Şii İkili, Musa Sadr'ın mirasına sahip mi çıktı yoksa onu istismar mı etti?

Vefatının 45’inci yıldönümünde Musa es-Sadr'ın yaklaşımından geriye ne kaldı?

Musa Sadr'ın mirası, onun sancağını doğru tutamayanlar tarafından büyük ölçüde yok edildi (AFP)
Musa Sadr'ın mirası, onun sancağını doğru tutamayanlar tarafından büyük ölçüde yok edildi (AFP)
TT

Şii İkili, Musa Sadr'ın mirasına sahip mi çıktı yoksa onu istismar mı etti?

Musa Sadr'ın mirası, onun sancağını doğru tutamayanlar tarafından büyük ölçüde yok edildi (AFP)
Musa Sadr'ın mirası, onun sancağını doğru tutamayanlar tarafından büyük ölçüde yok edildi (AFP)

Sevsan Mehanna

Lübnanlı Şii siyasi lider ve din adamı Musa Sadr'ın ortadan kaybolmasının üzerinden 45 yıl geçmesine rağmen, kaybolma meselesi hâlâ gizemini koruyor.

Kendisi ve iki yoldaşı, Şeyh Muhammed Yakup ve gazeteci Abbas Bedreddin'in akıbeti hakkında halen kesin bir sonuca varılabilmiş değil.

Sadr, en son 31 Ağustos 1978'de iki arkadaşıyla birlikte Libya'nın başkenti Trablus'a yaptıkları ziyaret sırasında görülmüştü.

Şii Emel Hareketi'nin kurucusu olan İmam Sadr, Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin de katılacağı bir törende hazır bulunmak üzere Libya'ya gelmişti.

İmam Sadr, Şeyh Muhammed Yakup ve gazeteci Abbas Bedreddin ile birlikte Trablus'taki Beach Hotel'de ağırlanmıştı.

Libyalı yetkililer o dönemde Sadr ve iki arkadaşının 31 Ağustos akşamı Roma'ya giden bir İtalyan Havayolları uçağıyla Trablus'tan ayrıldıklarını açıkladı.

İtalyan yetkililer daha sonra Sadr'ın çantalarını Roma'daki Holiday Inn Otel'de bulmuştu.

Şii Emel Hareketi'nin destekçileri, Ağustos 2018'de başkent Beyrut'un doğusundaki Baalbek kasabasında düzenlenen tören sırasında İmam Musa Sadr'ın fotoğraflarını kaldırıyor
Şii Emel Hareketi'nin destekçileri, Ağustos 2018'de başkent Beyrut'un doğusundaki Baalbek kasabasında düzenlenen tören sırasında İmam Musa Sadr'ın fotoğraflarını kaldırıyor

İtalyan yargısının soruşturmaları, 1979 yılında Roma Cumhuriyet Savcısı'nın Sadr ve iki arkadaşının İtalyan topraklarına girmediğinin tespit edilmesinin ardından davayı düşürme kararıyla sonuçlandı.

Sadr'ın kaybolmasının üzerinden 45 yıl geçmesine ve kaybolduğunda 50 yaşında olmasına rağmen, Lübnan'daki Şii takipçileri ve hayranları, halen gerçeğin ortaya çıkmasını ve onun geri dönmesini bekliyor.

Kaybolma dosyasına dair yeni bulgular

Lübnan yargısı, geçtiğimiz ağustos ayının 26'sında Libya Adalet Bakanı Halime Abdurrahman'dan, Hannibal Kaddafi dosyasını müzakere masasına koymaya ve Aralık 2015'ten bu yana bir hapishanede tutuklu bulunan Hannibal'ın serbest bırakılmasını sağlayacak bir çözüme ulaşmak için hukuki ve insani iş birliği yapmaya hazır olduğunu ifade eden bir mektup almıştı.

Sadr'ın kaybolması dosyasını takip eden resmi bir kaynağın daha önce Independent Arabia'ya verdiği röportajda belirttiğine göre Hannibal, bilgi gizlemekle suçlandığı için hapishanede tutuluyor.

Ancak "Hannibal'ın sadece bilgi gizlemekle değil, aynı zamanda Sadr ve iki arkadaşının akıbetinden sorumlu olmakla da suçlandığı" göz önünde bulunduruluyor.

Ayrıca Şarku'l Avsat'ın haberine göre, Seyfülislam Kaddafi dosyasıyla ilgilenen bir adli kaynak, Libya'dan gelen mesajda "Sadr ve iki arkadaşının akıbetini açıklamak için herhangi bir istek ifade edilmediğini, sanki Lübnan'ın özgürce iş birliği yapması gerekiyormuş gibi davranıldığını" belirtti. 

Bu bağlamda Seyfülislam Kaddafi, kardeşi Hannibal'ın serbest bırakılması yönündeki taleplerinin reddedilmesi üzerine geçtiğimiz çarşamba günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri'ye sert ifadeler içeren bir mektup gönderdi.

Yerel medya kanalları üzerinden yayınlanan mektupta "Libya, içinde bulunduğu çöküntüden ayağa kalkacak ve eskisi gibi kükreyecek. İşte o zaman zulmedenler kaçacak delik arayacaklar" ifadeleri yer aldı.

Musa Sadr kimdir?

Musa Sadr 1928 yılında İran'ın Kum şehrinde doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarının çoğunu orada geçirdi. 1950 yılında Tahran Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi ve 1953 yılında ekonomi hukuku alanında üniversite diploması alana kadar İran havzasında ders verdi.

1954'te babasının ölümünden sonra Irak'a gitti ve 1959 yılına kadar orada kaldı. 1955'te ilk kez Lübnan'a geldi.

Ardından eğitimine devam etmek için Necef'e döndü. 1960'ta tekrar Lübnan'a geldi. 1969 yılında Yüksek Şii İslam Konseyi'ni kurdu ve başkanlığına seçildi.

1974'te Şii Emel Hareketi'ni kurdu. Daha sonra Lübnan'ın Sur şehrine yerleşti ve Lübnan'ın tüm bölgelerindeki Şii unsurlarla etkileşime girmek için uğraştı. Ayrıca çok sayıda hayır kurumu kurdu.

Silahlardan uzak

İmam Sadr, 1975 yılında Lübnan iç savaşının başlamasıyla birlikte savaşan mezhepler arasında diyalog köprüleri kurmak için çaba sarf etmiş ve bir grup Lübnanlı ile birlikte Ulusal Yatıştırma Komitesi olarak bilinen komiteyi kurmuştur.

Devam eden çatışmaları durdurmakta başarısız olunca, Beyrut'taki Safa Camii'nde oturma eylemi düzenledi ve birkaç gün boyunca açlık grevi yaptı.

Sadr, hükümetin kurulmasından sonra oturma eylemini sona erdirdi ve uzlaşma sağlamak için görüşme sözü aldı.

Sadr, 28 Haziran 1975 tarihinde iç savaşı durdurmak için yaptığı oturma eylemi sırasında şu ifadeleri kullandı:

Vatanımızın yok olmasından korkuyoruz. Uluslararası bir komplonun Lübnan'ı vurmayı hedeflemesinden korkuyoruz. Bu nedenle tüm olup bitenler sona ermedikçe ya da canımız çıkmadıkça bu camiyi ve bu oturma eylemini terk etmeyeceğiz. Barışla, nezaketle, silahlardan uzak durarak, oturma eylemleriyle, sabırla ve kararlılıkla bu planın başarısına katkıda bulunmayı umuyoruz ki vatanımızı kurtarabilelim.

Ayrıca Sadr, birçok uluslararası etkinliğe katıldı. Farklı mezhepler ve dinler arasında yakınlaşma çağrısında bulunan Sadr, dünya çapında mezhep çatışmalarına son verilmesi çağrısında bulunan ‘Müslüman ses' olarak ünlendi.

Musa Sadr dönemi ile Şii İkili arasında kalan Lübnan Şiileri

Al Janoubia web sitesi yazarı ve Genel Yayın Yönetmeni Ali Emin şöyle diyor:

Şii ikili terimi, İran tarafından her düzeyde desteklenen tek taraflı, kontrollü, denetimli ve kararlı bir menfaat nedeniyle bugün anlamını yitirmiştir. Musa Sadr'ın mirasının, onun sancağını yanlış bir şekilde tutanlar tarafından büyük ölçüde ortadan kaldırıldığı söylenebilir. Bunun için örnek olarak Musa Sadr'ın Muammer Kaddafi tarafından kaçırılmasının İran ve Libya rejimleri arasındaki mükemmel ilişkinin önünde herhangi bir engel teşkil etmediğini söylemek yeterlidir. Bu nedenle Sadr'ın kaçırılmasının, Libya-İran ilişkilerinin derinliğinin Kaddafi iktidarı boyunca sarsılmamasının nedenlerinden biri olduğu ifadesini benimsemiyoruz.

Emin, "Musa Sadr'ın Libya'da kaybolması, Lübnanlı Şiilerin bölgesel olarak kaçırılması sürecinin başlangıcıydı. O zamandan beri Suriye rejimi Şia üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya başladı. İran'da İslam devriminin zaferinden sonra İran etkisi Şii sahnesine girdi ve daha sonra para ve silah gücüyle Şiiler üzerindeki nüfuzunu Suriye rejimiyle paylaştı. Genel bir ulusal gerginlik de buna katkıda bulunurken Şii ikili (Emel Hareketi ve Hizbullah), İran ve Suriye'nin Lübnanlı Şiiler üzerindeki gücünü kontrol eden bir konuma getirildi" dedi.

Gazeteci ve araştırmacı Hasan Dur, "İmam'ın takipçilerini onunla kıyaslayarak yargılamanın her iki tarafa da haksızlık olduğuna şüphe yok. Şartlar değişti, meydan okumalar çoğaldı, çözüm ve çatışma araçları farklılaştı. En önemlisi de İmam Sadr'ın sahip olduğu nitelikler başkasında yok. İmam Sadr'ın belirlediği stratejik başlıklarda buluşsalar bile Emel ve Hizbullah tek bir parti değildir. Emel Hareketi ile Hizbullah arasındaki tamamlayıcı ittifakın şartlarını Hizbullah'ın doğuşundan yıllar önce yazan Sadr'ın gücü burada yatmakta. Bu da onun ileri görüşlülüğünün ve durumları doğru teşhis ederek üzerine aksiyon alırken ne kadar isabetli davrandığının kanıtıdır" ifadelerini kullandı.

Dur, sözlerini şöyle sürdürdü:

1Özellikle eski Başbakan Refik Hariri'nin öldürülmesinden sonra birçok kişi hareket ile parti arasında bir ayrılık yaratmaya çalıştı. O günden bu yana Şii İkili terimi şekillenmeye başladı. İttifak, iç çekişmeleri önlemek için stratejik entegrasyona doğru ilerleme kaydetti. Ardından kardeşlik ittifakını derinleştirmek için Temmuz 2006 saldırısı gerçekleşti. Böylece Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, Seyyid Hasan Nasrullah liderliğindeki askeri savaşa paralel olarak diplomatik bir savaş başlattı. Bu durum İsrail tarafından tanınan ve bazı Lübnanlılar tarafından reddedilen açık bir zaferle sonuçlandı. Ardından dramatik olaylar, Ekim hareketine kadar devam etti. Şii İkili'nin aynı pozisyonda olduğu 2019 yılı, Lübnan varlığına ve Şii toplumu ile direnişin kaderine tehdit oluşturan önemli olaylar olarak tarihe geçti.

"İmam Sadr'ın kimliğinin istismar edilmesi"

Lübnan Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan araştırmacı Mine Feyyaz, "Sadr, Lübnan'a nasıl ve neden geldi?" sorusunu sordu.

Feyyaz, "Sadr'ın kaygısı, başlangıçta Şii toplumunun statüsünü yükseltmekti. Belli bir süre boyunca da silahlanmaya teşvik etti. Ancak Lübnan'ı daha fazla tanıdığında tavrını değiştirdi. 1969 yılında Lübnan'daki silahlı Filistinli varlığını örgütlemek için yapılan Kahire Anlaşması'ndan sonra ve kaçırılmasından kısa bir süre önce söylemini değiştirerek şiddete karşı olmaya başladı. Diyalog ve bir arada yaşama çağrısında bulundu" ifadelerini kullandı.

O dönemde "Sadr'ın kaçırılıp öldürüldüğüne" inandığını dile getiren Feyyaz, "Sadr'ın kızının bahsettiği anlayışa binaen Sadr'ın halen hayatta olduğu ve bugün 95 yaşına geldiğini dillendirmenin, bir efsaneyi canlandırma ve onu beklenen Mehdi'ye benzetme çabası" olduğunu söyledi.

Feyyaz, "İmam Sadr'ın son günlerindeki yaklaşımını uygulamak ve hayata geçirmek şartıyla bu efsanenin yeniden canlandırılmasına karşı olmadığını" ifade etti.

Profesör, "Şii İkili'nin yaptığı şeyin, Sadr'ın sözlerinden kendi çıkarlarına uygun olanları iktidarda kalmak ve kitleleri kontrol etmek için seçip Sadr'ın imajını açık bir popülizmle istismar etmek olduğunu" beyan etti.

Feyyaz son olarak, "Bütün bu yaptıkları da eninde sonunda İran gibi yabancı devletlerin ekmeğine yağ sürmekten öteye geçmemiştir" dedi.

Şii gönüllerde Sadr'ın nasıl bir yeri var?

Yazar Ali Emin, konuya dair yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

Şii ulusal kimliğinin pekiştirilmesi, Musa Sadr'dan günümüze kalanlar arasında en bariz olanıdır. Çünkü İran'ın temsilcisi konumunda olan Hizbullah'ın İran yönetimine kaymasıyla Şiilerin ulusal kimliği ve İran'ın ideolojik dostluğu arasındaki uyumda dengesizlik ve kafa karışıklığı meydana gelmiştir. Emel Hareketi, Lübnanlı Şiilerin devletteki çıkarlarını temsil ettiği için bu alanda farklılığını korumaktadır. Ancak bu faktör de Hizbullah ve onun arkasındaki İran tarafından güdülen kemirme ve siyasi olarak yutma politikası ışığında etkisini kaybetmiştir. Öyle ki Emel Hareketi, liderliğinin iktidar dizginlerini büyük ölçüde Hizbullah'a devretmesiyle bir menfaat adına geri çekiliyor gibi görünmektedir.

İmam Musa Sadr, Lübnan kamuoyunun bilincinde devlet projesine katılımın önemli bir başlığını oluşturmuştur ve halen de oluşturmaya devam etmektedir. Sadr, Şii fırkasının işleriyle ilgilenecek Lübnanlı resmi bir kurum kurmak adına 1967 yılında Yüksek Şii İslam Konseyi adıyla bir kuruluş oluşturmaya çalıştı. Böylece Şii katılımı savaşını Lübnanlı bir mezhep başlığıyla devlet çerçevesine sokma eylemine girişmiş oldu. Bu durum o dönemde farklı nedenlerle birkaç Şii topluluktan tepkiler alınmasına da yol açtı.

Bazı tepkiler tarihi nedenlerle ortaya çıktı. Bazı tepkiler de siyasi nedenlerden kaynaklandı. Devletin içerisine dini başlık altında Şii siyasi iddiaların girme endişesi de bu minvalde sayılabilir. Tüm yaşananlar ve Sadr döneminde devam eden bu tartışmanın boyutları ne olursa olsun, Sadr'ın yaptıkları özünde devlete olan inancın ve dini ve mezhepsel açıdan tam bir sadakatin gereklilikleriydi.

Bu manada Sadr'ın Lübnan devletine olan inancının bedelini, projeyi kabul etmeyerek ödediği söylenebilir. Savaşa karşı duran Sadr, 1976 yılında Beyrut'taki Safa Camii'nde savaşı protesto etti. Savaşı durduramasa da Lübnanlıların sempatisini kazandı.

Dur, "İmam Musa Sadr'ın istisnai bir figür olduğuna şüphe yok. Lübnan sahnesindeki kısa süreli varlığıyla, tekrarlanması zor, benzersiz bir durum oluşturdu. Dolayısıyla Şii İkili'nin İmam Sadr'ın izinden gittiğini ve onun öğretilerini takip ettiğini doğrulayabiliriz. İmam, Lübnan'ın birliği ve bir arada yaşaması, çekişmelerin ve iç çatışmaların önlenmesi, Siyonist saldırganlığa karşı durulması, onun saldırgan doğasına karşı direniş gücünün en üst düzeye çıkarılması ve Lübnan'ın Arap dünyasına açılan tek kapısı olan Suriye ile yakın ilişkilerin kurulması konusunda çok istekliydi" değerlendirmesinde bulundu.

Dur, "Musa Sadr aramızda olsaydı, bu başlıklardan sapmazdı. Ancak aramızda olsaydı, istisnai varlığının farklı bir etkisi ve başka bir etkisi olurdu. Onun biyografisini, davranışlarını ve meselelere yaklaşımını takip eden herkes bunu açıkça ve objektif olarak fark edebilir" dedi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
TT

Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam bugün yaptıkları görüşmede, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakerelere hazır olup olmadığını ele aldı. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşme, ülkenin güneyine yerinden edilenlerin akınının sürdüğü ve Hizbullah ile İsrail arasında ikinci gününe giren ateşkes süreciyle eş zamanlı gerçekleşti.

Açıklamada, Avn ve Selam’ın ‘ateşkes sonrası aşamaya ve bunun kalıcı hale getirilmesine yönelik çabalara dair değerlendirme’ yaptığı, ayrıca İsrail ile yapılması beklenen müzakereler için ‘Lübnan’ın hazırlık durumunu’ ele aldığı belirtildi.

Görüşme, Avn’ın bir gün önce Lübnan halkına ve adını anmadan Hizbullah’a hitaben yaptığı sert tonlu konuşmanın ardından geldi. Avn konuşmasında, Lübnan’ın İsrail ile ‘kalıcı anlaşmalar’ hedefiyle yeni bir aşamanın eşiğinde olduğunu ifade ederken, doğrudan müzakerelerin ‘taviz’ anlamına gelmediğini vurguladı.

Hizbullah ile İsrail arasında, ABD Başkanı Donald Trump tarafından ilan edilen 10 günlük ateşkes kapsamında, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısından itibaren kırılgan bir ateşkes yürürlükte bulunuyor. 2 Mart’ta başlayan çatışmalarda yaklaşık 2 bin 300 kişi hayatını kaybederken, özellikle Lübnan’ın güneyi ve Beyrut’un güney banliyölerinden olmak üzere 1 milyondan fazla kişi yerinden edildi.

Hizbullah ve destekçileri, İsrail ile doğrudan müzakerelere karşı çıkmayı sürdürürken, daha önce de 2024 savaşı sonrasında Lübnan hükümetinin örgütün silahsızlandırılmasına yönelik kararını reddetmişti.

Öte yandan Hizbullah Siyasi Konseyi Başkan Yardımcısı Mahmud Kamati Al Jadeed TV’ye verdiği demeçte, “Cumhurbaşkanı’nın sözleri şok ediciydi” ifadesini kullanarak, konuşmada İran’a teşekkür edilmemesini eleştirdi. İran, Lübnan’daki ateşkesin Washington ile varılan ateşkes mutabakatının ‘bir parçası’ olduğunu açıklamıştı.

Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)

Ateşkesin ikinci gününde, özellikle Lübnan’ın güneyine doğru, yerinden edilenlerin akını sürüyor. Güneyi birbirine bağlayan sahil yolu, sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun trafikle kilitlendi.

Lübnan ordusu ile yerel yetkililer, İsrail bombardımanı nedeniyle kapanan yolları yeniden ulaşıma açmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Beyrut’un güney banliyösünde ise geniş çaplı yıkımın yaşandığı bölgede aileler, evlerini kontrol etmek ve ihtiyaçlarını almak üzere geri dönüyor. Ancak AFP muhabirlerine göre, bölgenin iç kesimlerindeki bazı mahalleler hâlâ büyük ölçüde boş durumda; birçok kişi geri dönmek için beklemeyi tercih ediyor.

Bu kişilerden biri olan ve dört çocuğuyla birlikte Beyrut sahilinde kurulu bir çadırda kalan Semah Haccul, güvenlik endişeleri nedeniyle henüz evine dönmeye hazır olmadıklarını söyledi.

Haccul, “Gece bir şey olmasından ve çocuklarımı alıp kaçamamaktan korktuğumuz için kendimizi güvende hissetmiyoruz” dedi.

Evine kısa süreliğine gittiğini belirten Haccul, Beyrut’un güneyindeki el-Leyleki bölgesindeki evinde hafif hasar tespit ettiğini, ‘çocukları yıkamak ve artan sıcaklıklar nedeniyle yazlık kıyafetler almak’ için eve uğradığını ifade etti. Ateşkesin gidişatını izlemek istediklerini vurgulayan Haccul, “Ateşkes kalıcı hale gelirse evlerimize döneceğiz” dedi ve çevredeki çadırlarda kalan onlarca ailenin de aynı yaklaşımı benimsediğini aktardı.

Selam ise Avn ile görüşmesinde, ateşkesin kalıcı hale gelmesi durumunda yerinden edilenlerin en kısa sürede güvenli şekilde evlerine dönebilmesini umduğunu dile getirdi. Selam, Lübnan devletinin bu dönüşü kolaylaştırmak için ‘yıkılan köprülerin onarılması, yolların açılması ve geri dönüşün mümkün olduğu bölgelerde gerekli ihtiyaçların sağlanması’ yönünde çalıştığını belirtti.


Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
TT

Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Lübnan'ın güneyinde düzenlenen saldırıda bir Fransız askerinin öldüğünü duyurarak, ölümünden Hizbullah'ı sorumlu tuttu.

Macron, X internet sitesinde yayınladığı paylaşımda, üç askerin de yaralandığını ve tahliye edildiğini belirterek, Lübnan hükümetini saldırıdan sorumlu olanlara karşı harekete geçmeye çağırdı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise Fransız güçlerini hedef alanlardan sorumlu olanların yargılanacağını belirtti.


Hamas'a Gazze'nin silahsızlandırılmasına razı olması için yoğun baskı uygulanıyor

Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
TT

Hamas'a Gazze'nin silahsızlandırılmasına razı olması için yoğun baskı uygulanıyor

Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)
Hamas ve İslami Cihad mensupları Gazze'de konuşlandı (Arşiv- AFP)

Hamas, Gazze Şeridi'nde faaliyet gösteren grupların, özellikle de silahlı kanadı "Kassam Tugayları"nın silahsızlandırılması planı üzerinde müzakereye başlamadan önce, arabulucular ve diğer taraflardan "Barış Konseyi" belgesini, en azından prensipte de olsa, kabul etmesi yönünde büyük bir baskıyla karşı karşıya.

Gazze Şeridi dışındaki iki Hamas kaynağı Şarku’l Avsat’a, bazı arabulucu ülkelerin, Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından yaklaşık iki hafta önce hareketin liderliğine sunulan ve şartlarının daha sonra başka bir aşamada müzakere edileceği anlayışıyla hazırlanan plana ilk yazılı onayı vermeleri için hareketi ikna etme girişimleri olduğunu söyledi.

İki kaynak, İsrail'i ateşkes anlaşmasının ilk aşamasını uygulamaya mecbur eden net garantiler alınmadan önce bu onayın alınması yönünde girişimler olduğunu açıkladı. Müzakere ekibinin, ikinci aşamayı müzakere etmeye geçmeden önce ilk aşamanın tamamının uygulanmasını sağlamayı amaçlayan pozisyonuna bağlı kalmakta ısrar ettiğini belirttiler.

Gazze'deki yıkım (Arşiv- AFP)Gazze'deki yıkım (Arşiv- AFP)

İki kaynak, “Arabulucular ve çeşitli taraflar, birinci aşamanın istisnasız olarak eksiksiz bir şekilde uygulanması karşılığında, ikinci aşamanın da eş zamanlı olarak derhal uygulanmaya başlanmasını sağlamaya yönelik girişimlerde bulunuyorlar. Bu hareket bir anlaşmaya yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Bir kaynak, Hamas liderliğinin, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'nin, hareketin ikinci aşamayla ilgili belgeyi imzalama konusundaki ilk anlaşmasını istismar ederek, hareketin orijinal planda hâlâ reddettiği ve açık değişiklikler talep ettiği adımlara zorlayacakları yönünde ciddi endişeler taşıdığını belirtti.

Kaynak, bazı arabulucu ülkelerin Hamas'ın pozisyonunu ve endişelerini anladığını ve bu konuda güven verici mesajlar iletmeye çalıştığını, ancak hareket içindeki ve Filistinli gruplarla olan iç temasların ve görüşmelerin hala devam ettiğini kaydetti.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir fraksiyon kaynağına göre bazı gruplar, arabulucuların desteğiyle, Gazze Şeridi'ndeki nüfusun insani ve yaşam koşullarındaki iyileşmeden faydalanmak amacıyla ikinci aşamanın 8 aydan 3 veya 4 aya indirilmesini önerdi. Özellikle, evleri yıkılan ve çok zor ve çetin koşullarda yaşayan yerinden edilmiş kişilerin yaşamlarının giderek kötüleşmesi göz önüne alındığında, yeniden yapılanma aşamasının acilen başlatılması gerektiği vurgulandı.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta bir kız çocuğu su taşıyor (Arşiv- AFP)Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta bir kız çocuğu su taşıyor (Arşiv- AFP)

Etkili kaynak, ikinci aşamanın uygulama süresinin kısaltılma amacının, başta iç işlerini düzene koymaya, halkın ihtiyaçlarına dikkat etmeye ve bütünleşik bir Filistin ulusal sistemi inşa etmeye çalışan Filistinliler olmak üzere tüm taraflara hizmet edecek daha ileri aşamalara geçmek olduğunu değerlendiriyor. Ayrıca, Arap ülkelerinin yanı sıra Türkiye de dahil olmak üzere İslam ülkelerinden de Filistin ulusal diyaloğuna geri dönülmesi yönünde çabalar sarf edildiğini, ancak şu ana kadar yakın zamanda toplantı yapılacağına işaret edebilecek bir ilerleme olmadığını, buna rağmen çabaların devam ettiğini belirtti.

Silahların kısıtlanması konusunda gruplar arasında bir mutabakat olduğunu, ancak önerilen şekilde olmadığını ifade etti. Grupların temel teklife eklemek istedikleri değişiklikler olduğunu ve ikinci aşamaya ilişkin ciddi görüşmeler başlarsa, değişikliklerini sunmak için mevcut temasların nereye varacağını bekleyeceklerini söyledi.

Bu durum, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki gerilimi artırmaya devam ettiği ve Filistinli kayıpların sayısının arttığı bir dönemde yaşandı.

Bu sabah, Gazze Şehri'nin doğusunda ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'nin doğusunda açılan ateş sonucu birinin durumu ağır, 4 Filistinli yaralandı.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta ve kuzeydeki bölgelerde sivilleri ve yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan bir dizi saldırısında dün 3 Filistinli öldürüldü. Kurbanlar arasında, UNICEF'in desteğiyle yerinden edilmiş kişilere su taşıyan kamyonu kullanan iki Filistinli kardeş de bulunuyordu. Olayın ardından UNICEF, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki faaliyetlerini askıya aldığını duyurdu.

10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ndeki Filistinli kurbanların sayısı 773 kişiyi aşarken, 2 bin 15'ten fazla kişi de yaralandı. 7 Ekim 2023'ten bu yana toplam ölü  sayısı ise 72 bin 500 kişiyi geçti.