Mali ordusu ile Azavad arasındaki çatışma Cezayir'in nefesini kesiyor

Wagner, hükümet güçlerini destekliyor ve barış anlaşmasının yakında sona ereceği konusunda uyarıyor

Sahel bölgesindeki kaostan tek kazançlı çıkan terör örgütleri oldu (Twitter)
Sahel bölgesindeki kaostan tek kazançlı çıkan terör örgütleri oldu (Twitter)
TT

Mali ordusu ile Azavad arasındaki çatışma Cezayir'in nefesini kesiyor

Sahel bölgesindeki kaostan tek kazançlı çıkan terör örgütleri oldu (Twitter)
Sahel bölgesindeki kaostan tek kazançlı çıkan terör örgütleri oldu (Twitter)

Ali Yahi 

Mali ordusu ile Azavad güçleri arasındaki silahlı çatışmalar, sponsor olduğu barış ve uzlaşma anlaşmasının Sahel'de istikrar sağlayacağına inanan Cezayir'in nefesini kesiyor.

Savaş alanının genişlemesi ve Rus Wagner militanlarının temsil ettiği yabancı unsurların gerilim hattına girmesi Kuzey Afrika ülkesinin kaygısını artırıyor.

Nijer ve Burkina Faso'da hızlanan olaylar ve artan terör faaliyetleri ortasında bu durum, bölgeyi kaosa sürükleyecek.

Savaş haberleri, beşeri ve maddi kayıplar Sahel bölgesinde, özellikle de Mali'nin kuzeyinde alışılmış haline geldi.

Zira Mali ordusunun, meseleyi belirli çıkarların elde edilmesi olarak gören taraflardan destek alan etnik ayrılıkçı bir ordu olduğu göz önüne alındığında belki de Cezayir'in güney sınırına yakın Azavad'da Mali ordusu ile silahlı cepheler arasında yaşanan çatışmalar, terör saldırılarından daha endişe verici. Bu da bölgeyi bir yol ayrımına getiriyor. 

Mali, ilk silahlı çatışmasına 11 Ağustos Cuma akşamı Azavad'daki silahlı cephelerle, Timbuktu yakınlarındaki Bir bölgesinde Rus Wagner güçlerinin yardım ve liderliğiyle girdi.

Bölge, özellikle El-Kaide'ye bağlı Cemaat Nusret el-İslam vel Müslimin (CNIM) örgütü ile Mali ordusu ve Wagner üyeleri arasındaki çatışmalardan sonra terör örgütlerinin olay yerine girmesi nedeniyle tehlikeli bir güvenlik durumuna tanık oluyor. 

Terör örgütü IŞİD ile Mali hükümet güçleri arasında başka çatışmalar da yaşanıyor. Bu durum, Azavad Hareketleri Koordinasyonu'nun terörist gruplarla herhangi bir ilişkiyi reddetmesine rağmen Azavad ile aşırılık yanlısı gruplar arasında bir ittifak olduğuna dair şüpheleri artırdı. 

Karşılıklı suçlamalar

Durum, sınırlı bölgelerde karşılıklı ateş açılmasıyla da bitmezken, daha ziyade kışlalara saldırmanın ve askeri güçlere saldırmanın ötesine geçti.

Ara sıra çatışmalar yaşanmasına ve çatışmaların ülkenin kuzeyini kapsamasına rağmen, her iki tarafın da Cezayir Anlaşması'ndaki konumuna ve açıklamalarına bağlılığı ortasında Mali ordusunun Gao şehrinin kuzeyinde hava kuvvetlerine ait bir helikopteri düşürdüğünü duyurması, güç dengelerindeki gelişmeleri endişe verici şekilde ortaya koyuyor.

Azavad hareketlerini temsil eden Kalıcı Stratejik Çerçeve, yaptığı yazılı açıklamada 
Bamako'daki geçiş hükümetinin barış ve uzlaşma anlaşmasını ihlal ettiğini belirtti.

Stratejik Çerçeve, Mali ordusunun üslere saldırısının, 2014 güvenlik düzenlemelerinin açık bir ihlali olduğunu söyledi. 

Stratejik Çerçeve, Wagner grubunun, Birleşmiş Milletler (BM) pahasına inşa edilen stratejik tesisleri, esas olarak bu özel paralı asker şirketini terör örgütlerinin kara listesinde sınıflandıran ülkelerin desteğiyle sömürmesini kınarken, bu durumun uluslararası sözleşmelerin ihlali olduğuna dikkat çekti.

Şu anda Mali'de iktidardaki Askeri Geçiş Konseyi ile savaş döneminde olduklarını açıklayan Stratejik Çerçeve ayrıca, Azavad bölgesi sakinlerini savaş çabalarına katkıda bulunmak ve vatanı savunmak ve korumak için yardım etmeye ve sahaya çıkmaya çağırdı.

Barış anlaşması

Bölgedeki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uluslararası ilişkiler konusunda uzman Amerikalı araştırmacı Irina Zuckerman, anlaşmazlıkların Mali'nin kuzeyinde bir çatışmaya yol açabileceği, bunun da Sahel bölgesini ve Batı Afrika'yı etkileyeceği ve teröristlere genişleme fırsatı verebileceği konusunda uyardı.

Zuckerman, çeşitli yönlerden sorunlarla çevrili olması durumunda hükümetin, Azavad bölgesini kaybedebileceğini dile getirdi. 

ABD RAND Güvenlik Danışmanlığı Merkezi'nde araştırmacı olan Michael Shurkin, bu görüşe destek verdi. Çatışmayı kim kazanırsa kazansın kaybedenin Mali Devleti olduğuna dikkati çeken Shurkin, iki tarafın da gerilimi azaltmak için çalışmasının beklendiğini, çünkü Mali'nin, kafasında yarık açmak gibi bir kavgaya ihtiyacı olmadığını vurguladı. 

Devam eden çatışmalar karşısında ve barış ve uzlaşma anlaşmasını koruma çabası içerisinde Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf, Mali'deki tüm tarafları Mayıs 2015'te imzalanan barış anlaşmasını uygulamaya devam etmeye çağırdı.

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Mali, ülkede Cezayir sürecinden kaynaklanan barış ve uzlaşı anlaşmasını iyi niyetle, hiçbir tereddüt ve çekince olmadan bir siyasi irade temelinde hayata geçirerek, ülkenin ve tüm bölgenin maruz kaldığı terör saldırılarına direnebilecek bir iç cephe kurabilir" dedi. 

Cezayir'in, bu anlaşmanın uygulanmasında ilerlemek için Mali ile birlikte çalışmaya hazır olduğunu yineleyen Attaf, çünkü bunun bu ülkenin güvenliğini, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve istikrarını koruyan bariyeri oluşturduğunu vurguladı. 

Garantör Cezayir

Bu bağlamda Afrika meseleleriyle ilgilenen Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Mebruk Kahi, Cezayir Anlaşması'nın Mali hükümeti ile Mali'nin kuzeyindeki Azavad hareketlerini bir araya getiren bir çerçeve anlaşma olduğunu söylerken, "Cezayir, bu anlaşmanın garantörüdür" dedi. 

Anlaşmanın meşruiyetini, ciddiyetini ve uygulanabilirliğini sahada kanıtladığını belirten Kahi, Mali'nin, Bamako'daki geçici iktidar otoritesinin, Moskova'ya yaklaşması ve güvenlik koordinasyonunun yanı sıra aralarında en üst düzeyde ziyaret alışverişinde bulunmasıyla uluslararası çatışma modeli haline geldiğine dikkat çekti.

Profesörü Mebruk Kahi ayrıca, "Buna, bölgesel ve uluslararası istihbarat servisleriyle uğraşan işlevsel terörist grupların hareketinin yanı sıra, Fransız tarafıyla ilişkilerdeki gerilim de eşlik ediyor" dedi. 

Profesör, Cezayir'in komşu ülke olduğunu ve çatışmanın sonuçlarından doğrudan etkilendiğini, bu nedenle krizin çözümü için her türlü çabayı gösterdiğini ve Malilileri bu sarmaldan çıkmak için diyaloga teşvik ettiğini vurguladı.

Ayrıca bir ülkede merkezi otoritenin çökmesi ve kaosun yayılması durumunda uluslararası hukukun, komşu ülkeye belirli sınırlar dahilinde güvenli bir askeri bölge dayatmasına izin verdiğini açıkladı.

Kahi, "Cezayir, herhangi bir işlevsel rol oynamayacak ve herhangi bir gücün yerini almayacak veya değiştirmeyecek. Ayrıca komşu ülkeye veya başka bir ülkeye zarar verecek hiçbir askeri harekata da katılmayacak. Ancak uluslararası meşruiyet çerçevesinde bölgesel bir güç ve bölgenin güvenliğinin garantörü olarak tüm sorumluluklarını taşıyor" dedi. 

Tek arabulucu Cezayir

Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi'ndan siyasi aktivist P. Ag Mahmud ise Azavad hareketlerinden bir heyetin Cezayir'e yaptığı ziyarette, Bir bölgesi olayı öncesinde, bir süredir duraksayan ve artık umulduğu gibi ilerlemeyen barış ve uzlaşı anlaşmasının geleceğine değindiğini söyledi. 

Cezayir'i Sahel'de çok sayıda dostu olduğuna, ancak artık durumun değiştiğine ve kuzey komşusunun da kıyıdaki yeni politikayı kabul etmesi ve ona eşlik etmesi gerektiğine dikkati çeken Mahmud, "Sahel bölgesinde neler olduğunu yalnızca Cezayir biliyor" dedi. 

Aktivist, Bir bölgesindeki durumun Azavad hareketleri ile Mali hükümeti arasındaki sorunlar nedeniyle karmaşık hale geldiğini söylerken, "Mali ordusu, MINUSMA güçlerinin çekildiği üsleri ele geçirme girişimi sonrasında ortaya çıkan gergin durumun sorumluluğunu üstleniyor" şeklinde konuştu. 

"Daha önceki güvenlik anlaşmalarına göre Azavad'a ait olduğu için Mali ordusunun giremediği alanlar var" diyen Mahmud, Wagner grubundan Rus askerlerinin varlığına dair ise bunların Azavad hareketlerine karşı Mali ordusuna eşlik eden güçler olduğunu söyledi.

Ayrıca bunun, durumu zorlaştırdığını ve kıyıdaki vatandaşları ve güvenliği tehdit ettiğini dile getirdi.

P. Ag Mahmud, bölgeyi istikrara kavuşturmak için her bir tarafın kendi sorumluluklarını üstlenmesi ve Cezayir Barış ve Uzlaşma Anlaşması yürürlüğe girene kadar kendi pozisyonlarında kalması gerektiğini vurguladı.

Ayrıca yeni yöneticilerin müzakerelere katılmadığına, barış belgesini imzalayanın ise eski rejim olduğuna dikkati çekti. 

Siyasi aktivist ayrıca, "Cezayir'in bölgede olup bitenlere uzak durması mantıksız. Tüm anlaşmanın taraflarıyla iletişim kanallarını açmak onun görevidir" şeklinde konuştu.

Her iki tarafın da müttefiklerinden destek beklemesi karşısında müzakerelerin yapılmamasını eleştiren Mahmud, arabulucu olduğu için Cezayir'in tek başına krize müdahale edebileceğini dile getirdi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.