Hamas yetkilisi Ebu Merzuk: Arap halkları, İsrail'le normalleşmeyi benimsemedihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4571421-hamas-yetkilisi-ebu-merzuk-arap-halklar%C4%B1-i%CC%87sraille-normalle%C5%9Fmeyi-benimsemedi
Hamas yetkilisi Ebu Merzuk: Arap halkları, İsrail'le normalleşmeyi benimsemedi
Hamas Uluslararası İlişkiler Ofisi Başkanı Musa Ebu Merzuk, Arap halklarının, İsrail'in bazı Arap ülkeleriyle yaptığı normalleşme anlaşmalarını benimsemediğini belirtti
Hamas yetkilisi Ebu Merzuk: Arap halkları, İsrail'le normalleşmeyi benimsemedi
Musa Ebu Merzuk (AA)
Ebu Merzuk, İstanbul'da Taksim Camii Kültür Sanat Merkezinde düzenlenen "Orta Doğu'nun Geleceğinde Filistin'in Yeri" başlıklı programda konuştu.
ABD'nin Orta Doğu'da etkisinin azaldığını, Rusya ve Çin'in bölgde ve Afrika'da etkin ve aktif bir güç olmaya başladığını savunan Ebu Merzuk, "Çin Filistin meselesinin Orta Doğu'nun anahtarı olduğunu biliyor. Bu sebeple Orta Doğu'da etkin ve aktif bir güç olmak için bu konuda adımlar atıyor, Hamas ile Ramallah yönetimini bir araya getirmeye çalışıyor" dedi.
Savaşların devletlerin haritasını çizdiğine işaret eden Ebu Merzuk, 1. Dünya Savaşı sürecinde Balfour Deklarasyonuyla İngiltere'nin İsrail devletinin kuruluşunun önünü açtığını hatırlattı.
Ulusal devletlerin kurulduğu bir dönemde İngiltere'nin İsrail'in kuruluşuna izin verdiğini belirten Hamas yetkilisi, 2. Dünya Savaşı sonrası yaşanan "Soğuk Savaş" döneminde, Filistin topraklarının İsrail'in eline geçtiğini, 1991'de Sovyetler Birliğinin yıkılmasından bugüne kadar "Filistin meselesinin" büyük hüsranlar yaşadığını söyledi.
"ABD ve Avrupa demokratik bir İsrail'i destekledi ancak İsrail aşırı sağcı bir devlet haline geldi" diyen Ebu Merzuk, İsrail'deki mevcut yönetimin, Filistin'le müzakerelere karşı olduğunu vurguladı.
Ebu Merzuk, Hamas'ın, 2007 seçimlerinde kazandığı başarının ardından hem Gazze'yi yönettiğini, hem de İsrail'e karşı direniş gösterdiğini ve Filistin topraklarında direniş hareketlerine destek olduğunu ifade etti.
ABD'nin Filistin meselesindeki çözüm önerilerinin başarısız olmasından sonra Hamas'ın direnişe daha da önem verdiğini söyleyen Ebu Merzuk, "Hamas siyasi bir aktördür. Tüm uluslararası güçlerin kapısını çaldığı bir yapı haline gelmiştir" şeklinde konuştu.
Son dönemde İsrail'in bazı Arap ülkeleriyle yaptığı anlaşmaları hatırlatan Hamas Uluslararası İlişkiler Ofisi Başkanı Musa Ebu Merzuk, "Arap halkları, İsrail'le normalleşmeyi, bu şekilde gelişen siyasi anlayışı benimsemedi. Bu halklar, İsrail'in nasıl zorluklara sebep olduğunu açık bir şekilde görüyor" dedi.
Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuğunda 2020 yılından itibaren bazı Arap ülkeleri ile İsrail arasında "Abraham Anlaşmaları"yla normalleşme sürecine girilmişti.
Beyaz Saray: Trump, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine karşı çıkıyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5239124-beyaz-saray-trump-i%CC%87srailin-bat%C4%B1-%C5%9Feriay%C4%B1-ilhak-etmesine-kar%C5%9F%C4%B1-%C3%A7%C4%B1k%C4%B1yor
Beyaz Saray: Trump, İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine karşı çıkıyor
Fotoğraf: AFP
Reuters, Beyaz Saray’dan bir yetkilinin dün, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine karşı olduğuna dair bir yenilenen bir açıklamasını aktardı.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre yetkili, Batı Şeria'daki istikrarın İsrail'in güvenliğini koruduğunu ve ABD yönetiminin bölgede barış sağlanması hedefiyle uyumlu olduğunu söyledi.
Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres dün, İsrail Güvenlik Kabinesi'nin işgal altındaki Batı Şeria'nın ‘A’ ve ‘B’ bölgelerinde bazı idari ve yürütme tedbirleri alınmasına izin verme kararından duyduğu ciddi endişeyi dile getirerek, bu kararın iki devletli çözümün geleceğini tehlikeye attığı uyarısında bulundu.
Guterres yaptığı açıklamada, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında varlığını sürdürmesi de dahil olmak üzere bu tür önlemlerin, Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) da belirttiği üzere, istikrarı bozmakla kalmayıp aynı zamanda yasa dışı olduğunu söyledi.
İsrail'den bu tedbirleri geri çekmesini isteyen BM Genel Sekreteri, tüm tarafları, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları ve uluslararası hukuka uygun olarak iki devletli çözüm olan kalıcı barışa giden tek yolu korumaya çağırdı.
İsrail haber sitesi Ynet pazar günü, İsrail kabinesinin Batı Şeria'daki tapu ve mülkiyet prosedürlerinde yapılan temel değişiklikleri onayladığını ve Filistinlilere ait evlerin yıkılmasına izin verdiğini bildirdi.
Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'nın A bölgesinde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını aktardı.
İsrail’in bu son hamleleri Arap ve İslam ülkeleri tarafından tepkiyle karşılandı. Bu ülkelerin dışişleri bakanları, İsrail'in Batı Şeria'da yeni bir hukuki ve idari gerçeklik dayatmayı ve böylece burayı ilhak etme girişimlerini hızlandırmayı amaçlayan son kararlarını ve tedbirlerini kınadılar.
Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, Suudi Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan ortak bir açıklamada, İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde egemenliği olmadığını teyit ederek İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da genişlemeci politikalarını ve yasadışı önlemlerini sürdürmemesi konusunda uyardılar.
Ürdün'ün başkenti Amman’da, Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, ‘Yahudi yerleşim yerlerini sağlamlaştırmayı ve İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenliğini dayatmayı amaçlayan’ yasadışı önlemleri reddettiklerini ve kınadıklarını teyit ettiler.
Ramallah'taki Filistin Devlet Başkanlığı, İsrail hükümetinin Batı Şeria ile ilgili kararlarını ‘tehlikeli ve Filistinlilerin varlığını hedef alan’ olarak nitelendirdi.
Filistin Haber Ajansı WAFA, Filistin Devlet Başkanlığı’nın bu kararları ‘Filistin halkına karşı topyekûn savaş ve ilhak ve yerinden etme planlarının uygulanması’ bağlamında bir adım olarak nitelendirdiğini aktardı.
DMUK, Suriye'nin katılımını memnuniyetle karşılarken Suriye ile yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit ettihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5239121-dmuk-suriyenin-kat%C4%B1l%C4%B1m%C4%B1n%C4%B1-memnuniyetle-kar%C5%9F%C4%B1larken-suriye-ile-yak%C4%B1n-i%C5%9F-birli%C4%9Fi
DMUK, Suriye'nin katılımını memnuniyetle karşılarken Suriye ile yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti
Pazartesi günü Riyad'da DMUK siyasi direktörleri toplantısı düzenlendi (SPA)
DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) dün, Suriye hükümetini koalisyonun 90’ıncı üyesi olarak kabul etti. DMUK, pazartesi günü Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'da Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid el-Hureyci ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın başkanlığında düzenlenen siyasi direktörler toplantısında yayınlanan ortak bildiride, hükümetle yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu teyit etti.
Katılımcılar, toplantıya ev sahipliği yapan Suudi Arabistan'a ve terörle mücadele ve istikrarın sağlanması için bölgesel ve uluslararası çabaları destekleme konusunda sürdürdüğü rolüne teşekkürlerini ifade ederek, üye devletleri Suriye ve Irak'ın çabalarına doğrudan destek sağlamaya teşvik ettiler.
Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında, kalıcı ateşkes ve Suriye'nin kuzeydoğusunda sivil ve askeri entegrasyon için düzenlemeler de dahil olmak üzere kapsamlı bir anlaşma yapılmasını memnuniyetle karşıladılar.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi, Riyad'da düzenlenen toplantıya başkanlık etti (SPA)
Suriye hükümetinin DAEŞ ile mücadelede ülke çapında liderliği alma niyetini kaydettiler ve DAEŞ ile mücadelede SDG’nin yaptığı fedakarlıklara ve DAEŞ'i yenme operasyonunda Irak hükümetinin sürdürdüğü liderliğe olan takdirlerini ifade ettiler.
Katılımcılar, tutuklu DAEŞ’lıların hızlı ve güvenli bir şekilde nakli, üçüncü ülke vatandaşlarının ülkelerine geri gönderilmesi, el-Hol ve Roj mülteci kamplarındaki ailelerinin geldikleri ülkelere onurlu bir şekilde yeniden entegrasyonu ve bu ülkelerde örgütü yenilgiye uğratma operasyonunun geleceği konusunda Suriye ve Irak ile koordinasyonun sürdürülmesi gibi önceliklerini yeniden teyit ettiler.
DMUK savunma yetkilileri, diplomatik ve askeri kanallar arasındaki yakın koordinasyonu vurguladılar. Katılımcılar ise devam eden tutuklu nakilleri de dahil olmak üzere DEAŞ’ı yenilgiye uğratma operasyonundaki son durum hakkında brifing aldılar.
DMUK üyeleri, ülkeleri Suriye ve Irak'ın çabalarına doğrudan destek sağlamaya teşvik etti (SPA)
DEAŞ üyelerini güvenli bir şekilde gözaltına alma konusunda Irak'ın çabalarını öven yetkililer, Suriye'nin DEAŞ’lıları ve ailelerini barındıran gözaltı tesisleri ve mülteci kamplarının sorumluluğunu üstlenmesini memnuniyetle karşıladılar. Ayrıca, ülkelerin Irak ve Suriye'den vatandaşlarını geri göndermekle yükümlü olduklarını yinelediler.
Irak'ın liderliğine teşekkürlerini ifade ettiler ve tutukluların Irak hükümetinin gözetimine devredilmesinin bölgesel güvenlik için hayati önem taşıdığını kabul eden katılımcılar, Irak ve Suriye’de DEAŞ’ı yenilgiye uğratma konusundaki ortak taahhütlerini yinelediler ve hükümetlerini örgütün tutuklularını güvence altına alma konusunda desteklemeye devam edeceklerine söz verdiler.
SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5239049-sdg%E2%80%99nin-devlet-kurumlar%C4%B1na-entegrasyonu-hayata-ge%C3%A7irilebilecek-mi-yoksa-ciddi
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?
Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)
Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.
Karşılıklı çıkar
Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti
Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.
Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.
Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)
Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.
Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.
Ayrıca SDG ve Asayiş’in isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.
Uygulamada engeller
Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı
SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.
Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.
Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.
Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.
Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.
Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.
Sivil ortak arayışı
Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar
PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.
Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)
Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.
Entegrasyonun önündeki 3 temel engel
El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı
Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.
Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.
İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.
Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.
Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة