Batı’nın örsü ile Rusya’nın vaatlerinin çekici arasında Afrika’nın geleceği…

Rusya-Afrika zirvesinde Kıta’nın karşı karşıya olduğu sorunlar ve bunların uluslararası yansımaları görüşüldü. (Reuters)
Rusya-Afrika zirvesinde Kıta’nın karşı karşıya olduğu sorunlar ve bunların uluslararası yansımaları görüşüldü. (Reuters)
TT

Batı’nın örsü ile Rusya’nın vaatlerinin çekici arasında Afrika’nın geleceği…

Rusya-Afrika zirvesinde Kıta’nın karşı karşıya olduğu sorunlar ve bunların uluslararası yansımaları görüşüldü. (Reuters)
Rusya-Afrika zirvesinde Kıta’nın karşı karşıya olduğu sorunlar ve bunların uluslararası yansımaları görüşüldü. (Reuters)

Remzi İzzeddin Remzi

Afrika, geçtiğimiz temmuz ayı boyunca artan bir uluslararası ilgiye mazhar oldu. Bu ilginin iki nedeni var. İlki, ikinci Rusya-Afrika zirvesi, ikincisi de Nijer’deki darbe. Her iki hadisenin de Kıta’nın geleceği üzerinde yansımaları olabilir.

Zirve, Afrika uğruna ikinci mücadelenin yoğun bir şekilde devam ettiğini gösterdi. İlk mücadele, 1885-1914 yılları arasındaki dönemde görülmüştü. Nijer’deki darbe ise Afrika’nın gelecekte izleyeceği siyasi yola dair soruları gündeme getiriyor.

İki gelişme de zirve yoluyla doğrudan ve darbe yoluyla dolaylı olarak Rusya ile bağlantılı. Nitekim bu hadiselerin gelişme biçimleri, Rusya’nın Afrika’da oynamayı arzuladığı rolü etkileyecek. Ancak iki gelişmenin etkisine dair bir yargıda bulunmak için henüz erken. Zirvenin etkisi, Afrika ülkeleriyle Rusya’nın, sonuç belgelerinde beyan edilen beklentilerinin hayata nasıl geçirileceğine bağlı olacak.  

cdfae
St. Petersburg’da Rusya-Afrika zirvesi sırasında göndere çekilen bayraklar. (Reuters)

Bu olayların geleceğe ve Afrika’ya etkisini değerlendirmek için Kıta’nın son iki yüzyıllık tarihini gözden geçirmek faydalı olabilir.

Afrika uğruna ilk mücadele, Avrupalı sömürgeci güçlerin, zengin doğal kaynaklarından yarar sağlamak için Kıta’yı böldüğü dönemde yaşandı. Daha sonra, 20’nci yüzyılın geri kalanında Afrika, siyasi bağımsızlık mücadelesine girişti. Bu aşamada birçok ekonomi ve hükümet modeli denendiyse de çoğu başarısızlıkla sonuçlandı. Afrika, Soğuk Savaş sırasında Doğu ile Batı arasındaki rekabette de ikincil bir noktaydı. Tüm bunlar, Afrika’nın gerçek potansiyellerini işletmesine engel oldu.

Afrika ülkelerinin çoğu, Birleşmiş Milletler’de de dahil olmak üzere Ukrayna meselesinde Rusya karşıtı tutumlar benimsemekten kaçınmış olsa da Rusya ile olan ilişkilerinde bir güvensizlik oluşmaya başladı.

Bununla beraber 21’inci yüzyılın başından itibaren Afrika, tekrar uluslararası ilgi dairesine girdi. Bunu ‘Afrika uğruna ikinci mücadele’ olarak adlandırabiliriz. Ancak bu sefer mücadele, Afrika’nın doğal kaynaklarından fayda sağlamakla sınırlı kalmayarak onun pazarlarına, işgücüne, iletişim hatları boyunca uzanan ticaret yolları ile Atlantik ve Hint okyanuslarındaki ana deniz ticareti yollarına erişime kadar varıyor.

Dış güçlerin kullandığı araçlar ve koşullar bu sefer farklı olabilir, ama genel hedefler büyük ölçüde aynı: Afrika’nın muazzam potansiyellerinden istifade etmek. Bununla birlikte sonuç, bu defa Afrika ülkeleri için sıfır olmayacak. Zira bu kıta ülkeleri, kendilerini ulusal ve kitlesel çıkarlarını temin etmek için daha iyi konumlandıracak şekilde gelişti.

Ana oyuncular da değişti. Şöyle ki ilk mücadele Avrupalı güçleri kapsıyordu. İkinci mücadele ise birçok oyuncuyu içine alıyor. Kıta’da halen büyük çıkarları olan geleneksel Avrupalı güçlerin yanı sıra Çin, ABD, Japonya ve Rusya da bugün önemli oyuncular haline geldiler. Daha düşük seviyede Brezilya, Türkiye, Suudi Arabistan Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri ve hatta İran gibi ülkeler de bu bölgeye giderek daha fazla ilgi gösterir oldu.

Fransa ile Birleşik Krallık’ı hariç tutarsak, Rusya’nın Afrika’daki tecrübesi ana rakiplerine kıyasla çok daha uzun, daha yoğun ve geniş. Nitekim Sovyetler Birliği, 1950’li yıllardan itibaren Afrika’ya büyük bir ilgi gösterdi ve buradaki sömürgeciliğin sona ermesi için sürece destek verdi. Bu ilgi, Sovyetler Birliği 1991 yılında çökene kadar da gelişmeye devam etti.

1960’lardaki bağımsızlık on yılından sonra yaşanan siyasi ve toplumsal kargaşa ile zayıf ekonomik büyüme döneminin ardından 2000 yılında Afrika’nın talihi dönmeye başladı. Bu, Rusya ekonomisinin petrol, gaz ve emtia artışı sayesinde toparlanmasıyla aynı zamana denk geldi.

Ancak Rusya için dönüm noktası, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2006 yılında Afrika kıtasına gerçekleştirdiği ilk ziyaretten sonra geldi. O zamandan bu yana Rusya ile Afrika ülkeleri arasındaki ilişkiler önemli ölçüde gelişti ve 2019’da Soçi’de düzenlenen ilk Rusya-Afrika zirvesiyle doruk noktasına ulaştı. İlk zirve, Rusya için elverişli koşullarda gerçekleşti. Nitekim ekonomisi büyüyordu ve Rusya, bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin işgal ettiği konumu geri kazanmasını sağlayacak kadar büyük kaynaklar biriktirmişti.

Tasarrufu altındaki bol kaynaklar, (Kırım yarımadasının 2014’te ilhak edilmesinden ötürü Batı hariç) bazen birbirlerine düşman olan ülkelerin büyük çoğunluğuyla dengeli ilişkiler, Güney Yarım Küre (Küresel Güney) ülkelerinin birçoğunun taklit etmek istediği bir siyasi model ve Suriye’deki performansıyla güçlenen bir ordu sayesinde Rusya, Afrika’da temel bir oyuncu ve uluslararası sahada büyük bir güç olarak rolünü geri kazanmaya başladı.

O zamandan sonra Rusya, ters rüzgârlarla karşı karşıya kaldı. Önce, 2020 yılında Kovid-19 salgını geldi, sonra da 2022’de Ukrayna krizi. Salgın, ilk zirvenin beklentilerini ve planlarını boşa çıkardı.

Afrika ülkelerinin çoğu, BM’de de dahil olmak üzere Ukrayna meselesinde Rusya karşıtı bir tutum benimsemekten kaçınmış olsa da Rusya ile ilişkilerinde bir güvensizlik duygusu peyda olmaya başladı.

Afrika ülkeleri, savaşın neticesinde tahıl fiyatlarının yükselmesinden ötürü orantısız bir zarar gördü. Bununla birlikte Rusya’nın davranışları da Moskova’nın uluslararası sınırların dokunulmazlığına duyduğu saygıya dair soruları da gündeme getirdi ki bu dokunulmazlık, Afrika ülkeleri için temel bir ilkedir ve Afrika Birliği’nin selefi olan Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesi’nde yer alır.

Rusya, Batı tarafından 2014 yılına kıyasla daha ağır yaptırımlara maruz kaldığı için kayıplarını telafi etmek için başka uluslararası etkin taraflara dayanmaya ihtiyaç duyuyor.

Bunun bir sonucu olarak, aslında 2022 yılında düzenlenmesi kararlaştırılan ikinci zirve, Temmuz 2023’e ertelendi. Üstelik Rusya için daha az uygun koşullarda gerçekleşti. Zirve, Rusya ve Çin ile Batı arasında artan rekabet bağlamında şekillendi ki bu, Afrika ülkelerini rahatsız eden bir durum. Rusya’nın ana rakipleri, bir miktar önde. Nitekim Çin, Avrupa Birliği, Türkiye ve ABD, Afrika ile olan zirvelerini 2021’den 2022’ye kadarki dönemde gerçekleştirdi.

axscdwf
28 Temmuz’da St. Petersburg’da düzenlenen Rusya-Afrika zirvesine katılan liderlerin hatıra fotoğrafı. (AFP)

Bu sefer Rusya’nın Afrika’ya olan ilgisi fazladan bir önem ve ihtiyaç kazandı. Şöyle ki Rusya, Batı tarafından 2014 yılına kıyasla daha ağır yaptırımlara maruz kaldı. Bu yüzden de kayıplarını telafi etmek için başka uluslararası etkin taraflara dayanması gerek. Bu, yakın zamanda ilan edilen Rus dış politika anlayışına da açıkça yansıyor. Güney Yarım Küre’nin temel bir parçası olması itibarıyla Afrika’ya, çok kutuplu yeni bir dünya düzeni oluşturma çabasında önemli bir rol veriliyor.

Özellikle Afrika’daki maden zenginliği ve enerji talebi Rusya’ya, değerli madenler ve nadir toprak unsurları tedarikini artırmak ve aynı şekilde enerji projelerine ilişkin dış gelirleri güvence altına almak amacıyla, Batı yaptırımlarını bir kez daha aşması için stratejik öneme sahip bir alan sağlıyor. 

İkinci zirve, bu koşullarda gerçekleşti. Bunun için Afrika’nın temsil düzeyinin ilk zirvedeki temsil düzeyinden daha düşük olması garip değil. İlk zirveye 54 Afrika ülkesi ve 46 devlet başkanı katılmıştı. İkinci zirveye ise 48 ülke katıldı ve bunların sadece 27’si devlet başkanı, başkan vekili ya da başbakan tarafından temsil edildi.

Rusya, zirvede Afrika ile ortak kabul ettiği şu tutumları vurguladı: Çok kutuplu bir dünya düzeni arayışı, güvenlik iş birliği ve terörle mücadele, Batı’dan ekonomik bağımsızlık ve aile değerleri.

Afrikalı liderler de buna şunları ekledi: Gıda güvenliği, teknoloji aktarımı, yatırımlar, ihracatlarının pazarlara erişimi ve diğer benzer şeyler.

Zirve bildirisi, hem Rusya’nın hem de Afrika ülkelerinin gerçekleştirmek istediği ortak hedefleri yansıtıyordu: Küresel finans yapısının yeniden inşası da dahil olmak üzere daha adil ve çok kutuplu bir dünya düzeni kurulması, sömürgeciliğin Afrika ülkelerine verdiği zararın tazmin edilmesi ve sömürgecilerin taşıdığı kültür hazinelerinin iade edilmesi ve devletlerin egemenliğini baltalamayı amaçlayan yeni sömürgeci politikaların tezahürlerine karşı konması. Ayrıca ticaretin, ekonomik ve yatırım iş birliğinin ve teknoloji aktarımının güçlendirilmesi, Afrika Kıtası’nda gıda ve enerji güvenliğinin sağlanması, enerji dönüşümü alanında iş birliği yapılması.

Zirve kararlarını hayata geçirecek Rusya-Afrika Ortak Eylem Planı’na ek olarak üç başka bildiri daha kabul edildi. Bunlardan ilki, uzayda silahlanma yarışının engellenmesi; ikincisi, bilgi güvenliği konusunda iş birliği yapılması, üçüncüsü de terörle mücadelede iş birliğinin güçlendirilmesi ve kalıcı yeni bir Rusya-Afrika güvenlik mekanizmasının oluşturulması hakkında. Ayrıca her yıl Rusya-Afrika parlamento forumu düzenlenecek. Zirvede Rusya’nın Afrika ülkelerinin borç yükünü azaltmak için 90 milyon dolardan fazla kaynak ayıracağı ilan edildi. Moskova, 23 milyar dolarlık borcunu iptal ederek Afrika’nın Moskova’ya olan borcunun yüzde 90’ını kapatmış oldu.

Çin, ABD ve AB’nin düzenlediği zirvelerin yanı sıra Rusya ile Afrika arasındaki zirveler, Kıta’yı büyük güçler arasındaki rekabet alanına itti.

Yabancı güçler, Afrika ile olan ilişkilerine dair umutlarını artırırken Afrika ülkeleri de bu güçler arasındaki rekabetten devşirmek istediği faydalara ilişkin hırslı arzulara sahip. Bu beklentiler ile arzular arasındaki etkileşim, Afrika’nın geleceğini belirleyecek.

Çin, ABD ve AB’nin düzenlediği zirvelerin yanı sıra Rusya ile Afrika arasındaki zirveler, Kıta’yı büyük güçler arasındaki rekabet sahasına itti.

Rusya’ya gelince… Rusya’nın Afrika Kıtası’ndaki toplam ayak izi, ana rakipleriyle karşılaştırıldığında ikincil kalıyor. Ancak askerî iş birliği ile terörle mücadele (Nitekim Rusya, 2017’den 2021’e kadar kıtanın en büyük silah tedarikçisiydi ve Kıta’ya yapılan tüm silah ithalatının yüzde 44’ünü oluşturuyordu), enerji (nükleer enerji de dahil) ve madencilik faaliyetlerini bu karşılaştırmanın dışında tutuyoruz.

Rusya muhtemelen, özellikle yatırımlar ile para ve kalkınma yardımları söz konusu olduğunda Afrika ülkelerinin tüm beklentilerini karşılayabileceği bir durumda olmayacak. Bunu telafi etmek için Rusya, Avrasya Ekonomik Birliği ile BRICS’i devreye sokarak çabalarını güçlendirmeye çalışıyor.

Afrika ülkeleri açısından Rusya; teknik deneyiminin bolluğu, iş birliğine koşulsuz yaklaşımı ve Batı’yı dengeleyici bir güç olarak küresel konumu dolayısıyla çekici bir ortak. Afrika’nın enerji ihtiyacı ve yeşil enerjiye geçiş meseleleri, Batı’nın çifte standartları ve bu meselelere değinme gereği duyulmaması karşısında giderek daha fazla siyasallaştı ve çerçevelendi. Bundan hareketle Rusya’nın Batı’yı dengeleyici konumu önümüzdeki yıllarda daha fazla ilgi görebilir.

Buna ek olarak halihazırda Batı’nın yaptırımlarına uğrayan, Batı karşıtı bir tutum benimseyen, terörle mücadeleye ve güvenliğe odaklanan askerî rejimler (ki sayıları artabilir), Rusya’nın Afrika’daki çıkarlarını güçlendirmek için umut vaat eden bir platform teşkil ediyor.

Bugün Afrika Kıtası’nın GSYİH’si 3 trilyon ABD dolar. Kıta, büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olmasıyla gerçek bir ekonomik büyüme vaat ediyor. Ayrıca modern dünyamızı destekleyen hayati maden kaynaklarının yaklaşık yüzde 30’una da ev sahipliği yapıyor. Üstelik kıtanın verimli, ama tam olarak istifade edilmeyen toprakları gıda üretimi için büyük bir imkâna sahip. Afrika, dünyadaki yağmur ormanlarının da yüzde 30’unu barındırıyor. Bu yüzden iklim yönetiminde oynadığı önemli rol küçümsenemez. Bu noktada şunu da kaydedelim: Afrika, bu yüzyılın sonunda dünya nüfusunun yüzde 40’ına ev sahipliği yapıyor olacak ve önümüzdeki otuz yıl gençlerin sayısında 500 milyondan fazla artışa sahne olacak. Yani toplam küresel işgücünün yaklaşık yüzde 42’si Afrika’da olacak.

Afrika; çevresel bozulma, salgınlar, enerji güvenliği, terörizm ve gıda güvenliği gibi sınırları aşan küresel zorlukların çözümünde merkezî bir rol oynuyor. Kıta’nın önemi; modern ekonomiye yön veren lityum, kobalt, nikel vd. temel madenlerin tedarikinin sürdürülmesine kadar da uzanıyor. Ayrıca Afrika’nın devasa işgücü, 21’inci yüzyıl ve sonrasındaki işler için gerekli becerilerle donatılırsa bu, sadece bölge için değil, bir bütün olarak küresel ekonomi için bir nimet olacak. Ama bu, dünyanın hem doğusu hem de batısındaki büyük ekonomilerin Afrika ile, bu imkânlardan faydalanmalarına izin verecek türde ilişkiler kurma yeteneklerine bağlı.

vfbeg
Rusya-Afrika zirvesine katılanlar, 30 Temmuz’da Rusya Donanma Bayramı’nda düzenlenen askerî geçit törenini izledi. (Reuters)

Gerekli yatırımların yapılması halinde Afrika’nın bu sorunların çözümüne etkin bir şekilde katkı sunabileceği, zayıf noktaları doğru şekilde ele alınmazsa da dünya için giderek artan zorluklar oluşturacağı söyleniyor.

Sonuç olarak Rusya ve Afrika bazı ortak hedefler ve çıkarlarda buluşsa da güçlendirilmiş bir ilişkinin meyvelerini toplamak için her iki tarafın da üstesinden gelmesi gereken zorluklar var.

Öncelikle, özellikle Rusya ve Afrika’daki iş çevrelerinde iş birliğinin faydalarına dair bilinç düzeyinin artırılması gerekiyor.

İkincisi, Rusya’nın ticaret ve yatırım geleceği söz konusu olduğunda Afrika’nın beklentilerinin yönetilmesi lazım.

Üçüncüsü, Batı’nın dayattığı ağır yaptırım rejimiyle başa çıkmak için düzenlemeler yapılmalı.

Afrika ülkelerinin, Rusya ile ilişkilerini, Batı’ya ve özellikle de AB’ye karşı devam eden bağımlılığını tehlikeye atmadan güçlendirmek için bir yol bulması gerekecek.

Çin’in yanı sıra Rusya’nın Afrika’da sahip olduğu tek ayrıcalık, iş birliğinin koşulsuz gelmesidir. Afrika uğruna mücadele devam edecek ve belki de önümüzdeki yıllarda yoğunlaşacak. Afrika’nın önündeki zorluk, bu rekabeti kendi lehine nasıl döndüreceği olacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Hamaney: Protestolar, Amerika ve İsrail tarafından planlanan bir darbe girişimidir

Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)
Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)
TT

Hamaney: Protestolar, Amerika ve İsrail tarafından planlanan bir darbe girişimidir

Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)
Hamaney, devrimin yıldönümü vesilesiyle dün ayakta durarak televizyondan yaptığı konuşmada İran halkına hitap etti (Yüksek Liderin internet sitesi)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, ülkedeki son protestoların Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından düzenlenen bir darbe girişimi olduğunu söyledi.

Televizyonda yayınlanan konuşmasında Hamaney, yaşananların "kendiliğinden gelişen protestolar değil, ülkenin yönetimindeki hassas noktaları hedef almak amacıyla yapılmış bir Amerikan-Siyonist komplosu" olduğunu ifade etti.

Hamaney'in konuşması, ocak ayındaki protestolar hakkındaki tutumları nedeniyle "Reform Cephesi" lideri Azer Mansuri'nin yanı sıra parlamenterler ve eski yetkililer de dahil olmak üzere önde gelen reformcu isimleri hedef alan bir gözaltı dalgasıyla eş zamanlı olarak geldi.

Diğer yandan, Ermenistan'ın başkenti Erivan'da konuşan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'la yapılacak herhangi bir müzakerede "kırmızı çizgileri" belirleyecek "tek kişinin" Başkan Donald Trump olduğunu söyledi.


Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.