Ayn el-Hilve Kampı yeni bir ateşkes ile karşı karşıya

Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri, İslamcı güçleri ‘aşırılıkçıları’ desteklemekle suçluyor.

Filistinli mültecilerin kaldığı Ayn el-Hilve Kampı. (DPA)
Filistinli mültecilerin kaldığı Ayn el-Hilve Kampı. (DPA)
TT

Ayn el-Hilve Kampı yeni bir ateşkes ile karşı karşıya

Filistinli mültecilerin kaldığı Ayn el-Hilve Kampı. (DPA)
Filistinli mültecilerin kaldığı Ayn el-Hilve Kampı. (DPA)

Lübnan’ın güneyinde, Filistinli mültecilerin kaldığı Ayn el-Hilve Kampı dün öğleden sonra, bölgede çatışan güçlerin (bunların başında El Fetih ve radikal gruplar geliyor), istikrarı sağlamak için aralıksız çabalar gösteren Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri tarafından açıklanan ateşkes anlaşmasına olan bağlılığının boyutunu test ediyor.

Fetih Hareketi kaynakları Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, ‘üzerinde mutabakata varılan hususlara bağlı olduklarını ve üzerinde mutabakata varılan talepleri hayata geçirmek için barışçıl çabalara yeni bir fırsat verileceğini’ aktardı. Söz konusu konulardan en öne çıkanı Fetih lideri Tuğgeneral Ebu Eşref el-Armuşi ve arkadaşlarının katillerinin teslim edilmesi.

Perşembe günü boyunca Ayn el-Hilve sokaklarında bazı ihlallerle birlikte yaşanan temkinli sakinlik. daha çok savaşçıların her an sona erebileceğini bildiği bir ‘savaş molası’ gibi görünüyordu.

Geçtiğimiz hafta 15 ölü ve 150'den fazla yaralı bildirilirken, çatışmaların Fetih Hareketi ile kampta saklanan radikal gruplar arasındaki çatışmanın kapsamının ötesine geçtiği açıktı. Diğer büyük güçlerin ve grupların aşırılık yanlılarını desteklemek için Ayn el-Hilve'ye girmesiyle birlikte olaylar daha da genişledi.

Sayda (Sidon) bölgesindeki Filistin Ulusal Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Ebu İyad eş-Şaalan duruma ilişkin şunları söyledi:

“Tüm İslamcı güçler, özellikle de Usbetu’l Ensar, Hamas ve İslami Cihad, ister radikal grupları destekleyerek, ister onlar adına savaşa katılarak ve onlara kamp dışından savaşçılar sağlayarak çatışmaların tarafı haline geldi. Fetih Hareketi, yalnızca kampa değil, aynı zamanda komşu bölgelere de tehdit oluşturmaması nedeniyle yıkıcı aşırılık yanlılarıyla yüzleşmeye ve bunların kökünü kazımaya hazır. Fetih Hareketi, liderleri Tuğgeneral Ebu Eşref el-Armuşi ve arkadaşlarının katillerinin teslim edilmesi için defalarca süre verdi ancak verilen sözler radikaller tarafından göz ardı edildi. Gerçek bir mücadele vermek ve onlara karşı büyük bir saldırı yapmak göz ardı edilmiyor. Ancak sonuçta Lübnan topraklarında misafir olduğumuzu göz önünde bulundurarak Lübnan güvenlik güçleriyle koordinasyon olmadan böyle bir karar almayız.”

Lübnan Ordu Komutanı General Joseph Avn dün Sayda bölgesindeki Birinci Piyade Tugayı'nı ziyaret ederek subay ve askerlerle görüştü. Ayn el-Hilve Kampı’nda yaşanan çatışmalara ilişkin yürütülen misyonlarla ilgili brifingi dinledi. General Avn'ın ‘personelin kararlılığını, profesyonelliğini ve özellikle tugayın sorumluluk alanındaki mevcut istisnai koşullar altında görevlerini yerine getirirken gösterdikleri fedakarlığı’ övdüğü bildirildi.

Lübnan Ordusu Komando Alayı'nın Sayda şehrine girişini gösteren bir video da sosyal medya üzerinden paylaşıldı. Bazıları bunu kampta olup bitenlere bir tür müdahaleye hazırlık olarak yorumladı. Ancak güvenlik kaynakları Şarku'l Avsat'a şunları aktardı:

“General Avn'ın Sayda'ya ziyareti ve orada komandoların varlığı normal ve doğaldır. Kampta olup bitenleri takip etmek için komandolar, çatışmaların başlamasından bu yana sürekli olarak şehirde devriye geziyor. Ordu, kampa girmeyi veya çatışmalara katılmayı ve Nahr el-Bared kampı deneyimini tekrarlamayı kesinlikle planlamıyor. Çünkü Ayn el-Hilve'deki durum oradakinden bin kat daha karmaşık.”

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın haberinde şu ifadelere yer verildi:

“Çarşamba ve perşembe gecesi çatışmalarda yeni tip top ve roket mermileri kullanıldı. Bu durum, çatışma sahasında ve vurulan yerlerde bulunan evlerde yangınların çıkmasına ve kendilerini etkileyen gelişigüzel bombardımanların yoğunlaşması sonucunda bölge sakinlerinin büyük bir yer değiştirme dalgasına yol açtı.”

Milletvekili Usame Saad'ın oğlunun evinin de vurulduğu bildirildi. Maruf Saad, Ayn el-Hilve Kampında’ki çatışmalar sırasında açılan rasgele ateş sonucu öldürüldü.

Bu dönemde Fetih ve Hamas'ın ateşkes ilan edememesinin ardından siyasi hareket bu olayları yakından takibe devam etti. Söz konusu ateşkes, kamptaki gelişmeleri anlamak amacıyla Lübnan'a gelen Fetih Hareketi Merkez Komitesi üyesi Azzam el-Ahmed ve Hamas Siyasi Büro Üyesi Musa Ebu Merzuk'un da katılımıyla iki hareketten iki delegasyonun Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki Filistin Büyükelçiliği’nde yaptığı toplantı sonrasında kabul edildi.

Meclis Başkanı Berri, el-Ahmed ve Ebu Merzuk ile iki ayrı toplantıda bir araya gelerek kendileriyle ‘savaşın derhal durdurulması’ ihtiyacını tartıştı. Berri, Şarku'l Avsat'a, Filistinli yetkililere kabul ettikleri bir çözüm formülünü sunduğunu, herkesin ‘bu formülü uygulama ve anlamsız ve yıkıcı çatışmayı derhal durdurma niyeti’ konusunda bilgilendirildiğini belirtti.

Filistin meselesindeki herhangi bir eylemin diyalog, fikir birliği ve anlayış yoluyla olması gerektiğine inanan Ebu Merzuk, Meclisi Başkanı Berri ile görüşmesinin ardından Ayn el-Hilve'de yaşananların ‘derhal’ durdurulması gerektiğini vurguladı. Ebu Merzuk, “Ateşkes sağlanmalı, militanlar geri çekilmeli, kamplardaki bu aşağılayıcı militarizasyona son verilmeli, Filistin halkı kamptaki yerlerine geri dönmeli, okullar açılmalı, savaşanlar okullardan çekilmeli ve eğitim süreci yeniden başlamalıdır” dedi.

El-Ahmed ise toplantının ardından şu açıklamada bulundu:

“İlk kıvılcımın başlangıcından itibaren Şii Emel Hareketi ve liderliği harekete geçerek Filistin Ortak Eylem Otoritesi için Sayda'daki ofisinde bir toplantı düzenlendi. Farklılıkları ne olursa olsun tüm Filistin güçlerini kapsayan bu oluşumda Berri'nin parmak izleri vardı. O, Sayda bölgesindeki Ayn el-Hilve kampı ve Lübnan çevresinin güvenlik ve istikrarının artırılmasında rol oynuyor.”

El-Ahmed, Filistin-Lübnan ortak komitesinin kuruluşunun hemen ardından başlayan, birçok gerçek ve göstergeye ulaşan, gece gündüz çalışan, hatta bazı tanıkları ve sanıkları evlerinde dinleyen soruşturmanın tamamlanmasının hızlandırılması gerekliliğine dikkat çekti. “Onlardan yardım istedim. Biz sadece gerçeği istiyoruz ve sadece Lübnan yargısının kanunları çiğneyen herkesten hesap sormasını istiyoruz” dedi.

El-Ahmed bazı tarafların Filistin-Filistin savaşına yatırım yapma olasılığına ilişkin olarak da şunları söyledi:

“Yaşananların Lübnan'a özgü olmadığını dolaylı olarak belirttim. Olanlar, işgalciye karşı Filistin birliğini güçlendirmek amacıyla Filistinli grupların genel sekreterlerinin Mısır'ın el-Alameyn şehrinde yaptığı toplantıyla aynı anda yaşananlardan çok da uzak değil. Ayrıca Filistin halkına yönelik saldırılara ve onların davalarını İsrail ve uluslararası düzeyde tasfiye etmeye yönelik girişimlere karşı koyarken gerçekleşen komplodan da uzakta bulunmuyorlar. Bunun yanı sıra burada Filistin davasını öldürmeye yönelik girişimlerden de çok uzak değil. Ancak biz tetikteyiz ve öncelikle yanlış yola sapanların düşüncelerini düzelterek akıllarına dönmelerini sağlamaya ve Ayn el-Hilve kampında güvenlik ve istikrarı artırmaya çalışıyoruz.”

İslami Cihad ve Hamas hareketleri dün (perşembe) yayınladıkları ortak açıklamada ‘derhal ateşkes’ ilan edilmesi çağrısında bulundu. Açıklamada, “Filistin direniş güçleri, bu çatışmalara karışan herkesin üzerindeki perdeyi kaldırarak Siyonist düşmana karşı mücadelede Filistinlilerin saflarını yakınlaştırıp birleştirmesini ve suçlara karışanların tutuklanarak yetkili Lübnan makamlarına teslim edilmesi gerekliliğini vurguluyor” ifadeleri yer aldı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.