Putin'in infaz listesi: Kremlin'in düşmanlarının kan dondurucu kaderi

Yöntemler çok ve çeşitli: zehirleme, silahla vurma, uçak kazası ve en basiti de gizemli bir şekilde pencereden düşme. Putin, hasımlarına ve siyasi rakiplerine devlet eliyle yapılan suikastları endüstriyel bir boyuta taşıdı

Vladimir Putin'e ters düşmenin cezası bazen hızlı kesilir (Reuters)
Vladimir Putin'e ters düşmenin cezası bazen hızlı kesilir (Reuters)
TT

Putin'in infaz listesi: Kremlin'in düşmanlarının kan dondurucu kaderi

Vladimir Putin'e ters düşmenin cezası bazen hızlı kesilir (Reuters)
Vladimir Putin'e ters düşmenin cezası bazen hızlı kesilir (Reuters)

John Kampfner 

Tüm bunların nedeni bir adamın, sığınakta saklanan bir adamın, nefreti ve korkusu. Onun emriyle canıma kastedilmesinden sağ kurtularak onu ölesiye gücendirdim. Ve sonra daha da ciddi bir suç işledim: Gidip saklanmadım. Bu da sığınağındaki bu küçük hırsızı çileden çıkarıyor.

Rusya'da yargılanırken mahkeme salonundaki bir kafesin içinde tutulursunuz. Bu durum Aleksey Navalni'nin ezeli düşmanı Vladimir Putin'e elindeki tek araçla, yani sözlerinin gücüyle meydan okumasına engel olmadı.

Kırılgan bir diktatör için siyasi muhalefetten daha kötü tek bir suç vardır: alaya alınmak. 10 yılın büyük bir bölümünde Putin'in servetini ve mafya tarzı suç bağlantılarını araştıran Navalni ortaya çıkardığı verileri bazen ciddiyetle, bazen de Kremlin'deki adamla dalga geçerek filmlerine, vloglarına ve bloglarına komik mimlerle serpiştirdi. Putin onu susturmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Bir değil iki kez zehirlenmesini sağladı. Navalni olağanüstü bir şekilde hayatta kalsa da hapse atıldı, cezası düzenli olarak uzatıldı ve sağlığı giderek kötüleşti. 

Muhalefetin bu cesur liderini, önceki günlerde uçağı gökyüzünden düştüğünde suikasta uğradığı düşünülen paralı haydut Yevgeni Prigojin'le kıyaslamak akıl dışı görünebilir. Hem infaz şekli hem de başlangıçtaki kayıtsızlığı açısından, bütün belirtiler Putin'in intikamına işaret ediyordu.

Rusya'nın askeri müesses nizamına saldırdığı ve gittikçe daha konuşkan bir hal aldığı videolarında ve ardından hazirandaki tuhaf Moskova baskını girişiminde Prigojin'in yaptığı şey, Putin'i gülünç duruma düşürmekti. Siyasetçiler, gazeteciler ya da eski ajanlar sakıncalı gerçekleri ortaya çıkardığında genellikle olduğu gibi, cezası nispeten hızlı verildi.

Yöntemler çok ve çeşitli: zehirleme, silahla vurma, uçak kazası ve en basiti de gizemli bir şekilde pencereden düşme. Bunlar bazen gizlice yapılsa da meydan okumanın tehlikeleri hakkında bir sinyal göndermek için çoğu zaman göz önünde gerçekleştirilir. Dürüst olmak gerekirse hedef gözeterek işlenen cinayetler, Putin'in iktidara geldiği 2000'den önce başladı. 1990'lardaki bu tür olaylar genellikle Çeçen liderliğinin imzasını taşıyordu. Ya da suç çeteleri (ve onların siyasi efendileri) birbirleriyle hesaplaşıyordu. Putin ise devlet eliyle yapılan suikastları endüstriyel bir boyuta taşıdı.

Birleşik Krallık ve Rusya arasındaki önceki anlaşmazlığa Aleksandr Litvinenko cinayeti yol açtı (Reuters)
Birleşik Krallık ve Rusya arasındaki önceki anlaşmazlığa Aleksandr Litvinenko cinayeti yol açtı (Reuters)

Navalni ve Mart 2018'de Salisbury'de zehirlenen, askeri istihbarat servisi GRU'nun eski subayı olan Britanyalı çifte ajan Sergey Skripal olayındaki gibi nadiren başarısız oluyorlar. Böyle bir durumda da işi eline yüzüne bulaştıran sorumlular alenen azarlanıyor. Skripal ve kızı, öğle yemeği yedikleri bir pizza restoranının yakınındaki bir bankta bulundu. Suni komaya sokulan baba-kız, mucizevi bir şekilde hayatta kaldı. Britanyalıların saldırıyı gerçekleştirmekle suçladığı iki Rus ajanı daha sonra Rus televizyonuna çıkarak bu "güzel" şehre "tüm dünyanın en ünlülerinden olan" katedral kulesini ziyaret etmek için gittiklerini iddia etti. Kanalın yöneticisi ve Putin'e yakın olan spiker kahkahalarını güçlükle bastırabildi. Bu kısa şöhret anında onları küçük düşürmenin amaçlandığı açıktı.

Çok sayıda suikastın içinde öne çıkan bir fotoğraf var. Bu, Putin'i sözünü sakınmadan eleştiren eski KGB ajanı Aleksandr Litvinenko'nun, Kasım 2006'daki ölümünden kısa süre önce hastane yatağında gözlerini dikip bakarken çekilmiş fotoğrafı. Litvinenko, Londra'nın Mayfair semtinin göbeğindeki bir otelde, nadir bulunan güçlü bir radyoaktif izotop olan polonyum-210 karıştırılmış yeşil çay içti. Başarıyla başarısızlık arasındaki fark çok göz önünde: Britanyalıların söylediğine göre cinayeti işleyen iki Rus'tan biri olan Andrey Lugovoy, parlamento üyesi yapılarak ödüllendirildi.

Londongrad (Britanya'nın başkenti zamanla böyle anılmaya başlandı) ve çevresi suikastların düzenli mekanı haline geldi. Aleksandr Perepiliçniy, Rusya'nın kara para aklama planlarıyla ilgili İsviçre'nin yürüttüğü bir soruşturmaya yardım ettikten sonra 2009'da Britanya'ya sığındı. Perepiliçniy üç yıl sonra Surrey'nin Weybridge kasabasında yer alan seçkin ve güvenlikli bir sitedeki evinin yakınlarında koşuya çıktıktan sonra ölü bulundu. Adli tıp görevlisi resmen herhangi bir cinayet belirtisi kaydetmese de özellikle bilinen herhangi bir sağlık sorunu olmadığı için Perepiliçniy'nin ölümü soru işaretlerine yol açtı.

Boris Berezovski'nin Mart 2013'te Ascot yakınlarında yer alan malikanesindeki ölümü de aynı derecede merak uyandırdı. Berezovski'nin cesedi kilitli bir banyoda, boynuna ip bağlanmış halde bir koruma tarafından bulundu. Putin'in siyasi yükselişinde rol oynayan oligark ve siyaset uzmanı Berezovski, hasta Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in ailesini, ülkeyi elitler adına yönetebilecek birini bulduğuna ikna etmişti. Bu ilk görevinde başarıya ulaştıktan sonra hamisi tarafından olağanüstü bir dışlanmaya maruz kalan Berezovski, sürgünde giderek daha da hırçın bir muhalif figür halini aldı. New Statesman'ın genel yayın yönetmeni sıfatıyla 2006'da başkanlık ettiğim bir öğle yemeğine konuk olduğunda kendisiyle bir kez görüştüm. Küstah, görgüsüz, öfkeli bir dinamo gibi olan ve sabit bir ahlak anlayışı ya da bağlılığı bulunmayan Berezovski, Rusya'daki güç dinamikleri hakkında büyüleyici bilgiler verdi. Geriye dönüp bakınca Prigojin'in asker olmayan versiyonu gibi görülebilir; "düşmanımın düşmanı" kategorisine giren Berezovski'nin tarihe bıraktığı tek mirası, Putin'e muhalefeti oldu.

Kremlin saklanacak hiçbir yer olmadığını; hiçbir ülkenin, hiçbir güvenlikli sitenin suikastçıdan korunacak güvenliği sağlamadığını göstermeyi sever. Bazen de işini eve daha yakın bir yerde halletmekten hoşlanır. Şubat 2015'te, Putin döneminin en cüretkar siyasi infazlarından birinde Boris Nemtsov, Kremlin'in yanındaki bir köprüde yakın mesafeden vurularak öldürüldü. Nemtsov akşam yemeğine çıktıktan sonra kız arkadaşıyla yürüyordu. Eski bir Bölge Valisi ve Yeltsin döneminde Başbakan Yardımcısı olan Nemtsov, önde gelen bir muhalif figür halini almıştı. Putin’in "kişisel sorumluluğunu" üstlendiği soruşturmada Kuzey Kafkasya'dan 5 kişi hapse atıldı. Ve hepsi bu kadar.

Öldürülen gazeteci Anna Politkovskaya'nın portresinin önüne bir kadın çiçek bırakıyor​ (AP)​​​​​​
Öldürülen gazeteci Anna Politkovskaya'nın portresinin önüne bir kadın çiçek bırakıyor​ (AP)​​​​​​

Araştırmacı gazeteci Anna Politkovskaya'nın öldürülmesi muazzam bir tepki çekti. Putin döneminin epey başlarıydı ve bu tür olaylar henüz sıradanlaşmamıştı. Politkovskaya, Ekim 2006'da süpermarketten evine döndükten sonra Moskova'daki dairesinin asansöründe vurularak öldürüldü. Politkovskaya'nın Çeçenistan'daki ikinci savaş sırasında yaşanan insan hakları ihlalleri üzerine yaptığı haberler onu mimlenmiş bir kadın haline getirmişti.

İşte Rusya ve ötesindeki diğer vakalardan bazılarının kısa bir özeti:

Sergey Magnitski, tedavi talebinin reddedilmesinin ardından 2009'da hapishanede kalp krizi geçirerek öldü. Magnitski üst düzey yolsuzlukları ortaya çıkarmak için sürgündeki Amerikalı iş insanı Bill Browder'la birlikte çalışıyordu. Birçok ülkede uygulamaya konan Magnitski Yasası, artık devlet suçlarına karışan Rusları engellemek için kullanılan bir terim.

Öğretmen ve Çeçenistan'daki Memorial adlı insan hakları örgütünün başkanı Natalya Estemirova'nın cansız bedeni, 2009'da Çeçenistan'ın komşusu İnguşetya'daki bir çukurda bulundu.

Putin iktidarının başlamasından sadece iki ay sonra, Rusya'nın en karizmatik ve popüler gazetecilerinden Artyom Borovik'in uçağı düştü. 90'ların liberalizminden istifade eden Borovik, Top Secret adlı TV programında çeşitli haberleri açığa çıkarmıştı. Bunu yaparken de pek çok düşman edinmişti.

O dönem Ukrayna'nın muhalefet lideri olan Viktor Yuşçenko, Moskova yanlısı Başbakan Viktor Yanukoviç'e karşı Batı yanlısı bir politika yürüttüğü 2004 cumhurbaşkanlığı seçimleri kampanyası sırasında zehirlendi. Yuşçenko akşam yemeği yerken zehirlendi. Yüzünün ve vücudunun görüntüsü bozulsa da hayatını kaybetmedi. "Turuncu Devrim"in bir kısmını oluşturan sokak eylemlerinin ortasında Yuşçenko'nun bu seçimdeki nihai zaferi, Ukrayna'nın bağımsızlaşması yönünde atılan en çarpıcı adımlardan biriydi.

Daha sonraki yıllarda pencereden düşme, birinin işini bitirmenin daha popüler bir yolu haline geldi. Ağustos 2022'de, Washington DC'de yaşayan Letonya asıllı Amerikalı bankacı ve Putin karşıtı Dan Rapoport'un kaderi de bu oldu. Bundan 5 yıl önce Moskova'daki iş ortağının da başına aynı şey gelmişti. Giderek daha popüler hale gelen bir başka yöntem de "intihar süsü verilen" ölümler oldu. Aynı yılın nisanında İspanya'nın tatil beldesi Lloret de Mar'da oligark Sergey Protosenya, eşi ve kızıyla birlikte ölü bulundu. Kızıyla eşi bıçaklanmış, Protosenya ise asılmıştı. Kovid aşısının geliştirilmesinde görev alan bir bilim insanı olan Aleksandr Kaganski, St. Petersburg'da yüksek bir katta yer alan dairesinden Aralık 2020'de düştü. Polisin söylediğine göre Kaganski kendisini bıçakladıktan sonra aşağı atladı. Diğer yerler arasında Berlin (muhalifler ve cinayetler için popüler bir tercih) ve Birleşik Arap Emirlikleri bulunuyor.

Günümüze dönelim: Rusya ve Britanya çifte vatandaşı muhalif aktivist Vladimir Kara-Murza 2015 ve 2017'de iki başarısız zehirleme girişiminin hedefi oldu. Daha sonra Almanya'daki bir laboratuvar, Kara-Murza'nın organlarında yüksek düzeyde cıva, bakır, manganez ve çinko buldu. Kara-Murza iyileşip çalışmalarına devam etse de bunların sonucunda Mart 2023'te 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı; bu süre Rusların cezalandırma yöntemlerine alışkın gözlemcileri bile hayrete düşürdü.

Üzerine kimyasal madde atılan Aleksey Navalni, eşi Yulya tarafından tedavi ediliyor (AP) 
Üzerine kimyasal madde atılan Aleksey Navalni, eşi Yulya tarafından tedavi ediliyor (AP) 

Navalni'ye gelince; onun hayatta kalmaması gerekiyordu. 2017'deki ilk olayda kimliği belirsiz kişiler yüzüne yeşil boya fırlattı. Bir gözündeki görme yetisini kısmen kaybetti. 2020'deyse bir kampanya gezindeki Navalni, Sibirya'nın Tomsk kentinden Moskova'ya dönerken uçakta şiddetli bir şekilde hastalandı. Bir yolcunun cep telefonuyla çektiği videoda olay kaydedildi. Navalni acı içinde çığlık atarken, ticari yolcu uçağı yakındaki Omsk şehrine acil iniş yaptı. Eğer pilotun, karadaki acil tıp teknikerlerinin ve çabucak götürüldüğü Almanya'daki doktorların olağanüstü kıvrak zekası olmasaydı, Navalni ölecekti. İyileşme döneminde 5 ay Berlin'de kalan Navalni, Rusya'ya döner dönmez tutuklandı.

Halihazırda parmaklıklar ardındaki Navalni, uzun yıllar orada kalmaya hazırlanıyor. Yine de meydan okumaya devam ediyor. Halen Almanya'da olduğu dönemde Navalni, Putin ve yakın çevresini ifşa ettiği filmlerden birinde onu zehirlemek için gönderilen ajanlardan biriyle röportaj yapmayı başardı. Bu epey komik, tüyler ürpertici ve büyüleyici bir şey.

John Kampfner'ın yeni kitabı In Search of Berlin (Berlin'in Peşinde) 5 Ekim'de yayımlanacak.

Independent Türkçe



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.