Kuveyt’te tartışmalara neden olan avukat Aric Hamada, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Özel hayatlarımıza müdahale ettikleri için içtiğimiz bardaktan onların da içmelerini istedim’

Kuveytli avukat Aric Hamada, şeriat kanunlarını uygulamayan ülkelere seyahat eden milletvekillerinin hapsedilmesini önerdi.

Ticaret Bakanı ve beraberindekilerin Güney Afrika’da, diğeri Milletvekili Muhammed Hayef’in Türkiye’de çekilmiş fotoğrafı (alt sağ) (Şarku’l Avsat)
Ticaret Bakanı ve beraberindekilerin Güney Afrika’da, diğeri Milletvekili Muhammed Hayef’in Türkiye’de çekilmiş fotoğrafı (alt sağ) (Şarku’l Avsat)
TT

Kuveyt’te tartışmalara neden olan avukat Aric Hamada, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Özel hayatlarımıza müdahale ettikleri için içtiğimiz bardaktan onların da içmelerini istedim’

Ticaret Bakanı ve beraberindekilerin Güney Afrika’da, diğeri Milletvekili Muhammed Hayef’in Türkiye’de çekilmiş fotoğrafı (alt sağ) (Şarku’l Avsat)
Ticaret Bakanı ve beraberindekilerin Güney Afrika’da, diğeri Milletvekili Muhammed Hayef’in Türkiye’de çekilmiş fotoğrafı (alt sağ) (Şarku’l Avsat)

Ebu Nuvas’ın ifadesiyle; “Beni tedavi eden, hastalıktı..” Kuveytli bir avukat 30 Ağustos’ta, Ulusal Meclis üyelerinin ve Bakanların özel hayatlarını düzenleyen bir yasanın çıkarılması için Ulusal Meclis’e bir teklif sundu. Önerilen yasa, Ulusal Meclis üyelerinin ve bakanların, Kuveyt gelenek ve göreneklerini ihlal eden ve İslam hukukunu uygulamayan ülkelere seyahat etmesini yasaklamayı hedefliyor.

Avukat Aric Abdurrahman Hamada, söz konusu öneriyi kanunen sunduğunu, teklifin kamuya açık kayıtlardan alınıp Etik Kurul’a yönlendirildiğini ve yasayı ihlal edenlerin beş yıl hapis ve 20 bin dinar para cezasıyla cezalandırılacağı hükmü içerdiğini açıkladı.

Bir hukuk uzmanı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu teklifin bir tavır gösterme niyetinde olduğunu ve herhangi bir etkiye sahip olmadığını söylerken, “Bu tür öneriler, alay etme veya sert eleştiri amacıyla ortaya koyulmaktadır” dedi.

Ulusal Meclis üyelerinin ve bakanların özel hayatlarının düzenlenmesine ilişkin Avukat Aric Hamada tarafından sunulan yasa tasarısının kopyası (üst). Ticaret Bakanı ve beraberindekilerin Güney Afrika’da, diğeri Milletvekili Muhammed Hayef’in Türkiye’de çekilmiş fotoğrafı (alt sağ) (Şarku’l Avsat)
Ulusal Meclis üyelerinin ve bakanların özel hayatlarının düzenlenmesine ilişkin Avukat Aric Hamada tarafından sunulan yasa tasarısının kopyası (üst). Ticaret Bakanı ve beraberindekilerin Güney Afrika’da, diğeri Milletvekili Muhammed Hayef’in Türkiye’de çekilmiş fotoğrafı (alt sağ) (Şarku’l Avsat)

Aynı şekilde, tartışmalara neden olan avukat Aric Hamada da Şarku’l Avsat’a şu açıklamalarda bulundu:

“Bizim içtiğimiz bardaktan, onların da içmesini istedim. Onların özel özgürlüklerini kısıtlayan, özel hayatlarına müdahale eden bir yasa sunarak siyasi bir mesaj vermek istedim ki yaptıklarının anayasaya aykırı olduğu bilinciyle, bizim özel hayatımıza müdahale ettiklerinde ne kadar acı çektiğimizi onlara hissettirebileyim.”

Değerler Belgesi’nin sahipleriyle eski bir husumeti olan Hamada, bu belgeyi eleştirdikten sonra 7 Mayıs 2023’te polis merkezinde tutuklanmıştı. X (eski adıyla Twitter) platformu üzerinden o dönemde “Değerler Belgesi’ni eleştirdiğim için tutuklandım ve bir gözlük taktım” açıklaması yapmıştı.

Hamada’nın sunduğu yasa teklifinde şu ifadelere yer verildi:

“Meclis Başkanı, vekili, tüm Ulusal Meclis üyeleri, danışmanları, katipleri, ikinci dereceden aileleri, bakanlar, danışmanları ve ailelerinin turizm, iş veya eğitim açısından sistemi İslam hukukuna ve Kuveyt gelenek ve göreneklerine uymayan Müslüman veya gayrimüslim ülkelere seyahatleri yasaktır.”

Yasa teklifinde ayrıca, İslam hukukuna, Kuveyt gelenek ve göreneklerine uymayan kıyafet giymelerinin de yasak olduğu belirtiliyor.

Yasa, bu sistemi ihlal edenlerin beş yılı aşmamak üzere hapis ve 20 bin dinardan az olmamak üzere para cezası ile cezalandırılmasını öngörüyor.

Avukat, mektubunu Kuveyt Ulusal Meclisi Etik Komitesi Başkanı Milletvekili Muhammed Hayef el-Mutayri’ye gönderirken şunları söyledi:

“Kuveyt Ulusal Meclisi'nin, Kuveyt Devleti’ni sivil bir devletten İslam devletine dönüştürme kararı doğrultusunda, Ulusal Meclis üyelerinin, bakanların, danışmanlarının ve ailelerinin topluma rol model oldukları kaydederek, bu teklifi sunmaktan onur duyuyorum.”

X platformu üzerinden söz konusu teklif yayınlanırken, Ticaret Bakanı ve birkaç danışmanının (Güney Afrika olduğu sanılan) Kuveyt dışına seyahat ederken ve Etik Komisyonu Başkanı Milletvekili Muhammed Hayef’in birkaç gün önce Türkiye’de çekilmiş fotoğraflarına yer verildi.

Kanunların İslamileştirilmesi

Avukat Hamada, pek çok Kuveytli aktivist gibi Kuveyt’te Yüksek Seçim Komisyonu Yasası’nın yürürlüğe girmesi sırasında doruğa ulaşan ‘yasaların İslamlaştırılması’ durumunun etkilerinden şikayetçi. Seçim Komisyonu Yasası çerçevesinde kadınların oy verme ve göreve aday olma haklarını kullanırken açıkça İslami usullere uygun kıyafetler giymeye zorlanması çağrısı yapılıyor. Ayrıca ilk metinde, ‘seçme ve seçilme hakkının kullanılmasında anayasa, hukuk ve İslam hukuku hükümlerine uyulması’ çağrısı da yapılırken, bu durum kadınlarda hoşnutsuzluk yarattı. Çünkü kadınlara daha fazla kısıtlama getirdiğine ve siyasi katılımlarını engellediğine inanılıyor.

Daha önce, 21 Temmuz 2023’te, Ulusal Meclis’in beş üyesi tarafından plastik cerrahi ve dövmelerin yasaklanması yönünde sunulan bir öneri ortaya koyulmuştu. Aynı şekilde yüz ve parmaklarda yapılan estetik ameliyatlar öncesinde ve sonrasında İçişleri Bakanlığı’na bilgi verilmesinin, ihlalde bulunan kişinin beş yılı geçmemek üzere hapis ve bin dinardan az olmamak üzere para cezasıyla cezalandırılmasının önemli olduğu belirtiliyordu.

Milletvekilleri Muhammad Hayef, Hamdan el-Azmi, Fahd Al-Masud, Muhammed el-Matir ve Hamad el-Ubeyd, plastik cerrahi prosedürünü düzenleyen bir yasa önerisi sundu.

Ayrıca yerel basında çıkan haberlere göre teklifte, plastik cerrahi başvurularını incelemek üzere özel komisyonun onayı olmadan ameliyatın yapılamayacağı ve Sağlık Bakanlığı’nda plastik cerrahi başvurularını incelemek üzere bir komisyon kurulacağı da vurgulanıyor.

23 Temmuz 2023’te 5 milletvekili, yurt dışından ithal edilen kitap ve yayınlara yönelik ön sansürün yeniden uygulamaya konması yönünde öneri sundu. Bu, yazarların talepleri üzerine Ulusal Meclis’in üç yıl önce ön sansürü kaldırmasıyla geriye doğru atılan bir adım olarak değerlendiriliyor.

Açıklayıcı notta öneriye destek veren milletvekilleri Hamad el-Ubeyd, Mubarak et-Taşa, Muhammed el-Huvayla, Muhammed Hayef ve Muhammed el-Mahan, “Ön sansür, insanların onurunun zedelenmemesini veya karalanmamasını sağlar. Deneyimler, sonradan sansürün etkisizliğini kanıtlamıştır” açıklamasında bulunuyor.

Kuveyt Ulusal Meclisi, 19 Ağustos 2020’de kitaplara uygulanan ön sansürün iptal edilmesini kabul etmişti.

Benzeri görülmemiş bir proje

Kendisini bağımsız olarak tanımlayan ve kişisel kanaatlerini dile getiren hukuk bürosu sahibi avukat Aric Hamada, yaklaşık 25 yıldır medeni hukuk ve ticaret hukuku ile idare ve iş hukuku alanlarında çalışıyor. İnternet sitesinde Yasal Zorluklar Grubu'nun başkanı olduğu belirtiliyor.

Aric Hamada, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada mesajın amacının siyasi olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Kuveyt’te son zamanlarda gerçek bir krizden mustarip olduğumuzu, bunun Ulusal Meclis’in bazı üyelerinin temel ve anayasal rollerinden sapmasından kaynaklandığını fark ettim. Onların rolleri, halkın ve ülkenin çıkarlarına hizmet eden kanunlar çıkarmak ve hükümeti denetlemekti. Ancak bazı milletvekilleri Kuveyt halkının koruyucusu olmaya karar verdiler. Anayasanın pek çok maddesine aykırı olarak bireylerin özgürlüklerini kısıtlayan, kadınların haklarını kısıtlayan fikir ve inançlardan oluşan birtakım kanunlar çıkararak vesayetini onun üzerinde dayatmaya başladılar. Bazı liberal milletvekillerinin, maalesef İslami akım temsilcilerinin kanun önerilerini destekler hale geldiklerini gördüm. Seçim kurallarının, kendilerini bu tür kanunlara oy vermekten sorumlu tutmamasından yararlandılar. Durumu daha da kötüleştiren ise hükümetin siyasi kazanımlar elde etmek amacıyla bu önerilere destek vermesiydi.”

Avukat, bu tür yasaların çıkarılması konusunda Ulusal Meclis üyelerini eleştirirken, hükümeti de eleştirmekten geri durmadı. Hükümet önlemlerinin iki örneğine işaret eden Aric Hamada şunları söyledi:

“Enformasyon Bakanlığı, Kuveyt’te gösterilen filmlerin İslam hukuku ile örf ve geleneklere uygun olması gerektiğine dair bir karar yayınladı. Ticaret Bakanlığı ise ticaret unvanı seçiminin İslam hukukuna, örf ve adetlerine uygun olması gerektiğine dair bir karar yayınladı.”

Hamada, muhafazakâr akımların çelişkisine de işaret etti:

“Kuveyt üniversitelerinde cinsiyet ayrımı yapılması ve karma eğitimin önlenmesi için bir yasa önerilirken, Eğitim Bakanı’nın Mısır ve Ürdün’deki üniversite burslarını durdurma kararı almasına, bu üniversiteler karma olmasına rağmen kendilerinin de kızdığını görüyoruz. Aynı şekilde kendi dedikleri değerleri uygulama konusunda katı olan milletvekilleri de sıklıkla alkol üreten ve satan ülkelere turizm amaçlı seyahat ediyor.”

Hamada, bu teklifin hukuki dayanağına ilişkin şu açıklamada bulundu:

“Bu teklifin hukuki dayanağı, İslami hareketin temsilcilerinin sunduğu, toplumun özgürlüklerinin kısıtlanması ve vesayet altına alınması yönündeki önerilerinin hukuki dayanağıyla tamamen aynıdır.”

Böyle bir teklifin başka bir örneği yok. Avukat Hamada, bu fikrin türünün yeni olduğunu ve halkın gözetimi altında Ulusal Meclis üyelerinin performansına tabi olduğunu dile getirdi.

Aric Hamada, Değerler Belgesi ile mücadelesine ilişkin olarak da şu ifadeleri kullandı:

“Bu belgenin hükümleri, onu imzalayan milletvekilleri tarafından kanun tekliflerine dönüştürüldü. Halktan biri itiraz edince de tebligat sunmakla karşı karşıya kalıyor. Çok sayıda tebligat sunuldu. Sanıyorum ki 300’ü buldu. Bu tebligatlar arasında İslami hareketin temsilcileri tarafından tweetim nedeniyle hakkımda yapılan altı tebligat da vardı. Bu da amacın, dalavere olduğunu gösteriyor.”

Kendisinin tutuklanarak kefaletle serbest bırakılmasının istendiğini aktaran avukat sözlerine şöyle devam etti:

“50 dinar olan kefaleti ödemeyi reddettim. Kefaleti ödemeyi reddetmenin, kefalet ödenene kadar beni tutuklayıp alıkoyma kararı verileceği anlamına geldiğini kesinlikle biliyorum. Zaten tam gün cezaevinde tutuldum, ardından kefaletsiz serbest bırakıldım. Bu vesileyle, tavrımı anladığı için başsavcıya çok teşekkür ediyorum. Bizzat kendisine, tavrımdan dolayı özür dilediğimi söyledim. Ayrıca Kuveyt halkına, İçişleri Bakanı’na ve içişleri yetkililerine de anlayışları dolayısıyla teşekkür ediyorum.”

Milletvekili Muhammed Hayef', Değerler Belgesi’ni imzalarken. (Şarku’l Avsat)
Milletvekili Muhammed Hayef', Değerler Belgesi’ni imzalarken. (Şarku’l Avsat)

Değerler Belgesi

Değerler Belgesi, her ne kadar Eylül 2022’deki Ulusal Meclis seçimleri öncesinde ortaya çıkmış olsa da etkileri ve hedefleri, hâlâ bazı İslamcı milletvekillerinin siyasi programını oluşturuyor.

Şu an mecliste milletvekili olan adaylar tarafından imzalanan belgede, adaylar İslami şeriat yasalarının uygulanmasına uyma ve ülkede hukuk ihlali olarak gördükleri koşulları önleme sözü verdi.

Ancak bu belgeyi eleştirenler, eski Enformasyon Bakanı ve Kuveytli yazar Dr. Saad bin Tefla’nın da belirttiği gibi, ‘dini akım ülkedeki siyasi hayata hâkim oldu ve DEAŞ yasalarını dayattı’. Bin Tefla, o dönemde X’ten yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Sözde Değerler Belgesi mükemmel bir DEAŞ belgesidir. Hukukun üstünlüğünden, anayasadan, kamusal ve özel özgürlüklerden yana olan herkesin bu belgeyi tereddüt etmeden reddetmesi gerekir. Bu belge, Kandehar belgesidir.”

Bu belgeye göre bir kısmı mevcut konseyde milletvekili olan imzacılar, milletvekilleri tarafından sunulan İslami kanunları desteklemek, otellerdeki karma yüzme havuzları ve kulüpleri reddetmek için çalışacaklarını ve üniversitede tesettür kıyafet kanunu yasasını aktif hale getirmek için çalışacaklarını taahhüt ettiler.

Belgede, karma durumunu engelleyen yasada oynama yapmanın ve içeriğinin boşaltılmasının reddedilmesi, yasanın üniversitelerde erkek öğrencilerin binalarının kız öğrencilerin binalarından ayrılmasını sağlayacak şekilde uygulanmasının talep edilmesi, karma festival ve dans partilerinin reddedilmesi, otellerde ve diğer alanlarda yüzme havuzlarının ve karma kulüplerin yasaklanması ve masaj salonları üzerindeki denetimin sıkılaştırılması, üniversitede tesettür kıyafet kanununun aktif hale getirilmesi için çalışmalar yapılması ve bunların kız ve erkek öğrenciler için uygulanması, hurafe ve pagan uygulamalarıyla ilgili oturum ve faaliyetlerin durdurulması için çalışılması gerektiği belirtiliyor.

Belgede ayrıca enerji programlarının durdurulması, ahlaksızlığın bitirilmesi ve bedenlerin gerçekte ve sosyal medya sitelerinde teşhir edilmesinin önlenmesi, karşı cinse benzeme yasasında değişiklik yapılması ve vücutta görünen dövmelerin suç sayılmasına yönelik bir yasanın çıkarılması çağrısı yapılıyor.



Suudi Arabistan ve Fransa, daha derin stratejik ortaklığa doğru

Prens Muhammed bin Selman ve Macron, dün düzenlenen e-spor şampiyonlarının ödül töreninde, (AFP)
Prens Muhammed bin Selman ve Macron, dün düzenlenen e-spor şampiyonlarının ödül töreninde, (AFP)
TT

Suudi Arabistan ve Fransa, daha derin stratejik ortaklığa doğru

Prens Muhammed bin Selman ve Macron, dün düzenlenen e-spor şampiyonlarının ödül töreninde, (AFP)
Prens Muhammed bin Selman ve Macron, dün düzenlenen e-spor şampiyonlarının ödül töreninde, (AFP)

Michel Ebu Necm - Abdullah el-Tumeyri

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün Paris’te düzenlenen 2026 Esports Dünya Kupası’nın üçüncü edisyonunda dereceye giren şampiyonlara ödüllerinin takdim edilme törenine katıldı.

Macron, bugün Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı Elysee Sarayı’nda düzenlenecek resmi karşılama töreniyle ağırlayacak. Devlet ziyareti kapsamında gerçekleştirilecek törenin ardından iki lider, bölgesel ve uluslararası gelişmeler ile ortak ilgi alanlarına giren konuları ele almak üzere baş başa görüşme gerçekleştirecek.

İkili görüşmenin ardından liderler, Stratejik Ortaklık Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıda iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve çeşitli alanlarda iş birliği olanaklarının geliştirilmesi ele alınacak. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmeler kapsamında Riyad ile Paris arasında çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptının imzalanması bekleniyor.

İki liderin katılımıyla ayrıca, her iki ülkeden yetkililer ve iş dünyası temsilcilerini bir araya getirecek Fransa-Suudi Arabistan İş Forumu düzenlenecek. Forumda yeni yatırım fırsatları ve ortaklıkların geliştirilmesi olanakları ele alınacak.


Louvre’dan El-Ula’ya… Kültür, Riyad ile Paris arasında nasıl stratejik bir köprü kurdu?

Suudi Arabistan ve Fransa, Aralık 2024'te Fransa Cumhurbaşkanı'nın ziyareti sırasında 9 yürütme programı ile kültürel iş birliğini güçlendirdi (SPA)
Suudi Arabistan ve Fransa, Aralık 2024'te Fransa Cumhurbaşkanı'nın ziyareti sırasında 9 yürütme programı ile kültürel iş birliğini güçlendirdi (SPA)
TT

Louvre’dan El-Ula’ya… Kültür, Riyad ile Paris arasında nasıl stratejik bir köprü kurdu?

Suudi Arabistan ve Fransa, Aralık 2024'te Fransa Cumhurbaşkanı'nın ziyareti sırasında 9 yürütme programı ile kültürel iş birliğini güçlendirdi (SPA)
Suudi Arabistan ve Fransa, Aralık 2024'te Fransa Cumhurbaşkanı'nın ziyareti sırasında 9 yürütme programı ile kültürel iş birliğini güçlendirdi (SPA)

Suudi Arabistan’ın eserleri Louvre Müzesi’nde sergilendiğinde, Suudi Arabistan-Fransa ilişkileri henüz bugünkü kapsamına ulaşmamıştı. O dönemde kültür, Fransızların Suudi Arabistan’ın tarihini tanımasını sağlayan bir pencere işlevi görürken, Riyad ise mirasını ülke sınırlarının ötesinde tanıtmak için yeni bir alanı test ediyordu.

Aradan geçen 15 yılı aşkın sürede tablo değişti. Kültür, Suudi Arabistan-Fransa ilişkilerinin temel unsurlarından biri haline gelirken, El-Ula bu iş birliğinin en belirgin örneklerinden birine dönüştü. Sinema, müzeler, kültürel miras, turizm, spor ve büyük ölçekli etkinlikler de iki ülkeyi birbirine bağlayan ortak ağa dahil oldu.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman’ın Fransa ziyareti, söz konusu alanların artık krallığın yeni ekonomisinin parçası haline geldiği bir dönemde gerçekleşiyor. Bunlar, siyasi ilişkilerin yanında yürütülen yalnızca kültürel faaliyetler olmaktan çıktı.

Fransa Cumhurbaşkanı, El-Ula'daki El-Hicr bölgesine yaptığı ziyaret sırasında Suudi Arabistan Kültür Bakanı ile bir arada, (SPA)
Fransa Cumhurbaşkanı, El-Ula'daki El-Hicr bölgesine yaptığı ziyaret sırasında Suudi Arabistan Kültür Bakanı ile bir arada, (SPA)

El-Ula … Kültürün ekonomik projeye dönüşmesi

El-Ula’da arkeoloji turizmle, mühendislik çevreyle, sanat ise ekonomiyle kesişiyor. Suudi-Fransız ortaklığı, bölgedeki iş birliğinin kapsamını şehir planlaması, kültürel miras, turizm, kültür, eğitim, mesleki eğitim ve sanat alanlarına genişleterek yatırımcı bir ülke ile yabancı şirketler arasındaki geleneksel ilişkinin ötesine geçen farklı bir model ortaya koyuyor.

Proje yalnızca tarihi bir alanın geliştirilmesinden ibaret değil; yerel kimliği temel alan ve uluslararası uzmanlıktan yararlanan küresel bir destinasyon meydana getirmeyi amaçlıyor.

Paris'teki Louvre Müzesi (AFP)
Paris'teki Louvre Müzesi (AFP)

Bu tür bir iş birliği, kültür, turizm ve eğlence sektörlerini ekonominin etkin unsurlarına dönüştürmeyi amaçlayan Suudi Arabistan Vizyon 2030 hedefleriyle doğrudan örtüşüyor.

Louvre’dan başlayan yolculuk

Başlangıç noktası EL-Ula değildi. 2010 yılında Louvre Müzesi, Fransızların Suudi tarihine yönelik artan ilgisini yansıtan bir dönüm noktası olarak “Çağlar Boyunca Suudi Arabistan’ın Başyapıtları” sergisine ev sahipliği yaptı.

Bundan önce, 1986’da Paris’te “Dün ve Bugün Suudi Arabistan” sergisi düzenlenmiş, 2012’de ise Paris’teki UNESCO merkezinde Suudi kültür günleri gerçekleştirilmişti.

Bu duraklar, kültürel ilişkilerin Suudi Arabistan’ı tanıtma aşamasından, bizzat Suudi Arabistan’da ortak projeler geliştirme aşamasına uzanan bir sürecin göstergeleriydi.

Kültür ekonomiyle bütünleşiyor

En önemli değişim, kültürün artık ekonomiden ayrı bir sektör olarak görülmemesi. Turizm; ulaşım, konaklama ve teknolojiye ihtiyaç duyuyor. Müzeler; mühendislik, işletme ve eğitimi gerektiriyor. Büyük etkinlikler ise spor, medya ve dijital hizmetlerle iç içe geçiyor. Böylece kültür, birbirine bağlı geniş bir ekonomik sistemin içinde yer alıyor.

İki ülke arasındaki potansiyel iş birliği alanlarının turizm, konaklama, yaratıcı ekonomi, elektronik oyunlar ve spor gibi sektörlere genişlemesi de bu dönüşümü doğuluyor. Bu sektörler, Suudi Arabistan’ın daha çeşitlendirilmiş bir ekonomi oluşturma hedefiyle de örtüşüyor.

Spor… Ortaklığın yeni dili

Spor, ilişkilere yeni bir boyut kazandırıyor. Fransa’nın, Veliaht Prens’in ziyaretiyle eş zamanlı olarak Espor Dünya Kupası ile bağlantılı etkinliklere ev sahipliği yapması, sporun rekabet alanından ekonomik ve kültürel yakınlaşma alanına dönüşmesine örnek oluşturuyor.

Bir grup profesyonel, 2024 yılında Suudi Arabistan’ın başkentinde düzenlenen E-Spor Dünya Kupası’nı kazanmak için yarışıyor (Turnuvanın resmi X hesabı)
Bir grup profesyonel, 2024 yılında Suudi Arabistan’ın başkentinde düzenlenen E-Spor Dünya Kupası’nı kazanmak için yarışıyor (Turnuvanın resmi X hesabı)

Suudi sporu da yatırımları, yetenekleri ve organizasyonları kendine çeken küresel bir sektör haline gelirken, Fransa turnuvaların ve büyük ölçekli etkinliklerin düzenlenmesi konusunda oldukça  deneyime sahip.

Burada da çıkarlar kültür ve turizmde olduğu gibi kesişiyor: Suudi Arabistan pazar, projeler ve giderek büyüyen sermaye sunarken, Fransa köklü endüstriyel, organizasyonel ve kültürel deneyimini ortaya koyuyor.

Eğitim… Daha az görünen ancak daha kalıcı yatırım

İki ülke arasındaki değişim yalnızca projelerle sınırlı değil. Üniversiteler, araştırma merkezleri ve eğitim kurumları arasındaki iş birliği, bilgi transferi ve insan kaynağının geliştirilmesi için farklı bir kanal oluşturuyor.

Bu alan, özellikle Suudi Arabistan’ın büyümek istediği bilim, teknoloji, inovasyon, sağlık ve mühendislik sektörleri açısından önem taşıyor.

Projeler birkaç yıl içinde inşa edilebilir; ancak bu projeleri yönetecek nitelikli insan kaynağının yaratacağı etki onlarca yıl sürer.

İki deneyim arasında ortaklık

Suudi Arabistan ile Fransa’nın deneyimleri birçok açıdan birbirinden farklı. Ancak tam da bu farklılık, iş birliği için yeni bir alan oluşturuyor.

Fransa; kültür, müzeler, sanat ve yaratıcı endüstriler alanında uzun bir geçmişe sahip. Suudi Arabistan ise kültür, turizm, eğlence ve spor sektörlerini yeniden şekillendirdiği kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor.

Bu nedenle yeni ortaklık, Paris’te hazır bir modelin Riyad’a aktarılmasına dayanmıyor. Bunu yerine, Fransız deneyimi ile Suudi Arabistan’ın yeni kalkınma projesini bir araya getirmeyi amaçlıyor.

Bu da kültürü iki ülke arasındaki ilişkilerde bir “yumuşak güç alanından” daha fazlası haline getiriyor. Kültür, yeni bir ekonomi inşa etmenin, toplumların birbirini tanımasının ve siyasi gündemdeki değişimlerden daha az etkilenecek ortak çıkarlar ortaya koymanın temelini oluşturuyor.

Geçmişten geleceğe

Yaklaşık bir asır boyunca Suudi Arabistan-Fransa ilişkileri çeşitli aşamalardan geçti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ilk diplomatik temsil döneminden Kral Faysal ile Charles de Gaulle arasındaki tarihi görüşmeye, ardından ekonomik ve savunma alanlarındaki genişlemeye ve nihayet Kral Selman bin Abdülaziz döneminde yeni bir ortaklık vizyonuna uzandı.

Kral Faysal bin Abdül Aziz 1967'de Paris'te (SPA)
Kral Faysal bin Abdül Aziz 1967'de Paris'te (SPA)

Bugün Riyad, Paris’e yalnızca geçmişi konuşmak için gitmiyor. Gündemde geleceğin şehri, yeni bir müze, turizm destinasyonu, yaratıcı ve ileri teknoloji endüstrileri, enerji projeleri ve uzun vadeli yatırımlar bulunuyor.

Bu dönüşüm, Suudi Arabistan-Fransa ilişkilerinin en belirgin özelliklerinden birini ortaya koyuyor: Kültürle başlayan köprü, bugün artık ekonomi, siyaset ve teknolojiyi de taşıyor.


Suudi Arabistan ve 7 ülke, İsrail'in "E1" yerleşim planını kınadı

İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki "E1" bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)
İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki "E1" bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)
TT

Suudi Arabistan ve 7 ülke, İsrail'in "E1" yerleşim planını kınadı

İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki "E1" bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)
İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki "E1" bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, BAE, Endonezya, Pakistan, Türkiye, Katar ve Mısır, dün yayımladıkları ortak bildiride, İsrail'in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki yasa dışı yerleşim politikalarının sürmesini kesin bir dille kınadıklarını; işgal altındaki Doğu Kudüs'ün doğusunda yer alan "E1" yerleşim planını ve buna bağlı faaliyetleri ise tamamen reddettiklerini ifade ettiler.

Sekiz ülkenin bakanları yaptıkları ortak açıklamada, İsrail işgal güçlerinin desteğiyle yerleşimcilerin Filistin halkına ve mallarına yönelik ihlal ve şiddet eylemlerini kınadıklarını yinelediler. Bu uygulamaların Filistinlilerin devredilemez haklarından hiçbir şekilde taviz vermediğini vurgulayan bakanlar; söz konusu eylemlerin uluslararası hukuku, ilgili Birleşmiş Milletler kararlarını ve bölgesel ile uluslararası barış ve güvenliği ciddi şekilde tehdit ettiğini belirttiler.

Bakanlar, "E1" planının, yerleşimlerin genişletilmesi ve ilhak sürecini ilerletme, özellikle Batı Şeria ile Doğu Kudüs başta olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının coğrafi bütünlüğünü zedeleme yönünde tehlikeli bir gerilimi teşkil ettiği konusunda uyardı. Bu durumun, 1967 sınırları temelinde ve başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, coğrafi olarak bütünlüklü ve yaşayabilir bir Filistin devletinin hayata geçirilme kabiliyetini tehdit ettiği vurgulandı.

Açıklamada, bu tür önlemlerin; ilhak ve zorunlu göçe karşı net bir duruş içeren Donald Trump'ın kapsamlı barış planı, "Barış Konseyi" mekanizmaları ve Trump'ın Batı Şeria'nın ilhakına izin vermeyeceğine dair kararlılığı da dâhil olmak üzere, barış için atılan uluslararası adımlara doğrudan meydan okuma niteliği taşıdığı belirtildi.

Bakanlar, uluslararası hukuka ve BMT kararlarına göre adil, kalıcı ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın yegâne yolunun iki devletli çözüm olduğunu vurgularken; bu çözümü baltalamayı amaçlayan adımların gerginliği artıracağını ve bölgedeki kalıcı barış fırsatlarını zedeleyeceği konusunda uyarıda bulundular.

Ayrıca bildiride, "E1" planı dahil yasa dışı yerleşim faaliyetlerinden sorumlu ya da bu faaliyetleri destekleyen kişi ve kurumlara uluslararası tedbirler uygulanması ve yaptırım getirilmesi yönündeki bütün çabaların desteklendiği ifade edildi. Bakanlar, yerleşimlerin oluşturulmasına veya genişletilmesine katkı sağlayan her türlü destek veya finansmanın durdurulmasını, "E1" planının derhal iptal edilmesini ve Filistin topraklarının coğrafi ve demografik yapısını değiştirmeye yönelik bütün tedbirlerin kaldırılmasını talep ettiler.

Son olarak BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere tüm uluslararası tarafları, uluslararası hukuki sorumluluklarını yerine getirmeye, yasa dışı yerleşimi durdurmak için acil ve etkili tedbirler almaya ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı dahil tüm devredilemez haklarını korumaya çağırdılar.