Soçi Zirvesi’nde Tahıl Koridoru Anlaşması’nın yeniden canlandırılmasının önündeki engellerin aşılması yönünde umut

Soçi Zirvesi’nde Tahıl Koridoru Anlaşması’nın yeniden canlandırılmasının önündeki engellerin aşılması yönünde umut
TT

Soçi Zirvesi’nde Tahıl Koridoru Anlaşması’nın yeniden canlandırılmasının önündeki engellerin aşılması yönünde umut

Soçi Zirvesi’nde Tahıl Koridoru Anlaşması’nın yeniden canlandırılmasının önündeki engellerin aşılması yönünde umut

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i dün Soçi’de bir araya getiren zirvede, Tahıl Koridoru Anlaşması’nın yeniden canlandırılması ihtimaline odaklanıldı.

Görüşmelerde bu konudaki engellerin aşılmasına değinilirken, Erdoğan toplantı sonrasında yaptıkları açıklamada yakında bir ‘atılım’ olasılığı olduğunu dile getirdi.

Putin ise, Batı’nın Rusya’nın şartlarını yerine getirmesi halinde anlaşmaya dönebileceklerini söyledi.

Rusya, Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye’nin arabuluculuğuyla imzalanan anlaşmadan bir yıl sonra Temmuz ayında çekilmiş ve o dönemde gıda ve gübre ihracatının engellerle karşı karşıya olduğunu açıklamıştı.

Erdoğan, daha önce Putin’i anlaşmaya uymaya ikna etmede önemli bir rol oynamıştı ve şimdi de BM ile birlikte Rus lideri bu anlaşmaya geri dönmeye ikna etmeye çalışıyor.

Erdoğan, Soçi’de 2022’den bu yana Putin’le yaptığı ilk görüşmenin ardından şunları söyledi;

Rus dostlarımızın dile getirdiği hususları biz de farklı vesilelerle ifade ettik, ediyoruz. Eksiklerin giderilerek girişimin devam ettirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu konudaki görüşlerimizi değerli dostumla da samimiyetle ikili görüşmemizde paylaştım. Bu kapsamda Birleşmiş Milletlerle bir istişare, önemli ilerlemeler içeren yeni öneriler paketi hazırladık. Bu yeni süreç vasıtasıyla netice almanın mümkün olduğu kanaatindeyim. Türkiye olarak beklentileri karşılayacak bir çözüme inşallah kısa sürede ulaşacağımıza inanıyorum.

Rusya’nın şartları

Batı’nın Rus tarım ürünlerinin küresel pazarlara ulaşmasını engelleyen engelleri kaldırması halinde Rusya’nın anlaşmaya dönebileceğini söyleyen Putin şu ifadelerle devam etti;

Tahıl koridorunun askıya alınması söz konusu. Biz bu kararı almak zorundaydık. Batı ülkeleri sözlerini yerine getirmediği için çekilmek zorunda kaldık. Biz bunu canlandırmak istiyoruz. Sadece bir şartımız var. Bizim ürünlerimizin de engelsiz bir şekilde denize çıkmasını istiyoruz. Tahılımızın ihtiyaç sahiplerine gitmesini istiyoruz.

Batılıların, Rusya’nın tahıl anlaşmasından çekilmesinin ardından gıda krizine neden olduğu yönündeki suçlamalarının yanlış olduğunu, zira bu adımdan sonra fiyatların artmadığını dile getiren Putin, “Göze çarpan bir yiyecek sıkıntısı yok” dedi.

Moskova’nın geçen yıl rekor miktarda buğday ihraç edeceğini açıklamasına ek olarak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden sonra gıda ve gübre ihracatı Batı’nın uyguladığı yaptırımlara tabi olmasa da, Rusya ve diğer tarım ihracatçıları, ödemeler, lojistik ve sigorta üzerindeki kısıtlamaların bu ihracatları engellediğini vurguluyor.

Putin dünkü açıklamasında, “Batı, Rusya’dan dünya pazarlarına tahıl ve gübre tedarikini engellemeye devam ediyor” dedi.

Gönderilen gıdanın yüzde 70’inin gelişmiş ülkelere ulaştığını belirten Putin şöyle devam etti;

“Biz tahıl girişimine Türkiye ve BM sağladığı için katılmaya karar verdik. Bu Rusya'nın menfaatineydi, Rusya lehine yapılması gerekenler yapılmadığı halde koridoru uzattık. Fakat Batılı partnerlerimiz bizi dolandırdı diyebilirim. Bu koridora katılma isteğimiz var ancak onlar önce kendi sözlerini tutsunlar.”

Dünyanın en önemli tarımsal ürün üreticileri arasında yer alan Rusya ve Ukrayna, buğday, arpa, mısır, kolza tohumu, kolza yağı, ayçiçeği tohumu ve ayçiçek yağı pazarında önemli bir rol oynuyor.

Putin, Rusya’nın bu yıl tahıl hasadının 130 milyon tona ulaşmasını beklediğini, bunun 60 milyon tonunun ihraç edilebileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, anlaşmaya ilişkin açıklamasında, “Bu yeni süreç vasıtasıyla netice almanın mümkün olduğu kanaatindeyim. Ukrayna'nın, Rusya ile müşterek adımların atılabilmesi noktasında yaklaşımlarını tabii ki yumuşatması gerekiyor” ifadelerini de kullandı.

Avrupa ülkeleri yerine Afrika’ya daha fazla tahıl gönderilmesi çağrısında bulunan Erdoğan, “Afrika ülkelerine gönderilecek tahıl önemli ama buradan çıkacak tahılın yüzde 44’ü Avrupa ülkelerine giderse, buna haklı olarak Rusya olumlu bakmıyor” diye konuştu.

Türkiye ve BM himayesinde 2022 yazında varılan anlaşma, Ukrayna’dan tahıl ihracatına olanak sağlarken, gıda fiyatlarındaki artışa ilişkin küresel kaygıları da yatıştırdı.

NATO üyesi Türkiye, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna'yı işgal etmesine rağmen, Putin ile Erdoğan arasında yakınlığı devam eden ilişkiye dayanarak, anlaşmayı Moskova ile Kiev arasında daha kapsamlı barış müzakerelerini tesis edecek şekilde canlandırmayı umuyor.

Ankara, savaşın başından bu yana Moskova ve Kiev ile ilişkilerinde dengeyi korumayı başardı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a, Tahıl Koridoru Anlaşması’nın yenilenmesi için somut adımların bulunduğu bir mektup gönderdiğini bildirdi.

Moskova’nın ana taleplerinden biri, Rus tarım bankası Rosselkhozbank’ın uluslararası ödeme ağı SWIFT’e yeniden bağlanmasıydı.

Avrupa Birliği (AB), Ukrayna’yı işgal etmesi nedeniyle Rusya’ya uyguladığı sert yaptırımlar kapsamında Haziran 2022’de bu bağlantıyı kopardı.

Putin, 1 milyon ton Rus tahılını Türk fabrikalarında işlenmek üzere indirimli fiyatlarla Türkiye’ye gönderme ve en çok ihtiyaç duyan ülkelere gönderme planının tahıl anlaşmasına alternatif olmadığını söyledi.

Altı Afrika ülkesine ücretsiz tahıl

Putin, Temmuz ayınca, ülkesinin tahıl anlaşmasından çekilmesinin Afrika ülkelerini olumsuz etkilemeyeceğini belirtti.

Daha sonra da, Rusya’nın kuzeybatısındaki St. Petersburg’da yapılan Rusya-Afrika zirvesinde, önümüzdeki aylarda altı Afrika ülkesine ücretsiz tahıl dağıtma sözü verdi.

Putin dün de, Rusya’nın altı Afrika ülkesine (Burkina Faso, Zimbabve, Mali, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Eritre) 50 bin ton ücretsiz tahıl tedarik etmek üzere bir anlaşma imzalama sürecinde olduklarını bir kez daha söyledi.

Erdoğan da, tahıl anlaşmasına yönelik ‘alternatif tekliflere’ değinerek şu ifadeleri kullandı;

Karadeniz girişimi küresel gıda kriziyle mücadelede anahtar rol oynadı. Özellikle Afrika gibi tahıla en çok ihtiyaç duyanlar için bir nefes borusu oldu. Gündeme getirilen alternatif öneriler Karadeniz girişimi gibi sürdürülebilir, güvenli ve taraflar arası işbirliğine dayanan kalıcı bir model sunamamıştır.

Askeri durumla ilgili olarak Putin, Ukrayna’nın Haziran başında başlattığı karşı saldırının Kiev için patinaj değil çöküş olduğunu söyledi.

Putin, Kiev’in karşı saldırısının başarısız olduğunu öne sürerek, “Bundan sonra neler olacağına bakacağız, umarım böyle devam eder” diye ekledi.



Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
TT

Yeni bölgesel durum ve İsrail tehdidi arasında Lübnan ve Suriye

Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)
Suriye'nin güney sınırı boyunca yer alan İsrail tarafından ilhak edilen Golan Tepeleri'ndeki bir bölgede bir Merkava tankını inceleyen bir İsrail askeri, 25 Mart (AFP)

Elie el-Kasifi

Ortadoğu’daki tabloyu okumak için iki ana başlık var. Bunlardan birincisi İsrail’in Gazze Şeridi’ne ve dolayısıyla Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve Batı Şeria'dan bahsetmemesi, ikincisi ise İran'ın nükleer programı, balistik silahları ve belki de Tahran destekli milislerin bölgedeki geleceğiyle ilgili müzakereler konusunda İran ve ABD arasında karşılıklı olarak verilen mesajlar ve savrulan tehditler.

Bu iki başlık arasındaki tüm bağlantıları, sanki bölge için hala sisli, dalgalı ve binlerce soruyu beraberinde getiren bir gelecek öngörüyormuşuz gibi aramanın bir önem yok. Bu iki başlığın eşzamanlı ve uluslararası sahneyi her geçen gün sarsan Donald Trump döneminde ABD'nin bölgedeki stratejisinin mihenk taşı olması yeterli. Zira bunun İran'dan Sudan'a, doğudan batıya bölgedeki tabloyu etkilemeden yapılması mümkün değil.

İster doğuda ister batıda” olsun hiç kimse tarafından 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana istediğini yapmaktan caydırılamayan İsrail, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a girmesinden bu yana ABD'nin bölgedeki tutumuyla birebir özdeşleşmiş durumda. Trump’ın 20 Ocak'ta göreve başlamasının arifesinde İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkesin, ABD’nin Cumhuriyetçi Başkanı’nın seçim kampanyası sırasında söz verdiği gibi Gazze'deki savaşı durdurma konusunda ciddi olduğunu gösterdiği doğru olsa da çok geçmeden Trump'ın vaatlerinin İsrail'i ve hatta kendisini bile bağlamadığı ortaya çıktı. Slogan atma ve son tarih belirleme konusunda başarılı olan Trump’ın gerçeklere uyum sağlama ve planlarını yavaşlatma ya da iptal etme konusunda daha becerikli olduğu da açıkça görüldü. Aynı şey Ukrayna'daki savaşı rekor bir sürede sona erdirme vaadi için de geçerli.

Gazze Şeridi'ndeki savaşa gelince, İsrail’in yeniden başlayan saldırısı, sanki ABD’nin mevcut stratejisinin bir parçasıymış ve sadece İsrail stratejisini yansıtmıyormuş gibi ABD'nin tam desteğine sahip. Bu da Trump dönemi ile İsrail'in Gazze’deki ve bölgedeki vahşetini örtbas etmekten geri kalmayan Joe Biden dönemi arasında büyük bir fark olduğunu gösterdi. Ancak ABD’nin ve İsrail’in stratejileri arasındaki uyum daha önce hiç Trump yönetiminde olduğu kadar ileri boyutlara ulaşmamıştı. Trump'ın açıkladığı Gazze halkını yerinden etme planı bunun tek kanıtıdır. Trump, bu plandan geri adım atmış ya da planını ertelemiş gibi görünse de bu plan İsrail aşırı sağı için çok iddialı bir Amerikan tavanı oluşturdu. İsrail aşırı sağının önerilerine karşı zaman zaman çok muğlak da olsa bir mesafe koyan önceki Demokrat Partili Joe Biden yönetimi döneminde durum böyle değildi.

Aslında İsrail'in Gazze Şeridi’ne karşı yeniden başlayan saldırısı ‘güç yoluyla barış’ sloganının pratikteki tercümesi olurken pratikte bölgede barışı sağlamaktan ziyade İsrail'in bölge üzerindeki kontrolünü dayatmak anlamına geliyor. Ancak İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana geleneksel rakipleri olan Filistinli gruplar ve Hizbullah'a karşı elde ettiği tüm ‘başarılara’ rağmen, şimdiye kadar kendisi için tamamen elverişli bir bölgesel durum tasarlayabilmiş ya da bölge üzerinde kontrolünü empoze etmesine yahut çevresiyle normal ilişkileri olan bir devlete dönüşebilmiş değil. Aksine, İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye’de güç kullanmaya devam etmesi, onu bölgede ‘normal bir devlet’ olmaktan giderek daha da uzaklaştırıyor.

Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığından ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum tesis edildiğinden, İsrail'in Lübnan'daki saldırıları artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a yönelik saldırılar olarak görülmüyor.

İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatması, Hizbullah ile bölgedeki devletler ve halklar arasındaki köklü husumet göz önüne alındığında, Hizbullah'a karşı olumsuz bir hassasiyet uyandırmak bir yana İsrail'in Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra Suriye'ye girmeye devam etmesi ve buradaki mezhepçi grupları kendi tarafına çekmeye çalışması, Suriye topraklarını sürekli bombalaması, İran'ın bölgedeki hegemonik projesinin çöküşünden sonra belli bir bölgesel denge yaratmaya çalışan bölgenin ağır toplarının İsrail'e karşı hassasiyetlerini ve öfkelerini artırdı. Tüm bunların yanında İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki soykırım savaşını sürdürmesi, bölge genelinde İsrail'e yönelik nefreti pekiştirirken İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi ihtimalini ortadan kaldırdı ya da en azından uzun bir süre için erteledi.

7u6ı8o9
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısında hasar gören bina, 1 Nisan 2025 (AFP)

Hatta Lübnan dosyasıyla ilgili olarak İsrail'in ateşkesi açıkça ihlal ederek Lübnan topraklarında beş yeri işgal etmesi ve Beyrut'un güney banliyölerini yeniden bombalamaya başlaması, Hizbullah'ın askeri yetenekleri büyük ölçüde zayıfladığı ve Lübnan'da Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle yeni bir siyasi durum oluştuğu için bunlar yapılan artık bölgesel ve uluslararası alanda Hizbullah'a karşı yapılmış gibi görülmüyor. Öyle ki Hizbullah, doğrudan ya da dolaylı sorumlulukla, geçtiğimiz hafta İsrail’deki yerleşim birimlerine iki parti halinde ham roketlerle saldırmış olsa da bu durum İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını haklı çıkarmıyor. İsrail’in saldırıları Hizbullah’ın roketli saldırılarına verilen bir yanıt değil, Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'de ateş kontrolünü sağlama iddiasından öteye geçmiyor.

Bu durum bölgedeki çatışmayı bir yanda İran ve vekilleri, diğer yanda İsrail arasında olmaktan çıkarıp bir yanda İsrail diğer yanda onun politikalarından etkilenen bölge ülkeleri arasında olmaya doğru sürüklüyor. Tel Aviv'in Suriye'nin güneyindeki saldırılarını genişleterek ve orada süresiz kalma tehdidinde bulunarak körüklemeye devam ettiği Suriye'de Türkiye ile İsrail arasında ortaya çıkan gerilim, bunun en açık örneğidir. Ayrıca İsrail, Suriye'de çoğunlukla Türkiye tarafından desteklenen yeni hükümete sürekli olarak saldırmış ve Suriye toprakları içindeki birçok yeri bombalamıştır.

Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti.

Peki Türkiye ile İsrail arasında Suriye’de yaşanan gerilim doğrudan bir çatışmaya dönüşür mü? Bu soruya cevap vermek için henüz çok erken olsa da Ankara'nın Suriye ordusuna eğitim vermek için Suriye'nin orta kesimlerinde yer alan Palmira’da (Tedmur) bir askeri üs kurmayı planlıyor olmasına İsrail'in verdiği tepkiden de görülebileceği gibi böyle bir çatışma mümkün. Her halükarda İsrail'in, saldırılarının, bombalamalarının ve ‘sızma girişimlerinin’ Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve hükümeti için görmezden gelemeyecekleri büyük bir meydan okumaya dönüşmesinin ardından Suriye'deki yeni hükümetin hızını etkilemeye çalıştığı aşikar. Bu konu Türkiye ile Şara yönetimi arasındaki başlıca ortak meselelerden biri haline geldi.

Trump'ın uzun süredir ABD güçlerini Suriye'den çekme arzusundan hareketle Türkiye ile İsrail arasında Suriye konusunda bir anlaşma yapılması için belli bir anda inisiyatif alacağını, bunun da ABD'nin Suriye'nin kuzeyinin güvenliğini Türkiye'ye emanet etme ihtiyacını haklı çıkardığını ve bu yüzden ABD yönetiminin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şara yönetimi arasındaki anlaşmaya buradaki güvenlik düzenlemelerinin bir başlangıcı olarak itiraz etmediğini konuşanlar var. Bu anlaşmanın İsrail'in Suriye’ye yönelik politikalarından görünenin aksine Washington’ın Suriye’nin bölünmesini teşvik etmediğine dair bir sinyal verdiği de bu dosyanın gündeme getirdiği bir diğer nokta. Ancak henüz Suriye konusunda net bir ABD-İsrail çelişkisinden bahsetmek mümkün değilse de ABD'nin özellikle şu an Washington tarafından daha önce eşi ve benzeri görülmemiş şekilde korunan İsrail'in dosyaları ve arenaları birbirine bağlamasından bu yana Suriye stratejisinin bir bütün olarak bölgedeki dosyalarla ilgilenme stratejisinden ayrı tutulamayacağı kesin.

cfvbghy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara'da bir araya geldiler, 4 Şubat 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

İsrail'in Lübnan ve Suriye'nin yanı sıra Gazze ve Batı Şeria ile ilişkilerinin hızı ile başta Suudi Arabistan-Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin hızı arasında da bir çelişki var. İsrail bu bölgeleri gerginliğin ve istikrarsızlığın ortasında tutmaya çalışırken, İran'ın bölgedeki yayılmacı projesinin körüklediği yaklaşık yirmi yıldır süregelen çatışmaların ve krizlerin ardından bu bölgelerde istikrarın sağlanması Riyad ve Ankara'nın açıkça çıkarınadır. Bu durum, Suriye'deki ve daha az ölçüde Irak'taki çatışma dinamiklerinin bir parçası olan Ankara'ya kıyasla Riyad için daha çok geçerli.

Bu çerçevede Lübnan ve Suriye savunma bakanları arasında Riyad'da yapılan toplantının, Lübnan ve Suriye arenalarını tek bir arena olarak ele alan bölgesel ve özellikle Arap ülkeleri arasındaki dinamiği göstermeye yetti. İsrail de bu iki arenayı tek bir arena olarak ele alıyor, ancak bu iki dinamik arasında, önümüzdeki ay Donald Trump'ın Suudi Arabistan'dan başlamak üzere Körfez'e yapacağı ziyaret turunda önemli bir noktaya gelecek olan bölgesel sahneyi bir bütün olarak etkilemesi mümkün olmayan açık bir çelişki söz konusu.

Trump’ın Körfez ülkelerine gerçekleştireceği ziyaret, ABD yönetiminin bölgedeki arenaların birbirine bağlılığını ne ölçüde kabul ettiği sorusunu gündeme getiriyor. Dolayısıyla İsrail, Gazze Şeridi’ndeki ve Batı Şeria'daki saldırılarını sürdürdüğü, Suriye'ye sızmaya devam ettiği, Lübnan'ın beş noktasında askerlerini konuşlandırdığı ve Lübnan ve Suriye topraklarını bombalamaya devam ettiği sürece mevcut durumda herhangi bir bölgesel anlaşmaya varılması oldukça zor.

Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın bölgesel nüfuzunun ciddi şekilde erimesi, bölge ülkelerinin Ortadoğu’daki tabloya geçmiş yıllardan, özellikle de 2015 yılında eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimi ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşmadan farklı bakmasına neden oluyor. O dönemde bu anlaşma İran'ın bölgede serbest kalmasıyla aynı anlama geliyordu. Şimdi ise İran rejimini çökmekten zar zor kurtaran bir anlaşmaya dönüştü. Dolayısıyla, bölge ülkelerine yönelik İran tehdidi artık geçmiş yıllarda olduğu gibi değil. Bu tehdit, İsrail hükümetinin aşırılık yanlısı politikaları nedeniyle yerini İsrail tehdidine bıraktı. İsrail tehdidi bölgedeki kaosu derinleştirmeye devam ediyor.

Ancak asıl önemli soru şu: Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ‘İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye girdiğini ve onları sahada kontrol ettiğini, bunun da kapsamlı bir normalleşmeye kapıyı araladığını’ söylediğinde İsrail’in şu anki hızının bölgede uzun bir istikrarsızlık evresine işaret ettiği göz önüne alındığında, İsrail ile ABD arasındaki bu uyum daha ne kadar devam edecek? Trump’ın Gazze Şeridi’ni ‘Ortadoğu’nun Rivierası’ yapma önerisi ya da Rusya ile Ukrayna arasında barışı aceleye getirmesi gibi krizlerle başa çıkma konusundaki tarzı da İsrail ile tamamen uyumlu. Çünkü gerçekler Gazzelilerin gitmeye hazır olmadığını gösterirken ve ilk etapta gidebilecekleri bir yer yokken önerilerine kimsenin karşı koyamayacağına inanıyor ya da bunu ima ediyorlar. Rusya kendi koşullarını karşılamayan bir barışı sonuca ulaştırma konusunda hiç acele etmiyor, aksine Trump'ın girişimini tüketmeye ve kazanımlarını genişletmeye çalışıyor. Lübnan ya da Suriye'de normalleşme sürecinin mümkün ve gerçekçi olduğunu gösteren tek bir işaret dahi yok. Üstelik Witkoff'un önerdiği normalleşme reçetesi bölgesel kaosun daha uzun yıllar devam etmesinden başka bir işe yaramayacak.

Buna karşın Trump ve ekibindekilerin pervasız olduklarını, ne yaptıklarını bilmediklerini ve dünyayı gösterişli bir şekilde yönetmek istediklerini düşünmek saçma olur. ABD politikalarını ‘rasyonel’ olarak ele almak her zaman daha iyidir. Doğaları gereği hareketli olsalar da Trump ve ekibindekiler, şimdiye kadar sundukları çelişkili normalleşme önerileriyle ‘yaratıcı kaos’ teorisine inanıyor ya da bunu yeniden denemeye çalışıyor gibi görünüyorlar.