Kerkük'te ‘isyanlar’ ve iç savaş uyarıları

Kerkük'te Kürt partisi genel merkezinin taşınması konusundaki anlaşmazlık nedeniyle huzursuzluk yaşanıyor.

Erbil-Kerkük arasında kapanan anayol 3 Eyül’de yeniden trafiğe açıldı. (AFP)
Erbil-Kerkük arasında kapanan anayol 3 Eyül’de yeniden trafiğe açıldı. (AFP)
TT

Kerkük'te ‘isyanlar’ ve iç savaş uyarıları

Erbil-Kerkük arasında kapanan anayol 3 Eyül’de yeniden trafiğe açıldı. (AFP)
Erbil-Kerkük arasında kapanan anayol 3 Eyül’de yeniden trafiğe açıldı. (AFP)

Shelly Kittleson

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil ile Kerkük arasındaki ana yol, çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği şiddet olayları sonrası bir haftalık kapanmanın ardından, 3 Eylül sabahı yeniden trafiğe açıldı.

Irak'ta federal güçlerin Kürt siyasi partisinin genel merkezine geri verilmesi planı üzerindeki anlaşmazlık, Irak'taki yerel topluluklar arasında, özellikle Bağdat merkezli hükümet ile Erbil merkezli bölgesel hükümet arasında ihtilaflı bölgelerde devam eden güven eksikliğini gösteriyor.

Şiddetin patlak vermesinin ardından Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Kerkük şehrinde sokağa çıkma yasağı uygulanması ve ayaklanmalardan ‘etkilenen bölgelerde geniş çaplı güvenlik operasyonları yürütülmesi’ emrini verdi. Ardından 3 Eylül'de binaların Irak Kürdistan bölgesinin en büyük partisi olan Kürdistan Demokrat Partisi'ne (KDP) devrinin ertelenmesi kararı alındı ​​ve sokağa çıkma yasağı kaldırıldı.

IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, X (eski adıyla Twitter) sosyal medya platformunda, Kerkük'te demokrasi ve barışçıl birliktelik değerlerine karşı yapılan eylemleri ‘şiddetle’ kınadığını ifade etti. Ayrıca, kurbanlara derin taziyelerini dile getirerek ‘Kürt vatandaşlarının öldürülmesine ve yaralanmasına neden olan şovenist saldırıları’ kınadı.

‘Etnik savaş’ konusunda uyarmış ve öldürülmeden önce sükûnet çağrısında bulunmuştu

Gece yaşanan olaylarda yaşamını yitirenlerden Kürt vatandaşı Hawkar Abdullah, o günün erken saatlerinde yerel televizyon kanalı ‘Kurdistan24’e röportaj vermişti.

Abdullah yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

Kürt liderlerine sesleniyorum; durumun sakinleşmesi için bir çağrı yapılmalı. Böyle giderse etnik çatışma yaşanır. Kerkük'ün bir Kürdistan şehri olduğu tüm dünyaya kanıtlandı. Türkmen ve Araplar karıştırıyor. Kerkük Kürdistan şehridir ve Kürtler huzuru korumaya çalışıyor. Onlar durumu bozmak istiyor.

Daha sonra, Abdullah'ın, vurulmasının ardından kanlar içinde kalan beyaz bir gömleği giydiği fotoğrafları internette yayıldı. Bu fotoğraflar, Abdullah'ın daha önceki yıllarda Kürt peşmerge kıyafetleriyle çekilmiş fotoğraflarıyla birlikte paylaşıldı.

Haberlerde, Abdullah'ın IKBY’nin ikinci en büyük partisi olan Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) ile bağlantılı resmi Peşmerge saflarında bir savaşçı olduğu bildirildi.

Hükümet, Irak genelinde ana işveren konumunda. Geniş kapsamlı bir kamu sektörüne sahip olmasıyla ancak maaş ödemelerinde gecikmesiyle biliniyor. Bölgesel ve federal güçlerdeki pek çok asker genellikle zorunluluktan dolayı birden fazla işte çalışıyor.

Abdullah, röportajda, şiddet olaylarının yaşandığı şehirdeki Rahimawa yakınlarındaki Arafa bölgesinin sakinlerinden olduğunu söylemişti. Arafa bölgesi, petrol zengini şehrin kuzeyinde yer alıyor. Bölge Kuzey Petrol Şirketi tarafından 1940'larda işçileri için inşa edilmişti.

fverb
Kürt silahlı unsurlar, 3 Eylül'de Kerkük'ün eteklerinde KDP lideri Mesut Barzani'nin fotoğrafının yanında poz verdiler. (EPA)

Federal güvenlik güçlerine mensup bir kişi geçtiğimiz cumartesi gecesi Al-Majalla’ya, gençlerin araçları tahrip ettiği bir video gönderdi ve Abdullah'ın öldürülmeden önce aralarında olduğunu iddia etti. Majalla, videoda kurbanlar arasında olabilecek herhangi bir kimse tespit edemedi. Güvenlik görevlisi, kimliğinin açıklanmaması kaydıyla geçtiğimiz pazar sabahı, gece boyunca 12 kişinin yaralandığını söyledi. Majalla’nın elde ettiği bilgilere göre, başka bir kaynak, gece boyunca çıkan silahlı çatışmalar ve diğer şiddet olaylarında yaralandığı iddia edilen 16 kişinin adını bildirdi Bu olaylar sırasında arabalara ateş açıldı, mülkler tahrip edildi ve şehirde gerginlik arttı.

Kerkük şehrinde sokağa çıkma yasağı uygulanması ve ayaklanmalardan ‘etkilenen bölgelerde geniş çaplı güvenlik operasyonları yürütülmesi’ emrini verdi.

En genç yaralı 16 yaşındayken, en yaşlısının yaşı 55’ti. Hastane kayıtlarında yer alan ve Majalla’ya gönderilen isimler, en az üç erkeğin öldürüldüğünü gösteriyor. İkisi ‘Peşmerge’ olarak kayıtlıyken, bir diğeri ise 20'li yaşlarındaydı. Kurdistan24 televizyon kanalı, yerel polis kaynaklarından birinin dört kişinin öldüğünü söylediğini aktardı. Daha sonra, dördüncü bir kişinin de aldığı yaralardan dolayı pazar sabahı öldüğünü duyurdu.

Medyada yakınlarının şu ifadelerine yer verildi: "Halk Seferberlik Güçleri onu sırf Kürdistan bayrağı taşıdığı için vurdu."

‘Kürdistan'ın Kudüs'ünde protesto

Göstericiler, geçtiğimiz pazar günü Erbil'i petrol zengini Kerkük'e bağlayan ana yolu kapatmış ve Kerkük'teki Müşterek Harekat Komutanlığı binalarının yakınına çadırlar kurmuştu.

Başbakan daha önce KDP tarafından kullanılan ve birkaç yıl önce birçok farklı federal gücün yer aldığı Müşterek Harekât Komutanlığı tarafından kullanılan binaları iade etme kararını iptal edene kadar yerlerinde kalacaklarına söz vermişlerdi.

Merkezi Erbil'de bulunan KDP, IKBY'nin en büyük siyasi partisi kabul ediliyor.

Bağdat'taki merkezi hükümet ve Erbil'deki bölgesel hükümet, Kürt Peşmerge güçlerinin kontrolü ele geçirdiği ve şehri DEAŞ saldırısına karşı koruduğu 2014 yılına kadar şehri ortaklaşa yönetiyordu. KDP, 2017'nin sonlarına kadar binayı kullandı. O yıl, Irak Kürdistan Bölgesi'nin bağımsızlığı için yapılan referandumdan sonra, merkezi hükümet tarafından şiddetle karşı çıkan federal kuvvetler ve İran destekli Şii milisler şehri ele geçirdi. KDP, daha sonra vilayetteki tüm operasyonlarını durdurdu.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Kerkük şehri, uzun bir süredir gerginliğin odak noktası durumunda. Irak'ın petrole bağımlı olması farklı etnik ve dini toplulukları arasında iş birliğine ihtiyacı olması nedeniyle ülkenin istikrarı büyük ölçüde bu şehre bağlı. Sudani liderliğindeki mevcut hükümetin kurulmasıyla imzalanan anlaşmanın, KDP’nin Kerkük'e geri dönmesini öngören bir madde içerdiği söyleniyor.

sdfe
Sokağa çıkma yasağının 3 Eylül'de kaldırılmasının ardından Irak güvenlik güçleri Kerkük'te konuşlandı. (AFP)

IKBY hariç tüm bölgelerinde 18 Aralık'ta yapılması planlanan il seçimleri öncesinde genel merkezin 28 Ağustos'ta Kürt siyasi partisine devredilmesi planlanıyordu.

Son yerel seçimler, DEAŞ'ın ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirmeden ve Irak'ın 2014-2017 yılları arasında terör örgütüne karşı savaş başlatmadan önce 2013 yılında yapılmıştı.

DEAŞ'ın topraklarını ele geçirmesi nedeniyle milyonlarca insan yerinden edildi. Irak'ta DEAŞ'ın resmi olarak yenilgiye uğratılmasının üzerinden yaklaşık altı yıl geçmesine rağmen, hala bir milyondan fazla Iraklı göçmen olarak yaşıyor.

Kürtler, petrol bakımından zengin ve çok etnikli şehir üzerinde tam kontrole veya en azından çoğunluk kontrolüne sahip olmaları gerektiğine güçlü bir şekilde inanıyorlar. Birçok kişi, 1970'lerde eyalette başlatılan Araplaştırma programında değişiklikler yapılması gerektiğine ve bunun yanı sıra Irak'ın 2005 anayasasının bir parçası olarak bu yönde bir planın hiçbir zaman uygulanmadığına işaret ediyor.

Kürt lider ve eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani bir zamanlar Kerkük'ü ‘Kürdistan'ın Kudüs'ü’ olarak tanımlamıştı.

Kerkük şehri, uzun bir süredir gerginliğin odak noktası durumunda. Irak'ın petrole bağımlı olması farklı etnik ve dini toplulukları arasında iş birliğine ihtiyacı olması nedeniyle ülkenin istikrarı büyük ölçüde bu şehre bağlı.

2016 yılında, Eylül 2019’dan bu yana Irak Kürdistan Bölgesi Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Şeyh Cafer Şeyh Mustafa ile görüşmüştüm. Bu görüşme, DEAŞ'a karşı süren savaş sırasında Kerkük bölgesinde yapılmıştı. Şeyh Mustafa bana o zamanlar "Tüm Kürtler, çocukluklarından beri Hamrin Dağları'nın Kürdistan'ın sınırları olduğunu düşünür" demişti.

Hamrin Sıradağları, İran sınırındaki Diyala Valiliği'nden Kerkük bölgesinin güney kısmından geçen Selahaddin Valiliği'ne kadar uzanıyor. O dönemde Şeyh Cafer, Haşdi Şabi arasında disiplin ve birleşik liderlik eksikliğinin yanı sıra merkezi hükümetle olan zayıf koordinasyondan yakınıyordu.

Teslime kim karşı çıktı?

Majalla'nın iletişime geçtiği yerel kaynaklar, geçtiğimiz hafta yolun kapatılmasına katılanların çoğunun Şii liderliğindeki bir siyasi parti ve İran'la bağlantılı silahlı grup olan Asaib Ehlu'l-Hak’ın üyeleri veya destekçileri olduğunu iddia etti.

Bilgiler, Asaib Ehlu'l-Hak’ın 2016'dan beri Irak'ın Şii milis güçlerinden oluşan Haşdi Şabi'nin içinde tugaylar bulundurduğunu gösteriyor. Haşdi Şabi, 2014'te DEAŞ'a karşı savaşmak için kuruldu, ancak on yıl önce de vardı ve Esas olarak 2003 işgalinden sonra Irak'ta ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon güçleriyle savaşıyordu. Asaib Ehlu'l-Hak’ın İran'dan finansman ve destek aldığı biliniyor.

nhhn
Kerkük'te 3 Eylül'de yaşanan olaylarda öldürülen Hüseyin Sabir'in yakınları. (EPA)

Kerkük'teki Kürt sakinler, teslim işlemine karşı çıkan ve yolu kapatan kişilerin bölgeden olmadığını iddia ediyor. Bu durum, zaten krizden muzdarip bir ekonomide yerel halk için çok fazla sorun yarattı.

IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, Kerkük'teki ‘zulüm gören Kürtlere’ sağduyulu olma şiddetten kaçınma, Kerkük'ün yerli Arap ve Türkmen vatandaşlarına ise yabancıların şehrin istikrarını bozmasına veya Kerkük'ün çeşitli halkları arasındaki barış ve uyumu bozmasına izin vermeme çağrısında bulundu.

Sosyal medyada, Kürt göstericilerin (genellikle ‘provokatör’ olarak tanımlanan) bir adamın pasaportunu sergilediği bir video yayıldı. Adam, Irak'ın Şii nüfusun çoğunlukta olduğu Maysan vilayetinde dünyaya gelmiş ve ülkenin en güneydoğusunda, İran sınırına yakın bir yerde bulunuyor. Videoda, adamın memleketini terk ettiğini ve yolu kapatan Asaib Ehlu'l-Hak grubuna dahil olduğu iddia ediliyor.

Son yerel seçimler, DEAŞ'ın ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirmeden ve Irak'ın 2014-2017 yılları arasında terör örgütüne karşı savaş başlatmadan önce 2013 yılında yapılmıştı.

Kerkük bölgesindeki birçok Arap ve Türkmen yerel yetkili, teslim işlemini şiddetle eleştirdi. 26 Ağustos'ta, Kerkük Arap Koalisyonu, 2017'deki kanun uygulama operasyonunun, Kerkük vilayetindeki güvenlik durumunu iyileştirmede etkili bir rol oynadığını ve bunun hayatın her alanında olumlu bir yansıması olduğunu ve vilayetteki barışçıl birlikte yaşamanın güçlendirilmesine yol açtığını iddia eden bir açıklama yayınladı.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi:

Kerkük vilayetindeki Müşterek Operasyonlar Komutanlığı Karargahı, kanun uygulama operasyonunun bir simgesidir ve bu karargahın, parti yetkililerinin binanın mülkiyetini kanıtlamadan boşaltılması, olumsuz bir mesaj göndermektedir.

Açıklamada bunun yanı sıra söz konusu adımın ‘güvenlik durumunu baltalayacağına’ dair endişeler uyandıracağı iddia edildi. “Bina devletin mülkiyetindedir ve Müşterek komutanlığın kullanımı için yerel hükümet tarafından restore edilmiştir" denildi.

Kerkük bölgesindeki Arap toplumu üyeleri de Kürt güçlerinin kendilerine ayrımcılık yaptığını iddia ederken, Kürt vatandaşlar da bazı Sünni Arapların DEAŞ'ı desteklediğini ve tüm topluma güvenmediklerini iddia ediyor.

Kerkük doğumlu ve 2010'dan beri Irak Parlamentosu üyesi olan Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşad Salihi, geçtiğimiz cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, "Gösteriler barışçıl bir şekilde devam ederken, PKK ve İran'dan gelen teröristler Kerkük'ü kaosa sürükledi" ifadelerini kullandı.

Salihi, ayrıca "Müşterek Harekat Komutanlığı karargâhının statüsünün yerel seçim sonrasına bırakılmasını, böylece adli işlemlerin orada kararlaştırılmasını teklif ediyorum” dedi. Şiddetin artmasını önlemek için, yetkililer görünüşe göre Müşterek Operasyonlar Komutanlığı'nın şu an için binalarda kalmasına izin verdi. Ancak, bu kararın ne kadar süreceği veya başbakanın kararının aralık ayındaki oylamadan önce uygulanmasının daha fazla kargaşaya yol açıp açmayacağı henüz belli değil.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.