimdi adını duyduğumuzda zihnimizde canlanan o hayat dolu bölge haline getirdi. 

Nehir sistemi ne zaman başladı? 

İngilizler, Pencap'ı 1849 yılında Sihleri yendikten sonra ele geçirdi. Bu istilanın üzerinden 8 yıl geçtikten sonra kendilerine karşı büyük bir isyan çıktığında Pencap halkının çoğunluğu onları destekledi ve Delhi'deki General Baht Han'ın ordularının hezimete uğratılmasında önemli bir rol oynadı. 

Pencap halkı ayrıca, Afganlara karşı savaşta da pek çok katkı sağladı. Bu hadiseler karşısında İngilizler, Hint Yarımadası üzerindeki hâkimiyetin sürdürülmesinde Pencap'ın büyük bir önem taşıdığını fark etti.

Pencap, Britanya İmparatorluğu'nun Afganistan sınırındaki en son eyaleti olduğu için İngilizler, bu bölgede ayaklarını sağlamlaştırmak için ciddi adımlar atmaya başladılar. 

Büyük güçler arasındaki çatışma kızıştığı için o dönemde Britanya İmparatorluğu'nun savaşçılara ihtiyacı vardı.

İngilizler gittikleri her bölgede insanları sınıflandırmaya alışıktı; Pencap'ta da bunu yaptılar ve bazı ailelere 'savaşçı aileler' unvanı vererek içlerinden pek çoğunu Birleşik Krallık ordusuna asker olarak aldılar.

Cancua, Avan, Cat, Tavana ve Sih aileleri bu tür aileler arasında yer alıyordu. Diğerleri ise bu unvandan mahrum bırakıldı. 

İngilizler, asker toplamanın yanı sıra tarıma da ilgi gösterdi. O dönemde Hint Yarımadası'nın büyük kısmı tarım için yağmura bağımlıydı.

Bu konuda Pencap'ın sorunu, tarım alanlarına düşen yağış oranının az olmasıydı.

Dolayısıyla toprakları verimli olsa da büyük ölçüde bir çöl görünümü çiziyordu, çünkü nehirler arasında yer alan bölgelere su ulaşmıyordu.

Yasaya göre bu bölgeler, onları yerleşime açmaya karar veren Birleşik Krallık hükümetine aitti. 

İngilizler, jeolojik bir araştırmadan sonra, bölgede kanallar kazmak suretiyle bu sorunun kolayca çözülebileceğini gördü.

Nitekim arazi, Pencap'ın kuzeyinden İndus Nehri'ne kadar doğal bir eğim oluşturuyordu. Küçük ölçekli olarak rastgele kanallar kazılmaya başladı.

Resmî olarak kanal kazma sistemi ise 1886 yılında, İngilizler ilk kez Pencap'ın güneyindeki Mültan şehri yakınlarında Siddhnai Kanalı'nı kazdıklarında başladı.  

Yeni kanal ağı, Pencap'ın görünümünü değiştirerek onu bir tarım bölgesi haline getirdi / Fotoğraf: Independent Urdu
Yeni kanal ağı, Pencap'ın görünümünü değiştirerek onu bir tarım bölgesi haline getirdi / Fotoğraf: Independent Urdu

Siddhnai, yalnızca bir kanal değil, aynı zamanda bütünleşik bir toplumsal projeydi.

Nitekim su, bölgenin tamamına ulaştırıldı ve diğer bölgelerden 2 bin 705 çiftçi bu bölgeye yerleştirilerek binlerce hektarlık arazi onların arasında bölüştürüldü.

Siddhnai tecrübesinden sonra kanallar kazıldı ve çiftçiler Jhelum, Cenab ve Conya'nın yanı sıra eyaletin diğer bölgelerine de yerleştirildi.  

O dönemde yeni kanallar sayesinde İngiliz eyaletindeki toplam tarım alanı 3 milyonken 14 milyon feddan (1 feddan yaklaşık 4 bin 200 metrekare) oldu.

Bu noktada, kazı çalışmalarının modern aletler ve buldozerler olmadan, işçiler tarafından elle yapılmış olması kayda değer.

Araştırmacı David Lydon, İngilizlerin toplamda 33 bin 612 km kanal kazdığını tahmin ediyor ki bu, Lahor ile Londra arasındaki mesafenin beş katından fazlaya tekabül ediyor. 

Pencap halkı, İngilizlerin tarım ve sulama alanındaki çalışmalarını itiraf ediyordu.

Örneğin 19'uncu yüzyılda Pencaplı bir şair, bölgesindeki İngiliz valisini Büyük İskender olarak niteleyip, çalışmalarının Pencap'ın bölgelerinde hayatı canlandırdığını söylemişti. 

İngilizler gerçekten de Pencap'ın menfaati için mi çalışıyordu?

Bu soru, Pencap Üniversitesi'nden araştırmacı Tahir Mahmud'un doktora araştırmasının bir parçasıydı.

Independent Urdu'ya konuşan Mahmud, durumu şöyle yorumladı: 

İngilizler, imparatorluklarını düşük maliyet ilkesine göre idare etmek istediler. Yani kaynaklarını Birleşik Krallık'tan getirip burada kullanmak istemiyorlardı. Pencap, Britanya İmparatorluğu'na katılan en son Hindistan eyaletiydi. İngilizler, suyun bol olduğunun farkındaydı ve yapmaları gereken tek şey, onu doğru bir yolla kullanmaktı. Issız bölgelerde çobanlar yaşıyordu. İngilizlerin yaptığı şey, yoğun nüfuslu merkez bölgelerden insanları getirip onlara geniş topraklar vermekti. Böylece birden fazla hedefe ulaşılmış oldu. Nitekim hem merkez bölgelerdeki nüfus baskısını azalttılar hem de hükümet yeni çiftçilerden yeni vergiler elde ettiği gibi, onların Britanya hükümetine olan sadakatlerini de temin etti. İngilizler, ancak kârlı olduğu ispatlanınca kanal kazdı. Bazı projeler, ilk yılda yüzde 40 oranında kâr etmeye ve iki ila üç yıl içinde maliyetini geri kazandırmaya başladı. Bu kârlar, yerli çiftçilerden vergi alınarak toplandı.

Ruslarla "büyük oyun" ve ekonomik hedefler

Tahir Mahmud, siyasi hedefler olduğunu da söylüyor. Sözgelimi İngilizler, Rusya'nın Afganistan'daki ilerleyişinden ve Hint Yarımadası'ndaki hâkimiyetinden endişe ediyordu.

Bu denklemde insanları yerleştirip onlara stratejik topraklar vermek, yerel halkın sadakatini temin etmek içindi.

Zira Rusya'nın veya başka herhangi bir gücün, yerel halkın desteği olmadan bu bölgedeki istikrarı sarsması zordu. 

Bunlar başlangıçtaki hedeflerdi. Başka bir etkene dikkat çeken Tahir'e göre zamanla bu hedefler de değişti.

Nitekim Birleşik Krallık, İngiliz ordusunun atlarını Avustralya'dan ithal ediyordu ve bu, maliyetli bir süreçti.

İngilizler, yerel halka, İngiliz ordusuna at tedarik etme karşılığında bir toprak parçası vermeyi teklif ettiler ve buna da At Yetiştirme Projesi adını verdiler.

Böylece yerel halk, at karşılığında arazi alıyor ve İngilizler de ithalattan kurtuluyordu. 

Buna ek olarak yerleşime açılan bölgelerin yakınlarında sanayi şehirleri de kuruldu.

Jhelum yakınlarında Sargodha şehri ve Cenab şehri yakınlarında da Faysalabad şehri kuruldu.

Bu şehirler, ürünleri yalnızca Hindistan içinde değil, yurt dışına da ihraç etmek için demiryolu ağları ile ülkenin diğer bölgelerine ve limanlara bağlandı. 

İngilizler, sistematik bir planlamayla yeni köyler kurdu / Fotoğraf: Independent Urdu
İngilizler, sistematik bir planlamayla yeni köyler kurdu / Fotoğraf: Independent Urdu

Arsa karşılığında teminat almak

Tahir'e göre bir diğer hedef, "onlar aracılığıyla insanlar üzerinde siyasi kontrol sağlamak için mülk sahipleri sınıfını daha da güçlendirmek ve İngilizlerin çıkarlarını koruyabilecek bir sınıf oluşturmaktı. Bunun için kendi bölgelerinde halen siyasi etkinliğe sahip olan Tavana, Nun, Memdut ve diğer ailelerden bazı toprak sahiplerine büyük hibeler verildi." 

İngilizlerin teklif ettiği anlaşma, yoksulluk sınırında yaşayan Pencap halkı için bir nimetti.

Nitekim orduda kalıcı bir görevin yanı sıra askerî hizmetin sonunda emekli maaşı ve bir parça toprak elde ediyorlardı.

9 sömürgede askerlere hibe edilen toplam alanın yaklaşık 500 bin hektar olduğu tahmin ediliyor. 

İş bununla da kalmadı ve İngilizler, insanların düşüncelerine hükmetmek için tarikat şeyhlerine ve türbe mutasarrıflarına toprak dağıttı.

Bunun yanı sıra daha önce bahsi geçen savaşçı ailelere de toprak dağıtılıyor, emekli askere ve aynı şekilde savaş meydanında yiğitlik gösterene de bir parça toprak veriliyordu.

Herkes, sunduğu hizmetlere göre topraktan nasibini alıyordu. Bu yüzden 20'nci yüzyılda Pencaplıların Hindistan Yarımadası'nın toplam nüfusu içindeki oranı sadece yüzde 10 iken İngiliz ordusundaki oranı yüzde 50'ydi.

Sosyal deney ve maharetli eller

İngilizler, nehir ağları döşemek ve çiftçiler yerleştirmek suretiyle bir sosyal deney gerçekleştirdi. Nitekim Pencap'ta yeni köyler kurulup numaralarla adlandırıldı.

Yollar hazırlandıktan sonra iyi bir planlamayla bu köyler kuruldu ve temizliğe çok dikkat edildi. Mesela evinin önüne çöp atan çiftçi, cezalandırılıyordu. Her köye cami ve başka mabetler de inşa edildi. 

Pencap üzerine araştırmacı tarihçi Mansur İcaz, bu konuda şu özel açıklama bulundu: 

İngilizler, toprağı sadece gerçekten işleyebilecek çiftçilere verdi. Mesela toprağı işlemeye uygun olup olmadığını anlamak için çiftçinin eline bakarlardı.

Ailesinde yaşanan ilginç bir olayı aktaran İcaz'ın amcası, toprak tahsisi için İngilizlerin yanına gittiğinde İngiliz memur ona kaç çocuğu olduğunu sormuş ve sadece iki kızı olduğunu öğrenince ona toprak vermeyi reddetmiş.

Amcası, sağlıklı ve genç erkek kardeşleri olduğunu söylediğinde ise memur ona özel toprak vermeyi kabul etmiş.

İcaz, yerleşimci çiftçilerin kültürü ile yerli çobanların kültürleri arasında da büyük bir fark olduğundan bahsediyor.

Mesela babası, Sahiwal'e geldiğinde yerliler onun yemek yiyişine şaşırarak ona şöyle demişler:

Nasıl ekmekten bir tekne yapıp onu yemeğe batırıyorsun? Biz yapamıyoruz.

Böyle diyorlardı, çünkü yerli halkta yemeği ekmekle yeme kavramı yoktu. 

Bu yerleşim sonucunda Pencap'ın kültür ve geleneklerinden tamamen farklı yeni bir toplum ortaya çıktı.

Dünyada hiçbir zaman çok sayıda insanın sistematik bir planlamayla bir yerden başka bir yere yerleştirildiği görülmemiştir. 

Tarihçi David Gilmartin'in ifadesiyle "hükümet tarafından inşa edilen yerleşim yerlerinin düzenli ve yeni ortamı, yerleşimciyi modern bir insana dönüştürdü."

İngilizler ayrıldıktan sonra ne oldu?

İngilizlerin kurduğu düzen, 1947 yılına kadar sorunsuz ilerledi. İngilizler, ayrılırken geride Pakistan ile Hindistan arasında sınır çizilmesi meselesini bıraktılar.

Buna göre tüm nehirler, Hindistan'a verildi ve Hindistan, Pakistan'ın suyunu kesip istediği zaman onun topraklarını çorak topraklara çevirebilir hale geldi.

1960'lı yıllarda bu sorunu çözmek için İndus Nehri Havzası Projesi imzalandı. Pakistan bu projeyle, nehirlerin bir kısmını Hindistan'a, diğer bir kısmını Pakistan'a vererek büyük akiferlerdeki su sıkıntısına çözüm bulmaya çalıştı.  

Hindistan kendisine verilen üç nehrin başlarını kapattı ve bu yüzden etrafındaki bölgeler kuraklıkla karşı karşıya kaldı.

Ancak yürütücü mühendislerinden biri olan Cavid Resul'e göre bu bölgelere su taşımak ve nehirlerin kurumasının sebep olduğu eksikliği gidermek için yeni kanallar inşa edildi. 

Ayrıca Birleşik Sind Partisi Lideri Syed Zeyn Şah, Sind eyaletindeki nehirlerin kurumaya başladığına ve Sind'de çok sayıda çiftçinin susuzluk nedeniyle avcı veya çoban haline geldiğine işaret ederek, "Biz Pencap'ta su olduğu için mutluyuz, ama Sind'deki çiftçiler susuzluktan şikâyetçi" diyor. 

Bağımsızlıktan sonraki iyileştirmeler

Independent Urdu'ya konuşan Nehirler İdaresi Birimi'nde Ek Teknik Sekreter Hürrem Emin, Pakistan'ın kurulmasından sonra Nehirler İdaresi Birimi'nin, İngiliz döneminde yapılmayan birçok şey yaptığını şu sözlerle ifade etti: 

Örneğin İngilizler, kendi dönemlerinde herhangi bir baraj inşa etmemişti. Biz son 75 yılda su depolamak için birçok baraj ve kemer inşa ettik. Ayrıca kanal kapasitesini yüzde 28'den yüzde 68'e çıkardık.

 

Independent Urdu - Independent Türkçe



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.