Prigojin’in yokluğu Wagner'in faaliyetlerini etkiler mi?

Wagner'in kurucusu Prigojin’i taşıyan özel uçağın düşmesi olayının üzerindeki sır perdesi henüz aralanamadı

Rusya Federal Soruşturma Komitesi tarafından dağıtılan ve Prigojin’in uçağının enkazını gösteren bir fotoğraf (AFP)
Rusya Federal Soruşturma Komitesi tarafından dağıtılan ve Prigojin’in uçağının enkazını gösteren bir fotoğraf (AFP)
TT

Prigojin’in yokluğu Wagner'in faaliyetlerini etkiler mi?

Rusya Federal Soruşturma Komitesi tarafından dağıtılan ve Prigojin’in uçağının enkazını gösteren bir fotoğraf (AFP)
Rusya Federal Soruşturma Komitesi tarafından dağıtılan ve Prigojin’in uçağının enkazını gösteren bir fotoğraf (AFP)

Moskova’nın Yevgeniy Prigojin’in içinde olduğu uçağın düşmesi olayını aydınlatmak amacıyla başlattığı soruşturma nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın olay, tüm dikkatlerin geçtiğimiz haziran ayında askeri isyana öncülük ederek Rusya'yı şiddetle sarsan Prigojin’e dönmesine neden oldu.  Savunma Bakanlığı yetkililerine meydan okuyan ve Devlet Başkanı Vladimir Putin'in çevresindeki önemli isimleri cezalandırmakla tehdit eden bu adam olayın odak noktası oldu. Prigojin’in uçağının düşmesi, onun son dönemdeki rolünün boyutunun ve niteliğinin yanı sıra bir sonraki aşamaya ilişkin senaryoları da yeniden tartışmaya açtı.

Genelkurmay Başkan Yardımcısı Korgeneral Vladimir Alekseyev’in (sağda), Rostov'da Prigojin’i eylemlerini yeniden gözden geçirmesi için ikna etmeye çalıştığı videodan bir kare (AFP)
Genelkurmay Başkan Yardımcısı Korgeneral Vladimir Alekseyev’in (sağda), Rostov'da Prigojin’i eylemlerini yeniden gözden geçirmesi için ikna etmeye çalıştığı videodan bir kare (AFP)

Wagner’in kurucusu ve lideri Yevgeniy Prigojin ile Savunma Bakanlığı arasındaki gerilimin doruk noktasına ulaşmasıyla birlikte basının uzun yıllar ‘Kremlin’in aşçısı’ olarak andığı Prigojin, Rusya’yı sarsan ve dünyanın durumun gidişatını nefesini tutarak izlemesine neden olan büyük çaplı bir askeri isyan başlatma kararı aldı. Wagner, hiç vakit kaybetmeden Ukrayna'ya yönelik askeri operasyonların başlangıç ​​noktası olan stratejik öneme sahip Rostov şehrini kontrol altına aldı oradan Rus Güney Askeri Bölge Karargahı ve Kırım'a yönelik operasyonların merkezi olan Krasnodar'a doğru yola çıktı. Hedefleri arasında Voronej ve Lipetsk şehirleri vardı.

Wagner üyeleri Rostov'daki Rus Güney Askeri Bölge Karargahı’ndan çekilirken (Reuters)
Wagner üyeleri Rostov'daki Rus Güney Askeri Bölge Karargahı’ndan çekilirken (Reuters)

Prigojin sadece Savunma Bakanlığı ile değil, Kremlin başta olmak üzere Rusya'daki tüm iktidar kurumlarıyla da yüzleşmeyi seçti. Belki de son ana kadar Başkan Putin'in bu mücadelede kendisine yakın olan Dışişleri Bakanı Sergey Şoygu'nun yanında yer almayacağını ve bunun yerine geçmişte gelenek olduğu gibi krize uzlaşmacı bir çözüm bulunması talimatı vereceğini umuyordu. Fakat savaş baronları tarafından etrafı sarılan ve hem içeride hem de dışarıda giderek artan bir baskı altında olan Putin, o an için silahlı bir isyana izin vermeyecekti. Bu noktada gerilim daha da tırmandı ve Prigojin, ‘Putin’in yanlış seçimini’ eleştirdi. Dahası, yakında Rusya'nın yeni bir devlet başkanı olacağını söyledi.

‘Kremlin'in aşçısı’ olarak anılan Prigojin, Putin'in Afrika, Suriye ve Ukrayna'daki politikalarının gizli bir çıkış noktasıyken nasıl oldu da askeri düzenin düşmanı, komutanları ve askerleri Wagner’e katılmaya çağıran, Savunma Bakanlığı'nın prestijini sarsan ve kendi bakış açısına göre ‘Rusya'daki durumu düzeltmeye’ kalkışan bir isyancıya dönüştü?

Wagner’in St. Petersburg'daki merkezinin önünde güveliği sağlayan Rus polis memurları (AFP)
Wagner’in St. Petersburg'daki merkezinin önünde güveliği sağlayan Rus polis memurları (AFP)

Savunma Bakanlığı ile anlaşmazlık

Prigojin, 5 Mayıs'ta Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’u Wagner’in Savunma Bakanlığından talep ettiği silah ve mühimmatın teslim edilmemesinden dolayı çok sayıda Wagner üyesinin ölümüne neden olmakla suçladı ve bu suçlamayı ilk kez doğrudan yaptı. Prigojin’e göre silah ve mühimmat eksikliği çok sayıda Wagner üyesinin ölümüne yol açarken yaklaşık 9 ay önce Ukrayna’nın güneyinde bulunan ve stratejik öneme sahip olan Bahmut’u kontrol altına almayı amaçlayan askeri operasyonun da yavaşlamasına neden oldu.

Putin, Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov (solda) ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile (AP)
Putin, Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov (solda) ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile (AP)

Prigojin, savaşçıların ihtiyaçlarını gerektiği gibi karşılamayan Savunma Bakanlığı’nı ve askeri yetkilileri eleştiriyordu. Ancak burada yeni olan, Savunma Bakanı Şoygu’yu ve Genelkurmay Başkanı Gerasimov’u bizzat Wagner üyelerinin ölümüne neden olmak ve Bahmut’taki askeri operasyonu yavaşlatmakla suçlamasıydı. Prigojin, Wagner üyelerini 10 Mayıs’a kadar Bahmut’tan çekeceğini söyleyerek bu suçlamaları yapmaya devam etti.

İkinci önemli nokta ise bazı karmaşıklıklarla birlikte krizin zamanlamasıydı.

Kriz, Rusya’nın her yıl 9 Mayıs’ta kutladığı Nazizm’e Karşı Zafer Bayramı hazırlıklarının yapıldığı bir sırada patlak verdi. Zamanlamayla ilgili diğer noktalar arasında Rus toplumunda önemli bir yeri olan bir olay olarak Bahmut Muharebesi'nin fiilen sona eriyor olması yer alıyordu. Prigojin’e göre şehrin 3 kilometrekareden daha az olan bir bölümü Kiev’in kontrolündeydi ve bu durum bu kez düşmanlıklara son verilmesiyle ilgili soru işaretlerini gündeme getirdi.

Üçüncü dikkat çekici nokta ise Kremlin’in olayla ilgili yorum yapmaktan kaçınmasıydı. Bu durum Rusya’nın siyasi ve sosyal çevrelerinde büyük bir memnuniyetsizliğe ve hayal kırıklığına yol açtı.

Prigojin, bundan dört gün sonra gerekli teçhizatın sağlanacağı sözünü aldığını duyurdu. Böylece krizin ciddiyeti halk düzeyinde hafiflese de yansımaları devam etti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko ile görüşürken (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko ile görüşürken (AP)

Gizli gerginlik tırmandı

Tüm bu yaşananlar, özellikle krizin taraflarının tamamının Putin'e çok yakın isimler olduğundan Rusya’da çeşitli ağırlık merkezleri arasındaki rekabetin bu düzeyde doğrudan ve kamuoyu önünde yapılan suçlamalara dönüştüğü nadir zamanlardan biri olabilir. Bu mesele, Ukrayna savaşına yönelik farklı tutumların Putin’in yakın çevresi üzerinde yarattığı tehlikeli etkiler açısından önemli yansımaları söz konusu.

Prigojin ile Rusya’nın askeri kurumlarının liderleri arasındaki gerilimin yeni başlamadığına ve çok uzun bir zaman içinde geliştiğine şüphe yok.

Ancak bu uzun süreçte yaşananlar gizli kalıp kamuoyu önüne taşınmamışken krizin son dönemde patlak vermesinin nedeni başta Ukrayna savaşında önceliklerini yeniden düzenleme fırsatı bulan Prigojin’in şahsi hırsları olmak üzere biriken bazı anlaşmazlıklar oldu. Geçtiğimiz yılın sonbaharında Solidar ve Bahmut şehirlerinin Wagner Şirketi’ne bağlanması da dahil olmak üzere Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin devasa müstahkem bölgesine saldırmak gibi zorlu ve kanlı bir görev de Wagner’e verildi. Wagner, dört ay boyunca artık yalnızca askeri haberlere konu olan ana oyuncu olmaktan çıkmakla kalmadı, kış saldırısına hazırlanan Ukrayna Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan hazırlıkların önemli bir bölümünü de geri çekti.

Özellikle ordunun savaşı yönetmede bocaladığı ve sahada bazı stratejik hatalar yaptığı yönündeki suçlamalar karşısında askeri yetkililerin bu konudan ne kadar rahatsız olduklarını değerlendirmek güç. Ancak burada Wagner’in çatışmalarda yer aldığının kamuoyu tarafından öğrenilmesi ve kuruluşundan bu yana ilk kez resmi haber ajanlarında açıklamalarının yayınlanması dikkati çekiyor.

Ayrıca Prigojin’in yönelttiği eleştiriler, bu yüzleşmenin başlamasına yol açan ana nedenin kaynaklar üzerinde büyük bir rekabetin olduğunu gösterdi. Bu rekabetin bir kısmının, her iki tarafın da savaşa ayrılan mali kaynaklardan daha fazla pay alma hedeflerine dayandığı göz ardı edilemez. Wagner Grubu'nun düzenli ordudaki gibi ölen ya da yaralanan üyelerini tazminat listelerine sokma çabası da bunun açık bir göstergesiydi.

Daha da önemlisi, bu gerilim her iki tarafın da askeri yapı içindeki nüfuzunu diğer tarafa karşı artırmaya çalıştığını ortaya koydu. Örneğin Prigojin’in emekli olan generalleri kendi yanına çekme ve onları Wagner saflarına dahil etme çabası bunun bir göstergesiydi. Bu durum, Ukrayna savaşından önce dahi Rusya’nın genel bütçesinin beşte birinden fazlasını tüketen ordu ve genel olarak tüm askeri yapılar içinde büyüyen ‘eksen’ ve ‘ağırlık merkezleri’ olgusunu yansıtıyordu.

​ Savaş sürerken ortaya çıkan anlaşmazlık

Tüm bu nedenlerin yanı sıra Ukrayna savaşını yürüten kurumlar arasındaki bu tutarsızlık, iki tarafı, savaşı yönetme mekanizmaları ve beklenen gidişat hakkındaki görüşlerle ilgili yeni bir anlaşmazlığa sürükledi.

Wagner’in yanı sıra Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin personel sayısı ve top yekün bir savaşa karşı ne kadar hazırlıklı oldukları konusunda algı yapmada başarısız olan ordu ve istihbarat servislerinin de aralarında bulunduğu taraflara yapılan büyük eleştirilerin ardından Wagner, ordu ve istihbarat birimlerinin savaşın ilk aylarında sahada yaşanan tökezlemelerle ortaya çıkan başarısızlıklarını, silah ve mühimmat eksikliğini telafi edebildiklerini göstermek için kullandı. Putin’e ölümüne bağlılığı ile tanınan, özerk  Çeçenistan’ın Devlet Başkanı Ramazan Kadirov’a bağlı güçler gibi sokak savaşını yönetme ve müstahkem şehir ve kasabalarda zorlu şartlarda ilerleme kaydetme yeteneği olan iyi eğitimli saldırı birimlerine sahip olmanın avantajından yararlandı. Nitekim Ukrayna savaşındaki gelişmeler, düzenli savaşa hazırlanan ordunun, öncelikle hava baskısı kurma ve ağır silahlar ve güdümlü füzeler kullanma kararı aldığını gösterdi. Rusya ordusunun doğrudan savaş ve angajman alanında bazı önemli yeteneklerden yoksun olması onu müttefik kuvvetlere güvenmek zorunda bırakırken, geçtiğimiz yılın sonbaharında Wagner’in savaşa dahil olduğuna dair resmi açıklama bunu teyit eder nitelikteydi. Wagner, ilk kez 2014 yılında patlak veren savaştan bu yana zaten Ukrayna topraklarında bulunuyordu.  Ancak askeri operasyonların gidişatına ilişkin anlaşmazlık sadece bununla sınırlı değildi. Prigojin’in geçtiğimiz ay yaptığı açıklamaları da askeri yapılar arasındaki anlaşmazlığın ne kadar derinleştiğinin bir göstergesiydi.

Wagner lideri, geçtiğimiz nisan ayı ortalarında, Rus yetkililerin ve halkın Ukrayna’ya karşı başlatılan ve Rusya tarafından ‘özel askeri operasyon’ olarak nitelendirilen savaşa ‘cesur bir nokta’ koymasının gerektiğini söylediği dikkat çekici bir makale yayınladı. Prigojin’e göre özel askeri operasyonun sona erdiğini duyurmak ‘en ideal seçenek’ olacaktı. Prigojin’in makalesinin yayınlanmasından beri Rusya'daki pek çok çevre, taraflar arasında yakında bir patlama olasılığına işaret ediyorlardı.

Belarus'taki Wagner üyeleri (AFP)
Belarus'taki Wagner üyeleri (AFP)

Prigojin ve Wagner'in geleceğiyle ilgili senaryolar

Prigojin ile yapılan anlaşmanın genel özelliklerine rağmen Afrika'da konuşlu Wagner üyelerinin geleceği özellikle Rusya'daki siyasi seçkinlerin gündemini meşgul ediyordu. Rus seçkinler arasında bu konuda bir tür bölünme ortaya çıktı. Rusya Devlet Duması Savunma Komitesi Başkanı Andrei Kartapolov, özel güvenlik şirketlerinin çalışmalarını düzenleyen bir yasanın kabul edilmesi çağrısında bulunurken, meclisin üst kanadı Federasyon Konseyi Anayasal Mevzuat Komitesi Başkanı Andrey Klishas, böyle bir yasanın çıkarılmasının şu an için aciliyeti olmadığı değerlendirmesinde bulundu. Bazı çevreler, Moskova'nın içinden geçilen süreçte Wagner'e benzer başka bir askeri oluşumun doğmasına izin veremeyeceğini ve Başkan Putin'in önündeki seçeneklerin Wagner üyelerinin Savunma Bakanlığı'nın doğrudan kontrolü altına alınmasıyla ya da Prigojin ile ilişkilerde yeni bir düzenleme yapılmasıyla sınırlı olacağını düşünüyorlardı.

Burada Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un kısa süre önce Wagner'in yurtdışında, özellikle Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi Afrika kıtasındaki birçok ülkede faaliyetlerini sürdüreceğini söylediği dikkat çekici bir açıklama yaptığını hatırlatmakta fayda var. Bu açıklama, Wagner’in çevresinde yaşanan gelişmelerden endişe eden Afrikalı liderlere bir güven mesajı olabilir.

Afrika'daki Wagner güçleri (AP)
Afrika'daki Wagner güçleri (AP)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Rusya’daki bazı çevrelerin öne sürdüğü bir diğer olası senaryo ise Wagner üyelerinin tamamen yeni bir çerçevede görev yapmak üzere Afrika ülkelerine gönderilmesi. Yani yurt dışında Wagner'e benzer bir grup kurulması ve o bölgelerde çalışmaya devam etmek isteyenler için grup faaliyetlerinin sürdürülmesi. Bu senaryo Kremlin açısından pek tatmin edici değil. Çünkü böyle bir senaryo, Savunma Bakanlığı'nın kontrolü dışındaki silahlı gruplarla mücadelede sorunun tamamen çözülmeyeceği anlamına geliyor. Ancak bu, Moskova'nın, Rusya'nın önemli çıkarlarının olduğu Afrika bölgelerinden aniden geri çekilmemesi gerektiğini en azından geçici olarak gösteriyor. Bu senaryonun hayata geçirilmesi durumunda, Kremlin ile yapılan anlaşma çerçevesinde yeni durumun düzenlenmesinde bizzat Prigojin’in kaderinin belirleyici olma olasılığı göz ardı edilmiyor. Wagner’in akıbetiyle ilgili mekanizmaları belirlemek için Wagner’in başının kesilmesi gerektiğini söyleyen Rus çevreleri de vardı.

Bu senaryonun uygulanmaya başlamasıyla birlikte Wagner bölündü ve birbirinden güçlü iki grup ortaya çıktı. Bunlardan biri Rusya ve Ukrayna’da Savunma Bakanlığı’nın emri altında meşru bir şekilde faaliyet gösterirken diğeri Wagner’in yurt dışında konuşlandığı bölgelerdeki faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor. Ancak yurt dışındaki bu faaliyetlerle ilgili nihai mekanizmalar henüz belirlenmedi.

Fakat Yevgeny Prigojin’in ilk kez 2014 yılında ortaya çıkan, tamamen kendisine sadık olan ve Bahmut'a ve Ukrayna'nın diğer zorlu bölgelerine yapılan askeri saldırılar sırasında azim gösteren milislerden oluşan Wagner Grubu'nun omurgasını korumuş olduğuna şüphe yok. Kremlin de Wagner’in Afrika'daki prestijini ve nüfuzunu riske atmak isteyecek gibi görünmüyor.

Öte yandan Kremlin, Prigojin ile ilişkilerinde de görüldüğü gibi, durumu sıkı bir şekilde kontrol ettiğini ve taviz verme eğiliminde bile olmadığını gösterdi. Kremlin, kimseye kendisiyle rekabet edebilecek bir güç merkezi olarak görünme ya da seçkinler arasında kurduğu dengeyi tehdit etme fırsatı vermedi.



Washington’da güç dengelerini kim değiştirecek?

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, 10 Eylül 2026'da Teksas'ta düzenlenen Cumhuriyetçi Parti konferansında konuşurken (AFP)
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, 10 Eylül 2026'da Teksas'ta düzenlenen Cumhuriyetçi Parti konferansında konuşurken (AFP)
TT

Washington’da güç dengelerini kim değiştirecek?

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, 10 Eylül 2026'da Teksas'ta düzenlenen Cumhuriyetçi Parti konferansında konuşurken (AFP)
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, 10 Eylül 2026'da Teksas'ta düzenlenen Cumhuriyetçi Parti konferansında konuşurken (AFP)

ABD’de ön seçim sezonu bu hafta sona ererken, 3 Kasım’da yapılacak ve kritik önem taşıyan ara seçimler için geri sayım başlıyor. Seçimlere 50 günden az bir süre kaldı.

Yoğun geçen ön seçim sezonu Delaware tamamlanıyor. Sezon boyunca yaşanan sert siyasi çekişmeler yalnızca iki parti arasındaki rekabetle sınırlı kalmadı. Parti kurumlarının dışından gelen öne çıkan isimlerin yükselişiyle birlikte parti içi dengeler de sarsıldı.

Demokratlarda sol kanat yükseliyor

En belirgin dönüşüm Demokrat Parti’de yaşandı. Sol eğilimli çok sayıda isim, parti yönetimlerinin desteklediği adayları geride bırakarak ön seçimleri kazandı. Bu durum, söz konusu adayların Kongre’ye girmesi halinde parti yönetimlerinin önemli meydan okumalarla karşı karşıya kalacağının işareti olarak değerlendiriliyor.

cvdfhj
Florida’da Demokratların Senato adayı Angie Nixon, 5 Eylül 2026 (Reuters)

Ön seçimleri kazananlar arasında Amerika Demokratik Sosyalistleri Örgütü ile bağlantılı çok sayıda aday bulunuyor. Bunun yanı sıra ilerici kanattan gelen ve sürpriz sonuçlara imza atan isimler de var. Bunların başında Michigan’dan Senato üyeliğine aday olan Abdülrahman Seyyid ile Minnesota’daki Peggi Flanagan geliyor. Ayrıca Demokratik Sosyalistler Örgütü’nden Angie Nixon, Florida’da Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun daha önce temsil ettiği koltuğu kazanmak için yarışıyor.

Cumhuriyetçilerin karşı karşıya olduğu zorluklar

Cumhuriyetçiler ise farklı türden zorluklarla karşı karşıya. ABD Başkanı Donald Trump’ın halk desteği, seçmenlerin artan fiyatlar ve kötüleşen ekonomik koşullardan duyduğu rahatsızlığın etkisiyle geriliyor.

Anketlerin büyük bölümüne göre Amerikalıların yalnızca yüzde 30’u Trump’ın ekonomi politikalarındaki performansını destekliyor. Enflasyon ve yaşam maliyeti söz konusu olduğunda bu oran yüzde 24’e düşüyor. Buna karşılık göç ve sınır güvenliği Trump’ın güçlü olduğu başlıklar arasında yer alıyor. Seçmenlerin yüzde 44’ü Trump’ın göç politikasındaki performansını, yüzde 52’si ise sınır güvenliği konusundaki performansını destekliyor. Dış politikada ise destek oranı aynı düzeyde değil ve bir kamuoyu araştırmasına göre yüzde 37’de kalıyor.

ghj
Trump, 13 Eylül 2026'da uçağında gazetecilerin sorularını yanıtlarken (AP)

Ancak Cumhuriyetçi Parti, tarihe karşı bir yarış yürüttüğünün farkında. ABD’de geleneksel olarak başkanın partisi ara seçimlerde diğer partiye, bu durumda Demokratlara, sandalye kaybediyor. Bu nedenle Cumhuriyetçi parti yönetimleri kayıpları sınırlamaya çalışırken Trump’ın tabanına sandık başına gitme çağrılarının Cumhuriyetçi seçmenlerin seçim motivasyonunu artırmasını umuyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı verilere göre Cumhuriyetçi seçmenlerin yalnızca yüzde 31’i seçimlere katılma konusunda yüksek motivasyona sahip. Demokrat seçmenlerde ise bu oran yüzde 46’ya ulaşıyor.

Bu durum, Cumhuriyetçilerin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri olabilir. Parti yönetimleri Demokrat Parti’de sol hareketin güçlenmesi konusunda seçmenleri uyarmak için yoğun çaba harcıyor. Bu yaklaşım, Teksas’ta düzenlenen olağanüstü Cumhuriyetçi Parti konferansında da açık biçimde ortaya çıktı.

Ancak burada sorun, seçmenin bu meseleyle fazla ilgilenmemesi. Seçmen esas olarak ekonomiye odaklanıyor. Bu da Cumhuriyetçileri, eski Başkan Joe Biden’ın seçim kampanyasında Demokratların karşılaştığı duruma benzer bir noktaya getiriyor. Demokratlar ve Biden, seçmeni ilgilendiren meseleler yerine Trump’ı uyarmaya ve onu demokrasi açısından bir tehdit olarak nitelemeye ağırlık vermişti. Bunun bedelini de sandıkta ödemişlerdi.

Nihai hedef

Adayların kesinleşmesi ve parti yönetimlerinin nihai zafer hedefine odaklanmasıyla birlikte beklentiler, bazı eyaletlerde seçim bölgelerinin yeniden çizilmesi yönündeki girişimlere rağmen Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu Demokratların ele geçireceği yönünde.

10 eyalette seçim bölgelerinin yeniden çizilmesi için girişimde bulunuldu. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluklarını koruma şansını artırmak amacıyla başlattığı bu benzeri görülmemiş yeniden bölgelendirme mücadelesine Demokratlar da benzer adımlarla karşılık verdi.

bgnm
Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisi'ndeki liderleri Chuck Schumer ve Hakeem Jeffries, New York'ta 11 Eylül saldırılarının yıl dönümü anma töreninde (AFP)

Cook Political’ın tahminlerine göre yeni seçim haritaları Cumhuriyetçilere yaklaşık dört sandalye kazandırabilir. Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğun yalnızca birkaç sandalyelik farkla belirleneceği düşünüldüğünde bu önemli bir avantaj sağlayabilir.

Senato’da ise denklem farklı. Cumhuriyetçiler 53 sandalyeye sahipken Demokratların 47 sandalyesi bulunuyor. Bu nedenle Demokratların çoğunluğu elde edebilmesi için dört sandalye kazanması gerekiyor. Michigan gibi bir eyalet de bu hedefe ulaşılması açısından kritik önem taşıyor.

Kasım ayına kadar parti yönetimleri iç anlaşmazlıklarını bir kenara bırakarak, Donald Trump’ın başkanlığının geriye kalan iki yılında siyasi tabloyu belirleyecek hayati hedefe odaklanacak.

Ya Cumhuriyetçiler çoğunluğu koruyacak ve mevcut dengeler devam edecek ya da Demokratlar iki meclisten yalnızca birinde bile çoğunluğu elde etse siyasi denetim ve hesap sorma mekanizmalarını yeniden etkinleştirerek Washington’daki güç dengelerini değiştirecek.


Fransa’nın Riyad Büyükelçisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Havacılık, Suudi Arabistan’a yönelik ihracatımızı yönlendiriyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’na başkanlık ederken (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’na başkanlık ederken (SPA)
TT

Fransa’nın Riyad Büyükelçisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Havacılık, Suudi Arabistan’a yönelik ihracatımızı yönlendiriyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’na başkanlık ederken (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’na başkanlık ederken (SPA)

Fransa’nın Suudi Arabistan Büyükelçisi Patrick Maisonnave’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Paris ziyareti, Suudi Arabistan ile Fransa arasındaki ekonomi ve yatırım ilişkilerini yeni bir aşamaya taşıdı. İki ülke arasındaki ortak projelerin uygulanması hız kazanırken; ulaştırma, lojistik, enerji ve ileri teknolojiler gibi sektörlerdeki iş birliği de genişleme kaydetti.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, 24 Ağustos’ta Paris’e gerçekleştirdiği ziyarette Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile birlikte Suudi Arabistan-Fransa Stratejik Ortaklık Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık etmişti. İki ülke ilişkilerinde yeni bir dönüm noktası olarak değerlendirilen bu toplantı kapsamında, çeşitli alanlarda yaklaşık 20 anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandığı duyurulmuştu.

İki ülke liderlerinin başkanlığında 24 Ağustos’ta Paris’te düzenlenen Stratejik Ortaklık Konseyi ilk toplantısının uzun vadeli iş birliği sürecini pekiştirdiğini belirten Maisonnave, ikili ticaret hacminin 2025 yılında yüzde 11 oranında arttığını ve Suudi Arabistan’ın Fransa’nın Ortadoğu’daki en büyük ticari ortağı haline geldiğini vurguladı.

Fransa’nın Suudi Arabistan’a yönelik ihracatında havacılık sektörünün ilk sırada yer aldığını aktaran Maisonnave, ilaç, gıda, kozmetik ve elektrikli ekipmanların da dış satışta öne çıkan diğer ana ürün gruplarını oluşturduğunu ifade etti.

Maisonnave ayrıca, Veliaht Prens’in ziyaretinden elde edilen sonuçların iki ülke arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini ivmelendirdiğini, Stratejik Ortaklık Konseyi’nin ise ekonomik bağları güçlendiren ve geleceğin dönüşüm alanlarında yeni iş birliği imkanları sunan bir çerçeveye dönüştüğünü sözlerine ekledi.

cdfgthy
Fransa’nın Suudi Arabistan Büyükelçisi Patrick Maisonnave (Fransa’nın Suudi Arabistan Büyükelçiliği)

Fransa’nın şu anda Suudi Arabistan’daki yabancı yatırımcılar arasında üçüncü sırada yer aldığını belirten Maisonnave, ülkesinin bu varlığı güçlendirmeyi ve daha fazla Fransız şirketini Krallık’ta yaşanan ekonomik dönüşümün sunduğu fırsatlardan yararlanmaya teşvik etmeyi hedeflediğini vurguladı.

Bu kapsamda kredi sigortası mekanizmalarının genişletilmesinin Fransız şirketlerinin Suudi Arabistan’daki büyük stratejik projelere katılımını destekleyeceğini ifade eden Maisonnave, Fransa’nın yatırım, ortaklık kurma, yetkinlik geliştirme, katma değer ve istihdam yaratma yoluyla bu projelere katkısını artırmayı amaçladığını kaydetti.

Duruma örnek olarak CMA CGM Grubu ile Red Sea Gateway Terminal arasında Cidde Limanı’ndaki dördüncü terminalin geliştirilmesi ve işletilmesine yönelik yapılan anlaşmayı gösteren Maisonnave, bu adımın küresel düzeyde varlık gösteren büyük bir Fransız grubunun uzmanlığı ile Suudi Arabistan’ın ana bir lojistik merkezi olma hedefini bir araya getirerek söz konusu yaklaşımı somutlaştırdığını belirtti.

Maisonnave, Krallık’ın Avrupa, Asya ve Afrika’yı birbirine bağlama konusunda üstlendiği stratejik rol göz önüne alındığında bu anlaşmanın Suudi Arabistan’ın hedeflerini desteklediğini; söz konusu rolün öneminin Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz sırasında net bir şekilde ortaya çıktığını dile getirdi.

Kent içi ulaşım sektörüne de değinen Maisonnave, Alstom şirketinin Riyad metrosu için ilave tren setleri tedarik etmek üzere imzaladığı sözleşmenin, Krallık’taki büyük altyapı projelerinin hayata geçirilmesinde Fransız uzmanlığından faydalanıldığının bir başka göstergesi olduğunu ifade etti.

Maisonnave ayrıca, iki ülke arasındaki iş birliğinin karşılıklı olarak geliştiğine dikkat çekerek, Qiddiya şirketinin Paris bölgesinde eğlence alanında planladığı projenin Suudi Arabistan’ın Fransa’daki yatırımlarının arttığına dair ‘güçlü bir sinyal’ ve Fransa’nın bu tür projeleri çekme kapasitesine duyulan güvenin bir kanıtı olduğunu sözlerine ekledi.

Geleceğin teknolojileri ve enerji

Maisonnave, Suudi Arabistan ile Fransa arasında geleceğin teknolojilerindeki ortaklığın güçlendirilmesinin bir öncelik olduğunu belirterek, HUMAIN ile Mistral AI arasında duyurulan stratejik iş birliğini bu yaklaşımın bir modeli olarak gösterdi. Söz konusu iş birliğinin; yapay zekâ altyapısının geliştirilmesini, gelişmiş modellerin inşa edilmesini ve Krallık’ın ihtiyaçlarına uygun çözümlerin sunulmasını kapsadığını ifade eden Maisonnave, bu adımın yüksek performanslı yapay zekâ kapasitesinin geliştirilmesine katkı sağlarken bu teknolojilerde Arapça dilinin varlığını da güçlendireceğini kaydetti.

Enerji sektörüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Maisonnave, ülkesinin küresel enerji piyasalarının istikrarına ve tedarik güvenliğinin artırılmasına katkıda bulunma konusunda kararlı olduğunu vurguladı. Maisonnave, Suudi-Fransız iş birliğinin petrol, petrokimya, sürdürülebilir elektrik üretimi, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, enerji depolama, temiz hidrojen ve barışçıl nükleer enerji alanlarını kapsayacağını belirtti.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Paris ziyaretiyle eş zamanlı olarak düzenlenen Fransa-Suudi Arabistan Yuvarlak Masa Toplantısı’nın sonuçlarına da değinen Maisonnave, her iki taraftan özel sektör temsilcilerini bir araya getiren bu etkinliğin ana sektörlerdeki yatırım fırsatlarını ele alarak iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde artan ivmeyi yansıttığını ifade etti.

Suudi-Fransız ekonomik ilişkilerinin artık karşılıklı yatırımlara, uzun vadeli projelere ve ortak ilgi alanlarında deneyim aktarımına dayandığını söyleyen Maisonnave, Veliaht Prens’in ziyareti sırasında duyurulan yaklaşık 20 anlaşma ve mutabakat zaptının, iki ülke şirketleri arasındaki iş birliğinin genişliğini ve mevcut ortaklıkların büyümesini gösterdiğine dikkat çekti.


İran: Ceviz Dağı'ndaki faaliyetlere ilişkin haberlerin aslı yok

Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)
Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)
TT

İran: Ceviz Dağı'ndaki faaliyetlere ilişkin haberlerin aslı yok

Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)
Tahran’ın merkezinde siyasi içerikli bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (AP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü bugün (Pazartesi), Peacaks Mountain (Ceviz Dağı) olarak adlandırılan bölgede faaliyet yürütüldüğüne ilişkin haberlerin hiçbir dayanağı olmadığını söyledi.

Trump, geçen hafta ABD'nin Peacaks Mountain'daki faaliyetleri izlediğini belirtmiş ve Washington'ın bölgeyi vurabileceği uyarısında bulunarak İran'ı dikkatli olmaya çağırmıştı.

Devrim Muhafızları'ndan İHA açıklaması

Öte yandan İran Devrim Muhafızları'nın halkla ilişkiler birimi, bugün sabah saatlerinde gelişmiş bir MQ-1 tipi insansız hava aracının (İHA) tespit edilerek Hürmüz Boğazı hava sahasında Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri'ne bağlı hava savunma sistemi tarafından imha edildiğini açıkladı.

İranlı nükleer yetkili Viyana'ya gidemedi

Diğer taraftan İran devlet televizyonu, İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami'nin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) toplantısına katılmak üzere Viyana'ya girişinin ABD'nin çıkardığı "engeller" nedeniyle önlendiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre  İslami ve beraberindeki heyet, cumartesi günü tarifeli bir uçakla Viyana'ya gitmek üzere yola çıktı ancak "ABD'nin koyduğu engeller nedeniyle" yolculuk sırasında durduruldu. İslami ve heyetinin daha sonra Tahran'a döndüğü belirtildi.

İslami'nin nükleer enerji konulu yıllık genel konferansa katılmak üzere UAEA'nın Viyana'daki merkezine gitmesi bekleniyordu.

Hürmüz'deki saldırılar enerji arzı endişelerini artırıyor

Bu gelişmeler, Orta Doğu'daki diplomatik çabaların görünürde bir çıkmaza girdiği ve bölgenin petrol taşımacılığındaki en önemli iki güzergâhını hedef alan yeni saldırıların küresel enerji arzına ilişkin endişeleri artırdığı bir dönemde yaşanıyor.

Hürmüz Boğazı'nda petrol taşımacılığı açısından riskler sürüyor. İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), dün (Pazar) bir merminin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan bir gemiye isabet ettiğini açıkladı. Saldırı sonucunda gemide yangın çıktı ve mürettebat gemiyi tahliye etmek zorunda kaldı.

İran ise kendi kıyıları açıklarında saldırıya uğrayan İran'a ait ticari bir gemide bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört mürettebatın da yaralandığını bildirdi.

Hürmüz'den geçen yük gemilerinin sayısı 10'un altına geriledi

Gemilerin hareketlerini takip eden ilk verilere göre, hafta başında Hürmüz Boğazı'ndan geçen yük gemilerinin sayısı 10'un altına geriledi. Reuters'ın aktardığı verilere göre bu sayı, son 10 gündeki ortalama 14 geminin oldukça altında kaldı.

Söz konusu veriler, tespit edilmemek amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi'ne (AIS) ait vericilerini kapatarak boğazdan geçmiş olabilecek gemileri kapsamıyor.