Coğrafi ve tarihi kaynaklarda Derne

Derne, ABD bayrağının ‘yeni dünya’ dışında göndere çekildiği ilk şehir.

Müttefiklerin Derne’ye 1941 yılındaki girişi.
Müttefiklerin Derne’ye 1941 yılındaki girişi.
TT

Coğrafi ve tarihi kaynaklarda Derne

Müttefiklerin Derne’ye 1941 yılındaki girişi.
Müttefiklerin Derne’ye 1941 yılındaki girişi.

Teysir Halef

Libya’nın doğusundaki Derne şehri, son günlerde uluslararası basında yalnızca Afrika Kıtası’nda değil, belki de tüm dünyada son yılların en şiddetli sel felaketinin yaşandığı yer olarak karşımıza çıkıyor. Ancak kamuoyunun çoğunluğu tarafından bilinmeyen Derne, bir zamanlar küresel bir savaşa sahne olan ve ABD bayrağının ‘yeni dünya’ dışında göndere çekildiği ilk şehirdi.

Derne’nin adı milattan sonra 2’nci yüzyılda Klaudios Ptolemaios (Batlamyus) ‘Coğrafya’ adlı kitabında ‘Darnis’ olarak geçiyor. Mezhep çatışmalarının yaşandığı dönemdeki kilise belgelerinde, kilise konsillerine katılan piskoposların adları gizlendiğinden Aşağı Libya’nın dini başkenti ‘Marmarica’ haline geldikten kısa bir süre sonra adı sık sık anılmaya başladı.

İbn Abdulhakem’in (800-871) ‘Fethu’l Mısr ve’l-Mağrib’ (Mısır ve Mağrip’in [Fas] Fethi’ adlı eserinde Derne'den bahsediliyor. Kitapta, Züheyr bin Kays'ın Antipolis diyarından önce Tabarka’ya (Tunus’un kuzeyinde bir şehir) ardından Derne’ye ulaştığı ve yetmiş adamla Romalılarla karşı karşıya geldikten sonra diğerlerinin kendilerine yetişmesi için durduğu belirtiliyor. Kitapta aktarıldığına göre yanında bulunan bir genç Züheyr bin Kays'a, “Sen korkak mısın Züheyr?” diye sordu. Kays da bunun üzerine “Korkak değilim ey kardeşimin oğlu, ama hem beni ve kendini öldürdün” yanıtını verdi. Romalıların üzerine yürüyen Züheyr bin Kays ve tüm arkadaşları şehit oldu. Hicri 76 yılında ölen Züheyr bin Kays ve arkadaşlarının şehit düştükleri yerde bulunan mezarları halen duruyor. İbn Abdulhakem, kitabında ayrıca Atiye bin Yerbuu adlı Mezhic kabilesinden bir adamın Derne’de Romalıların üzerine yürüdüğünü ve onlarla savaştığını, onları mağlup ettiğini, gemilerine el koyduğunu ve diğerlerinin kaçtığını anlatıyor.

“Derne’nin adı MS 2’nci yüzyılda Batlamyus’un ‘Coğrafya’ adlı kitabında ‘Darnis’ olarak geçerken Aşağı Libya eyaletinin dini başkenti ‘Marmarica’ haline geldikten kısa bir süre sonra adından sık sık söz ettirmeye başladı.”

İlk Müslüman coğrafyacılardan Yakubi'nin (820-900) ‘Kitabu’l-Buldan’ (Ülkeler Kitabı) adlı kitabında Derne’den seyahat rotası üzerinde bir durak olarak Vadi Mihail'in Evi’ ismiyle bahsetmemesi oldukça ilginçtir. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Yakubi, kitabında buranın ‘mescit, su havuzları, kurulu çarşılar ve müstahkem bir kale ile içinde çeşitli milletlerden insanların yaşadığı şehir gibi bir ev’ olduğunu söylüyor. Ancak ‘Mu’cem’ul-Buldan’ (Ülkeler Sözlüğü) adlı kitabın müellifi Yakut el-Hamavi (1178-1229) Derne’nin adını olduğu gibi ansa da şehirle ilgili olarak yalnızca Zuheyr bin Kays ve arkadaşlarının mezarından bahsediyor.

 Endülüslüler için bir sığınak

Faslı seyyah ve fıkıh alimi Abdullah bin Muhammed bin Ebi Bekir el-Ayyaşi (1627-1679), ‘Ma’el-Maide’ (Sofraların Suyu) adlı ünlü seyahatnamesinde, Mersa el-Kebir adıyla andığı Derne’nin 1630 yılında Endülüslüler tarafından yeniden doldurana kadar nüfusu olmayan bir yer olduğunu ve buraya gelen Endülüslülerin İspanya Kral 3. Felipe’nin 1609'daki ünlü sınır dışı etme kararı sonrasında ülkelerini terk edenler olduklarını aktarıyor.

Ayyaşi, Endülüslüler ile Trablus Emiri’nin karşı karşıya gelip çatıştıklarını ve tarafların birbirlerini katlettiklerini ve Endülüslülerden yüz soylu ismin öldürdüğünü ve Endülüslülerin aşağılanarak buradan sürdüklerini bildiriyor. Derne, 1711 yılına kadar Osmanlı’nın doğrudan hakimiyeti altında kalmış, ardından 1835 yılına kadar Osmanlı adına Karamanlı Hanedanı tarafından yönetilmiştir.

ABD bayrağı

Karamanlı Hanedanlığı’nın son yıllarında ABD ile Libya hükümdarı Karamanlı Yusuf Paşa arasında ‘Birinci Berberi Seferi’ olarak bilinen savaş yaşandı. Savaşın nedeni, 1803 yılının ekim ayında Trablus limanında devriye gezerken mercan resiflerinde karaya oturan Amerikan USS Philadelphia Gemisi’ne el koyulmasıydı.

“Derne’nin yeniden işgalinden 24 saat sonra şehrin girişindeki tabelanın yanından geçen Alman ordusunun takviye kuvvetleri, Derne, Nisan 1941 (Getty Images)”
“Derne’nin yeniden işgalinden 24 saat sonra şehrin girişindeki tabelanın yanından geçen Alman ordusunun takviye kuvvetleri, Derne, Nisan 1941 (Getty Images)”

Karamanlı Yusuf Paşa, Libya karasularından geçen Amerikan gemilerinin vergi ödemesi gerektiği gerekçesiyle Amerikan gemisini, başta kaptanı William Bainbridge başta olmak üzere tüm subay ve mürettebatıyla birlikte rehin aldı. Libya ile 1804 yılının şubat ayına kadar devam eden, ancak sonuçsuz kalan müzakerelerin ardından ABD, düşman tarafından kullanılmasını önlemek amacıyla Amerikan USS Philadelphia gemisinin batırılmasına karar verdi.

Gemiyi batırma operasyonu, Karamanlı Yusuf Paşa tarafından daha önce el konulan ve adı ‘USS Intrepid’ olarak değiştirilen bir gemide bulunan Amerikan deniz piyadelerinden küçük bir müfrezenin yardımıyla Yüzbaşı Stephen Decatur tarafından yönetildi. Müfreze, USS Philadelphia gemisine gizlice girip ateşe verdi.

Bununla yetinmeyen ABD, 14 Temmuz 1804 tarihinde Trablus'a çok sayıda saldırı düzenledi. Ancak sonuç alamadı. Bunların en önemlisi, Trablus Limanı’na yapılan ve Kaptan Richard Somers tarafından yönetilen saldırıydı. Başarısız olan saldırı sonucunda hem Kaptan Somers hem de tüm mürettebatı öldü.

ABD’nin intikamı

Tüm bunlardan sonra ABD, Karamanlı Yusuf Paşa’dan intikam alma ve rehineleri kurtarmaya ant içti. Karamanlı Yusuf Paşa’nın Ahmed adında bir kardeşine ulaşan ABD, Karamanlı Ahmed’in Libya'nın meşru hükümdarı olarak Trablus'a dönmesini destekledi.

Fotoğraf Altı: Derne’nin Asrun köyü, 2021 yılında geleneksel bir kültür festivaline ev sahipliği yaptı. (AFP)
Derne’nin Asrun köyü, 2021 yılında geleneksel bir kültür festivaline ev sahipliği yaptı. (AFP)

Karamanlı Yusuf Paşa’nın iktidardan düşürülüp yerine Karamanlı Ahmed’in getirilmesi görevi, eski bir ABD Ordusu subayı olan Tunus'taki eski Konsolos William Eaton (1764 –1811) ve Deniz Piyadeleri Birinci Teğmen Presley O’Bannon’a (1776-1850) verildi. ABD Deniz Piyadelerinden oluşan bir kuvvet ile Arap, Yunan ve Berberi paralı askerlerden oluşan beş yüz savaşçıdan oluşan bir ordu kuruldu. Eaton liderliğindeki misyon, Mısır’ın kuzeyindeki İskenderiye'den yola çıkıp çölde yaklaşık 800 kilometrelik bir mesafe kat ettikten sonra 27 Nisan 1805 tarihinde Derne’yi ele geçirdi.

“Derne yakınlarındaki bir tepeye mevzilendik. Karamanlı Yusuf Paşa ile görüşen önde gelen bazı isimlerden şehrin bölünmüş halde olduğunu, şehir sakinlerinin üçte ikisinin Karamanlı Yusuf Paşa’ya üçte birinin ise Karamanlı Ahmed’e biat ettiklerini öğrendim.”

Eaton, Derne’nin işgalini, şehrin valisine karşı kazandığı zaferden sadece iki gün sonra ABD Donanması'ndan Yüzbaşı Samuel Barron'a (1765–1810) yazdığı bir mektupta anlatırken ailelerinin ve sürülerinin eşlik ettiği paralı askerlerin yavaş hareket etmesi de dahil olmak üzere İskenderiye'den ayrılışlarından bu yana karşılaştıkları tüm zorluklardan bahsediyor. Eaton, mektubunda paralı askerleri kontrol etmeyi zorlaştıran moral bozukluğu, yetersiz gıda ve çelişkili bilgilerden de söz ediyor. USS Argos gemisinin ortaya çıkışından övgüyle bahseden Eaton, geminin kendilerine yiyecek ve lojistik destek sağladığını ve böylece morallerin düzeldiğini de ekliyor.

Saldırıyla ilgili detaylar                              

Eaton, Derne saldırısını mektupta şöyle anlatıyor:

“25 Nisan sabahı, Derne yakınlarındaki bir tepeye mevzilendik. Karamanlı Yusuf Paşa ile görüşen önde gelen bazı isimlerden şehrin bölünmüş halde olduğunu, şehir sakinlerinin üçte ikisinin Karamanlı Yusuf Paşa’ya üçte birinin ise Karamanlı Ahmed’e biat ettiklerini öğrendim. Karamanlı Ahmed’e biat edenler sayıca az olsalar da konum, erzak ve savunma açısından diğerlerinden daha üstündüler. 26 Nisan sabahı şehrin valisine görevde kalması karşılığında teslim olması teklifinde bulunduk. Ama o bu teklife ‘Ya benim kellem ya senin kellen’ karşılığını verdi.”

Fotoğraf Altı: İkinci Dünya Savaşı sırasında Derne'de yol tabelalarını okumaya çalışan Alman ve İtalyan müttefik kuvvetler, Libya, 1939-1945 (Getty Images)
İkinci Dünya Savaşı sırasında Derne'de yol tabelalarını okumaya çalışan Alman ve İtalyan müttefik kuvvetler, Libya, 1939-1945 (Getty Images)

Eaton, mektubunda şöyle devam ediyor:

“Öğleden sonra saat ikide USS Nautilus gemisini gördüm. Akşam saat altıda geminin kaptanıyla konuştum ve 27 Nisan sabahı USS Argos ve USS Hornet gemileri çıkagelip şehrin karşısında demirlediler. Bunun üzerine hemen orduyu harekete geçirip oldukça engebeli kayalık bir yokuştan şehre doğru ilerledim. Gemilerinin topçu desteğiyle şehrin güneybatısına hakim eski bir kaleyi ele geçirdik. Düşmanın son ve tek sığınağına saldırdık. Rasgele etrafa kaçışıyorlardı. Geri çekilirken bir yandan da ateş ediyorlardı. Bu esnada sol bileğime bir kurşun isabet etti. Aldığım yara tüfeğimi kullanmama engel oldu. Denizciler, Yunanlar ve diğer paralı askerler ilerleyerek kaleyi ele geçirip surlarının üstüne ABD bayrağını diktiler ve tüfeklerini şehrin dışına kaçan düşman askerlerine doğrulttular. Üçü ABD Deniz Kuvvetleri askeri ve çoğunluğu Yunan olmak üzere on dört unsuru kaybettik. Yaralılar da vardı.”

Fotoğraf Altı: Libya’nın doğusundaki Derne şehrini vuran sel büyük bir felakete neden oldu, 16 Eylül 2023 (AFP)
Libya’nın doğusundaki Derne şehrini vuran sel büyük bir felakete neden oldu, 16 Eylül 2023 (AFP)

Bu zafere rağmen Karamanlı Yusuf Paşa'nın askerleri işgalci güçleri kuşatmak için geri döndü. Bu yüzden ABD hükümeti, 10 Haziran 1805 tarihinde ‘Trablus Antlaşması’ olarak bilinen ve savaşı sona erdiren anlaşmayı imzalamak zorunda kaldı. Karamanlı Yusuf Paşa, ABD'den üç milyon dolara eş değer altın tutarında tazminat ve yıllık 20 bin dolar vergi talep etti. ABD, 1812 yılına kadar gemilerini korumak için bu vergiyi ödemeye devam etti. Osmanlı döneminde Libya’daki Amerikan konsolosu 62 bin dolara eş değer altın ile son vergiyi ödedi.

ABD’de bir köye Derne adı verildi

Savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, ABD Kongresi'nde toplanan senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleri, William Eaton ve Presley O’Bannon’ın onurlandırılması kararı aldılar. Cesaretleri ve Karamanlı Yusuf Paşa'ya ait bir kalenin surlarına ABD bayrağını dikerek Afrika'da ilk kez bayraklarını dalgalandırmaları nedeniyle Eaton, O’Bannon ve George Washington Mann’a madalya takıldı. Çünkü bu başarı, ABD’li 300 esirin serbest bırakılmasına katkıda bulunmuştu.

“Karamanlı Yusuf Paşa, ABD'den 3 milyon dolara eş değer altın tutarında tazminat ve yıllık 20 bin dolar vergi talep etti. ABD, 1812 yılına kadar gemilerini korumak için bu vergiyi ödemeye devam etti.”

ABD Kongresi, ülkelerinin kendilerine duyduğu minnettarlığın bir başka nişanesi olarak ABD Başkanı’ndan şu an satışa açık olan kamu arazilerinin sınırları içinde William Eaton’ın zaferinin sonsuza kadar yaşatılması için bir kasabaya Derne adını vermesini talep etme kararı aldı. Ayrıca kasabadan William Eaton, Presley O’Bannon ve George Washington Mann’a biner dönümlük arazi bağışlandı. Savaşa katılan ve gönüllü olarak görev yapan deniz piyadeleri Arthur Campbell, Bernard O'Brien, David Thomas ve James Owen'a ise sonsuza kadar mirasçılarında kalmak üzere 320’şer dönümlük arazi verildi.

Hazin son

Savaşın ardından Derne, Suriyeli eski bakan Muhammad Said ez-Zaim (1905-1963) tarafından 1957 yılında ziyaret edilip, modern dünyaya açılan bir kapı olarak tanımlayana kadar tarih kitaplarının tozlu sayfalarında bir kez daha kayboldu.

Suriyeli bakan ziyaretini şöyle anlatıyor:

“Tobruk'tan akşam 2,5 saat yürüyerek 170 kilometre yol kat ettikten sonra Derne'ye ulaştık, çölden dik bir şekilde inerek sahil şeridine vardık. Burada İtalyanlar tarafından inşa edilen ve adını Libya’nın güzel bahçesi Cebel-i Ahdar’dan alan bir otele yerleştik. O gün toplam 850 kilometre yol kat etmiştik. Sabah erkenden uyandık. Türkler, Berkaviler ve İtalyanlar arasındaki Trablus ve Sirenayka savaşlarında sıklıkla sözü edilen ve modern hayatın izlerini taşıyan şehrin simge yapılarından birini gördük. İçinde bir grup İtalyan vardı. Aynı zamanda Araplara ait dükkanlar, mağazalar ve kütüphaneler yer alıyordu. Derne, dağın yamacında, çölden gelen özgür Arap savunucularının saldırılarını engellemek için İtalyanlar tarafından inşa edilen modern bir surun kalıntılarıyla çevriliydi.”

Derne, Kaddafi'nin uzun süren iktidarı sırasında halkın bir kısmının iktidara karşı ayaklanması sonucunda savaş uçaklarıyla bombalandı ve onlarca kişi gözaltı merkezlerine götürüldü. Bu olanlar, Libya’da 2011 yılının şubat ayında başlayan devrimin fitilini ateşleyen kıvılcımlardan biriydi. Ancak geçtiğimiz günlerde yaşanan sel felaketine kadar tüm dünyadan izole halde olan ve sakinlerine türlü eziyetlerde bulunan radikal grupların eline geçen Derne, sel felaketi nedeniyle bir kez daha dünyanın gündemine oturdu.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İsrail ordusu: Ateşkes öncesinde Bint Cubeyl’e düzenlenen hava saldırısında bir Hizbullah komutanı öldürüldü

Güney Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarında ağır hasar gören bölgenin genel görünümü (DPA)
Güney Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarında ağır hasar gören bölgenin genel görünümü (DPA)
TT

İsrail ordusu: Ateşkes öncesinde Bint Cubeyl’e düzenlenen hava saldırısında bir Hizbullah komutanı öldürüldü

Güney Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarında ağır hasar gören bölgenin genel görünümü (DPA)
Güney Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarında ağır hasar gören bölgenin genel görünümü (DPA)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee bugün yaptığı açıklamada, ateşkesin yürürlüğe girmesinden önceki 24 saat içinde yoğun hava saldırıları düzenlendiğini duyurdu. Açıklamada, Hizbullah’a ait yüzlerce unsur ve altyapının hedef alındığı belirtildi.

Adraee X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, saldırılarda 150’den fazla örgüt mensubunun öldürüldüğünü ve operasyonun başlangıcından bu yana ölen Hizbullah mensubu sayısının bin 800’ü aştığını ifade etti.

Açıklamada ayrıca, Lübnan’ın farklı bölgelerinde füze rampaları, komuta merkezleri ve silah depoları dahil olmak üzere yaklaşık 300 askeri altyapı unsurunun hedef alındığı kaydedildi.

Açıklamaya göre, öldürülenler arasında Hizbullah’ın Bint Cubeyl bölgesi komutanı Ali Rıza Abbas ile örgütte görev yapan diğer bazı komutanlar da yer aldı.

Adraee, Bint Cubeyl bölgesinin Hizbullah için en önemli cephe hatlarından biri olduğunu belirterek, Abbas’ın İsrail ordusuna karşı yürütülen çatışmalarda bu bölgeyi yönettiğini ve yıllar boyunca İsrail ile İsrail ordusuna yönelik çeşitli planların hazırlanması ve uygulanmasında rol aldığını ifade etti.

Açıklamada ayrıca Abbas’ın, operasyonların başlangıcından bu yana aynı bölgede öldürülen dördüncü komutan olduğu kaydedildi.

Güneyde bir yol ve köprü yeniden trafiğe açıldı

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları nedeniyle güneyde kapatılan bir yol ve köprünün yeniden açıldığını duyurdu. Açıklama, Hizbullah ile İsrail arasında devam eden 10 günlük ateşkes sürecinde geldi.

Açıklamada, el-Hardali-Nebatiye yolunun tamamen, Burc Rahhal-Sur Köprüsü’nün ise kısmen yeniden ulaşıma açıldığı bildirildi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre hasarın İsrail saldırılarından kaynaklandığı ifade edildi.

Lübnan ordusu, ateşkesin yürürlüğe girmesinden saatler önce yaptığı açıklamada, İsrail’in Litani Nehri üzerindeki köprülere düzenlediği saldırıların, İsrail’in yaklaşık 30 kilometre kuzeyinde yer alan nehrin güneyindeki bölgeleri ülkenin geri kalanından izole ettiğini bildirmişti. Açıklamada, daha önce de bazı köprülerin yıkıldığı hatırlatıldı.

Lübnan ordusu ve yerel yetkililerin, ateşkesin ilk saatlerinden itibaren İsrail saldırıları nedeniyle kapanan yolların yeniden açılması için çalışmalarını sürdürdüğü kaydedildi.

El-Kasımiyye Köprüsü’nün cuma sabahı yeniden açılması, güneydeki yerleşimlerine dönerek evlerini kontrol etmek isteyen bazı yerinden edilmiş kişilere imkân sağladı. Ancak ateşkese duyulan güvensizlik nedeniyle çok sayıda kişinin geri dönüş konusunda tereddüt yaşadığı belirtildi.

AFP muhabiri dün Sayda’da Beyrut yönüne doğru yoğun trafik gözlemledi. Kısa süreliğine güney bölgelerine giden yerinden edilmiş kişilerin, başkentte kaldıkları barınak ve konutlara geri döndüğü aktarıldı.

frb
Ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girdiği ilk gün, Sayda şehrinden geçerek Güney Lübnan’a doğru ilerleyen araçlar (AFP)

Hizbullah yetkililerinden Mahmud Kamati dün yaptığı açıklamada, İsrail’in ‘her an ihanet edebileceğini’ ve mevcut durumun yalnızca geçici bir ateşkes olduğunu söyledi.

Kamati, yerinden edilmiş kişilere seslenerek, “Tam güvenlik sağlanana kadar sığındığınız yerleri terk etmeyin” çağrısında bulundu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail ordusunun aynı gün Bint Cubeyl kentinde yeniden yıkım operasyonları gerçekleştirdiğini bildirdi.

İsrail ordusu ise daha önce yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sınıra benzer şekilde Lübnan’ın güneyinde ‘sarı hat’ adı verilen bir ayrım çizgisi oluşturduğunu duyurdu. Açıklamada, bu hattın yakınında Hizbullah mensuplarının öldürüldüğü ifade edildi.

dvfvf
Yerlerinden edilmiş kişilerin evlerine dönmesi nedeniyle Sayda’da yaşanan trafik sıkışıklığı (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ateşkesin ilan edilmesinin hemen ardından yaptığı açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan topraklarında 10 kilometre derinliğinde bir bölgede askeri varlığını sürdüreceğini belirtti.

Yetkililerin verilerine göre, altı haftayı aşan çatışmalar sonucunda yaklaşık 2 bin 300 kişi hayatını kaybetti, bir milyondan fazla kişi ise yerinden edildi. Özellikle Beyrut banliyöleri ve Lübnan’ın güney bölgeleri, Hizbullah’ın güçlü olduğu alanlar arasında yer alması nedeniyle en çok etkilenen yerler oldu.


Türk-Arap toplantısında Gazze Şeridi ve Filistin topraklarındaki İsrail ihlallerine son verilmesi çağrısında bulunuldu

Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)
Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Türk-Arap toplantısında Gazze Şeridi ve Filistin topraklarındaki İsrail ihlallerine son verilmesi çağrısında bulunuldu

Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)
Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında Gazze konulu toplantıya katılan bakanlar ve yetkililerin hatıra fotoğrafı, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) bakanlar ve yetkililer, Gazze Şeridi’ndeki durumu, İsrail’in ateşkes ihlallerini ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konulan barış planının ikinci aşamasının uygulanmasını ele aldı.

Toplantıya, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ev sahipliği yaptı. Görüşme, Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında dün gerçekleştirildi. Toplantıya Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile BAE Devlet Başkanı Diplomasi Danışmanı Enver Karkaş katıldı.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, toplantının öncelikli amacının, bölgedeki gelişmeler ışığında Filistin meselesini uluslararası toplumun gündeminde tutmak olduğunu belirtti. Kaynaklar, özellikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile Lübnan’da artan İsrail geriliminin bu çabayı daha da önemli hale getirdiğini ifade etti.

İsrail’e yönelik eleştiriler

Kaynaklar, toplantıya katılanların Gazze Şeridi’nde ateşkesin sürdürülebilirliğine yönelik çabaların devam etmesi gerektiğini vurguladığını, ayrıca Filistinlilerin bölgeyi kendi kendilerine yönetmesi ve yeniden imar çalışmalarının vakit kaybetmeden başlatılmasının önemine dikkat çektiğini aktardı.

dv
Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen Gazze konulu toplantıdan, 18 Nisan 2026 (Dışişleri Bakanlığı)

Aynı kaynaklara göre, Gazze Şeridi’nde barış planının ikinci aşamasına geçilmesinin Ortadoğu’daki gerilimi azaltmaya katkı sağlayacağı konusunda mutabakata varıldı. İsrail’in birinci aşamadaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi, ateşkes ihlallerini sürdürmesi ve Gazze Şeridi ile Batı Şeria’daki operasyonlarını devam ettirmesinin barış sürecini sekteye uğrattığı ifade edildi.

Kaynaklar ayrıca, İsrail’in Batı Şeria’da ‘ayrımcı yapıyı’ derinleştiren uygulamaları ile Mescid-i Aksa dahil kutsal mekânların tarihi statüsünü zedeleyen adımlarının da gündeme geldiğini belirtti. Katılımcılar, uluslararası toplumun bu gelişmeler karşısında daha kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini ve İsrail’in ateşkesi zayıflatmaya yönelik girişimleri ile iki devletli çözümü engelleme çabalarına karşı adım atılmasının önemini vurguladı.

vfvbfrgb
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları bölgede büyük yıkıma neden oldu. (Reuters)

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı tarafından geçtiğimiz çarşamba günü yayımlanan verilere göre, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana Gazze Şeridi’nde 757 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 111 kişi yaralandı. 7 Ekim 2023’te başlayan savaşın başlangıcından itibaren toplam can kaybı 72 bin 336’ya, yaralı sayısı ise 172 bin 213’e ulaştı.

Genişleme politikasına ilişkin uyarı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’i güvenlik gerekçesini öne sürerek daha fazla toprak işgal etmeye çalışmakla suçladı.

Fidan dün ADF2026 kapsamında yaptığı konuşmada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun güvenlik konusunu daha fazla toprak ele geçirme amacıyla kullandığını söyledi. İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Doğu Kudüs ile Lübnan ve Suriye’ye yönelik genişlemeci bir politika izlediğini ifade etti.

Fidan, İsrail’in süregelen işgal politikalarına en kısa sürede son verilmesi gerektiğini vurgulayarak, bölgede kalıcı barışın tek yolunun ülkelerin birbirlerinin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi ve sınırlarını tanıması olduğunu belirtti.

scdv s
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF2026) yaptığı konuşmada (Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, İsrail’in genişlemeci politikalarının ve toprak edinme girişimlerinin Türkiye açısından bölgesel bir sorun teşkil ettiğini belirtti. Fidan, İsrail’in halihazırda Avrupa ve ABD tarafından güçlü şekilde desteklenmesinin durumu daha da karmaşık hale getirdiğini ifade ederek, Avrupa Birliği’nin (AB) İsrail’in faaliyetlerini sınırlamak için kurumsal düzeyde ortak bir tutum sergilememesini eleştirdi.

Avrupa’nın, özellikle Gazze Şeridi’nde yaşanan ‘soykırımın’ ardından giderek daha fazla farkındalık geliştirdiğini ve İsrail’in politikalarından mesafe koymaya başladığını söyleyen Fidan, bölge ülkelerinin de yeni bir ‘uyanış sürecinin’ eşiğinde olduğunu ve İsrail’i bölgesel bir tehdit olarak gördüğünü dile getirdi.

Fidan ayrıca, İsrail’in barış planının ilk aşamasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, özellikle insani yardımlar konusunda eksiklikler bulunduğunu vurguladı. Gazze Şeridi’ne daha fazla tıbbi ve insani yardımın girişine izin verilmesi gerektiğini belirten Fidan, Filistin teknik komitesinin bölgede çalışmalarına başlaması çağrısında bulundu.

Uluslararası toplumun tutumuna tepki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma günü ADF2026’nın açılışında yaptığı konuşmada, uluslararası topluma uzlaşı temelinde harekete geçme ve İsrail’in barış süreci ile müzakereleri zayıflatma girişimlerine karşı hazırlıklı olma çağrısında bulundu.

dsv
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) açılışında konuştu. (Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, Gazze Şeridi’nde yaşananların yalnızca bir insani trajedi olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu belirterek, bölgede yaşananların mevcut uluslararası sistemin nelere izin verdiğini açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti.

Küresel sistemdeki krizin öncelikle ahlaki ve varoluşsal bir boyut taşıdığını dile getiren Erdoğan, bu krizin ulaştığı seviyeyi anlamak için 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze Şeridi’ne bakmanın yeterli olduğunu söyledi.

Erdoğan, son iki buçuk yılda İsrail saldırıları sonucu 73 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 172 binden fazla kişinin yaralandığını belirtti.

Erdoğan, “Gazze’de yaşananlar, mevcut sistemin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu açıkça göstermektedir” ifadesini kullandı.


Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
TT

Kudüs Gücü Komutanı, savaşın etkilerini görüşmek üzere Bağdat’ta

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Ortadoğu’daki savaşın yansımalarını görüşmek ve Tahran’a bağlı silahlı grupların liderleri ile temaslarda bulunmak üzere Bağdat’ı ziyaret etti. Iraklı bir yetkili dün AFP’ye yaptığı açıklamada ziyareti doğruladı.

Kaani’nin ayrıca, Nuri el-Maliki’nin yeniden göreve gelme ihtimalinin zayıflamasının ardından, Irak’ta başbakan adayının belirlenmesi sürecinde yaşanan ‘siyasi tıkanıklık krizini’ de ele alacağı belirtildi.

Söz konusu ziyaret, İran ile ABD-İsrail arasında 8 Nisan’da yürürlüğe giren ve iki hafta sürmesi öngörülen ateşkesin ardından Kaani’nin kamuoyuna yansıyan ilk yurt dışı ziyareti oldu.

Bağdat yönetimi, uzun süredir dış politikasında etkili olan iki rakip güç (İran ile ABD) arasında denge kurmaya çalışıyor.

40 günden uzun süren savaşın etkilerinden Irak da kaçınamadı. Bu süreçte, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ve İran’a yakın silahlı gruplara ait noktalar, ABD ve İsrail’e atfedilen saldırıların hedefi oldu. Buna karşılık, ABD çıkarları Iraklı grupların üstlendiği saldırılarla hedef alınırken, Tahran da ülkenin kuzeyinde İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik operasyonlar düzenledi.

Kaani’nin, Bağdat’ta ‘siyasi güçlerin liderleri ve bazı silahlı grup komutanlarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirmeye başladığı’ bildirildi. Üst düzey bir Iraklı yetkili, temaslarda ‘bölgesel gerilimin düşürülmesi ve bunun Irak’a yansımalarının’ ele alındığını aktardı.

Yetkili, İran heyetinin ayrıca ‘Irak içinde Tahran’a yakın gruplar arasında tutum birliği sağlanması ve durumun Irak ile bölgede güvenlik açısından tırmanmaya sürüklenmemesini garanti altına alma’ hedefi taşıdığını ifade etti.

Ziyaret, İran’a yakın etkili bir silahlı gruptan bir kaynak ile Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın iki kaynak tarafından da doğrulandı. Söz konusu ittifak, parlamentodaki en büyük blok konumunda bulunuyor ve Tahran’a yakın Şii partilerden oluşuyor.

Kaani, DMO bünyesinde dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü’nün başında bulunuyor. Kaani, görevi devraldığı Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD saldırısında öldürülmesinin ardından Irak’a birçok kez ziyaret gerçekleştirdi. Ancak bu tür ziyaretler nadiren kamuoyuna açıklanıyor.

Iraklı yetkili, mevcut ziyaretin aynı zamanda ‘Iraklı taraflar arasında uzlaşı sürecini desteklemeye ve görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik yoğun İran diplomatik trafiğinin bir parçası’ olduğunu, özellikle hükümetin kurulması ve güç dengeleri konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğünü belirtti.

Koordinasyon Çerçevesi, ocak ayında Nuri el-Maliki’yi, seçimlerin ardından başbakanlık için Muhammed Şiya es-Sudani’nin yerine aday göstermişti. Ancak ABD’nin Maliki’nin yeniden göreve gelmesi halinde Bağdat yönetimine desteği kesme tehdidinde bulunması, Irak siyasetinde belirsizliğe yol açtı.

Iraklı siyasi kaynaklar, pazartesi günü AFP’ye yaptıkları açıklamada, Maliki’nin 2006-2014 yılları arasında iki dönem yürüttüğü başbakanlık görevine geri dönme ihtimalinin zayıfladığını belirtti.

Irak parlamentosu, 11 Nisan’da Nizar Amidi’yi cumhurbaşkanı olarak seçti. Anayasaya göre Amidi’nin, seçilmesinden itibaren 15 gün içinde parlamentodaki en büyük blok tarafından gösterilen adayı hükümeti kurmakla görevlendirmesi gerekiyor.